Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Çekdim yine bir bâde mestem gelin ey ashâb
Mestâne habîbâne kılmış beni bu işrâb
Bir bâdedir ol bâde keyfiyyet ile memlû
Bî-leb içilür sâde bî-sâgar u bî-esbâb
A‘zâlarıma geçmiş bâde-i mahabbet kim
Dildâr ile oynar dil ger olsa gözüm der-hâb
İşrâb-ı müdâmımdan ihlâs-ı gönül hâsıl
İhlâs-ı cenânımdan her lahza açık bin bâb
Müstagrak-ı deryâ-yı eltâf-ı kerem-kârım
Ger nâz iderem her dem bir nâz idemez bevvâb
Bir kelbin ayağından öpdüm didiler kim bu
Kelbân-ı ser-i kûy–ı dildâr iledir ahbâb
Ey Mîr Nigârî ol bâde-i mahabbetden
Cân cezbededir dâim ten-lerzededir bî-tâb

Günümüz Türkçesiyle

1. Yine bir bade çektim, sarhoşum; gelin ey dostlar; bu içiş beni sarhoşça, sevgilice bir hâle sokmuş.

2. O bade öyle bir badedir ki keyifle doludur; dudaksız, kadehsiz, sebepsiz, sade olarak içilir.

3. Sevgi badesi azalarıma işlemiştir; gözüm uykuda bile olsa gönül sevgiliyle oynar.

4. Sürekli içişimden gönülde ihlas hâsıl olur; kalbimin ihlasından her an bin kapı açılır.

5. Kerem sahibinin lütuf denizinde boğulmuşum; ben her an naz etsem de kapıcı bir kez bile naz edemez.

6. Bir köpeğin ayağını öptüm; dediler ki bu köpek, sevgilinin mahallesinin başındaki köpeklerle dosttur.

7. Ey Mîr Nigârî, o sevgi badesinden can daima cezbe içindedir, ten titrer, takatsizdir.

Edebî ve Tarihî Yorum

İkinci beyit, Nigârî'nin şarap anlayışını en açık biçimde söyleyen beyitlerinden biridir: bu bade "bî-leb", dudaksız, "bî-sâgar", kadehsiz ve "bî-esbâb", hiçbir araç gerektirmeden içilir. A. Azmi Bilgin neşrin girişinde, şairin başka bir gazelinde de muhabbet badesinin gül renkli, tatlı bir içecek olduğunu ve dudaksız, camsız içildiğini söylediğine dikkat çeker. Böylece meyhane imgeleri bir kural kazanır: Nigârî'nin şarabı, ağza ve kadehe değil gönle ait bir sarhoşluktur.

Gazelin geri kalanı bu sarhoşluğun bedendeki izlerini anlatır. Üçüncü beyitte sevgi badesi azalara geçmiştir ve göz uyusa bile gönül sevgiliyle oynamaya devam eder. Son beyitte can "cezbe" içindedir, ten "lerze", titreme içindedir ve takati kalmamıştır. Cezbe, tasavvufta kulun Allah tarafından kendine çekilmesi, bu çekilişin yarattığı coşku hâlidir; Nigârî'nin meclislerinde şiirlerinin vecd ve coşkuyla okunduğunu Hüsameddin de yazar. Dördüncü beyitte sürekli içişin sonucu "ihlâs"tır: içtenlik, gönlün yalnız Allah'a yönelmesi. Bu ihlastan her an bin kapı açılır.

Âşığın sevgilinin kapısındaki yeri iki beyitte belirlenir. Lütuf denizine dalmış âşık naz eder, kapıcı ise ona naz edemez; kapı ona açıktır. Altıncı beyitte âşık bir köpeğin ayağını öper ve gerekçesi verilir: bu köpek, sevgilinin mahallesinin köpekleriyle dosttur. Divan şiirinde sevgilinin mahallesindeki köpek kutsal sayılır, çünkü sevgilinin kapısına yakındır; Nigârî bu yakınlığı bir derece daha uzatır ve o köpeklerin dostunu da öper. İlk mısradaki ashâb'a seslenişten son beyitte takati kesilen tene (bî-tâb) kadar kafiye "-âb" üzerinde durur: ashâb, işrâb, esbâb, hâb, bâb, bevvâb, ahbâb, bî-tâb.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar