Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Bundan artuk ne olur şükr ile ey dil ‘izzet
Eyledin sıdkıla kim pîr-i mugãna hizmet
Uymayup zâhide erbâb-ı riyâdan geçdin
Dâmen-i sâkiye el urdun ey ‘âlî himmet
Rütbe-i ‘abdiyete rütbe-i şâhî yetmez
Sana mahsûs bu rütbe sanadır bu devlet
Çekme ferdâ gamın Allâh'a havâle eyle
Gir harâbâta bugün eyle müdâmî işret
Dişleyüp hayret elin olmadın ey dil nâdim
Der-i meyhâneye dûş eyleme fevt-i fırsat
Nîk yâ bed ne ise kendine bir ad it kim
Gün gibi âdeme ‘âlemde gerekdir şöhret
Kılma mey-hâreleri kapundan mahrûm
Ey vücûdı heme rahmet heme kârı ni‘met
Sâkî dâire-yi mihrine devrân itdi
Kesmede devre[y]i ol irdi bana kim nevbet
Heme dem cilve-i sâkî heme dem devre-i câm
Kıldı ey Mîr Nigârî beni her dem hoş vakt

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, sadakatle meyhane pirine hizmet ettin; şükürle söyleyeyim, bundan büyük izzet ne olur?

2. Ey himmeti yüce gönül, zahide uymayıp riya ehlinden geçtin; sâkînin eteğine el attın.

3. Kulluk rütbesine şahlık rütbesi yetişemez; bu rütbe sana mahsustur, bu devlet senindir.

4. Yarının gamını çekme, Allah'a havale et; bugün harabata gir, sürekli işret et.

5. Ey gönül, hayretten parmağını ısırıp pişman olmadın; meyhane kapısında fırsatı kaçırma. (İkinci mısra yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

6. İyi ya da kötü, ne ise kendine bir ad edin; çünkü dünyada insana gün gibi bir şöhret gerekir.

7. Ey varlığı baştan sona rahmet, işi baştan sona nimet olan, şarap içenleri kapından mahrum etme.

8. Sâkî sevgisinin dairesinde kadehi dolaştırdı; devir kesilirken sıra bana erişti. (Mısra yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

9. Ey Mîr Nigârî, her an sâkînin cilvesi, her an kadehin devri beni her an hoş vakitli kıldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Üçüncü beyit tasavvufun bilinen bir düşüncesini kısa bir hükümle söyler: "Rütbe-i ‘abdiyete rütbe-i şâhî yetmez", kulluk rütbesine şahlık rütbesi yetişemez. Tasavvuf geleneğinde kulluk (ubûdiyyet), insanın erişebileceği en yüksek makam sayılır; Peygamber'in en büyük sıfatının "abd", kul olması da bu düşünceye dayanak yapılır. Şair bu rütbenin meyhane pirine sadakatle hizmet eden gönle verildiğini söyler. Hizmet, rütbe ve devlet kelimeleri saray dilinden gelir, ama burada sarayın değil, meyhanenin yani tekkenin hiyerarşisini anlatır.

Gazel şairin kendi gönlüne bir övgüdür. Gönül zahide uymamış, riyakârlardan uzaklaşmış, sâkînin eteğine tutunmuştur. Dördüncü beyit tevekkülü meyhane diliyle söyler: yarının gamını Allah'a bırak, bugün harabata gir. Altıncı beyit ise ilk bakışta tuhaf bir öğüt verir: iyi ya da kötü, kendine bir ad edin, çünkü insana gün gibi açık bir şöhret gerekir. Kötü adın, rüsvaylığın âşığa şeref sayılması divanda yeni bir şey değildir; burada şöhretin iyisi ile kötüsü arasındaki fark bile önemsizleşir.

Son iki beyit bir meclis sahnesiyle kapanır. Sâkî kadehi sevgisinin dairesinde dolaştırmıştır ve sıra şaire gelmiştir. Daire, hem kadehin dolaştığı içki halkası hem de zikir halkası olarak okunabilir. Son beyitteki "hoş vakt", tasavvufta "vakit" kavramına bağlanır: derviş, Allah'ın o anda verdiği hâlin içinde yaşayan "vaktin çocuğu"dur ve vaktinin hoş olması bu hâlin güzelliğidir. Kafiye sözleri ‘izzet, hizmet, himmet, devlet, işret, fırsat, şöhret, ni‘met, nevbet ve vakt'tir; "-et" ile "-at" birlikte kullanılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar