Özgün Metin
Vezin: Müfte‘ilün Müfte‘ilün Fâ‘ilün
Lutf-ı Hudâ eyledi pervâ bana
Sundı ki ikrâmını bî-pâ bana
Bâğ-ı hüsnden yine bir tâze gül
Lutf-ı Hudâ eyledi i‘tâ bana
Lutf-ı Hudâvend-i kerem-kârdur
Câm-ı gönül ü mey tevellâ bana
Sehv degül lutfını izhâr içün
Cevrini efzûn ider ‘amden bana
Açdı ciger-gâhımı bir dâğ-ı dil
Eyledi âhım yine peydâ bana
Âh ki yandım yine âh itmedim
Mahz-ı kerem tâkat-ı bî-pâ bana
Başka degül ‘âlem-i dâreynde
Vasl-ı nigârımdı temennâ bana
Söyleme vâ‘iz elem-i dûzahı
Cennet olur yârıla her câ bana
Yârsız ey Mîr Nigârî yakîn
Dûzah olur cennet-i a‘lâ bana
Söylüyor esrârı ne esrâr-ı Hak
Tab‘-ı şirîn-kâr u şeker-hâ bana
Günümüz Türkçesiyle
1. Allah'ın lütfu bana bir tutku verdi; ikramını bana sınırsızca sundu.
2. Allah'ın lütfu bana güzellik bahçesinden yine taze bir gül bağışladı.
3. Kerem sahibi Allah'ın lütfudur bana gönül kadehi ve bağlılık şarabı.
4. Lütfunu göstermek için cevrini bana bile bile arttırır; bu bir yanılma değildir.
5. Bir gönül yarası ciğerimi yine açtı; ahımı bana yeniden peyda etti.
6. Ah ki yine yandım ama ah etmedim; bana verilen sınırsız dayanma gücü düpedüz keremdir.
7. İki dünyada başka bir şey değil, benim tek dileğim sevgilimin vuslatıdır.
8. Ey vaiz, cehennemin acısından söz etme; sevgiliyle her yer bana cennet olur.
9. Ey Mîr Nigârî, şüphe yok ki sevgilisiz en yüce cennet bile bana cehennem olur.
10. Tatlı işler gören, şeker yiyen tabiatım bana sırları söylüyor; ne sırlar, Hakkın sırları.
Edebî ve Tarihî Yorum
Sekizinci ve dokuzuncu beyitler gazelin düğümünü atar. Vaiz cehennemin acısını anlatarak korkutur; âşık ise ölçüyü değiştirir: sevgiliyle birlikte olunan her yer cennettir, sevgilisiz en yüce cennet bile cehennemdir. Divan şiirinde vaiz ve zahit, dini korku ve ödül hesabıyla yaşayan, aşktan habersiz tiplerdir; Nigârî'nin vaiz ve zahitlerle tartıştığı beyitler divanında çoktur. Burada tartışma iki kısa cümleye iner ve cennet ile cehennem, mekân olmaktan çıkıp sevgilinin varlığına ve yokluğuna bağlanır.
Gazelin ilk yarısı "lutf-ı Hudâ", Allah'ın lütfu sözüyle örülüdür. Bu lütuf tutku verir, taze bir gül bağışlar, gönle kadeh ve şarap sunar. Dördüncü beyit bu lütfun tuhaf bir biçimini anlatır: Allah lütfunu göstermek için cevrini bilerek arttırır. Cefanın safaya, belanın nimete dönüşmesi "Fârig olmazlar belâlar" gazelinden beri tanıdık bir düşüncedir ve burada da tekrarlanır. Altıncı beyit bu hâlin içten tarafını gösterir: âşık yanar ama ah etmez, çünkü sınırsız bir dayanma gücü ona keremle verilmiştir. Üçüncü beyitteki "mey-i tevellâ", bağlılık şarabı, sevgiye bağlanmanın sarhoşluğudur.
Şiir mahlas beytinden sonra bir beyitle daha sürer ve bu son beyit şiirin kaynağına dair bir söz söyler. Şairin "şirîn-kâr u şeker-hâ" tabiatı, yani tatlı işler gören ve şeker yiyen yaratılışı ona sırları söylemektedir: Hakkın sırları. Şiir, burada da şairin kendi ürünü olarak değil, içinden konuşan bir tabiatın sözü olarak sunulur. Kafiye düzenini yalnız dördüncü beyitteki "‘amden" bozar; öteki kafiye kelimeleri (pervâ, bî-pâ, i‘tâ, tevellâ, peydâ, temennâ, câ, a‘lâ, şeker-hâ) "-â" ile biter. Redif "bana", vezin "müfte‘ilün müfte‘ilün fâ‘ilün"dür.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 25, s. 27-28. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






