"Değme Felek" türküsünü bilenler çoktur, ama sözünün ve ezgisinin sahibini tanıyanlar bunun yanında azdır. Türküyü yazan ve ilk söyleyen, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesine bağlı İmirler köyünde yetişmiş halk ozanı Muammer Badem'dir; âşıklık adıyla Âşık Özlemî. Mahzuni Şerif'in yanında çıraklık etmiş, sazını ve sözünü Bektaşi-Alevi sohbet meclislerinde sınamış, 1980 darbesinin ardından cezaevine düşmüş, sonra belediyede çalışırken yüzlerce gence saz öğretmiştir. 2014'te İstanbul'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, doğduğu köyün mezarlığına defnedilmiştir. Hayatına dair bilgilerin önemli bir bölümü sözlü anlatıya ve basın yazılarına dayanır; kaynaklar kimi noktalarda birbirinden ayrıldığı için çelişkiler de açıkça belirtilir.
İmirler Köyünde Bir Çocuk
Muammer Badem, İstiklal Savaşı gazilerinden "Çolak Hüseyin" lakaplı bir köylünün torunudur. Çolak Hüseyin, savaşta sağ kolundan yaralanarak köyüne dönmüş, ömrünü İmirler'de çiftçilik ve hayvancılıkla geçirmiştir. İki oğlundan büyüğü, "Çolağın Hasan" diye anılan Hasan Badem'dir; Muammer, bu babanın dört çocuğundan ikincisidir. Annesinin kardeşinin keman çalması da çocuğun müzik merakını besleyen etkenler arasında anılır, ama küçük Muammer sazı seçmiş ve okuma yazmayı öğrenmeden bağlama çalmaya başlamıştır. Köye gelip giden âşıkların saz ve söz ustalığı bu merakın asıl kaynağıdır.
Doğum yılı konusunda kaynaklar ayrışır. Biyografik anlatımların ve basın yazılarının çoğu 1957'yi verir; ölüm haberlerinden birinde "57 yaşında" denmesi bu yılla uyumludur. Özlemî'ye ayrılan ilk dergi makalesine ilişkin kayıtlarda ve bir cenaze haberinde ise 1951 yılı ile 63 yaşı geçer. Ayrıntılı bir yaşam öyküsünde ilkokula 1965'te, ortaokula 1970'te başlandığının yazılması ve askerden döndüğü 1985'te yirmi sekiz yaşında olduğunun belirtilmesi 1957 tarihini destekler. Yine de elde bir nüfus belgesi bulunmadığı için bu, kesinleşmiş bir bilgiden çok ağır basan bir kanıdır.
Anlatılanlara göre Muammer birinci sınıf öğrencisiyken, okulları denetlemeye gelen bir müfettiş onun saz çaldığını duyar, dinler ve cebinden çıkardığı iki buçuk lirayı çocuğa verir. Özlemî bu parayı ömür boyu unutmamış, beğenilmenin ve ödüllendirilmenin verdiği mutluluğu müzikteki ısrarının başlangıcı saymıştır. Bu hikâye ustasını anlatan yerel biyografilerin bilinen anekdotlarından biridir; tek bir yaşam öyküsüne dayandığı için ayrıntıları ozanın kendi aktarımı olarak okumak gerekir.
Mahzuni Şerif ile Tanışma ve Usta-Çırak Yılları
Gümüşhacıköy'de ortaokula 1970'te başlayan Muammer, okul programlarında, yılsonu müsamerelerinde ve akrabaların düğünlerinde sazıyla sahneye çıkmaya başlar. Ortaokul ikinci sınıfta okul harçlığını çıkarmak için ilçedeki bir kahvehanede garsonluk yaptığı, sazını yanından ayırmadığı aktarılır. Bu sıralarda Âşık Mahzuni Şerif, ilçenin tanınmış kişilerinden Kemal Maraşlı'nın Artıkabat Mahallesi'ndeki evine konuk olur. Maraşlı, gencin müziğe yatkınlığını bildiği için onu o akşam davet eder. Muammer'in sazını ve sözünü dinleyen Mahzuni, onu yanına alır.
Tanışmanın tarihi, ayrıntılı bir yaşam öyküsünde 1972 Temmuz'u olarak verilir. Mahzuni ile Muammer o tarihten başlayarak yaklaşık bir buçuk yıl boyunca Anadolu'da il, ilçe, belde ve köy gezerler; Bektaşi kültürünün sohbet meclislerinde çalıp söylerler. Âşıklık geleneğinde bilgi, kitaplardan çok bir ustanın yanında geçirilen yıllardan edinilir; bu gezgin dönem de usta-çırak ilişkisinin sözlü gelenekteki biçimiyle işlediği bir eğitim sürecidir. Hacıbektaş Şenlikleri'nde ustasının ona "Özlemî" mahlasını verdiği de başka bir anlatıda yer alır.
Gezgin yıllar öğrenimi aksatır. Muammer'in bir dönem okulu bırakması üzerine Mahzuni, çırağının tahsiline devam etmesini ister; Muammer 1974'te ortaokula döner. Yaşam öyküsüne göre ustasından aldığı derslerle çıraklıktan ustalığa geçmiş, ilk önemli bestesini 1975'te "Gidiyorum Suna Boylum Sen Ağlama" adıyla yazmıştır. Bu eserin TRT repertuvarına girmesi Özlemî'nin ülke çapında tanınmasında bir basamak olmuş, aynı dönemin "Açma Yaramı" ve "Yalan Dünya Senden Usandım" parçaları da yine TRT repertuvarında yer almıştır. Bir başka anlatıda ilk ustaları arasında Âşık Barani ile Şekip Şahatoğlu da sayılır; bu bilgi tek bir yerde geçtiği için ihtiyatla anılmalıdır.
Ankara, 1980 ve Cezaevi Yılları
Muammer lise öğrenimini Gümüşhacıköy'de tamamlar. Yaşam öyküsünde ortaokulu bitirdiği yıl ile liseden mezun olduğu yıl aynı, 1978 olarak yazıldığından bu tarihler yaklaşık okunmalıdır. Üniversite sınavında Ankara'daki Basın Yayın Yüksekokulu'nu kazanır; Yaşar Özürküt'ün aktardığına göre okul, Gazi Üniversitesi'nin Basın Yayın Bölümü, kayıt yılı da 1979'dur. Ankara'daki öğrencilik iki yıl sürer ve öğrenci olaylarının en gerginleştiği döneme rastlar. Özürküt, onu arada öyküler ve şiirler yazan, sazı sözü de olan bir genç olarak anlatır.
12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra, bir anlatıya göre ikinci gün, 13 Eylül'de tutuklanır. Gerekçe, "Bir Tanem" adlı şiirinin sol görüşlü bir gençlik derneğinin panosuna asılmış olmasıdır. Şiir sevdiği kıza yazılmış bir aşk metnidir, ama "Sen istersen bir tanem, yıkılır bu düzen, kırılır bu çark, durur bu devran" dizeleri yetkililerce siyasi bir çağrı olarak okunur. Dernek, kaynaklarda Devrimci Yol Gençlik Derneği olarak geçer; Badem'in bu derneğin üyesi olmadığı ısrarla vurgulanır. Bir anlatıda şiirin öğrencilerin yaşadığı odanın duvarında bulunduğu söylenir, bir başkasında bir derneğin panosundan söz edilir; olayın ayrıntısı belgelenebilmiş değildir.
Cezaevinde geçen süre için kaynaklar iki buçuk yıldan üç yıla kadar değişen rakamlar verir. Ayrıntılı bir biyografide 28 ay yattığı ve 5 Mayıs 1983'te serbest kaldığı, tahliye gecesinde evine bile gidemeden askere alındığı, Kırklareli'nde 109. Piyade Alayı'nda yirmi ay görev yaptığı ve Ocak 1985'te terhis olduğu yazılır. Özürküt'ün yazısında ise Badem'in ceza yasasının 146. maddesi uyarınca, DİSK'e bağlı Yeraltı Maden-İş Sendikası davasına dahil edilerek idam istemiyle yargılandığı, yedi sekiz ayını hücrede geçirmek üzere iki yıl cezaevinde kaldığı ve askerî mahkemenin sonunda suçsuzluğuna karar verdiği anlatılır. Bu iki anlatı aynı olayın farklı yüzlerini aktarıyor olabilir; aralarındaki farkı mahkeme belgesi görülmeden gidermek mümkün değildir.
Ümmü ve "Değme Felek" Anlatısı
Özlemî'nin adını en geniş çevrelere taşıyan "Değme Felek", bir ayrılık hikâyesiyle birlikte anılır. Anlatının ana çizgisi kaynaklarda şöyledir: Muammer, okul arkadaşı Ümmü'ye gönül verir. İki genç köyün dışında bir ağacın altında buluşur, ayrılmayacaklarına söz verirler. Ümmü, kendi adının baş harfini işlediği oyalı bir mendili bu ağacın altında ona armağan eder. Ağacın türü anlatıdan anlatıya değişir: biri söğüt, biri kuşburnu der, bir diğeri türünü belirtmez. Tanışma da bir kaynakta ortaokul, bir başkasında lise yıllarına yerleştirilir.
Özürküt'ün aktarımına göre ilişki, Muammer liseyi bitirene kadar ailelerden gizli kalır; üniversiteye girdiği 1979'da iki aile arasında söz yüzüğü takılarak resmileşir. Yazar bunu Alevi-Bektaşi geleneğindeki "ikrar" anlayışıyla açıklar: verilen söz ölümle bile bozulmayacak bir yükümlülüktür. Darbeden ve Muammer'in tutuklanmasından sonra Ümmü'nün babası, "bir mahkûma kız vermeyiz" diyerek sözü bozar ve kızını bir devlet memuruyla evlendirir. Başka bir anlatıda Muammer'in annesi, oğlunu cezaevinde ziyaret ederken Ümmü'nün evlendiğini ondan uzun süre saklar. Muammer bu haberi kimi anlatılara göre cezaevinden çıkınca, Özürküt'e göre bir arkadaşının mektubuyla öğrenir.
Anlatının ikinci yarısı Ümmü'nün ölümüne uzanır. Ümmü hastalanır, Özürküt'e göre kocası onu babasının evine gönderir ve son bir kez Muammer'i görmek ister, ancak Muammer buluşmayı kabul etmez. Ölümünden sonra yakınları, Ümmü'nün buluştukları ağacın altına gömülmeyi vasiyet ettiğini, ağacın yerini yalnız Muammer'in bildiğini söyleyerek onu cenazeye çağırır. Özlemî o gün bir yayına çıkmak üzeredir. Sazını eline alıp aklına gelen ilk sözleri söyler; bu sözler "Bugün benim efkârım var, zarım var" diye başlayan türküdür. Özürküt, yayından sonra Özlemî'nin cebinden çevresi el işi oyalarla işlenmiş bir mendil çıkardığını yazar: bir köşesinde M, öbüründe Ü harfi, ortasında da bir kanadı kırık bir güvercin vardır.
Kaynaklar yayının nerede yapıldığı konusunda ayrılır. Bir gazetede yayımlanan yazıya dayanan anlatı bir radyo programından söz eder ve stüdyonun önüne bir minibüsle gelen köylülerin haberi getirdiğini yazar. Özürküt ise olayı Mart 1995'te, Çorum'daki Hitit TV'nin canlı yayınına katılmak üzere gittiği güne yerleştirir ve haberi otogarda karşılayan arkadaşlarının verdiğini aktarır. Aynı yazının son satırlarında ozanın, Ümmü'nün ölümünden "tam dokuz yıl sonra", 2014'te kaybedildiği söylenir; bu hesap yazının kendi verdiği 1995 tarihiyle örtüşmez. Anlatılardan birine göre Özlemî türküyü yıllarca hiçbir yerde söylemek istemez; bir Hacıbektaş etkinliğinde Sabahat Akkiraz'ı dinlerken türkünün kendi yazdığı olduğunu hatırlayıp çok üzülür.
Bütün bunlar halk arasında ve yerel yayınlarda yaygın anlatılar olsa da mahkeme ya da nüfus belgesine, akademik bir doğrulamaya dayanmaz. Hikâye bu yüzden ozanın ve çevresinin aktardığı bir anlatı olarak ele alınmalıdır. Türkünün kendisi ise sağlam bir zemindedir: sözü ve ezgisi Özlemî'ye aittir ve çok sayıda kaynakta bu biçimde yer alır.
Türkü ve Dizeleri
"Değme Felek", ilk dizesiyle "Bugün Benim Efkârım Var" adıyla da anılır. Türkü, üç dörtlükten oluşan ve yanık bir ayrılık duygusunu aktaran bir halk şiiri biçimindedir. İlk dörtlüğü şöyledir:
Bugün benim efkârım var, zarım var
Değme felek değme telime benim
Gül yüzlü cananı elden aldırdın
Ecel oku değdi gülüme benim
Dizelerin kimi sözcüklerinde kaynaklar arasında küçük farklılıklar görülür: "gülüme", "telime" ya da "tenime" okunuşları, "aldırdın" ile "aldırdım" kullanımı gibi. Bu farklar, ağızdan ağza dolaşan bir eserin doğal sonucudur ve yazılı bir yayın standardı bulunmadığını gösterir. Son dörtlükte ozan kendi mahlasını söyler: "Özlemî'yem başım dumanlı dağlar, gözlerim yaşlı da içim kan ağlar, güz ayları geldi bozuldu bağlar, hazan yeli değdi gülüme benim." Mahlasın türküye bu biçimde yerleşmesi, halk şiirinin bilinen geleneğine uygundur.
Eser, Sebahat Akkiraz'ın yorumuyla geniş kitlelere ulaşmıştır. Biyografilerde Özlemî'nin Akkiraz'la 1995'te tanıştığı ve türkünün o tarihten sonra ülke çapında yayıldığı söylenir; bu tarih birkaç kaynakta aynı biçimde tekrarlandığı için güvenilir sayılabilir. Hacıbektaş etkinliklerinde söylenmesi, türkünün Alevi-Bektaşi çevresindeki yerini de gösterir. Sonraki yıllarda çok sayıda sanatçı tarafından seslendirilmiştir.
Kurslar, Çalışma Hayatı ve Diğer Eserler
Askerlikten sonra Özlemî'nin hayatı geçim derdiyle geçer. 1985'te evlenir; 1985 ile 1989 arasında inşaatlarda soğuk demirci ustası olarak çalışır. Ayrıntılı biyografi, üniversite, cezaevi, askerlik ve inşaat çalışmasıyla geçen yaklaşık on yıllık dönemde sazını ve sözünü dostlar arasında ve özel günlerde çalıp söylediğini, ama bu yıllara ait bir eseri bulunmadığını belirtir. 1989'da Gümüşhacıköy Belediyesi'nde işe başlaması, düzenli bir gelirle birlikte müzik için ayıracak boş vakit de getirir ve sanatına yeniden yönelir.
Aynı yıl ilçede bir saz kursu açar. Kursu üç yıl sürdürdüğü ve altı yüz kadar öğrenciye ders verdiği yazılır. Bu sayı yaşam öyküsünün aktarımıdır; öğrenci listesi elde olmadığı için yaklaşık bir rakam olarak okunmalıdır. Yine de kurs, Özlemî'nin ustasından aldığı geleneği bir sonraki kuşağa aktaran biri olduğunu gösterir. 1992'den sonra konserlere ve radyo programlarına çıkmaya başlar. Bir haber yazısı da onun yüzlerce öğrenci yetiştirdiğini söyler.
Eserleri arasında "Değme Felek", "Gidiyorum Suna Boylum", "Açma Yaramı", "Yalan Dünya Senden Usandım", "Ben Gülmedim", "Felek Beni Adım Adım", "Deli Gönül", "Vay Başıma Gelene Bak" ve "Ömrüm Ömrüm" anılır. "Eller güldü ben gülmedim, ömür denen uzun yolda" dizesiyle başlayan "Ben Gülmedim", Özlemî'nin ayrılık ve kader temalı öteki parçalarından biridir. Bir söz arşivi ya da yayımlı diskografi derleyen bir kaynağa ulaşılamadığı için bu liste tamamlanmış sayılmamalıdır. Özlemî'yi konu alan bir lisans tezi de bulunur (G. Uzun, Âşık Özlemi'nin Hayatı ve Eserleri, Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, 2011); ilk dergi makalesi ise 2021'de yayımlanmıştır.
Âşıklık Geleneği İçinde Özlemî
Özlemî'ye ayrılan ilk dergi makalesi, Şerife Özer ve Mustafa Topal'ın "Âşıklık Geleneği ve Geleneğin Çerağlarından Amasyalı Âşık Özlemî" başlıklı çalışmasıdır (Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, cilt 14, sayı 34, Haziran 2021, s. 652-665). Makale, Özlemî'yi yetiştiği topraklarda evlenen, çalışan, kendi coğrafyasında dinleyici kitlesi oluşturan ve ününü ülkeye yayan bir âşık olarak tanıtır. Yazarlar, çalışmanın son dönemde konservatuvar kökenli âşıkların çoğalmasıyla zayıflayan usta-çırak ilişkisini belgelemeye ve âşıklar külliyatının oluşmasına katkı sağlayacağını düşünür.
Makale, âşıkları diyar diyar gezen, gurbete çıkan, sılayı özleyen halkın duygularına tercüman olan, şiirlerini genellikle hece ölçüsüyle söyleyen ve doğaçlama saz çalan sanatçılar olarak tanımlar; Özlemî'yi bu çerçevede inceler. Biyografik kaynaklar onu Âşık Veysel, Mahzuni Şerif ve Âşık Daimî çizgisindeki halk ozanları arasında sayar. Bektaşi-Alevi kültürünün sohbet meclislerinde yetişmesi ve mahlasını Hacıbektaş'ta alması da onu bu geleneğin içine yerleştirir.
Son Yolculuk
Özlemî, 2 Mart 2014'te, hafta sonu İstanbul'da, Okmeydanı çevresinde karşıdan karşıya geçerken bir aracın çarpmasıyla ağır yaralandı. Bir günlük yaşam mücadelesinin ardından 3 Mart 2014'te hayatını kaybetti. Ölüm tarihi çoğu kaynakta 3 Mart olarak verilir; bir yazıda 4 Mart geçer, bu da olayla haber tarihlerinin karışmasından kaynaklanmış olabilir. Yaşı kaynaklara göre 57 ya da 63'tür; farkın doğum yılı belirsizliğinden doğduğu anlaşılıyor.
Cenazesi memleketi Gümüşhacıköy'e götürüldü. Tören, İmirler köyündeki cemevinde düzenlendi; konuşmalar cemevinin önünde yapıldı. Törene aile yakınlarının yanı sıra Anadolu Halk Ozanları Kültür Derneği Başkanı Ozan Sinemi, halk ozanları, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve sevenleri katıldı. Taziyeleri oğlu Ozan Can Badem, kızı Ezgican Badem ve kardeşleri Mukaddes, Kemal ve Azmi Badem kabul etti. Cenaze, "Değme Felek" türküsü eşliğinde aile mezarlığına defnedildi.
Ölümünün onuncu yıl dönümünde, Mart 2024'te, sevenleri İmirler'deki mezarı başında toplandı. Gümüşhacıköy Belediye Başkanı Zehra Özyol'un da katıldığı anmada ozanın hayatından anekdotlar paylaşıldı; "Değme Felek", "Suna Boylum" ve "Ben Gülmedim" gibi eserleri söylendi. On ikinci yılında, 2026'da, yerel bir dernek de onu sevgi ve saygıyla andığını duyurdu.
Mirası ve Amasya'daki Yeri
Özlemî'nin bugün Amasya'da adını taşıyan bir anıt ya da yapı bulunduğuna dair bir kaynağa rastlanmamıştır; mezarı İmirler köyündedir. Özlemî 2014'te vefat etmiştir; mirası türkülerinde, yetiştirdiği öğrencilerin sazında ve yıllık anmalarda sürer. Bir gazete yazısı onu halk ozanları geleneğinin son temsilcilerinden biri olarak niteler. Bu değerlendirme, Amasya'nın âşıklık hafızasında taşıdığı yeri de gösterir: bir ustanın yolu Gümüşhacıköy'e düşmüş, Muammer Badem de o karşılaşmadan Anadolu'yu dolaşan bir ozan olarak çıkmıştır.
Kronoloji
1957 (kimi kaynaklarda 1951): Muammer Badem, Gümüşhacıköy'ün İmirler köyünde doğar.
1965: İlkokula başlar; küçük yaşta saz çaldığı anlatılır.
1970: Gümüşhacıköy Ortaokulu'na kayıt olur.
1972: Âşık Mahzuni Şerif ile tanışır ve yaklaşık bir buçuk yıl birlikte Anadolu'yu dolaşırlar.
1974: Okula geri döner.
1975: "Gidiyorum Suna Boylum" bestelenir ve TRT repertuvarına girer (yaşam öyküsüne göre).
1978-1979: Liseyi bitirir; Ankara'da Basın Yayın Yüksekokulu'na girer (tarihler yaklaşıktır).
1980: 12 Eylül darbesinin ardından bir şiiri nedeniyle tutuklanır.
1983: Bir anlatıya göre 5 Mayıs'ta cezaevinden çıkar ve askere alınır.
1985: Terhis olur ve evlenir; 1989'a kadar inşaatlarda çalışır.
1989: Gümüşhacıköy Belediyesi'nde işe başlar ve saz kursu açar.
1995: Sebahat Akkiraz ile tanışır; "Değme Felek" geniş kitlelere yayılır.
2021: Özer ve Topal'ın Özlemî'ye ayrılan ilk dergi makalesi yayımlanır.
3 Mart 2014: İstanbul'da trafik kazasının ardından vefat eder.
2014 Mart sonu: İmirler köyünde cemevi önündeki törenle toprağa verilir.
2024 Mart: Ölümünün onuncu yılında mezarı başında anılır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Şerife Özer – Mustafa Topal, "Âşıklık Geleneği ve Geleneğin Çerağlarından Amasyalı Âşık Özlemî", Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 14/34, 2021, s. 652-665 (DergiPark).
Diğer kaynaklar
- Yaşar Özürküt, "[Arada Bir] 12 Eylül ürünü bir türkü", Yeşil Gazete, 15 Eylül 2018. yesilgazete.org
- "Âşık Özlemi" yaşam öyküsü (gumushacikoylu.net kaynaklı), Türküler.com Ozanlarımız bölümü. turkuler.com
- Ali Çelik, "Âşık Özlemi'nin Biyografisi", turkubey.info, 16 Aralık 2012; aynı sayfadaki cenaze haberi.
- "Âşık Özlemi son yolculuğuna uğurlandı", Haber7 (AA), 5 Mart 2014. haber7.com
- "Değme Felek (Bugün Benim Efkârım Var) Türküsünün Hikâyesi", Çala Kalem, 2024. calakalem.com
- Mustafa Aycan, "Aşık Özlemi ve Değme Felek Türküsü", BBN Haber, 7 Mart 2025 (Sivas Postası kaynaklı).
- "Halk Ozanı Aşık Özlemi, Ölümünün 10. Yıldönümünde Anıldı", Gümüşhacıköy Haber, 7 Mart 2024.
- Âşık Özlemi, Türküler Geçidi (zerennet.net), sanatçı sayfası (yardımcı).
Çevrimiçi kaynaklar









