Amasya'da sancakbeyi olarak oturan Şehzade Mustafa, sarayının içoğlanlarına hoca olarak Muîdzâde Sâlim Ömer Çelebi adında bir müderrisi seçmişti. Şehzadenin Şevval 960'ta (Ekim 1553) babası Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle öldürülmesi, onun da hayatını değiştirdi: Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın deyişiyle şehzadenin "hânumân u sarâyı harâb" olunca, Sâlim Erzincan kadılığıyla Amasya'dan uzaklaştırıldı. Sonra Erzurum'da kadılık etti, 967'de (1559-60) görevsiz olarak memleketine döndü ve 968 (1560-61) dolaylarında öldü. Hüsameddin onu "âlim, şâir, kâmil, edîb" diye niteler; şiirlerinden hiçbir örnek kalmamıştır.

Hüsameddin'deki Madde

Amasya Tarihi'nin onuncu cildinde Sâlim Ömer Çelebi-Mu'îdzâde başlığıyla şu bilgiler verilir:

Amasyalıdır. Kibâr-ı ulemâdan Mu'îdzâde Abdurrahmân Çelebinin mahdûmudur. Tahsîl-i ma'ârif etdikten sonra ders-i âm ü müderris olup Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Mustafa fezâ'il-i ilmiyye ve edebiyyesini takdîr ederek sarâyı gılmânına mu'allim nasb etmişdi. 960 senesi şevvâlinde şehzâde-i müşârün-ileyhin şehâdetiyle hânumân u sarâyı harâb olduğundan Erzincân kadısı olarak Amasya'dan çıkarıldı. Ba'de'l-azl Erzurum kadısı olup 967'de ma'zûlen Amasya'ya geldi. 968 hudûdunda vefât etdi. Âlim, şâir, kâmil, edîb idi.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Büyük âlimlerden Muîdzâde Abdurrahmân Çelebi'nin oğludur. Öğrenimini tamamladıktan sonra dersiâm ve müderris oldu. Amasya valisi Şehzade Sultan Mustafa, ilmî ve edebî erdemlerini takdir ederek onu sarayının içoğlanlarına hoca atamıştı. 960 yılı Şevvalinde şehzadenin şehit edilmesiyle evi ve sarayı yıkılınca Erzincan kadısı olarak Amasya'dan çıkarıldı. Görevden alındıktan sonra Erzurum kadısı oldu, 967'de azledilmiş olarak Amasya'ya geldi. 968 dolaylarında öldü. Âlim, şair, olgun ve edip biriydi.

Şehzade Sarayında

Mustafa, 1541'den ölümüne kadar Amasya sancağını yönetti. Bir şehzade sarayı, küçük ölçekte bir İstanbul sarayı gibi örgütlenirdi ve içinde yetiştirilen gılmân, yani içoğlanları, okuma yazmadan dinî bilgilere ve edebiyata kadar düzenli ders alırdı. Sâlim'in bu derslere atanması, Hüsameddin'e göre şehzadenin onun ilmini ve edebiyat bilgisini beğenmesinin sonucudur. Mustafa'nın kendisi de Muhlisî mahlasıyla şiir yazıyordu ve çevresinde şairler bulunuyordu; Sâlim'in şairliği de bu muhitin içinde anlam kazanır.

Hüsameddin'in cümlesi, Sâlim'in hocalığının ne kadar sürdüğünü ve hangi tarihte başladığını söylemez. Kesin olan, şehzadenin ölümüyle bu düzenin dağıldığıdır. "Hânumân u sarâyı harâb olduğundan" ifadesi, Mustafa'nın sarayına bağlı insanların birden açıkta kaldığını anlatır. Sâlim'in Erzincan'a kadı olarak gönderilmesi bir cezadan çok, eski şehzade çevresinin Amasya'dan dağıtılması olarak okunabilir; Hüsameddin bu ayrımı yapmaz, yalnız "Amasya'dan çıkarıldı" der.

Erzincan ve Erzurum

Erzincan'dan sonra Erzurum kadılığı gelir. Hüsameddin iki görevin tarihlerini vermez; yalnız 967'de azledilmiş olarak döndüğünü kaydeder. Dönüşünden bir yıl kadar sonra öldüğüne göre, Mustafa'nın ölümünden sonraki yedi yılı doğu sınırındaki iki kadılıkta geçirmiş olmalıdır. Müderrislikten kadılığa geçiş, ilmiye mesleğinde o dönemde sık görülen bir yol değişikliğiydi; Sâlim için bu geçişi şehzadenin ölümü zorlamıştır.

Ailesi

Babası Muîdzâde Abdurrahmân Çelebi, Hüsameddin'in "kibâr-ı ulemâ" saydığı biridir. Kendi adına bir maddesi yoktur, ama adı başka bir maddede hoca olarak geçer: Sonisalı Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi, gençliğinde Amasya'ya gelip "Mu'îdzâde Abdurrahmân ve Acem Sinâneddîn Yûsuf Efendilerden" ders almıştır. Muîdzâde adı Amasya'da daha önce de görülür: II. Bayezid'in şehzadeliği yıllarında Amasya'da ders veren Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi-Muîdzâde, Sarıgörez Seydî Ahmed Çelebi'nin hocaları arasında sayılır. Bu iki Muîdzâde'nin akrabalığını Hüsameddin belirtmez. Lakap, muhtemelen bir medresede muîd, yani müderris yardımcısı olan bir atadan gelir.

Şiiri

Sâlim Ömer Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. "Şâir" sözü maddede dört sıfattan biri olarak geçer ve yanında tek mısra yoktur. Şehzadenin sarayındaki yıllarından kalma bir beyit de, onu anan bir mecmua ya da tezkire notu da bilinmiyor. Adındaki "Sâlim" burada da bir mahlasa benzer ve bu sözü taşıyan Amasyalıların en eskisi odur; ötekiler sonraki yüzyıllarda yaşamıştır: Necmîzâde Sâlim Ahmed Efendi XVII. yüzyılda, Alaybeyizâde Sâlim Ali Bey (ö. 1221) ile Kırmacızâde Sâlim Mustafa Efendi (ö. 1225) çok daha sonra.

Kronoloji

1541: Şehzade Mustafa Amasya sancağına gelir.

Şevval 960 (Ekim 1553): Şehzade Mustafa öldürülür; Sâlim Erzincan kadısı olarak Amasya'dan ayrılır.

967 (1559-60): Erzurum kadılığından azledilerek Amasya'ya döner.

968 (1560-61) dolayları: Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar