Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Yandım Allâhı sever kanı şarâb
Meded ey merd-i Hudâ ehl-i sevâb
Bahş ider bezm şarâb-hârlara
Oda yanmış cigerim bûy-ı kebâb
Gül-heves bâde-perestdir gönlüm
Ki virür neş’e-i mey ‘ıtr-ı gülâb
Şîr-i âhû iledir perverişim
Nefesimden saçılur nâfe-i nâb
Ni ‘aceb söylerem eş‘âr ile kim
Açılur perde-i dil bâb-ı hicâb
İçübem bâde-i sahbâ-yı cünûn
Kılubam mey-kede-i ‘aklı harâb
Ey Nigârî ne ‘aceb bülbül-i dil
Bu gice uymadı ol görmedi hâb

Günümüz Türkçesiyle

1. Yandım, Allah'ını seversen hani şarap; yetiş ey Allah adamı, ey sevap ehli.

2. Ateşte yanmış ciğerimin kebap kokusunu meclis, şarap içenlere bağışlar.

3. Gönlüm gül hevesli, bade düşkünüdür; çünkü şarabın neşesi gül suyu kokusu verir.

4. Ceylan sütüyle büyüdüm; nefesimden saf misk kesesi saçılır.

5. Şiirlerle söylesem şaşılır mı; onlarla gönlün perdesi, hicabın kapısı açılır.

6. Delilik şarabını içmişim, akıl meyhanesini yıkmışım.

7. Ey Nigârî, ne şaşılacak şey ki gönül bülbülü bu gece uyumadı, uyku görmedi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyit bir doğa bilgisini bir övünmeye çevirir. Misk, eski inanışa göre Hıtâ ve Huten çöllerinde yaşayan misk ceylanının göbeğindeki keseden çıkar. Şair ceylan sütüyle büyüdüğünü söyler; öyleyse nefesinden de misk kokusu saçılır. Burada misk, şiirin kokusudur: ceylandan beslenen bir şairin sözü de miskle kokar. Beşinci beyit bu kokulu sözün işini söyler: şiir, gönlün perdesini kaldırır, hicabın kapısını açar. Daha önceki sayfalarda şiirin kaynağı aşk ya da tabiat diye gösterilmişti; burada şiire perde açan bir güç verilir.

Altıncı beyit divan şiirinin bilinen bir imgesini tersine çevirir. Meyhane genellikle "harâbât"tır, yıkık ve bakımsız bir yerdir; akıl ise ayık olanın, zahidin yanındadır. Nigârî akla bir meyhane yakıştırır ve delilik şarabını içerek o meyhaneyi yıkar. Aklın da kendine göre bir sarhoşluğu, bir meyhanesi vardır; aşkın deliliği onu harabeye çevirir.

İkinci beyit, divanın daha önceki gazellerinde görülen ciğer kebabı mazmununu kokuya taşır: yanan ciğerin kokusu meclise yayılır ve şarap içenlere meze olur. Üçüncü beyitte şarabın neşesi gül suyu kokar; koku, gazelin bütün imgelerini birbirine bağlayan duygudur. Son beyitte gönül bir bülbüldür ve bu gece hiç uyumamıştır; bülbül gül için sabaha kadar öter. Uyku demek olan "hâb", matladaki şarâb'dan beri süren "-âb" kafiyesinin (şarâb, sevâb, kebâb, gülâb, nâb, hicâb, harâb, hâb) son halkasıdır; uykusuz bülbül böylece kafiyenin içine yerleşir. Kalıp "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün"dür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar