Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Yiridür kim didiler ey gönül evtâd sana
Kim yetüp mâye-i temkîn-i Hudâ dâd sana
Gezdi sahrâları Mecnûn eserin bulmadı lîk
Yeldi dağlar etegin yitmedi Ferhâd sana
Çıkdı sevdâ-zede cümle cem‘ olup dağ başına
Çok sadâ eylediler yetmedi feryâd sana
‘Âlem-i ‘aşkda bed-nâmlığı ad itdin
Bundan artuk ne olur hûb güzel ad sana
Mübtelâdır mey sana kim seni manzûr kılup
Hemdem olmuş heme dem ‘aşk güzel zâd sana
Meded-i sâkî-i Şirvânıla çokdur dimezem
Karabağ içre mey-i Rûhî-i Bağdâd sana
Yârı ey Mîr Nigârî ne bilürdün bilürem
Kılmasa lutf-ı ezel ‘aşkıla irşâd sana
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, sana "evtâd" demeleri yerindedir; çünkü Allah sana metanetin mayasını vermiştir.
2. Mecnun çölleri dolaştı ama senin izini bulamadı; Ferhat dağların eteğinde koştu ama sana yetişemedi.
3. Bütün sevdalılar toplanıp dağ başına çıktılar; çok bağırdılar, ama feryatları sana yetişmedi.
4. Aşk âleminde kötü adı kendine ad edindin; senin için bundan daha güzel, daha iyi ne ad olur?
5. Şarap sana tutkundur, çünkü seni gözde kılmış; aşk her an sana güzel bir azık olarak yoldaş olmuştur.
6. Şirvanlı sâkînin yardımıyla Karabağ'da sana Bağdatlı Rûhî'nin şarabı sunulduysa, bunu çok görmem. (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)
7. Ey Mîr Nigârî, ezelî lütuf sana aşkla yol göstermeseydi yârı nereden bilecektin, bilirim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Altıncı beyit, divanın bu ilk bölümünde şairin kendi hayatına en açık biçimde değindiği yerdir. Üç yer adı yan yana gelir: Şirvan, Karabağ ve Bağdat. "Sâkî-i Şirvân", Şirvanlı sâkî, Nigârî'nin mürşidi İsmâil Sirâceddin Şirvânî'yi akla getirir; şair Nakşibendî yoluna onun elinden girmiş, icazetini de ondan almıştır. Karabağ şairin doğduğu topraktır. "Rûhî-i Bağdâd" ise XVI. yüzyılın sonunda Bağdat'ta yaşamış, terkib-bendiyle tanınan Bağdatlı Rûhî'dir. Beyit şöyle anlaşılabilir: Şirvanlı şeyhin yardımıyla Karabağ'da Bağdatlı Rûhî'nin şarabı, yani onun şiirine yakışır bir söz sunulmuştur. A. Azmi Bilgin'e göre Nigârî bir başka şiirinde kendini Rûhî'ye benzetir, bir başkasında da Karabağ'ı "Bağdat diyarı" hâline getirdiğini söyleyerek Fuzûlî'ye öykünür. Bu beyit de aynı tavrı taşır; ancak "çokdur dimezem" sözünün tam anlamı belirsiz kaldığı için okuma kesinlik taşımaz.
Gazelin geri kalanı gönle yönelik bir övgüdür. İlk beyitteki "evtâd", kazıklar, direkler demektir; tasavvufta dünyanın dört yanını ayakta tuttuğuna inanılan dört velinin adıdır. "Temkîn" de sâlikin hâlden hâle savrulmadan yerinde durabilmesi, metanetidir. Şair gönlüne bu rütbeyi yakıştırır ve hemen ardından iki büyük âşığı onun gerisinde bırakır: Mecnun çölde, Ferhat dağda koşmuş, ama gönle yetişememiştir. Dördüncü beyitte melâmet tavrı yine görünür; aşk âleminde kötü ad, en güzel addır. Kafiye kelimeleri arasında hem tasavvufun "evtâd"ı hem de altıncı beytin "Bağdâd"ı vardır; hepsi "-âd" ile biter: evtâd, dâd, Ferhâd, feryâd, ad, zâd, Bağdâd, irşâd.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 26, s. 28. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- A. Azmi Bilgin, "Hamza Nigârî'nin Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği", Nigârî Dîvânı içinde, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 5, 9. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Akademik çalışmalar
- Parvana Bayram, "Azerbaycan ve Türkiye'de Yayımlanan Seyyid Nigârî Divanları Hakkında", Turkish Studies, 7/1, 2012, s. 405-417.
Çevrimiçi kaynaklar






