Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Ey şeh-i ‘âlem-i nûr ey meh-i hûrşîd-sıfât
Sen gibi ‘âlem-i dâreynde yokdur bir zât
Sana mânend bulunmaz sana yokdur hem-tâ
Sana benzer kim olur yok sana benzer heyhât
Başka meddâha ne hâcet sıfat-ı zâtına kim
Vâsıfın Mushaf u İncîl u Zebûr u Tevrât
Özge i‘câz ne lâzım sanemâ te’yîd içün
Yeter ikrârına Kur’ân-ı hüveydâ isbât
İhtifâ eylemek olmaz ki hüveydâdır bu
Hûrşîd-i âlemsin gayr-ı vücûdun zerrât
Berk-efşânlık ider her tarafın şu‘le virür
Bir çerâğın ki alur feyz-i ziyâsın cehât
Kãmetin serv-i dil-ârâ vü yedin berg-i semen
Çeşmin âhû-yı Hoten kâkülün ey gül-nefehât
Ne kadar var dü âlem ü ne kadar var felek
Gül-i ruhsârına her lahza virürem salavât
Ne gam eyler sanemâ var penâhı sen tek
Nâil-i rütbe olur sâye-i lutfunda ‘usât
Mahzen-i dilde bulunmazdı bu nazmıla güher
Virmeseydi nazarın ger ana feyz-i berekât
Kılmagil Mîr Nigârîyi keremden mahrûm
Ey vücûdı heme rahmet heme güftârı berât

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey nur âleminin şahı, ey güneş sıfatlı ay; iki dünyada senin gibi bir zat yoktur.

2. Sana benzeyen bulunmaz, senin bir eşin yoktur; sana benzeyen kim olabilir, heyhat, sana benzeyen yok.

3. Zatının sıfatına başka övücüye ne gerek; seni vasfedenler Mushaf, İncil, Zebur ve Tevrat'tır.

4. Ey güzel, (peygamberliğini) desteklemek için başka mucizeye ne gerek; ikrarına apaçık Kur'an'ın ispatı yeter.

5. Gizlenmek olmaz, çünkü bu apaçıktır; sen âlemin güneşisin, senin varlığından başkası zerrelerdir.

6. Her yanın şimşek saçar, alev verir; öyle bir kandilsin ki bütün yönler ışığının feyzini senden alır.

7. Ey gül kokulu, boyun gönül süsleyen bir servi, elin yasemin yaprağı, gözün Hoten ceylanı, kâkülün (gül kokusu)dur.

8. İki âlem ne kadar varsa, felek ne kadar varsa, gül yanağına her an o kadar salavat getiririm.

9. Ey güzel, senin gibi sığınağı olan ne gam çeker; günahkârlar lütfunun gölgesinde rütbeye erer.

10. Bakışın ona bereket feyzi vermeseydi, gönül hazinesinde bu nazmın cevheri bulunmazdı.

11. Ey varlığı baştan sona rahmet, sözü baştan sona berat olan, Mîr Nigârî'yi keremden mahrum bırakma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Te harfli gazeller bir naatla açılır ve naatın merkezinde kutsal kitaplar vardır. Üçüncü beyitte şair Peygamber'i övmek için başka bir övücüye gerek olmadığını söyler, çünkü onu vasfedenler Mushaf, İncil, Zebur ve Tevrat'tır. İslâm geleneğinde önceki kitapların Peygamber'in geleceğini haber verdiği kabul edilir; Kur'an'ın A'râf suresinde onun Tevrat ve İncil'de yazılı bulunduğu söylenir. Dördüncü beyit bu düşünceyi sürdürür: peygamberliğini kanıtlamak için başka bir mucizeye gerek yoktur, apaçık Kur'an yeter. Naat, peygamberliğin kanıtını kitapların diline bırakır.

Beşinci ve altıncı beyitlerde ışık imgesi hâkimdir. Peygamber âlemin güneşidir, onun dışındaki her varlık zerredir; zerre, güneş ışığında görünür olan toz tanesidir ve varlığını güneşe borçludur. Altıncı beyitte o, bütün yönlerin ışık aldığı bir kandildir. Tasavvufta "nûr-ı Muhammedî" düşüncesi, yaratılışın Peygamber'in nurundan başladığını kabul eder; beyitler bu düşünceyle uyuşur, ama terimi kullanmaz.

Onuncu beyitte şair kendi şiirine döner: Peygamber'in bakışı bereket vermeseydi, gönül hazinesinde "bu nazmıla güher", bu şiirin cevheri bulunmazdı. Naatın kendisi de bu bakışın armağanı sayılır. Son beyitteki "heme güftârı berât" sözü ilginçtir: Peygamber'in bütün sözü bir berattır. Berat, padişahın verdiği ferman ve imtiyaz belgesidir; günahlardan kurtuluşun müjdesi olarak Berat gecesine de adını verir. On bir beyitlik naat "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; sıfât'tan berât'a on iki kafiye sözünün hepsi "-ât" ile biter: sıfât, zât, heyhât, Tevrât, isbât, zerrât, cehât, nefehât, salavât, ‘usât, berekât, berât.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar