Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Ehl-i dili zemm eyler ol vâ‘iz-i bed-meşreb
Bed-nâm-ı cihân olsun lâl eyle dilin yâ Rab
Bezminde bulunmaz bin söyler yine bir tâib
Bî-fâidedir zîrâ bir söz ki ola bî-teb
Erbâb-ı gönül tutmaz râh-ı vera‘ ey vâ‘iz
Dîndârlıg eyler mi fikr eyle ki bî-mezheb
Yorma özün ey zâhid mahsûsdur ‘uşşâka
Kim tayy-ı tarîk itmek bî-meşyet ü bî-eşheb
Ey sâkî Mesîh-âsâ sun bâde-i rûh-efzâ
Kim tıfılam nâ-bâliğ bî-üm dahı bî-eb
Meyhâne-i ma‘nâda bâ-cân u dil-i sâde
Ger nûş iderüz bâde bî-câm iderüz bî-leb
Peymâne-şikestem men müstagrak u mestem men
Bilmem ne perestem men ‘irfâniyetim agleb
Çekdim felege zârı gördüm meh-i ruhsârı
Hem-râz-ı günem imdi bî-dâr-dilem bî-şeb
Ey Mîr Nigârî men âvâze-i lebbeyki
Dergûş iderem her şeb söylersin yâ Rab yâ Rab
Bî-gãile-i ‘âlem ahrâriyem ey hemdem
Ez-silsile-i ma‘sûm der-bend-i şeh-i Yesrib
Der-dâire-i mînâ ‘ilmin ki ne ‘âlimsin
Olmaz mı ‘alâmet kim bî-kütüb ü bî-mekteb

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül ehlini kınayan o kötü meşrepli vaiz dünyada kötü adla anılsın; ya Rab, dilini lal et.

2. Bin söz söyler, yine de meclisinde tövbe eden bir kişi bulunmaz; çünkü ateşi olmayan söz faydasızdır.

3. Ey vaiz, gönül ehli verâ yolunu tutmaz; düşün bir, mezhepsiz olan dindarlık eder mi? (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

4. Ey zahit, kendini yorma; yolu yürümeden ve atsız katetmek âşıklara mahsustur.

5. Ey sâkî, Mesih gibi ruh arttıran şarabı sun; çünkü ben anasız babasız, ergenliğe ermemiş bir çocuğum.

6. Mana meyhanesinde can ve sade gönülle bade içersek, kadehsiz ve dudaksız içeriz.

7. Ben kadeh kırığıyım, (denize) dalmışım, sarhoşum; neye taptığımı bilmem, irfanım ağır basar.

8. Feleğe inilti çektim, ay yüzü gördüm; şimdi güneşin sırdaşıyım, gönlüm uyanık, gecem yok.

9. Ey Mîr Nigârî, sen her gece "yâ Rab, yâ Rab" dedikçe ben "lebbeyk" sesini kulağıma alırım. (Beyitte kimin konuştuğu kesin değildir.)

10. Ey yoldaş, dünyanın gailesinden azadeyim, Ahrârîyim; masum silsilesinden, Yesrib şahının bağındanım.

11. Şişe dairesindeki ilmi nasıl bir âlimsin (bilir misin); kitapsız ve mektepsiz olmak bir alamet olmaz mı? (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Onuncu beyit Nigârî'nin tarikat soyunu bir söz oyununa gizler gibi görünür. Şair kendini "ahrâri" diye tanıtır; kelime "dünyanın gailesinden azade, hür" anlamına gelir, ama Nakşibendî silsilesinin büyük halkalarından Ubeydullah Ahrâr'ın adını da taşır. Aynı beyitteki "silsile-i ma‘sûm", masum silsilesi, hem günahsızların zincirini hem de Nakşibendî-Müceddidî yolunun önemli şeyhlerinden Muhammed Ma‘sûm'u hatırlatır. Nigârî'nin bağlı olduğu Hâlidiyye kolu, silsilesini Ubeydullah Ahrâr'dan ve İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu Muhammed Ma‘sûm'dan geçerek Peygamber'e ulaştırır. Beytin sonunda "şeh-i Yesrib", Yesrib'in, yani Medine'nin şahı olarak Peygamber anılır. İki kelimenin bu adlara işaret ettiği kesin değildir; ama silsile kelimesiyle birlikte geçmeleri bu okumayı güçlendirir.

Dokuzuncu beyit bir hadise yaslanır. Kul "yâ Rab" dediğinde Allah'ın "lebbeyk abdî", buyur kulum diye karşılık verdiği, tasavvuf kitaplarında sık anılan bir rivayettir. Beyitte "lebbeyk" sesini duyan, Nigârî'ye sesleniyor; konuşanın kim olduğu açıkça söylenmez. Beşinci beyitte şair kendini anasız babasız bir çocuk olarak anar ve sâkîden Mesih'in nefesi gibi ruh arttıran bir şarap ister. Hz. İsa'nın babasız doğması bu benzetmeye zemin olur; şair kendini bu dünyada hiçbir bağı olmayan, yeniden doğmaya muhtaç bir çocuk gibi görür.

Gazelin ilk dört beyti vaiz ve zahitle tartışır: ateşi olmayan söz kimseyi tövbeye getirmez, gönül ehli verâ yolunu tutmaz, yol yürümeden ve atsız katedilir. Yedinci beyitte Azerbaycan Türkçesindeki "men" (ben) zamiri üç kez tekrar edilir: "Peymâne-şikestem men, müstagrak u mestem men, bilmem ne perestem men". On bir beyit boyunca kafiye meşreb'den mekteb'e kadar "-eb" ile "-ab" arasında gidip gelir (meşreb, Rab, teb, mezheb, eşheb, eb, leb, agleb, şeb, Yesrib, mekteb).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar