Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Fârig olmazlar belâlar mübtelâlardır bana
Ahmediyyü'l-meşrebem hemdem belâlardır bana
Tîrler kavs-i kazâdan kim yağar yağmur tek
Her biri mihr ü vefâ şehd-i şifâlardır bana
Dem-be-dem zevk u safâ cevr ü cefâlardan gelür
Nâz u istignâ-yı dilber dil-rübâlardır bana
Bülbülân-ı hoş hevâlar tek nevâ-sâzam diyü
Gonçe-veşlerden dem-â-dem es-salâlardır bana
Tâlib-i dîdâram ammâ hemdemimdir iştiyâk
Âh u feryâdım dem-â-dem reh-nümâlardır bana
Sîm ü zerden fârigam kim gûşe-i vîrânede
Güft ü gûy-ı dil-rübâlar kîmyâlardır bana
Dem-be-dem durmaz döner gönlüm esîr-i zülfdür
Unsurumdan gãlibâ gãlib hevâlardır bana
Eksik olmaz bâdeler peymânemizden kim müdâm
Bâde-keşlerden gelen hayr du‘âlardır bana
İtmezem Mîr Nigârî iştikâ ikrâh kim
Ol cefâlar kim gelür Hakdan safâlardır bana

Günümüz Türkçesiyle

1. Belalar benden ayrılmaz, bana tutkundurlar; Ahmed meşrepliyim (Peygamber'in yolundayım), belalar her an bana yoldaştır.

2. Kaza yayından yağmur gibi yağan oklar, her biri bana sevgi, vefa ve şifa balıdır.

3. Zevk ve safa her an cevirden ve cefadan gelir; sevgilinin nazı ve umursamazlığı bana gönül çelen güzellerdir.

4. Güzel sesli bülbüller gibi nağme düzerim diye gonca gibi güzellerden bana her an davetler gelir.

5. Sevgilinin yüzünü isteyenim, ama yoldaşım özlemdir; ahım ve feryadım her an bana yol gösterir.

6. Gümüşten ve altından elimi çekmişim; çünkü yıkık köşede gönül alıcıların sözleri bana kimyadır.

7. Gönlüm zülfün esiri olduğu için durmadan döner; galiba unsurlarım içinde bana hâkim olan havadır (hevâdır).

8. Kadehimizden şarap eksik olmaz; çünkü şarap içenlerden bana sürekli hayır dualar gelir.

9. Ey Mîr Nigârî, şikâyet etmem, (cefadan) tiksinmem; çünkü Hak'tan gelen o cefalar bana safadır.

Edebî ve Tarihî Yorum

İlk beyitteki "Ahmediyyü'l-meşrebem", Ahmed'in, yani Hz. Muhammed'in meşrebindenim demektir ve gazelin bütün düşüncesini taşır. Peygamberlerin insanların en çok belaya uğrayanları olduğunu bildiren hadis, tasavvuf geleneğinde belanın bir yakınlık işareti sayılmasına dayanak olmuştur. Nigârî kendini bu yola bağlar: bela onun yoldaşıdır, hatta belalar ona tutkundur. "Mübtelâ" kelimesi burada tersine çevrilmiştir; âşık belaya değil, bela âşığa tutulmuştur.

Gazel bu tersine çevirmeyi beyit beyit sürdürür. Kaderin yayından yağmur gibi yağan oklar şifa balıdır; zevk cefadan doğar; sevgilinin nazı ve istiğnası (umursamazlığı) gönül alır. "-lardır bana" redifi her beyitte bir acıyı bir nimete çevirir ve son beyitte bu çevirinin ilkesi açıkça söylenir: Hak'tan gelen cefa safadır. Altıncı beyitte aynı düşünce bir para diliyle kurulur. Şair altına ve gümüşe ihtiyaç duymaz, çünkü yıkık bir köşede güzellerin sözü onun için kimyadır; kimya, bakırı altına çevirdiğine inanılan sırdır ve burada sözün dönüştürücü gücünü anlatır.

Yedinci beyit eski tıbbın dört unsur öğretisine dayanan bir söz oyunudur. İnsanın mizacı toprak, su, hava ve ateşin karışımından oluşur ve hangisi baskınsa insan ona göre davranır. Şairin gönlü zülfe esir olduğu için durmadan döner, öyleyse onun mizacında hava baskındır. Ama "hevâ" heves ve arzu anlamına da gelir: şairde ağır basan unsur, sevgiliye duyulan arzudur. Kelime iki anlamıyla da beyti taşır (tevriye). Tevriyeli "hevâ" da gazelin öteki kafiyeleri gibi uzun "â" ile biter: mübtelâ, belâ, şifâ, dil-rübâ, es-salâ, reh-nümâ, kîmyâ, hevâ, du‘â, safâ.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar