Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ey gözüm seyr eyle bir gör kim ne âl eyler nigâr
Nîm-nigehle bin dili şûrîde hâl eyler nigâr
Hâl ü rûy u la‘l ü kâkül ser ü kãmet gamzeden
Hâzır ol kim şeş der-i hayret hayâl eyler nigâr
Şâhîn-âsâ gönlümi çalmak diler kim zer-nisâr
Kâkülin tâvus-per ü rengîn ü âl eyler nigâr
Hayret-efzâ-yı tekellüm ‘âlem-i güftârda
Erinîden ben len terânîden makãl eyler nigâr
‘Âlem-i dîdârlıkda özge ‘âlemdir bu kim
Der pes-i perde tecellî fi'l-cibâl eyler nigâr
Rütbe-i kurbın görüp havf-ı celâl itdikce ben
Gösterüp lutf u cemâlin lâ übâl’eyler nigâr
Ey Nigârî şaşmışam kim hayret-efzâdır kerem
Eyledikce nûş ben ‘afv-ı vebâl eyler nigâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gözüm, seyret de gör, sevgili ne cilveler yapar; yarım bir bakışla bin gönlü perişan eder.

2. Ben, yüz, lal dudak, kâkül, baş, boy ve gamze ile hazır ol; sevgili altı kapılı bir hayret kurar.

3. Altın saçan sevgili gönlümü bir şahin gibi çalmak ister; kâkülünü tavus tüyü gibi renkli ve al yapar.

4. Söz âleminde hayreti artıran bir konuşmayla sevgili, benden "Erinî" (Göster), kendinden "Len terânî" (Göremezsin) diye söz eder.

5. Görme âleminde bu başka bir âlemdir: sevgili perdenin ardından dağlara tecelli eder.

6. Yakınlığın mertebesini görüp celâlden (heybetten) korktukça sevgili lütfunu ve cemâlini gösterip aldırmazlık eder.

7. Ey Nigârî, şaşkınım; kerem hayreti artırıcıdır: ben içtikçe sevgili günahımı bağışlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hz. Mûsâ'nın Tûr dağındaki kıssası, "Veh ki zâyende-i tab‘ım" gazelinden kısa bir süre sonra Nigârî'nin şiirine yeniden girer. Dördüncü beyitte söz âleminde bir konuşma geçer: âşık "Erinî", bana kendini göster, der; sevgili "Len terânî", beni göremezsin, diye cevap verir. Beşinci beyit kıssanın devamını getirir. Kur'an'a göre Rab dağa tecelli edince dağ yerle bir olmuştu; beyitteki "tecellî fi'l-cibâl", dağlara tecelli, bu ayete dayanır. Şair bunun "görme âleminde başka bir âlem" olduğunu söyler: sevgili perdenin ardından görünür, ama bu görünüş dağları bile parçalar.

Altıncı beyit, tasavvufun iki temel kavramını, celâl ile cemâli, karşı karşıya getirir. Celâl Allah'ın heybetini, kudretini ve kahrını; cemâl ise güzelliğini, lütfunu ve rahmetini anlatır. Âşık yakınlık mertebesine ulaştıkça celâlden korkar, ama sevgili ona lütfunu ve cemâlini gösterir ve "lâ-übâlî", aldırmaz bir tavır takınır. Son beyit bu lütfun en şaşırtıcı biçimini anlatır: âşık içtikçe sevgili günahını bağışlar. Kerem, hayreti artırır; çünkü bağışlanma, beklenenin tersine, suçla birlikte artmaktadır.

İkinci beyit sevgilinin güzelliklerini sayar: ben, yüz, dudak, kâkül, baş, boy ve gamze. Bu güzellikler âşığın etrafında "şeş der-i hayret", altı kapılı bir hayret kurar. Altı kapı, altı yönü, yani dört yan ile yukarıyı ve aşağıyı anlatır; âşık hangi yöne dönse bir güzellikle karşılaşır ve kaçacak yeri kalmaz. Tavla oyununda "şeşder" diye anılan ve pulun kapalı kaldığı durum da bu sözü çağrıştırabilir, ama beyit bu bağlantıyı açıkça kurmaz.

Kaynakça

  • Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 195, s. 123-124. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html

Çevrimiçi kaynaklar