Kemal Eren, Cumhuriyet dönemi idarecilerinden biridir. 1910'da Amasya'da doğdu, Siyasal Bilgiler Okulu'nu bitirdi, İstanbul'da maliye tahakkuk memurluğuyla başladığı kamu hizmetini Anadolu'nun uzak ilçelerinde kaymakam olarak sürdürdü ve 1950'de Demokrat Parti listesinden memleketinin milletvekili seçildi. Hakkında yazılmış bir hatırat ya da kapsamlı bir biyografi bulunmuyor; hayatı kısa resmî kayıtlara, seçim belgelerine ve Meclis tutanaklarına dağılmış durumda. Bu dağınık izler bir araya getirildiğinde, taşrada uzun yıllar idarecilik yapmış bir adamın Meclis'e geldiğinde de aynı meselelerle uğraşmayı sürdürdüğü görülür: arazi kavgaları, köy vergileri, muhtarın yetkisi, kaymakamın yükü. Tutanaklar, özellikle 1952 ve 1953 yıllarına ait olanlar, ona dair en canlı bilgiyi veriyor.
Ailesi ve Öğrenimi
Kemal Eren, 1910'da Amasya'da dünyaya geldi, 3 Kasım 1993'te vefat etti. TBMM Albümü'nün ikinci cildinde (1950-1980) yer alan biyografik kayda göre baba adı Celalettin, anne adı İnayet'tir. Siyasal Bilgiler Okulu mezunudur; bu okul "Mülkiye" adıyla da anılır ve kaymakam, vali gibi taşra idarecilerinin yetiştiği başlıca kurumdu. Albüm kaydı ayrıca Eren'in Fransızca bildiğini, evli olduğunu ve üç çocuk babası olduğunu bildirir. Cumhuriyet Arşivi belgelerine dayanan 1946 seçim listelerinde doğum yılı Rumi takvimle 1326 olarak yazılmıştır; bu tarih 1910-1911 yıllarına karşılık gelir ve öteki kayıtlarla uyuşur.
Aynı 1946 listesinde 1888'de Amasya'da doğmuş, idadi mezunu bir memur olan Celal Eren'in adı da geçer. Albümdeki baba adı Celalettin ile bu ismin örtüşmesi, Celal Eren'in onun babası olabileceğini düşündürür; ancak bu bir çıkarımdır, belgelerde ikisi arasında akrabalık kurulmaz. Doğum günü, doğduğu mahalle, ailesinin geçimi ve çocukluk yılları hakkında erişilebilen kaynaklarda bilgi yoktur. Siyasal Bilgiler Okulu'nu hangi yıl bitirdiği de kayıtlarda belirtilmemiştir. Bu konularda kesin belge bulunamamıştır.
Memuriyet Yılları
Albüm kaydındaki sıralamaya göre Eren'in meslek hayatı İstanbul'da başlar. Önce Beyoğlu Varidat Müdürlüğü'nde Galatasaray Tahakkuk Memur Muavinliği, ardından aynı müdürlüğün Kule Kapı Şubesi'nde Tahakkuk Memurluğu yaptı. Tahakkuk memurları vergi ve resim borçlarının kayda geçirilmesiyle ilgilenen maliye görevlileriydi. Bu görevlerden sonra memleketine döndü ve Amasya'da maiyet memuru olarak vilayet kadrosunda çalıştı.
Ardından kaymakamlık dönemi başladı. Eren sırasıyla Suşehri, Çumra, Patnos, Kemah, Dörtyol ve Vezirköprü kaymakamlıklarında bulundu. Bu altı ilçe Türkiye'nin çok farklı yerlerine dağılır: Suşehri Sivas'ın kuzeydoğusunda, Çumra Konya Ovası'nın kenarında, Patnos Ağrı'nın güneyinde Van Gölü'nün kuzeyindeki yaylalarda, Kemah Erzincan'da Fırat vadisinde, Dörtyol Hatay'ın İskenderun Körfezi kıyısında, Vezirköprü ise memleketine yakın, Samsun'un iç kesiminde yer alır. Mülkiye mezunu bir kaymakamın Anadolu'nun doğusunu, güneyini ve kuzeyini birkaç yıllık aralıklarla tanıması, o dönemin devlet memurluğunda alışılmış bir seyirdi. Kaymakam ilçede hükümetin temsilcisi ve idari işlerin başıydı; köylerle, belediyelerle ve halkla en yakın temas eden üst düzey görevli de oydu.
Bu görevlerden yalnızca birinin tarihi belgelenebilmektedir. Suşehri kaymakamlarının listesinde Kemal Eren'in adı 1940-1941 yıllarının karşısında görünür. Listeye göre selefi 1939-1940'ta A. Munip İlhan, halefi 1941-1942'de Hilmi Tunal'dır. Eren, 1952 Nisan'ında Meclis kürsüsünde kendisini taşınmaz mallara tecavüzün önlenmesine dair kanunu "12 sene tatbik etmiş" biri olarak tanıttı. Bu söz, idare amirliğinin 1938 dolaylarından 1950'ye uzanan bir dönemi kapsadığını düşündürür; tarih aralığı bu ifadeden yapılmış bir çıkarımdır. Öteki ilçelerdeki görev süreleri açık kaynaklarda doğrulanamadığı için burada yıl verilmemiştir.
Meslek hayatının son basamağı konusunda kaynaklar ayrışır. TBMM Albümü yalnızca kaymakamlıklarını sayar. Buna karşılık IX. Dönem Amasya milletvekillerinin kişisel verilerini Kâzım Öztürk'ün Türk Parlamento Tarihi'nden aktaran bir yüksek lisans tezi, 1950'de Meclis'e giren Eren'in mesleğini "vali" olarak gösterir. Eren'in vali olarak hangi ilde görev yaptığına dair bir kayıt bulunamamıştır; bu çelişki çözülememiştir. 1950'de milletvekili seçilmeden önce son olarak nerede görevli olduğu da belirsizdir.
1946 ve 1950 Seçimleri
Eren'in siyasete ilk adımı Demokrat Parti'den önce, iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi'nin kapısında atılmıştır. 1946 genel seçimleri öncesinde CHP Amasya teşkilatına mebusluk talebiyle başvuranların listesinde onun adı "Kemal Eren, Amasya, 1326, Memur, Mülkiye" kaydıyla yer alır. Liste, eski milletvekillerinden emekli askerlere, öğretmenden çiftçiye uzanan geniş bir adaylar topluluğunu gösterir. Parti, aralarından eski milletvekilleri Ahmet Zeki Tarhan, Ahmet Esat Uras ve Ali Kemal Yiğitoğlu ile Ahmet Eymir'i aday gösterdi ve dördü de seçildi. Eren'in adaylığı bu aşamada kalmıştır. Onun bu başvurudan dört yıl sonra karşı safta, Demokrat Parti listesinde yer alması, dönemin pek çok taşra memurunun izlediği yol değişikliğine benzer; ancak bu tercihin nedenlerini anlatan bir belgeye ulaşılamamıştır.
1950 seçimlerine giderken Amasya'da Demokrat Parti teşkilatı henüz zayıftı. Arşiv belgelerine göre il başkanlığını eski bucak müdürlerinden Celal Topala yürütüyor, partinin masraflarını zaman zaman Faruk Çöl karşılıyordu; Gümüşhacıköy ilçe başkanının istifası teşkilatı sarsmıştı. Demokrat Parti'nin adaylarının beşte dördünü il ve ilçe kurullarının belirlemesi kuralı gereğince Amasya'nın adayları yerel kurullarca seçildi. Yerel Amasya Yeşilyurt gazetesinin 24 Nisan 1950 tarihli sayısına dayanan bilgiye göre Demokrat Parti Amasya'dan Hamit Koray, İsmet Olgaç, Kemal Eren ve Cevdet Topçu'yu aday gösterdi. Cumhuriyet Halk Partisi Ahmet Eymir, Ferdi Çağan, Nazım Poroy ve Faik Yargıcı ile, İşçi ve Çiftçi Partisi ise Basri Ergun ile seçime girdi.
14 Mayıs 1950 seçimi Amasya'da sakin geçti ve kayda değer bir olay yaşanmadı. Seçmen sayısı 68.287, oy kullananların sayısı 63.863'tü; bu, yüzde doksanı aşan bir katılım demektir. Demokrat Parti'nin dört adayı da seçildi ve Kemal Eren 34.177 oyla listenin en çok oy alan adayı oldu. Onu 33.797 oyla Ahmet Hamit Koray, 33.686 oyla Mustafa İsmet Olgaç ve 33.634 oyla Cevdet Topçu izledi. Aradaki farkın birkaç yüz oyu geçmemesi, seçmenin büyük ölçüde listeye oy verdiğini gösterir. Aynı kaynağa göre Eren Meclis'e girdiğinde kırk yaşındaydı ve TBMM arşivinde 1547 sicil numarasıyla kayıtlıydı.
Amasya Milletvekilliği (1950-1957)
Kemal Eren, 1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerinde Demokrat Parti listesinden Amasya milletvekili seçildi ve TBMM'nin IX., X. ve XI. dönemlerinde görev yaptı. Milletvekilliği 1950'den 1 Kasım 1957'ye kadar sürdü. İlk seçim, Demokrat Parti'nin Cumhuriyet Halk Partisi'nin yirmi yedi yıllık iktidarına son verdiği 14 Mayıs 1950 seçimiydi. Eren de yeni iktidarın milletvekilleri arasında Ankara'ya gitti.
Eren'le birlikte Amasya'yı temsil eden milletvekillerine dair kaynaklar tam örtüşmez. Kimi listelerde IX. dönemde Hamit Koray ve Ali Kemal Yiğitoğlu, X. dönemde Faruk Çöl ve Hamit Koray, XI. dönemde İsmet Olgaç ve Faruk Çöl gösterilir. Oysa seçim sonuçlarına dayanan tez, IX. dönemin Amasya milletvekillerini Eren, Koray, Olgaç ve Topçu olarak verir; Ali Kemal Yiğitoğlu ise bir önceki dönemin CHP'li milletvekilidir. İsmet Olgaç'ın 1953 tutanaklarında Amasya milletvekili olarak görünmesi de tezi doğrular. X. döneme ait 23 Mart 1955 tarihli bir oylama cetvelinde Amasya başlığı altında Faruk Çöl, Kemal Eren ve Mustafa Zeren adları birlikte yer alır. Bu dökümler resmî seçim tutanaklarıyla ayrıca karşılaştırılmamıştır.
Meclis tutanakları Eren'in sessiz bir milletvekili olmadığını gösterir. Elde bulunan izler 1952 ve 1953 yıllarında yoğunlaşır ve hepsi onun idareci geçmişinin Meclis çalışmalarına nasıl yansıdığını ortaya koyar. En uzun soluklu uğraşı, kendi adını taşıyan bir kanun teklifiydi.
Gayrimenkule Tecavüzün Def'i Kanunu (1951-1952)
Eren, Ankara Milletvekili Salâhattin Benli ile birlikte, taşınmaz mallara yapılan tecavüzlerin idari yoldan önlenmesini düzenleyen 2311 sayılı Kanun'un yerine geçmek üzere yeni bir kanun teklifi (2/191) hazırladı. Eski kanun, zilyedi olduğu tarlaya, bağa ya da meraya başkası el koyan kişinin mahkemeye gitmeden valiye ya da kaymakama başvurmasına imkân veriyor, idare amiri de tecavüzü durdurarak malı zilyede teslim ediyordu. Köylerde arazi anlaşmazlıklarının çoğu bu yolla çözülüyor, mahkemelerin yıllarca sürebilen tapu davaları beklenmeden kavganın önü alınmaya çalışılıyordu. Teklif İçişleri ve Adalet komisyonlarında görüşüldü ve Genel Kurul'a üç kez geldi; ilk iki seferinde yetersiz bulunarak komisyona iade edildi.
28 Ocak 1952'deki görüşmede teklif ağır eleştiriler aldı. Yozgat Milletvekili Yusuf Karslıoğlu, metnin hisseli mülklerde ortaklardan birinin başvurusunu yeterli saymadığını, köy merasına makineyle girip birkaç günde binlerce dönüm süren bir mütegallibeye karşı muhtar sessiz kaldığında köylülere başvuru hakkı tanımadığını, bucak müdürlerinin kararlarını kesin saydığını ve soruşturma masraflarını yoksul köylülerin sırtına yüklediğini anlattı. Balıkesir Milletvekili Esat Budakoğlu ise teklifin eski kanundan "mahiyet, esas sistem ve mekanizma bakımından" farklı olmadığını, yalnızca soruşturmayı jandarma karakol komutanından alıp bucak müdürüne verdiğini, oysa asıl sorunun yirmi yıllık uygulamanın halkta güven uyandıramamış olmasında yattığını söyledi. Ret önergesi ve komisyona iade önergesi oylanarak reddedildi, maddelere geçildi. Eren bu oturumda birinci maddenin dilini sadeleştiren bir önerge verdi. Önergeye göre gerçek ve tüzel kişilerin ellerinde bulundurdukları taşınmazlara başkası tarafından tecavüz ve müdahale edildiğinde ilde vali, ilçede kaymakam, bucakta bucak müdürü tecavüzü def edip malı zilyedine teslim edecekti. Birinci madde, verilen önergelerle birlikte İçişleri ve Adalet komisyonlarına geri gönderildi; Adalet Komisyonu yeni raporunu 16 Nisan 1952'de hazırladı.
Görüşmeler Mart sonunda yeniden başladığında Eren, teklifin sahibi olarak itirazları tek tek karşıladı. 31 Mart 1952'deki oturumda Karslıoğlu, tecavüz eden kişinin tarlaya ektiği ürün hakkında karar verilmezse anlaşmazlığın sürüp asayişin sağlanamayacağını ileri sürmüştü. Eren buna, mal sahibine teslim edildikten sonra çıkacak her ihtilafın yeni bir tecavüz sayılacağını söyleyerek karşılık verdi ve teklifin yedinci maddesini okudu: tecavüzü def edilen kişi mahkeme kararı olmadan aynı taşınmaza yeniden girerse sulh mahkemesince iki aydan altı aya kadar hapisle cezalandırılacak, tecavüz silahlı ya da kalabalık bir grupla yapılırsa ceza altı aydan iki yıla kadar çıkacaktı. Ona göre bu hükümle yeni bir anlaşmazlık ihtimali zaten ceza altına alınmıştı.
2 Nisan 1952'deki oturumda tartışma muhtarın yetkisine ve başvuru süresine kaydı. Bazı milletvekilleri muhtarın görevini kötüye kullanıp tecavüzü bildirmemesi hâlinde köyden herhangi birine başvuru hakkı verilmesini istiyordu. Eren, Köy Kanunu'nun muhtara köyün tüzel kişiliğini temsil etme ve haklarını savunma görevi verdiğini, muhtarın köyün dirlik ve düzeninden sorumlu olduğunu hatırlattı; köyün bütün varlığı kendisine emanet edilen bir kişiye böyle basit bir konuda güvenmemenin ona verilen yetkilere güvensizlik anlamına geleceğini söyledi. Görevini kötüye kullanan muhtarın suç işlemiş olacağını, aynı ihtimalin kaymakam için de geçerli olduğunu ekledi. Başvuru süresinin tecavüzden itibaren otuz günden altmış güne çıkarılmasını da savundu: yürürlükteki kanunda süreye dair bir açıklık yoktu, süreyi nizamname otuz gün olarak belirlemişti; komisyon, önceki görüşmelerde dile getirilen istekler üzerine hükmü kanuna almış ve süreyi uzatmıştı.
Aynı gün tartışılan bir başka konu, idare amirinin yerinde inceleme yapması için gereken yol masraflarının kim tarafından karşılanacağıydı. Bazı milletvekilleri, tecavüze uğrayanların çoğunun yoksul köylüler olduğunu, masrafın önce Hazine'den ödenip sonra haksız çıkan taraftan alınması gerektiğini söylüyordu. Eren burada kendi tecrübesine başvurdu: "bu kanunu 12 sene tatbik etmiş bir arkadaşınız olmak sıfatiyle" uygulamada harcırahı yatıramadığı için başvurusu yürümeyen bir vatandaş görmediğini, vatandaşın asıl istediğinin sürat ve isabetli karar olduğunu, parası olmayanın bile beş on liralık bu masrafı komşusundan bulduğunu anlattı. Konya Milletvekili Rifat Alabay köy merası için başvuran bir kişinin ne menfaati olacağını sorduğunda Eren, başvuranın zaten bir toprak sahibi olduğunu ve adli yardım isteyecek kadar yoksul sayılamayacağını söyledi. Bu sözler sıralardan "bravo" sesleriyle karşılandı; ancak meseleyi yoksul köylünün gözünden gören itirazların da tutanakta yer aldığını belirtmek gerekir.
Teklifin ikinci görüşmesi 16 Nisan 1952'de tamamlandı. Cezmi Türk, kanunun bu derde deva olmayacağını, er geç değiştirilmesi gerekeceğini söyleyerek karşı görüşünü açıkladı. Söz alan son kişi Eren oldu. "Huzurunuza getirmiş olduğumuz bir memleket ıstırabının devası" dediği metnin kanunlaşmak üzere olduğunu belirtti, arkadaşının eleştirisinde haklılık payı bulunabileceğini kabul etti; ama asıl çarenin mahkemelerin kadro bakımından tapu işlerini kısa sürede görebilecek hâle gelmesi olduğunu, bu köklü tedbirler alınıncaya kadar boşluğun bir idari tedbirle doldurulması gerektiğini, aksi hâlde vatandaşların toprak yüzünden birbirinin canına kıymasının seyredilmiş olacağını söyledi. Ardından kanunun tümü oylanarak kabul edildi. Meclis'in o döneme ait tutanak dizini, bu metni 5917 sayılı Gayrimenkule Tecavüzün Def'i Hakkında Kanun olarak kaydeder. Eren'in Meclis'te iz bırakan en kalıcı işi budur.
1952 Bütçe Görüşmeleri
Eren'in idarecilik geçmişi bütçe görüşmelerinde de kendini gösterir. 26 Şubat 1952'de İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken söz aldı ve konuşmasını baştan sona idare amirlerine ayırdı. İçişleri hizmeti denince akla ilk gelenin bu hizmetlerin başındaki idare amirleri olduğunu, iç güvenlikten başlayarak adli ve askerî işler dışındaki bütün devlet görevlerinin onların denetiminde yürüdüğünü söyledi. Daha önce iktidar partisini ne pahasına olursa olsun ayakta tutmakla yükümlü sayılan idarecilerin artık yalnız kanuna ve vicdanlarına bağlı görevliler olarak kabul edilmesini bir kazanç olarak niteledi. Bu sözler, Demokrat Parti'nin tek parti döneminin idare anlayışına yönelttiği eleştirinin bir yansımasıdır.
Konuşmanın ikinci bölümü bir dilekler listesidir ve bir kaymakamın gözünden yazılmış gibidir. Eren, mahrumiyet bakımından birbirinden çok farklı ilçeler arasında yapılan tayinlerde yalnız ehliyet ve liyakatin esas alınmasını, her kaymakamın her türlü ilçede çalıştırılmasını istedi. Her kaymakamın gönlünde taşıdığı vali olma idealinin gerçekleşebilmesi için valilik makamının zorunlu olmadıkça meslek dışından kişilere verilmemesini, günün ihtiyaçlarına uymayan idari bölünmenin yeniden gözden geçirilmesini önerdi. Jandarmaya ayrılacak erlerin ortaokul ya da hiç olmazsa ilkokul mezunları arasından seçilmesini, zabıtanın bir an önce motorlu araçlarla donatılmasını, hâlâ çok ilkel durumdaki jandarma telefonlarının düzeltilmesini ve küçük kasabaların elektrik ve su ihtiyacını karşılayan İller Bankası'nın mali kaynaklarının artırılmasını dile getirdi.
Ertesi gün, 27 Şubat 1952'de Millî Eğitim bütçesi görüşülürken Eren bu kez kısa bir soru sordu. Bakan Tevfik İleri'nin lise açmak için illerle "mücadele" ettiklerini söylemesi üzerine bu mücadelenin mahiyetini açıklamasını istedi. Bakan, devraldıkları elli dokuz lisenin gerçek lise olmaktan uzak olduğunu, ehliyetli öğretmen ve laboratuvar olmadan yeni lise açmaktan çekindiklerini, bir önceki yıl yirmi ilin isteği karşısında ancak üç lise açtıklarını anlattı. Sorunun Amasya'yla doğrudan bir bağı tutanakta kurulmaz; Eren'in bu soruyu kendi ilinin lise talebini düşünerek sormuş olabileceği bir yorumdur.
Yeni Köy Kanunu Görüşmesi (13 Mayıs 1953)
IX. Dönem Tutanak Dergisi'nin 81. Birleşim kaydına göre Meclis 13 Mayıs 1953 Çarşamba günü yeni Köy Kanunu tasarısını (1/185) görüşüyordu. Hatay Milletvekili Abdürrahman Melek'in aktardığına göre hükümet, 1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu'nun yıllar içinde çeşitli değişikliklerle ağırlaşan hükümlerini tek metinde toplamayı hedeflemişti. İçişleri Komisyonu ise metni köylerin mali kaynaklarını yeniden düzenleyen hükümlerle genişletmişti. Melek, tasarının hem köy kalkınmasını hem de mevzuatı birleştirmeyi hedefleyip ikisini de tam olarak başaramadığını söyleyerek metnin Tarım, Millî Eğitim, Sağlık ve Sosyal komisyonlarından oluşan karma bir komisyonda görüşülmesini önermişti. Antalya Milletvekili Burhanettin Onat ise imece çalışmasına getirilen yirmi günlük sınırı, eski eser kalıntılarının bulunduğu yerlerin köylüye bırakılmasını ve arazi vergisine yapılması düşünülen zammı eleştirmişti.
Eren de bu tartışmanın ortasında söz aldı. Tasarının İçişleri Komisyonu raporunun altında imzası bulunduğu için Başkanlık, konuşmasının lehte mi aleyhte mi olacağını sordu. Eren "şahsım adına" konuşacağını ve tasarı hakkındaki kişisel kanaatini bildireceğini söyledi. Konuşmasına, kendisinden önce söz alan arkadaşlarının hemen hepsinin tasarının bir yenilik getirmediği konusunda âdeta ittifak ettiğini belirterek başladı ve bu görüşe karşı çıktı. Ona göre yeni metin köylerde iskân sahalarının belirlenmesini, iş programlarını, seçim işlerinin düzenlenmesini, yeniden köy meclislerinin kurulmasını, köy bütçelerinin eskiden talimatnameyle yürütülürken kanuna bağlanmasını, yeni mali kaynakları ve köy vakıflarının durumunu getiriyordu. Bu başlıkları sıraladıktan sonra, milletvekillerinin birçoğunun tasarıyı hak ettiği ciddiyetle incelemediği kanaatinde olduğunu söyledi.
Konuşmasının en geniş bölümü "salma" üzerinedir. Köylerde ihtiyar heyetlerinin takdirine bırakılan, belirli bir matrahı olmayan bu vergiyi Eren, köylerde "salgın" denilen ve gerçekten salgın bir hastalık hâline gelmiş bir uygulama olarak niteledi. Salmanın kaldırılmasını tasarının en önemli hükümlerinden biri saydı ve başlı başına bir inkılap olarak tanımladı. Yerine, belediyelerde olduğu gibi belirli vergilerden köylere pay ayrılmasını önerdi. Öngörülen paylar şöyleydi: yeni bir arazi tahriri yapıldıktan sonra arazi vergisinden yüzde otuzdan az olmamak üzere bir hisse, binadan alınacak vergiden yüzde yirmi, köylerde işletilen madenlerden alınan resimden yüzde on ve gelir vergisinden yüzde on. Bu paylarla ve hükümetin yardımlarıyla köylerin mali gücünün artacağına inandığını belirtti.
Arazi tahririnin dört beş yıl süreceğini, arazi değerlerinin 1936'ya göre yüzde altı yüz arttığını ve yeni bir tahrir yapılmadığını hatırlatan Eren, tahrir yapılıp pay ayrılıncaya kadar salmanın yerini arazi vergisine yapılacak yüzde iki yüzlük geçici zammın alacağını açıkladı. Bu zammın köylüyü ezeceği yolundaki eleştirilere vergi istatistikleriyle karşılık verdi. Verdiği rakamlara göre arazi vergisi mükellefi 7.517.178 kişi toplam olarak yaklaşık 9 milyon lira vergi ödüyordu. Bunların 4.512.847'si, yani mükelleflerin yarısından fazlası 1 kuruştan 100 kuruşa kadar vergi veriyordu. Zammın bu kesimi yıkacağı iddiasının yerinde olmadığını söyledi. Büyük arazi sahiplerine gelince, onlardan bir kısmı senede milyonlar kazandığı hâlde ancak yirmi lira vergi verirken orta halli bir köylü ailesi on lira ödüyordu; yeni düzenin bu dengesizliği gidereceğini savundu.
Eren, muhtarın durumuna da değindi. Köyde para toplamanın muhtarın işi olmadığını, muhtarın köyün kamu hizmetlerini görmesi gerektiğini belirtti. Vergi tarh ve tahsil görevinin maliyeye ve vergi tahsildarlarına bırakılmasının hem köylüyü hem muhtarı bu yükten kurtaracağını savundu. Salmanın ihtiyar heyetlerince tarh edildiğini ve bu konuda kaymakamın vereceği kararın kesin olduğunu da hatırlattı. Bir yıl önce taşınmaz kanununu savunurken muhtara güvenilmesi gerektiğini söyleyen Eren'in burada muhtarı vergi toplama yükünden kurtarmak istemesi, onun muhtarlığı köyün temsilcisi ve kamu hizmetinin yürütücüsü olarak gördüğünü düşündürür; bu bir yorumdur, tutanak iki konuşma arasında böyle bir bağ kurmaz.
Sınır ihtilafları konusunda ise doğrudan kendi tecrübesine başvurdu. Bazı milletvekilleri tasarının köyler arası sınır anlaşmazlıklarını çözmediğini ileri sürmüştü. Eren, "senelerce tatbikatında bulundum" diyerek bu ihtilafların iki nedenden çıktığını anlattı. Birincisi, sınırların eskiden beri kesin olarak belirlenememiş olmasıydı; mahkemeler bile bu konuda içinden çıkamıyordu. İkincisi, tarım ürünlerinin değer kazanması yüzünden köyler arasındaki ortak meraların sürülmeye başlanmasıydı. Bir iki köy arasında yaylaklar, baltalıklar bulunduğunu, ihtilafı bir köyün lehine çözdüğünüzde ötekinin ayağa kalktığını söyledi. İdare heyetlerinin raportör ve tetkik memuru gönderdiğini, ehlivukufu dinlediğini, köylülerin elindeki eski vesikalara itibar ettiğini, ama sınır belirlenirken köylü isteğini alamadığı için razı olmadığını anlattı. Kırk bin köyün sınır ihtilaflarını mahkemelerin kısa sürede çözemeyeceğine dikkat çekerek meselenin "ezeli ve ebedî bir dert" olduğunu söyledi.
Konuşmasını, tasarının eksik yönlerinin madde müzakeresinde tamamlanabileceğini, daha iyi bir kanunun ortaya çıkacağına inandığını söyleyerek bitirdi. Başkan, tasarının tümü üzerinde başka söz isteyen olmadığını bildirdi; komisyon sözcüsünün açıklamasının uzun süreceğini ve saatin ilerlediğini belirterek Birleşimi 14 Mayıs 1953 Perşembe gününe bıraktı. Görüşmenin sonunda tasarının hangi biçimde yasalaştığı bu kaynaklardan çıkarılamamaktadır ve burada iddia edilmemiştir.
Meslek ve Teknik Okulu Öğretmenleri İçin Soru Önergesi
Aynı tutanakta Eren'in Amasya milletvekilleri Hamit Koray ve İsmet Olgaç'la birlikte imzaladığı yazılı soru önergesi (6/946) ve cevabı yer alır. Konu 5965 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesiydi. Bu hükme göre, daha önce 4644 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca meslek ve teknik öğretim okullarının meslek ve atölye öğretmenliklerine muvakkat öğretmen olarak atanıp beş yıl ya da daha fazla hizmet edenler, liyakatleri talim sicili, teftiş raporu ve imtihanla belirlenmek şartıyla daimî öğretmenliğe geçirilecekti. Önergeye göre uygulamada talim sicili ve teftiş raporu geçmişe dönük kabul edildiği hâlde liyakat imtihanı geçmişe uygulanmıyordu; daha önce imtihan geçirmiş öğretmenler yeniden imtihana sokuluyordu. Üç milletvekili bunu kanunun ruhuna ve maksadına aykırı buluyor, yanlış anlayışın düzeltilmesini ve daha önce imtihan geçirmiş, beş yıl ya da daha uzun hizmeti olanların yeniden sınava sokulmadan daimî kadroya geçirilmesini istiyordu.
Millî Eğitim Vekili Rıfkı Salim Burçak'ın 12 Mayıs 1953 tarihli yazılı cevabı ise tersini savundu. Bakanlığa göre 5965 sayılı Kanun'daki imtihan, yeni kanunla kazanılacak hak ve sıfata liyakati belirleyen, geleceğe dönük bir şarttı; bunu Bütçe Komisyonu'nun tasarıya ilişkin raporundaki ifadeyle de destekledi. Burçak, daha önce muvakkat öğretmenlerin yaz aylarında erkek teknik öğretmen okulunda kısa süreli bir kursa alındığını, kurs sonunda yapılan imtihanda başarılı olanların hizmetine devam edildiğini, olmayanların işine son verildiğini anlattı. Bu eski imtihanın muvakkat hizmete devam bakımından bir liyakat tespiti olduğunu, 5965 sayılı Kanun'daki imtihanla ne mahiyet ne maksat bakımından ilişkisi bulunmadığını belirtti. Cevabın sonunda, aynı konuda Devlet Şûrası'na dava açan öğretmenlerin davasının Şûra'nın Beşinci Dairesi tarafından 16 Mart 1953 tarihli kararla esastan reddedildiği de bildirilmiştir. Yani Bakanlık Eren'in itirazını kabul etmemiş, konu yargı yoluyla da öğretmenler aleyhine sonuçlanmıştı. Cevabın atıf yaptığı havale yazısı 1953 başına aittir; önergenin tam veriliş günü tutanaktaki okunaksız kayıttan belirlenememiştir.
Bu dosyalar birlikte okunduğunda Eren'in ilgisinin tek bir başlıkta toplanmadığı görülür. Taşınmaz kanunu arazi kavgalarını, Köy Kanunu vergi, muhtarlık ve sınır meselelerini, bütçe konuşması idare amirlerinin durumunu, soru önergesi ise bir memur grubunun hukuki statüsünü kapsar. Hepsinde uygulamada karşılaşılan somut sorunlara eğildiği söylenebilir.
Komisyon Çalışmaları
Eren, IX. dönemde İçişleri Komisyonu'nun çalışmalarında yer aldı. Taşınmaz kanunu teklifi de bu komisyonda görüşülmüştü. 12 Şubat 1953 tarihli 42. Birleşim tutanağında ve ilgili bazı raporlarda "Amasya K. Eren" imzası, İçişleri Komisyonu raporlarının altında görülür. Bu raporlardan biri jandarma üst subaylarının terfisine ilişkin bir uyuşmazlığı, bir diğeri belediyelerin dükkân ve mağaza gibi yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemesine dair teklifi ele alır; komisyon, ikinci teklifin reddine karar vermiştir. Tutanak sayfalarındaki sütun düzeni nedeniyle imzanın üyelik mi, rapor sözcülüğü mü yoksa başka bir sıfat mı gösterdiği metinden kesin okunamamıştır. Yalnızca komisyon çalışmalarına katıldığı söylenebilir.
Suluca Kazası Teklifi (1957)
Eren'in seçim bölgesine doğrudan dokunan bir girişimi X. dönemin sonlarına aittir. Amasya'ya bağlı Suluca nahiyesinde "Suluca" adıyla bir kaza kurulmasını öngören bir kanun teklifini dört arkadaşıyla birlikte vermişti. 12 Haziran 1957 tarihli 80. İnikat zabıtlarında yer alan bir önceki oturumun özetine göre teklif, sahibinin isteği üzerine geri verildi. Suluca, 1902'de bucak olmuş, 1946'da "Suluova" adıyla belediye kurulmuş bir yerleşimdi ve kimi kaynaklara göre 1957'de ilçe statüsü kazandı. Teklifin neden geri çekildiği ve ilçenin hangi kanunla kurulduğu tutanaktan anlaşılamamaktadır; ilçeleşmenin başka bir yasal düzenlemeyle gerçekleşmiş olması ihtimali düşünülebilir, ancak bu doğrulanamamıştır.
Bunların dışında Eren'in Meclis çalışmaları, Amasya'ya yönelik başka somut yatırım girişimleri ve 1957 sonrasındaki hayatı (1960 sonrası siyasi durumu, mesleki faaliyeti) hakkında doğrulanabilir bir kaynağa ulaşılamamıştır. Bu konularda kesin belge bulunamamıştır.
Mirası
Kemal Eren, Amasya'nın Cumhuriyet dönemi siyasi hafızasında Demokrat Parti'nin ilk yedi yılında şehri Ankara'da temsil eden milletvekillerinden biridir; 1950'de ilin en çok oy alan milletvekili odur. Kamu hizmetinin tahakkuk memurluğundan kaymakamlığa, kaymakamlıktan Meclis kürsüsüne uzanan yolu, Mülkiye mezunu idarecilerin izlediği tanıdık bir güzergâhtır. Meclis'teki en kalıcı izi, kaymakamken yıllarca uyguladığı bir kanunun yerine geçen 5917 sayılı Kanun'dur. Amasya'da kendi adını taşıyan bir yapı ya da sokak olup olmadığı kaynaklarda belirtilmemiştir. Hakkında daha fazla bilgi, ancak bir hatırat, aile arşivi, Amasya vilayet kayıtları, Cumhuriyet Arşivi'ndeki parti dosyaları ya da Amasya Yeşilyurt gibi dönemin yerel gazete koleksiyonları gibi henüz taranmamış belgelerden çıkabilir.
Kronoloji
1910: Amasya'da doğdu (Rumi 1326).
1940-1941: Suşehri kaymakamı (Suşehri kaymakamları listesi).
1946: CHP Amasya teşkilatına mebusluk talebiyle başvuranlar arasında yer aldı; aday gösterilmedi.
1950: 14 Mayıs seçiminde DP listesinden 34.177 oyla Amasya milletvekili seçildi (IX. Dönem).
1952: Salâhattin Benli ile hazırladığı Gayrimenkule Tecavüzün Def'i teklifi 28 Ocak, 31 Mart ve 2 Nisan'da görüşüldü, 16 Nisan'da kabul edildi (5917 sayılı Kanun); 26 Şubat'ta İçişleri bütçesi üzerinde konuştu.
1953: 13 Mayıs'ta yeni Köy Kanunu tasarısı üzerinde konuştu; aynı yıl verdiği 6/946 sayılı soru önergesine Millî Eğitim Vekili 12 Mayıs tarihli yazılı cevap verdi.
1954: Yeniden Amasya milletvekili seçildi (X. Dönem).
1957: Haziran'da Suluca kazası kurulmasına dair teklifi kendi isteğiyle geri alındı; üçüncü kez seçildi (XI. Dönem); görev 1 Kasım 1957'ye kadar sürdü.
1993: 3 Kasım'da vefat etti.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Ceyda Çavuş, Çok Partili Siyasî Hayata Geçiş Döneminde Amasya'da Seçimler ve Siyaset (1945-1950), yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019, s. 92-93, 103-106.
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 12, 32. Birleşim, 28 Ocak 1952 (Gayrimenkule Tecavüzün Def'i teklifi, 2/191).
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 13, 48. Birleşim, 26 Şubat 1952 (İçişleri Bakanlığı bütçesi) ve 49. Birleşim, 27 Şubat 1952 (Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi).
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 14, 55. Birleşim, 31 Mart 1952; 56. Birleşim, 2 Nisan 1952; 62. Birleşim, 16 Nisan 1952; Cilt 14 fihristi (5917 sayılı Kanun).
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 22, 81. Birleşim, 13 Mayıs 1953 (Köy Kanunu görüşmesi; soru önergesi 6/946 ve Millî Eğitim Vekili'nin cevabı).
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 20, 42. Birleşim, 12 Şubat 1953 (İçişleri Komisyonu raporları).
- T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Dönem X, Cilt 6, 54. Birleşim, 23 Mart 1955 (oylama cetveli).
Diğer kaynaklar
- TBMM Albümü, 2. Cilt, 1950-1980, TBMM, 2010 (Biyografya aracılığıyla aktarılan kayıt). biyografya.com
- Biyografya, "Kemal Eren (Amasya Milletvekili)" maddesi.
- Vikipedi, "Kemal Eren" maddesi ve Suşehri kaymakamları listesi.
- Vikipedi, "Amasya milletvekilleri listesi".
- T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre X, Cilt 20, 80. İnikat, 12 Haziran 1957 (sabık zabıt hulâsası, Suluca kazası teklifi).
Çevrimiçi kaynaklar
- http://libra.omu.edu.tr/tezler/128555.pdf
- https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c012/tbmm09012032.pdf
- https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c014/tbmm09014062.pdf
- https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c013/tbmm09013048.pdf
- https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c022/tbmm09022081.pdf






