Nâibzâde adı, ailenin mahkemedeki mesleğinden gelir: Tevfîk İbrâhim Efendi'nin babası Hacı Mehmed Efendi şer'î mahkemede naiplik yapmıştı. Oğul da aynı yoldan yürüdü; XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Amasya medreselerinde yetişti, naiplikten kadılığa yükseldi ve 1228 (1813) yılında öldü. Hocaları, o kuşağın tanınmış iki Amasyalı müderrisi, Çelebizâde Hacı Hüseyin Efendi ile şair Kara Müftü Hâtif İsmâil Efendi'dir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'ndeki Tevfîk İbrâhim Efendi-Nâ'ibzâde maddesinde onu "âlim, şâir, servet ü sâmânı düzgün, kerîm bir hânedân" diye tanıtır. Tevfîk imzasını taşıyan hiçbir şiiri bilinmiyor.

Hüsameddin'in Maddesi

Amasyalıdır. Nüvvâb-ı şer'iyyeden el-Hâc Mehmed Efendi bin el-Hâc Ömer Efendi bin el-Hâc İbrâhim Efendi bin Hacı Efendizâde Ömer Efendi'nin mahdûmudur. Amasya fuzalâsından Çelebizâde el-Hâc Hüseyin, Kara Müftü el-Hâc İsmâ'îl Hâtif Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm oldu.
Ba'dehû kudâta nâib olarak terakkî edib kasabât u bilâda kâdı oldu. Amasya'da oldukça meclis-i a'yân a'zâsı olup 1228'de vefât etdi. Âlim, şâir, servet ü sâmânı düzgün, kerîm bir hânedân idi. Mahdûmu Abdullah Şefîk Efendi'dir.

Sade Türkçeyle: Amasyalıdır. Şer'î mahkeme naiplerinden Hacı Mehmed Efendi'nin oğludur; soyu Hacı Ömer Efendi ve Hacı İbrâhim Efendi üzerinden Hacı Efendizâde Ömer Efendi'ye çıkar. Amasya'nın faziletli âlimlerinden Çelebizâde Hacı Hüseyin Efendi ve Kara Müftü Hacı İsmâil Hâtif Efendi'nin yanında öğrenimini tamamlayıp ders-i âm oldu. Sonra kadıların naibi olarak yükseldi ve çeşitli kasaba ve şehirlerde kadılık yaptı. Amasya'da bulunduğu zamanlarda âyan meclisinin üyesiydi; 1228'de öldü. Âlim, şair, varlıklı ve cömert bir aileden gelen bir zattı. Oğlu Abdullah Şefîk Efendi'dir.

Nâibzâdeler

Aile adı bir lakaptan doğmuştur. Hüsameddin'in sekizinci ciltteki Hacı Efendi-el-Hâc Mustafa Efendi maddesi, XVI. yüzyılda Şehzade Mustafa'nın divanında kâtip olarak başlayıp başdefterdarlığa kadar yükselen ve 1006'da (1598) Amasya'da ölen Hacı Mustafa Efendi'nin soyunu izler. Bu soyun bir kolunda mevâlîden Ömer Efendi, onun oğlu İbrâhim Efendi ve İbrâhim Efendi'nin "Nâ'ib" diye tanınan oğlu Mehmed Efendi vardır; Hüsameddin, Mehmed Efendi'nin evlâdına "Nâ'ibzâdeler" dendiğini yazar. Tevfîk'in maddesindeki soy kütüğü aynı adları taşır, ama kuşak sırası biraz farklıdır: burada Hacı Efendizâde Ömer Efendi'nin ardından İbrâhim, Ömer ve naip Mehmed Efendi gelir. Bu farkın bir kuşağın atlanmasından mı, adların tekrarlanmasından mı doğduğu kaynaktan anlaşılmıyor. Tevfîk İbrâhim Efendi'nin büyük dedesinin adını taşıması, ailede adların kuşaktan kuşağa yinelendiğini zaten ortaya koyar.

Aynı lakabı taşıyan şair Kadı Hıfzî Abdurrahman Efendi ise başka bir aileden gelir: onun babası Amasya naibi hattat Hasan Efendi bin İsmâil Efendi'dir, kendisi de 1103'te (1691-92) ölmüştür. İki Nâibzâde arasında Hüsameddin bir akrabalık kurmaz. Sekizinci ciltte Tevfîk'ten hemen sonra gelen Kırmacızâde Tevfîk Ali Efendi de bezzazlar kethüdalığı yapmış ve 1269'da (1852-53) ölmüş, ayrı bir kişidir.

Hocaları ve Yolu

Çelebizâde Hacı Hüseyin Efendi, 1179'da (1765-66) Saraçhâne Camii yanındaki medresenin müderrisi olarak ün kazanmış, Sultan Bayezid Camii'ndeki hadis dersini okutmuş, 1191'de Amasya müftüsü olmuş ve 1192 Recebinin başlarında (Temmuz-Ağustos 1778) ölmüştür. Hâtif İsmâil Efendi ise Sungurlu Medresesi'nin ilk müderrisi olarak tanınmış, üç kez Amasya müftülüğüne getirilmiş ve 1198'de (1784) ölmüştür; şiirlerinden bugüne yalnız oğlu Vâzıh'ın kaydettiği bir tarih beyti kalmıştır. Tevfîk'in tahsilini bu iki hocanın yanında "ikmâl" etmesi, öğrenimini en geç 1770'lerde, Çelebizâde'nin 1778'deki ölümünden önce tamamladığını düşündürür.

Naiplik, bir kadının yerine ya da yanında mahkeme işlerini yürüten yardımcılık göreviydi ve kadılığa giden yolun ilk basamağı sayılırdı. Tevfîk'in hangi kasaba ve şehirlerde kadılık yaptığı maddede yazılı değildir. "Meclis-i a'yân" üyeliği, XIX. yüzyılın başında şehrin işlerini yöneten ileri gelenler arasında yer aldığını gösterir; "oldukça", yani Amasya'da bulunduğu zamanlarda kaydı, kadılık için şehirden zaman zaman ayrıldığını anlatır.

Şiiri

"Tevfîk" sözünün bir mahlas mı, yoksa adına eklenmiş bir lakap mı olduğu maddeden anlaşılmaz; Hüsameddin onu başlıkta, mahlasa ayrılan yerde verir. "Şâir" sıfatını örneksiz bırakır, şiirlerinin bir mecmuada ya da divançede toplandığından da söz etmez. Hocası Hâtif'in oğlu Mustafa Vâzıh'ın, aynı kuşağın Amasyalılarına yazdığı tarihlerle dolu Dîvânçe'si de sessizdir: orada ne adı geçer ne de kendisinden bir dize. Tevfîk İbrâhim Efendi'nin şiirlerine bu yüzden ulaşılamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar