Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Urdı hicrân-ı ruhun âteş-i sûzân bana
Ağlasa il ne ‘aceb ey leb-i handân bana
İhtiyârımla degül âh bu dîvâneligi
N'eyleyem eyledün ey Leylî-i devrân bana
Seyr-i sahrâ dil-i sûzânıma teskîn mi virür
Vakt-ı firkat od olur seyr-i gülistân bana
Heves-i la‘l-i leb ü zülf-i girih-gîr-i nigâr
Yazdı bu mecma‘anı virdi bu dîvân bana
Düşübem bâdeye peymâlığa Mecnûn olubam
Gör ne Leylâlığ ider dîde-i mestân bana
Eylesem ‘Örfî-i Şîrâz ile bahs olmaz ‘aceb
Ki virüp lutf-ı Hudâ bâde-i ‘irfân bana
Fenn-i eş‘ârı Nigârî ne güzel ta‘lîm ider
. Pîr-i mugãn-ı ‘aşk-ı suhandân bana
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanağının hicranı bana yakıcı bir ateş vurdu; ey gülen dudaklı, el âlem bana ağlasa şaşılır mı?
2. Ah, bu divanelik benim seçimimle değildir; ey devrin Leylâ'sı, ne yapayım, beni sen bu hâle soktun.
3. Çölleri dolaşmak yanan gönlüme teselli verir mi; ayrılık vaktinde gül bahçesini seyretmek bana ateş olur.
4. Sevgilinin la'l dudağının ve düğüm düğüm zülfünün hevesi bu mecmuayı yazdı, bu divanı bana verdi.
5. Şaraba, kadeh kadeh içmeye düştüm, Mecnun oldum; gör ki sarhoş gözler bana nasıl Leylâlık ediyor.
6. Şirazlı Örfî ile atışsam şaşılmaz; çünkü Allah'ın lütfu bana irfan şarabı vermiştir.
7. Nigârî, söz bilen aşk meyhanesinin piri bana şiir sanatını ne güzel öğretiyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyitte şair divanının nasıl doğduğunu söyler: sevgilinin dudağına ve düğüm düğüm zülfüne duyulan heves "bu mecmuayı yazdı, bu divanı bana verdi". Divanı yazan şairin kendisi değil, hevesidir. Divanını aşkın ürünü sayan bir başka beyti de A. Azmi Bilgin neşrin girişinde anar. Bu gazelde aynı düşünce son beyitle tamamlanır: şiir sanatını şaire öğreten "pîr-i mugân-ı ‘aşk", aşk meyhanesinin piridir. Pîr-i mugân divan şiirinde meyhanenin yaşlı sahibidir ve tasavvufî okumada mürşidin yerini tutar. Şiir hem hevesin hem de bir mürşidin eseri olarak gösterilir.
Altıncı beyit şairin kendini nerede gördüğünü açıkça söyler. Örfî-i Şîrâzî, XVI. yüzyılda Şiraz'dan Hindistan'a gitmiş, Osmanlı şairlerinin de çok okuduğu güçlü bir Fars şairidir. Nigârî onunla "bahs", yani tartışma, atışma iddiasında bulunmaktan çekinmez, çünkü irfan şarabı ona Allah'ın lütfuyla verilmiştir. Bilgin'in gösterdiğine göre şair başka beyitlerde kendini Hâfız'la ve Hâcû-yi Kirmânî'yle de denk tutar. Bu iddia bir övünme (fahriye) gibi görünse de kaynağı şairin kendisinde değil, verilmiş bir lütuftadır.
Gazelin öteki beyitleri Leylâ ile Mecnun hikâyesinin çevresinde döner. Şair divaneliğinin kendi seçimi olmadığını, onu "devrin Leylâ'sı"nın bu hâle soktuğunu söyler; çöllere düşmek teselli vermez, gül bahçesi ayrılıkta ateşe döner. Beşinci beyitte şarap ile Mecnunluk birleşir: sarhoş gözler âşığa Leylâlık eder. Yedinci beytin ikinci mısraı neşirde bir noktayla başlar; bu, mısranın başından bir kelimenin düştüğünü gösteriyor olabilir. Divanın doğuşunu anlatan gazelde "dîvân" kelimesinin kendisi de kafiyeye girer; öteki kafiyeler (sûzân, handân, devrân, gülistân, mestân, ‘irfân, suhandân) aynı "-ân" sesini taşır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 29, s. 30. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- A. Azmi Bilgin, "Hamza Nigârî'nin Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği", Nigârî Dîvânı içinde, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 8-9. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






