Şekvâyî Ahmed Çelebi adını kendisi seçmemiştir: babası Veli Bey'in Hâce Sultan vakfındaki mütevellîliği şikâyetlerle geçtiği için "şekvâ", yani şikâyet kelimesinden türeyen bu lakap oğluna kalmıştır. Kendisi XVIII. yüzyılın ilk yarısında Amasya Mevlevîhânesi'nde neyzenbaşılık yapmış, sesinin güzelliğiyle meclislerde aranan şair ve musikişinas bir Mevlevîydi. 1149 (1736-37) yılında öldü. Hakkında bilinenlerin tamamı Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki kısa bir maddeye dayanır ve o madde tek bir mısraını bile saklamamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

On birinci ciltteki madde babanın vakfıyla açılır, bir musiki meclisiyle kapanır:

Şekvâyî Ahmed Çelebi-Velîzâde Amasyalıdır. Hâce Sultân vakfı mütevellîsi Veli Bey'in oğludur. Pederinin zamân-ı tevliyet ve azli şekvâlarla geçtiğinden "Şekvâyî" lâkâbını almışdı. Biraz tahsîl-i maârif ederek Mevlevî olup eş-Şeyh Alâeddîn Dede'ye hizmet etdi. Ba'dehû el-Hâc Ebûbekir ve Arab Salih Dedeler zamanında Neyzenbaşı olup 1149'da vefât eyledi. Şâir, mûsîkâr, hissedâr-ı maârif idi. Sesi de güzel, küşâde meşreb olduğundan müezzinbaşı Yeniceli Hâfız Ahmed Efendi ile birleştiği meclise doyulmazdı.

Bugünkü dille: Amasyalıdır, Hâce Sultan vakfının mütevellîsi Veli Bey'in oğludur. Babasının mütevellîlik dönemi de azli de şikâyetlerle geçtiği için "Şekvâyî" lakabını almıştı. Bir miktar öğrenim gördükten sonra Mevlevî olup Şeyh Alâeddîn Dede'nin hizmetinde bulundu. Ardından Hacı Ebûbekir Dede ile Arap Sâlih Dede'nin şeyhlikleri zamanında neyzenbaşı oldu ve 1149'da öldü. Şair, musikişinas ve bilgiden nasibini almış biriydi. Sesi de güzeldi; açık gönüllü olduğundan, müezzinbaşı Yenicelili Hâfız Ahmed Efendi ile bir araya geldiği meclislere doyum olmazdı.

Lakabın Hikâyesi

Osmanlı şairleri mahlaslarını çoğunlukla kendileri seçer ya da bir hocadan alırdı. Şekvâyî'de durum başkadır: ad, babasının başına gelenlerden doğmuş ve oğluna yapışmıştır. Veli Bey'in yönettiği vakıf hakkında madde başka bilgi vermez. Hüsameddin aynı ciltte, XVI. yüzyılın başında Hâce Sultan Zaviyesi'nin şeyhi olarak "Çelebi Halife" diye tanınan Cemâleddîn Mehmed Cemâlî'yi anar; Veli Bey'in tevliyetini yürüttüğü vakfın bu zaviyeye ait olması muhtemeldir, fakat madde bunu açıkça söylemez. Mütevellîlik, vakfın gelirini toplayıp şartlarına göre harcamak demekti ve hesap soran, hak iddia eden pek çok kişiyle karşı karşıya gelinen bir görevdi; Veli Bey'in yıllarını dolduran şikâyetlerin kimden geldiği de bilinmiyor.

Lakabın şiirde mahlas olarak kullanılıp kullanılmadığı da maddeden çıkmaz. Hüsameddin onu başlıkta mahlas yerine koyar, ama metinde "lâkab" der. Bir şairin, babasının dertli yıllarını hatırlatan bir adı benimsemiş olması ilginçtir; "şekvâ" divan şiirinde sevgiliden ve felekten yakınmanın da adı olduğundan, kelime bir şaire yakışmayan bir ad da sayılmazdı.

Mevlevîhânede Neyzenbaşı

Şekvâyî'nin Mevlevîliği, Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhlerinin sık değiştiği, tekkenin tevliyeti yüzünden çekişmelerin eksik olmadığı yıllara düşer. Hüsameddin'in birinci ciltteki tekke tarihçesine göre Şeyh Alâeddîn Dede 1112'de (1700-01) ölmüş, ardından Konya'dan gelen Ebûbekir Dede posta oturmuştur. Ebûbekir Dede'nin kendi maddesi onun 1112'de geldiğini, tekke tarihçesi ise 1118'de (1706-07) şeyh olduğunu yazar. Ebûbekir Dede 1131'de (1718-19) ölünce yerine Halepli Sâlih Ulvî Dede, halk arasındaki adıyla "Arap Şeyh" geçmiştir. Hüsameddin, Konya'nın onu Amasya'daki şeyhler arasındaki geçimsizliğe son vermek için gönderdiğini ve 1151 (1739) yılı zilhiccesinin onuncu günü ölünceye kadar yirmi yıl şeyhlik ettiğini söyler.

Neyzenbaşı, sema mukabelesinde ney takımının başında bulunan kişidir; ayinin musikisi büyük ölçüde onun yönetiminde yürür. Bir kuşak önce aynı görevi yapan Hasan Dede gibi Şekvâyî de bu makama musikideki ustalığıyla gelmiş olmalıdır. Hüsameddin onu "mûsîkâr", yani musikiyi bilen ve icra eden biri diye anar. Sâlih Dede'nin şeyhliği 1151'e kadar sürdüğüne göre, 1149'da ölen Şekvâyî hayatının son yıllarını da bu şeyhin yanında neyzenbaşı olarak geçirmiştir.

Maddenin en canlı cümlesi meclis hayatıyla ilgilidir. Şekvâyî'nin güzel sesi ve açık gönüllü tabiatı, müezzinbaşı Yenicelili Hâfız Ahmed Efendi ile birleştiğinde dinleyenlerin doyamadığı meclisler doğurmuştur. Ney üfleyen bir Mevlevî ile güzel sesli bir müezzinin bir araya geldiği bu toplantılarda ilahi, gazel ve şarkı okunduğu tahmin edilebilir; Hüsameddin ne okunduğunu yazmaz. Hâfız Ahmed Efendi'nin kim olduğu da tam olarak belirlenemiyor. Hüsameddin'in altıncı cildinde Yenicelizâdeler'den saray müezzinliği yapmış bir Ahmed Efendi vardır, ancak o 1210'da (1795-96) ölmüştür ve Şekvâyî'nin çağdaşı olamaz. Şekvâyî'nin meclis arkadaşı, aynı ailenin daha önceki bir kuşağından olabilir.

Amasya ile Bağı

Şekvâyî Amasya'da doğmuş, bütün hayatını şehrin vakıfları ve tekkesi arasında geçirmiştir. Babası şehirde bir vakfın mütevellîsiydi. Kendisi ise Amasya'nın tarikatları ve tekkeleri içinden Mevlevîliği seçmiş, Sarachâne Mahallesi'ndeki Mevlevîhânenin dervişleri arasında yetişip neyzenlerin başına geçmiştir.

Şiiri

Şekvâyî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Ney üfleyen bir şairin sözlerinin önemli bir kısmının tekkede okunan ilahiler olması beklenir; Amasya Mevlevîhânesi'nin XVIII. yüzyıla ait güfte mecmuaları ortaya çıkarsa Şekvâyî adı orada aranabilir. Hüsameddin'de ise yalnız "şâir" sıfatı vardır: madde ne bir beyit ya da ilahi verir ne de bir divandan, mecmuadan söz eder. Metin Hakverdioğlu Amasya Tarihi'ndeki şairleri ciltlere göre sıralarken onu on birinci cildin şairleri arasına "Şekvâyî Ahmed Çelebi-Velîzâde" biçimiyle almıştır.

Kronoloji

1112 (1700-01): Hizmetinde bulunduğu Şeyh Alâeddîn Dede ölür.

1112 ya da 1118 (1706-07): Ebûbekir Dede Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhi olur; Şekvâyî bu dönemde neyzenbaşılığa getirilir.

1131 (1718-19): Ebûbekir Dede ölür; yerine Sâlih Ulvî Dede gelir.

1149 (1736-37): Şekvâyî ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar