Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Ey habîbim didi her kimse ki cânân sana
Ne ‘aceb virmedi bin şevkıle bir cân sana
Ey ‘azîzim sana cân teslîm idenler çokdur
Biri oldur kim olup Ka‘bede kurbân sana
Nice meh-pâresin ey yâr-ı dil-ârâ güzelim
Müşterî mihr-i hüveydâ meh-i tâbân sana
Zülf-i tarrâr senin gamze-i ‘ayyâr senin
Çeşm-i sehhâr senin ey kamu hayrân sana
‘Âlemi yakdı gözün yıkdı perîşân itdi
Fitnelik bahşdur ey âfet-i devrân sana
Her demin mürde-i sad-sâl ki ihyâ eyler
Nice cân virmeyelim ey leb-i handân sana
Keremi var Nigârî dil-i mecrûhuna yâr
Derdini virdi kamu eyledi dermân sana
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sevgilim, sana "cânân" (canım) diyen herkesin bin şevkle sana bir can vermemesi şaşılacak şeydir.
2. Ey azizim, sana can teslim edenler çoktur; onlardan biri de Kâbe'de sana kurban olandır.
3. Ey gönül süsleyen güzel yârim, sen nasıl bir ay parçasısın; Müşteri yıldızı, apaçık güneş ve parlayan ay sana müşteridir.
4. Hilekâr zülüf senin, ayyar gamze senin, büyü yapan göz senin; ey herkesin hayran olduğu.
5. Gözün âlemi yaktı, yıktı, perişan etti; ey devrin afeti, fitnecilik sana verilmiş bir armağandır.
6. Her nefesin yüz yıllık ölüyü diriltir; ey gülen dudaklı, sana nasıl can vermeyelim?
7. Nigârî, sevgilinin yaralı gönlüne keremi vardır; (ona) derdini verdi, hepsini sana derman eyledi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Üçüncü beyitte bir kelime iki işi birden görür. "Müşterî" hem Jüpiter gezegeninin eski adıdır hem de alıcı, satın alan demektir. Şair gökteki üç parlak cismi, Müşteri yıldızını, güneşi ve dolunayı sevgilinin "müşterisi" yapar: hepsi onun güzelliğine talip olan alıcılardır. Sevgili ise bir "meh-pâre", ay parçasıdır. Göğün en parlak varlıkları bir ay parçasının kapısında alıcı olarak bekler; abartı (mübalağa), bir alışveriş sahnesiyle somutlaşır.
Gazelin ilk ve altıncı beyitleri can kelimesi etrafında bir mantık yürütür. "Cânân" kelimesi Farsça "cân" (can) kökündendir ve sevgili için kullanılır; sevgiliye cânân diyen biri, bu adın gereği olarak ona can vermelidir. Altıncı beyitte gerekçe Hz. İsa'nın ölüyü dirilten nefesine dayanır: sevgilinin her nefesi yüz yıllık bir ölüyü diriltir, öyleyse ona can vermekten çekinmek anlamsızdır. Can veren sevgiliye can vermek, bir tür karşılıklı alışveriş gibi kurulmuştur.
İkinci beyitteki "Ka‘bede kurbân", hac sırasında kesilen kurbanı hatırlatır; sevgili uğruna can verenler arasında Kâbe'de kurban olan da sayılır. Dördüncü ve beşinci beyitler sevgilinin silahlarını sayar: hilekâr zülüf, ayyar gamze, büyücü göz; göz âlemi yakıp yıkmıştır ve fitnecilik ona bir bağıştır. Son beyit bu yıkımın içinde bir teselli bulur: sevgili derdini vermiştir, ama derdin kendisi derman olmuştur. İlk beyitteki "cânân" ile "cân" kafiyede de yan yana durur; öteki kafiyeler (kurbân, tâbân, hayrân, devrân, handân, dermân) aynı "-ân" sesiyle "sana" redifine bağlanır. Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün"dür.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 30, s. 30-31. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






