Ali Nijat Sirel, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'de anıt heykelciliğin yabancı ellerden Türk ellerine geçişinde yer alan bir heykeltıraştır. Amasya'da doğdu, Münih'te yetişti, İstanbul'da hem öğretmen hem Güzel Sanatlar Akademisi müdürü olarak çalıştı. En tanınmış işi, Mahir Tomruk'un yardımıyla yaptığı ve 29 Ekim 1931'de açılan Bursa'daki atlı Atatürk Anıtı'dır. Adı kaynaklarda kimi zaman Nijat, kimi zaman Nejat ya da Nijad biçiminde geçer; aynı kişiden söz edildiği, anne baba adlarının ve eserlerinin örtüşmesinden anlaşılır.
Hayatına dair elimizdeki bilgi dağınıktır. Doğum yılı, Münih'teki hocasının adı, bazı eserlerinin tarihi, evliliği ve ölümünden sonraki izleri konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır. Bu çelişkiler gizlenmeden, ilgili yerlerde belirtilmiştir; elde bulunan en sağlam dayanaklar ise Derya Uzun Aydın'ın 2013 tarihli makalesi, Nurullah Berk'in 1937'de yayımlanan Türk Heykeltraşları kitabına yapılan göndermeler ve 1959 yılının Cumhuriyet gazetesinde çıkan ölüm haberleridir.
Amasya'dan Başlayan Yol
Nijat Sirel, Amasya'da doğdu. Kaynakların çoğu anne ve babasının adında birleşir: babası İbrahim Şazi Bey, annesi Yennevveva'dır. Doğum yılında ise kaynaklar ayrılır. Derya Uzun Aydın'ın makalesi 1898 yazar; Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sanatçı kartları ve birçok biyografi metni 1897 verir. Hangisinin doğru olduğunu belirleyen bir nüfus kaydı ya da belge, ulaşabildiğimiz metinlerde yer almamaktadır. Bu yüzden aşağıdaki kronolojide doğum yılı "1897 ya da 1898" biçiminde bırakılmıştır.
Ailenin ikinci bir sanatçısı daha vardı. Ablası Harika Sirel (Şazi Sirel) ressamdı ve ressam Hüseyin Avni Lifij ile evliydi; bir biyografi kaynağı ablanın doğum tarihini 7 Nisan 1896 olarak verir. Aydın, Berk ile Gültekin Elibal'e dayanarak Nijat Sirel'in ilk renklerini ve çizgi denemelerini eniştesi Avni Lifij'den öğrendiğini yazar. Ne var ki Amasya'daki çocukluk yılları, öğrenimin ilk basamakları ve ailenin şehirden ayrılışı hakkında belge bulunamamıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nde de Şazi Bey'e, Sirel ailesine ya da sanatçıya dair bir kayda rastlanmadı; kaynaklar yalnızca Amasya'da doğduğunu bildirir, öğrenimini İstanbul'da sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Bir biyografik yazıya göre liseden sonra Nijat Sirel'in heykelci olması ailece kararlaştırılmıştı. Yazar bu kararı ilginç bulur, çünkü heykel o günlerde henüz günah, hatta yasak sayılıyordu. Türkiye'de heykel eğitiminin kurumsal tarihi de zaten çok eskiye gitmez. Sanayi-i Nefise Mektebi, II. Abdülhamid döneminde Osman Hamdi Bey'in müdürlüğüyle 1882'de kurulmuş, Paris Güzel Sanatlar Okulu örnek alınarak resim, heykeltıraşlık, mimarlık ve hakkâklık bölümleriyle 2 Mart 1883'te sekiz öğretmen ve yirmi öğrenciyle eğitime başlamıştı. Heykel bölümünün ilk öğretmeni, Roma'da yetişmiş Yervant Osgan'dı ve 1914'teki emekliliğine kadar bu görevde kaldı. Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar bu çevreden yetişen heykel sanatçıları arasında İhsan Özsoy, İsa Behzat, Mahir Tomruk ve Nijat Sirel sayılır. Necmettin Yağçı'ya göre bu dört isim olgun eserlerini Cumhuriyet döneminde vermiş, Türk heykelini sonraki kuşaklara taşıyacak sanatçıları yetiştirme görevini de üstlenmiştir.
İstanbul Sultanisi ve Münih
Nijat Sirel, öğrenimini İstanbul Sultanisi'nde (bugünkü İstanbul Erkek Lisesi) tamamladı. 1915'te heykel eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Bir anlatım bunu devlet bursuyla gönderilme olarak aktarır; bir başkası Sanayi-i Nefise'de öğrenim görmediğini ve kendi imkânlarıyla gittiğini söyler. Öte yandan kimi araştırmacılar onu Sanayi-i Nefise'den yetişenler arasında sayar. Anlatımlar birbiriyle çelişir ve konu kesinleşmiş sayılamaz. Almanya'ya gidiş yılı, Birinci Dünya Savaşı'nın ortasına, Osmanlı Devleti ile Almanya'nın müttefik olduğu döneme denk gelir; 1915-1930 arasında Almanya'da öğrenim gören Türk sanatçılar arasında Mahir Tomruk, Ratip Aşir Acudoğu, Nusret Suman ve Cemal Tollu gibi adlar da sayılır.
Almanya'da Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim gördü. Türkçe kaynaklar hocasını Profesör Hermann Kahn olarak anar, ama adı Kahhn ya da Hahn biçiminde de yazar; Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nin sanatçı kartı da onu Prof. Kahn'ın öğrencisi olarak tanıtır. Aydın'ın makalesi bu hoca için şu bilgileri verir: 1868'de Kloster Veilsdorf'ta doğmuş, 1887-92 arasında Münih akademisinde okumuş, sonra orada hocalık yapmış, Hildebrand'dan etkilenmiş, klasik etkilerin ağır bastığı bir sanatçıdır; önemli işleri arasında 1909 tarihli bir Moltke anıtı ile Chicago'daki Goethe anıtı vardır. Bu bilgilerin tümü, Alman heykeltıraş Hermann Hahn'ın biyografisiyle örtüşür. Hahn 28 Kasım 1868'de Kloster Veilsdorf'ta doğmuş, 1887-1892 yıllarında Münih'te sanat okulunda ve akademide okumuş, 1902'de Münih Güzel Sanatlar Akademisi'ne profesör olarak atanmış, Adolf von Hildebrand'ın yeni klasikçi anlayışını sonraki kuşaklara aktaran bir hoca olarak tanınmıştır; Bremen'deki Moltke anıtı 1909, Chicago'daki Goethe anıtı 1913 tarihlidir. Bu örtüşmeye bakılırsa Sirel'in hocası büyük olasılıkla Hermann Hahn'dır ve "Kahn" yazımı bir okuma ya da aktarma hatasından doğmuş olmalıdır; bu bizim çıkarımımızdır, Sirel'in Hahn atölyesine kaydını gösteren bir belgeyi görmedik. Ölüm tarihi de ayrılır: Aydın 1942 ve Münih verir, Alman kaynakları Hahn'ın 18 Ağustos 1945'te Pullach'ta öldüğünü yazar.
Münih'ten sonra kısa bir süre bağımsız çalışan Sirel, 1922'de yurda döndü. Aynı yıllarda Münih'te bulunan Mahir Tomruk ise Prof. Kurtz ile Blecker'in atölyelerinde çalışmıştı; iki sanatçının Almanya'da birbirini tanıyıp tanımadığı kaynaklarda yazmaz, ancak sonraki yıllarda Bursa anıtında yan yana çalışacaklardır.
Öğretmenlik Yılları
Dönüşünde İzmir Lisesi'nde resim öğretmenliğine başladı. Daha sonra İstanbul'da Vefa Lisesi ve Gaziosmanpaşa okullarında da öğretmenlik yaptığı kaynaklarda belirtilir; bunların tam tarihleri ulaşılabilen metinlerde yoktur.
Sanayi-i Nefise Mektebi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında hem adını hem kadrosunu değiştiriyordu. Kız öğrenciler için 1914'te açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi 1926'da erkek okuluyla birleşmiş, 1927'de de kurum önce Sanayi-i Nefise Akademisi, zamanla Güzel Sanatlar Akademisi adını almıştı. Cumhuriyet dönemiyle birlikte yabancı hocaların yerini Türk hocalar almaya başladı. Bir biyografik kaynağın verdiği tarihe göre 1 Ağustos 1927'de Sirel bu okula heykel öğretmeni olarak atandı; Mahir Tomruk da bir yıl önce, 1926'da okulun modelaj öğretmenliğine getirilmişti. 1932'de Sirel, okulun müdürü Burhan Toprak ile ters düşmesi nedeniyle okuldan ayrıldı; 1937'de yeniden döndü. Biyografik metinler bu sırada akademide Mahir Tomruk'un öğrencisi olduğunu da yazar; bu ifade belirsizdir ve ilişkinin nasıl kurulduğunu kaynaklar açıklamaz.
Kimi kaynaklar Sirel'in Alman heykeltıraş Rudolf Belling'in yanında ders verdiğini yazar. Tarihler göz önüne alındığında bu birlikteliğin ikinci dönemine ait olduğu anlaşılır, çünkü Belling akademinin heykel atölyesinin başına 1937'de, yani Sirel'in okula döndüğü yıl geldi. Yağçı'ya göre Belling 1955'e kadar figüre dayalı klasik bir eğitim verdi, heykel bölümünü altı atölyeye ayırdı ve öğrencilerinden desen, biçim, hacim, boşluk, doluluk ve oran ilkelerini iyi bilmelerini istedi. Sirel'in akademideki ikinci dönemi bu yeniden düzenlenmiş bölümün içinde geçti.
22 Kasım 1952'de Akademi müdürlüğüne atandı. Bu görevi 1959'daki ölümüne kadar sürdürdü; ömrünün son yedi yılında, Türkiye'nin ilk heykel öğretmenleri arasında yer aldığı okulun başında bulundu. Müdürlük yılları, akademide heykel eğitiminin yön değiştirdiği bir döneme rastlar. Yağçı, çağdaş akımların akademide öğretilmesinin 1950'de Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu'nun atölye hocası olarak göreve başlamasıyla geldiğini, Belling'in öğrencilerinden bazılarının yurt dışına giderek yeni akımlarla döndüğünü yazar. Aydın'ın deyişiyle ilk Cumhuriyet kuşağı figürlü işlere ağırlık vermiş, 1950'den sonra ise ağırlığı soyut eserlere kaydırmıştı. Kendisi doğaya bağlı ve gelenekçi bir heykeltıraş olan Sirel'in, bu dönüşüm sürerken okulun yöneticisi olması dikkat çekicidir; müdürlüğü sırasında aldığı kararlara dair bir kayıt ise ulaşabildiğimiz kaynaklarda yoktur.
Öncülerden Biri
Derya Uzun Aydın'ın makalesi, Mahir Tomruk ve Nijat Sirel'i Cumhuriyet dönemi Türk heykel sanatının ilk öncü isimleri ve Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk heykeltıraşlarını yetiştiren öncüler olarak tanıtır. Makaleye göre ilk Cumhuriyet kuşağı yeni ideolojiyi yansıtmayı düşünür, ama birbirini tekrar eden anlayıştan uzak durmaya çalışır. Mahir Tomruk (1884-1949) Cumhuriyet öncesinde Sanayi-i Nefise'de yetişmiş, sonraları birçok heykeltıraş yetiştirmiş, büstleriyle Alman yeni klasikçiliğinin etkilerini anımsatan bir sanatçıdır. Kaynaklar onun doğum yılını 1884 ya da 1885 olarak verir.
Aynı makale, Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük boyutlu anıt yapacak teknik uzmanların, araç gerecin ve atölyelerin henüz bulunmadığını, bu yüzden ilk anıtların yabancı heykeltıraşlarca yapıldığını ve bunun sürekli eleştirildiğini anlatır. Halil Özyiğit'in verdiği sayılar bu tabloyu açıkça gösterir: Sarayburnu'ndaki ilk Atatürk heykelinin açıldığı 3 Ekim 1926'dan Atatürk'ün ölümüne kadar üç farklı yabancı heykeltıraş elinden on anıt heykel çıkmıştır; bu ilk dönemin yabancı adları arasında Heinrich Krippel, Pietro Canonica, Anton Hanak ve Josef Thorak sayılır. Buna karşılık 1929-1938 arasında Kenan Ali Yontuç, Nijad Sirel, Mahir Tomruk, Nusret Suman, Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu'ndan oluşan altı Türk heykeltıraş, ülkenin on sekiz ayrı yerleşim yerindeki meydanlara anıt heykel dikmiştir. Sirel bu küçük grubun içinde, yalnızca büst yapmakla yetinmeyip anıt heykellere de imza atan sanatçılardandır. Kaynaklar onu, Türkiye'de anıt heykelciliği yabancı sanatçılardan devralan ilk Türk heykeltıraşlardan biri olarak sayar; Aydın da anıt heykel kavramının özellikle Nijat Sirel'de önem kazandığını yazar.
Sanatının niteliği için Aydın, Ahmet Köksal'a dayanarak onun ifadesel ve dışavurucu yönü, yumuşak ve kimi zaman ayrıntıcı tavrı olduğunu, doğaya bağlı ve gelenekçi olduğunu yazar. Türk heykelciliğinin bu ilk kuşağı genel olarak klasik formlarda, natüralist, özellikle büst ağırlıklı eserler vermiş ve malzeme olarak çoğunlukla alçı, taş ve bronz kullanmıştır. Aydın'a göre bu ilk dönemde işlerin çoğunun küçük boyutlu ve alçıdan olması eserlerin kalıcılığını olumsuz etkilemiştir; Sirel'in müzelerdeki işlerinin önemli bir bölümünün alçı olması da bu çerçeveye oturur.
Sirel'in kendi kuşağı içindeki yerini gösteren erken bir belge, Nurullah Berk'in 1937'de yayımlanan Türk Heykeltraşları kitabıdır. Ercan Yılmaz'ın aktardığına göre kitap, Sanayi-i Nefise ve sonraki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel şubesinde yetişmiş heykeltıraşların eserlerinden oluşan bir sergi için hazırlanmış, Cumhuriyet dönemi Türk heykeli üzerine ilk kapsamlı kaynak olmuştur. Kitapta yer alan on Türk heykeltıraş İhsan, Mahir, Nijat Sirel, Ratip Aşir, Sabiha Bengütaş, Nermin Sirel, İraida Barry, Ali Hadi, Zühtü Müridoğlu ve Nusret Suman'dır. Listede o tarihe kadar en çok Atatürk heykeli yapan Kenan Yontuç'un bulunmaması, Yılmaz'a göre akademi çevresinin ona eleştirel bakışının işaretidir. Sirel ise bu listede, akademinin kendi saydığı çekirdek kadronun içindedir.
Büstler
Sirel, özellikle önemli isimleri biçimlendirdiği büstlerle tanınır. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde bulunan işleri arasında şunlar sayılır: bronzdan Abdülhak Hamit Tarhan başı (bir kaynağa göre 1928 tarihli), Mithat Paşa büstü, alçıdan Ahmet Haşim maskı, alçıdan Ressam Avni Lifij başı ve alçıdan bir Kadın Başı. Bunlara Sanayi-i Nefise Mektebi müdürlerinden Cemil Cem Bey'in ve heykeltıraş Nermin Farukî'nin büstleri eklenir. Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde de onun H-0041 envanter numaralı Kadın Başı adlı bir eseri bulunur. Kaynaklar Mithat Paşa büstünün malzemesinde ayrılır; kimi listeler alçı der, Aydın ise eserin bronza döküldüğünün anlaşıldığını yazar.
Aydın'ın makalesindeki betimlemelere göre Abdülhak Hamit büstünde baş ön plandadır; boyundan aşağıya pek inilmemiş, yalnızca giysinin kravatlı yaka bölümü gösterilmiş, kollar büste eklenmemiştir. Yüz kendinden emin, sert ve keskin hatlarla verilmiş, keskin ışık planlaması biçimleri belirginleştirmiştir; elmacık kemikleri öne çıkarılmış, göz boşlukları ve yanaklar çökük, kaşlar çatık bırakılmıştır. Avni Lifij büstünde geriye çekilmiş saçlar, kendinden emin bakışlar ve özenli bir burun, ağız ve bıyık işçiliği görülür; makalenin yazıldığı sırada eserin arka yüzünde dökülmeler olduğu da not edilmiştir. Sirel'in, ilk resim derslerini aldığı eniştesini portreleştirmiş olması, bu büste aile içi bir anlam da katar.
Mithat Paşa büstünde fesli, önden düğmeli bir paşa kıyafeti içinde, gür bıyıklı ve sakallı bir yüz natüralist bir üslupla işlenmiştir; Aydın bu yüzün öteki büstlere göre daha az ifade yüklü olduğunu ve yüzeylerin pürüzsüz bırakıldığını söyler. Cemil Cem büstünde ise papyonu, gömleği ve ceketiyle şık bir adam vardır: ince bıyıklar, saçsız bir baş ve sakin bir ifade, modeli tanımayan birine bile kişiliği hakkında bir fikir verir. Nermin Farukî büstü baş ve omuzdan oluşur; kulakları örten saçlar ve yumuşak bakışlarla sakin, sade bir eserdir. Modeller arasında bir şair, bir ressam, bir devlet adamı, okulun eski bir müdürü ve bir heykeltıraş vardır; liste, Sirel'in yakın çevresindeki kültür ve sanat dünyasının adlarını portreleştirdiğini gösterir.
Nü çalışmaların hayli sıkıntılı sayıldığı bir dönemde, Nermin Farukî ile birlikte yaptığı oturan kadın figürü de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndedir. Boydan çıplak figür oturur durumdadır; başı bir yana döner, bir eli omzunu tutar. Aydın, çıplak figürün üç boyutlu bir sanatta daha cesur bir davranış olduğunu, ancak eserde sınırları zorlayıcı ayrıntılardan bilinçli bir uzak duruş sezildiğini, elin veriliş biçiminin ve figürün oturuşunun bu tutumu desteklediğini yazar. Kimi anlatımlar, saç modeli ve anatomik özellikleri nedeniyle figürün Farukî'yi akla getirdiğini söyler; figürün onun modelliğinde etüt edilip edilmediği bilinmemektedir.
Bursa Atlı Atatürk Anıtı
Sirel'in en tanınmış işi olan Bursa Atatürk Anıtı'nın hikâyesi, dönemin anıt yapımındaki koşulları göstermesi bakımından da önemlidir. Bursa'da bir Atatürk anıtı yapılması fikri ilk kez şehrin yerel gazetesi Yeni Fikir'in 29 Eylül 1925 tarihli sayısında dile getirilmişti. Beş yıl sonra Bursa Valiliği anıt yaptırmaya karar verdi ve sipariş, 1930 Şubat'ında Sirel'e verildi. Taslak Güzel Sanatlar Akademisi'nce görüldü, Millî Eğitim Bakanlığı'nca onaylandı; anıt, İstanbul Şişli'deki özel bir atölyede Sirel tarafından, Mahir Tomruk'un yardımıyla yapıldı. Bu noktada kaynaklar farklı vurgular taşır: kimi kaynaklar anıtı iki sanatçının birlikte yaptığı bir iş olarak anlatır, Bursa anıtına ayrılmış ayrıntılı bir metinde ise sanatçı olarak Sirel anılır, Tomruk yardımcı olarak geçer. Bir biyografi kaynağı Nermin Farukî'nin de bu işte yardımcı olduğunu yazar, ama yılı 1928 olarak verir; anıtın siparişi 1930'da verildiğine göre bu tarih tutarlı değildir ve Farukî'nin katkısı başka kaynakta doğrulanamamıştır.
Anıt, 29 Ekim 1931'de, Cumhuriyet'in sekizinci yıl dönümü törenleri sırasında Bursa Hükûmet Meydanı'nda açıldı. Aynı gün Samsun'da Heinrich Krippel'in atlı Atatürk anıtı da açılıyordu; Cumhuriyet'in bayramında iki şehirde birer atlı anıtın, birinin yabancı, ötekinin Türk heykeltıraşın elinden çıkmış olarak yükselmesi, dönemin geçiş hâlini iyi yansıtır. Bursa anıtı mermer bir kaide ile bronz bir Atatürk heykelinden oluşur; Atatürk atın üzerinde, asker giysileri içinde, zafer kazanmış bir kumandan olarak betimlenmiştir. Önceleri "Gazi heykeli" diye anılan anıt, Mustafa Kemal'e Atatürk soyadı verildikten sonra "Atatürk heykeli" adını aldı. Kaidenin kuzey cephesinde, "Bu Aziz Heykelin Önünde Duran Türk, Hürmetle Eğil" diye başlayan bir yazı yer alır. Doğu cephesinde Cumhuriyet'in kuruluşu (29 Ekim 1923), batı cephesinde Bursa'nın kurtuluşu (11 Eylül 1922) kayıtlıdır.
Aydın'ın değerlendirmesine göre Bursa anıtında Atatürk uzaktan hareketsiz görünse de yakından güç ve gerilim hissedilir; atın başı yukarı bakar ve hareket açıkça ortaya konmuştur. Kaynaklar bu işi Sirel'in en güzel eserlerinden biri sayar.
Öteki Atatürk Anıtları
Bursa'dan sonra gelen anıtların listesi, kaynaklarda tarih ve ortaklık bakımından tutarlı değildir. Berk'in 1937 tarihli kitabına dayanan Aydın, Sirel'in Bursa, İzmit ve Çanakkale'de yaptığı Atatürk anıtlarıyla anıldığını yazar; buna göre bu üç anıt 1937'den önce tamamlanmış olmalıdır. Kaynakların anlatımı şöyledir.
- Çanakkale Atatürk Anıtı: Bir kaynakta 1933 tarihli olarak geçer. Bir diğeri 1972-73, bir biyografi kaynağı ise 1944 verir. 1959'da ölen bir sanatçı için 1972-73 mümkün değildir; anıtın Berk'in 1937 tarihli kitabında anılması da 1944 tarihini zayıflatır ve 1933'ü daha olası kılar. Kesin tarih ulaşılabilen kaynaklardan belirlenememektedir.
- Kocaeli (İzmit) Atatürk Anıtı: Birçok kaynakta adı geçer, 1937'den önce yapıldığı anlaşılır; tarih ve ayrıntı verilmez.
- Bolu Atatürk Anıtı (1940): Aydın ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarihi 1940 verir. Ercan Yılmaz'ın Ratip Aşir Acudoğu üzerine çalışmaları anıtı Acudoğu ile Sirel'in ortak işi olarak kaydeder. Bir biyografi kaynağı ise bu anıt için bir yerde Ratip Aşir Acudoğlu'nu, başka bir yerde Hakkı Atamulu'nu ortak olarak anar; ağırlıklı kanıt Acudoğu'dan yanadır.
- Malatya Atatürk ve İnönü Anıtları: Hakkı Atamulu ile birlikte yapılmıştır; Atatürk anıtı için 1944 tarihi verilir.
Bolu'daki ortağı Ratip Aşir Acudoğu, Sirel ile aynı kuşaktandı. 1898'de İstanbul'da doğmuş, 1918'de Sanayi-i Nefise'nin heykel şubesine girmiş, Almanya'da da öğrenim görmüş, 1929'da Edirne'de resim öğretmenliğine başlamış, sonra İstanbul'da Zeyrek, Bakırköy ve Beykoz'daki okullarda öğretmenlik yapmış ve 1957'de ölmüştür. Menemen Kubilay Anıtı (1934), Erzincan İnönü Anıtı (1947) ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Atatürk Anıtı (1954) onun başlıca işleridir. Sirel gibi o da anıt heykelciliğe öğretmenlik yanında yürüttüğü bir uğraş olarak girmişti.
Kimi anlatımlara göre Sirel, anıtlarında Atatürk'ü kimi zaman üniformasıyla, kimi zaman sivil kıyafetle vermiştir. Aydın'ın değerlendirmesine göre Sirel'in anıt heykellerinde büstlerindeki donuk, statik etki hissedilir; Bolu anıtı da Bursa'daki kadar hareketli değildir. Bu hüküm tek bir araştırmacıya aittir; anıtlarının hepsinin ayrıntılı bir incelemesi ulaşabildiğimiz metinlerde yoktur.
Nermin Farukî ve Aile
Birçok kaynak Sirel'in, Türkiye'nin ilk kadın heykeltıraşlarından Nermin Farukî ile evlendiğini yazar; bir biyografi kaynağı birçok eserinde ondan yardım aldığını ekler. Aydın'ın makalesi ise Farukî'yi "dostu heykeltıraş" olarak anar. Evlilik tarihi ve ayrıntıları ulaşılabilen kaynaklarda yoktur. Berk'in 1937 tarihli kitabında sanatçının "Nermin Sirel" adıyla yer alması, evliliğin bu tarihten önce gerçekleşmiş olduğunu düşündürür; bu bir çıkarımdır. İngilizce kaynaklar da onu Nermin Sirel Farukî adıyla anar ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde ortak eserlerinin bulunduğunu yazar.
Nermin Farukî, Osmanlı'nın ilk parfüm üreticilerinden sayılan Mısır asıllı Ahmet Farukî'nin kızıydı. İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nin heykel bölümünde İhsan Özsoy'un öğrencisi olmuş, arkadaşı Sabiha Bengütaş ile birlikte okumuş, sonra Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğrenim görmüştü. 1934'teki madenî para tasarım yarışmasına model göndermiş, sonuçları çağdaş bulmadığı için jüriyi eleştiren yazısı 29 Ağustos 1934'te Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı. 1957'de İstanbul Şehir Galerisi'nde ilk kişisel sergisini açtı ve 1991'de İstanbul'da öldü. Doğum yılı kaynaklarda 1904 ya da 1914 olarak geçer. Biyografik metinler onun Sirel'den 17 yaş küçük olduğunu yazar; bu, 1914 tarihiyle uyuşur, ama çoğu kaynağın verdiği 1904 kabul edilirse aradaki fark yedi sekiz yıla iner. Ablası Harika Sirel ve eniştesi Avni Lifij'le birlikte düşünüldüğünde, Sirel'in hem ailesinde hem evliliğinde sanatçılarla çevrili bir hayat sürdüğü söylenebilir.
Bronz Döküm Meselesi
Kimi biyografik kaynaklar, Sirel'in 17 Haziran 1959'da Türkiye'de ilk bronz heykel dökümünü yaparak bu alanda ilk sanatçı unvanını aldığını yazar. Bu iddia ihtiyatla karşılanmalıdır. Tarih, ölümünden bir gün öncesine denk gelir. Üstelik Aydın'ın anlattığına göre Türkiye'de heykel dökümü için önemli gelişme 1930'lu yıllarda yaşanmıştır: Kenan Yontuç 1937'de Macar usta Fidzek Karoly'yi yurda getirmiş, Fidzek Tünel başındaki Narmanlı Yurdu'nda bir dökümhane kurmuş ve yanına aldığı Orhan Yurdagül, İzak Amon ve Hayrettin Kocaer'i ilk dökümcülerimiz olarak yetiştirmiştir. Daha önce yabancı sanatçılar bile işlerinin bronz dökümünü kendi ülkelerinde yaptırıyordu. Bursa anıtının 1931'de bronz olarak açıldığı da göz önüne alınırsa iddia çelişkili görünür; belki 1959 tarihli belirli bir dökümden söz ediliyordur, ama biz bu iddiayı belgeleyemedik.
Ölümü
Nijat Sirel, 18 Haziran 1959'da İstanbul'da, Akademi müdürlüğü görevini sürdürürken kalp krizinden öldü; kaynaklara göre 61 yaşındaydı. Ölümü Cumhuriyet gazetesinde duyuruldu: Reşad Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi için topladığı arşivde, gazetenin 23 ve 24 Haziran 1959 tarihli sayılarından kesilmiş iki kupür "Sirel (Nijad)" başlığı altında saklanır. Arşiv kayıtlarının konu dizininde Şişli Camii ve Zincirlikuyu Mezarlığı geçer; bu, cenaze namazının Şişli Camii'nde kılındığını ve Zincirlikuyu'ya defnedildiğini düşündürür, ancak kupürlerin metnini okuyamadığımız için bu bir çıkarımdır. Kimi kaynaklar da Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildiğini belirtir. Bir ölüm haberi sitesi ise kabrinin yerinin bilinmediğini yazar; bu iki bilgi birbiriyle çelişmektedir.
Amasya Hafızasında
Ulaşabildiğimiz kaynaklarda Sirel'in Amasya'da yaptığı bir esere, Amasya'daki bir anıta ya da adını taşıyan bir okul, sokak veya vakfa dair bilgi yoktur. Amasya ile bağı, doğduğu şehir olmasıyla sınırlı görünmektedir; ailesinin Amasya'daki yaşamına, çocukluk yıllarına ve Amasya'dan ayrılışına dair kesin belge bulunamamıştır. Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Amasya'yı temsil eden milletvekilleri arasında Dr. Asım (Sirel) adı geçer; ancak soyadı benzerliği dışında iki aile arasında bir akrabalık bağı gösteren bir kayıt bulamadık. Yine de Cumhuriyet'in ilk anıt heykellerini Türk elleriyle yapanlardan birinin, ablası Harika ile birlikte iki sanatçı çıkaran bir ailenin Amasya doğumlu olması, şehrin sanat tarihindeki yerini anlatan küçük ama kayda değer bir ayrıntıdır.
Kronoloji
1897 ya da 1898: Amasya'da doğdu (kaynaklar iki yılı da verir).
1915: Heykel eğitimi için Almanya'ya gitti; Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde, kaynaklarda Kahn diye anılan ve büyük olasılıkla Hermann Hahn olan hocanın atölyesinde çalıştı.
1922: Yurda döndü, İzmir Lisesi'nde resim öğretmenliğine başladı.
1 Ağustos 1927: Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Güzel Sanatlar Akademisi) heykel öğretmeni olarak atandı.
1930 (Şubat): Bursa Valiliği, Atatürk anıtı siparişini Sirel'e verdi.
29 Ekim 1931: Bursa Atlı Atatürk Anıtı, Mahir Tomruk'un yardımıyla tamamlanarak açıldı.
1932: Okul müdürü Burhan Toprak ile anlaşmazlık nedeniyle okuldan ayrıldı.
1933: Çanakkale Atatürk Anıtı (bir kaynağa göre; başka tarihler de verilir).
1937: Akademiye yeniden döndü; aynı yıl Rudolf Belling heykel atölyesinin başına geldi. Nurullah Berk'in Türk Heykeltraşları kitabında yer aldı.
1940: Bolu Atatürk Anıtı, Ratip Aşir Acudoğu ile birlikte.
22 Kasım 1952: Akademi müdürlüğüne atandı.
18 Haziran 1959: İstanbul'da öldü; ölümü 23 ve 24 Haziran'da Cumhuriyet gazetesinde duyuruldu.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- "Sirel (Nijad)", Cumhuriyet gazetesi kupürleri, 23 ve 24 Haziran 1959, İstanbul Ansiklopedisi Arşivi (Reşad Ekrem Koçu), Salt ve Kadir Has Üniversitesi. istanbulansiklopedisi.org
Akademik çalışmalar
- Uzun Aydın, Derya. "Cumhuriyet Dönemine Işık Tutan İki Heykeltıraş; Mahir Tomruk ve Ali Nijat Sirel", İstanbul Journal of Social Sciences, 2013 Bahar, sayı 3.
- Yılmaz, Ercan. "Cumhuriyetin İlk Heykeltıraşlarından Ratip Aşir Acudoğu: Yaşamı ve Anıtları", Sanat & Tasarım Dergisi, 8(2), 2018, s. 250-265 (İnönü Üniversitesi açık arşivindeki özet).
Resmî kaynaklar
- Özyiğit, Halil. "Pietro Canonica'nın Ankara Etnografya Müzesi Önündeki Atlı Atatürk Anıtı ve Basına Yansımaları", Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayını (akmb.gov.tr).
- "Nijat Sirel (1897 - 1959)", T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi sanatçı bilgileri.
- "Nijad Sirel", T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (ktb.gov.tr).
Kitaplar
- Yılmaz, Ercan. Cumhuriyet'in İlk Çeyrek Yüzyılında Edirne'de Heykel ve Heykeltıraşlar, Paradigma Akademi Yayınları, Çanakkale. paradigmaakademiyayinlari.com
Diğer kaynaklar
- Yağçı, Necmettin. "Cumhuriyet Sonrası Türk Heykel Sanatı Eğitimini Etkileyen Faktörler ve Heykel Eğitiminde Soyutlama", idil, 60 (Ağustos 2019), s. 1049-1062.
- "Hermann Hahn (Bildhauer)", Wikipedia (Almanca). de.wikipedia.org
- "Nijat Sirel", Vikipedi (Türkçe).
- "Nijat Sirel", Wikipedia (İngilizce).
- "Nermin Farukî", Wikipedia (İngilizce).
- "Bursa Atatürk Heykeli", Vikipedi (Türkçe).
- "Sanâyi-i Nefîse Mektebi", Vikipedi (Türkçe).
- "Mahir Tomruk", Vikipedi (Türkçe).
- "Nijat Sirel Hayatı ve Heykelciliği", Edebiyat Sanat Akademisi, 2013.
- "Nijat Sirel" ve "Nermin Faruki", Biyografiler.com.
- "Nermin Faruki (1914 ~1991)", Cumhuriyet Paraları (cumhuriyetparalari.com), 2023.
- "Ali Nijat Sirel", Olumhaberi.com.
Çevrimiçi kaynaklar






