Sülûkî Mehmed Çelebi, XVI. yüzyılda yaşamış, kâtipliği, güzel sesi ve berbat çalmasıyla tanınmış Amasyalı bir şairdir. Âşık Çelebi, Beyânî ve Kınalızâde onu "Amasiyyadandur" diye anar ve beylerin yanında kâtiplik eden, şiiri beğenilen bir genç olarak tanıtır; Âşık Çelebi onunla Rumeli'de bizzat tanışmıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise Amasya Tarihi'nde onu Memî Çelebizâde ailesinden, Şehzade Ahmed'in Amasya divanında kâtiplik etmiş ve 944'te (1537-38) ölmüş biri olarak kaydeder. Bu iki anlatı aynı kişiye ait olamayacak kadar farklı tarihler taşır. Şairin bir şehrengizi, bir güz kasidesi ve birkaç gazelinden kalan yedi parçanın her biri bu kategoride kendi sayfasında okunabilir.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin'in maddesi, şairin soyunu Halil Paşa'ya kadar götürerek başlar:

Sülûkî Mehmed Çelebi-Memî Çelebizâde Amasyalıdır. "Memî Çelebi" demekle meşhûr Muhyiddîn Mehmed Çelebi bin İskender Bey bin sadr-ı esbak Halîl Paşa'nın ve ceddi Hâlil Paşa'nın vakıfları mütevellîsi Hamza Çelebi bin Memî Çelebi mahdûmudur. Amasya'da kitâbet ü ma'ârif tahsîl edib Şehzâde Sultân Ahmed'in dîvânı ketebesinden oldu. Şehzâde-i müşârün-ileyhin uhde-i emâretinde şu'arâsıyla edebî sohbetler ve mu'âşeretler ederek müreffeh bir hayat yaşarken 918 senesi saferinde Sultân Selîm'in cülûsuyla direngi bozuldu. Bir müddet münzeviyâne imrâr-ı evkât edib sonra İstanbul'a gitdi. Güzel sadâsı, mûsikîye âşinâlığı, berbut-nüvâzlığı sâyesinde Defterdâr İskender Çelebi'ye kendisini tanıttı. Müşârün-ileyhe intisâb edib baş muhâsebe kâtibi, ba'dehû şehremâneti kâtibi olarak ekâbirin meclislerine zînet verdi. 941'de efendisi İskender Çelebi'nin i'dâmı üzerine azl edilip Rûm (Sivas) Beylerbeyi Mehmed Paşa'nın dîvân kâtibi olduğu hâlde 944'de vefât etdi. Şi'r u kitâbeti güzel, hoş-sohbet, meclis-ârâ, ahlâk-ı hamîde sâhibi idi.

Günümüz Türkçesiyle: Sülûkî Mehmed Çelebi, Memî Çelebizâde ailesinden ve Amasyalıdır. Babası Hamza Çelebi'dir. Hamza Çelebi, "Memî Çelebi" diye tanınan Muhyiddin Mehmed Çelebi'nin oğludur ve hem Memî Çelebi'nin hem de onun dedesi eski sadrazam Halil Paşa'nın vakıflarına mütevelli olmuştur; Memî Çelebi de İskender Bey'in oğlu, Halil Paşa'nın torunudur. Amasya'da kâtiplik ve bilgi edindi, Şehzade Sultan Ahmed'in divan kâtipleri arasına girdi. Şehzadenin sancakbeyliği süresince onun şairleriyle edebî sohbetler ve eğlenceler ederek bolluk içinde yaşarken 918 safer ayında Sultan Selim'in tahta çıkmasıyla dayanağı yıkıldı. Bir süre inzivada vakit geçirdi, sonra İstanbul'a gitti. Güzel sesi, musikiye aşinalığı ve berbat çalması sayesinde kendini Defterdar İskender Çelebi'ye tanıttı. Ona bağlanıp önce baş muhasebe kâtibi, sonra şehremaneti kâtibi oldu ve büyüklerin meclislerine süs oldu. 941'de efendisi İskender Çelebi idam edilince görevinden alındı; Rum, yani Sivas beylerbeyi Mehmed Paşa'nın divan kâtibi iken 944'te öldü. Şiiri ve yazısı güzel, sohbeti tatlı, meclisleri şenlendiren, iyi huylu bir kişiydi.

Hüsameddin bu anlatıya Âşık Çelebi'den kısa bir alıntı ekler, şairin Amasya güzellerini topladığı "Şehr-i engiz" adlı bir eseri ve bir divanı olduğunu söyler, iki beytini aktarır. Ardından ailesini verir: oğulları İskender ve Hızır Çelebi'dir; bunlara ve soylarına "Sülûkîoğulları", halk ağzında bozularak "Sülükoğulları" denmiştir. Hızır Çelebi 1011'de (1602-03) ölmüş, onun oğlu Serdâr Mehmed Ağa, onun oğlu da beylerbeylerinden Halil Paşa'dır. Ailenin sonraki kuşaklarından Hacı Ahmed Ağa "Sulûkîoğlu" diye tanınmış ve Halil Paşa, Kadı Müeyyed Çelebi ve Memî Çelebi vakıflarının mütevellisi olmuştur.

Tezkirelerdeki Sülûkî

Âşık Çelebi'nin maddesi kişisel bir tanıklıktır. Ona göre Sülûkî'nin adı Mehmed'dir; kâtipler arasında elif gibi önde gelen, bilgi ve olgunluk peşinde, nefesi temiz, huyu güzel bir yiğittir. Sesi güzeldir, berbat çalar, şarkılar besteler; beylere musahiplik, devlet görevlilerine kâtiplik etmiştir. Âşık Çelebi onun bir sevda yüzünden ve gezme hevesiyle vatanından ayrılıp Rumeli'ye geldiğini, kendisinin yanına gelip işini gücünü onunla birleştirdiğini, onun şiirlerine nazireler yazdığını anlatır. Tezkireci, Sülûkî'nin "hâlâ", yani kitabını yazdığı sırada, ancak karnını doyuracak kadar kazandığı kâtiplikle yetindiğini, Rumeli şehirlerinde dolaşmayı sürdürdüğünü ve gördüğü her güzele gönlünü açtığını da ekler. Metinde geçen "Ḥamza Bâlîsi" adı, şairin bu sırada bağlandığı bir sevgilinin adı gibi görünür; metin bunu açıklamaz, bu yalnız bir okuma önerisidir. Güz kasidesi, Âşık Çelebi'ye göre şairin onun yanına geldiğinde söylediği şiirdir.

Beyânî ve Kınalızâde daha kısa konuşur. İkisi de Sülûkî'nin adının Mehmed olduğunu, emirlerle musahip olup onların yanında, Kınalızâde'ye göre Rumeli'de beylerin yanında kâtiplik ettiğini ve şiirinin olgunluğa eriştiğini söyler; ikisi de onun zarif bir şehrengizi olduğunu kaydeder. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün maddesi, Sicill-i Osmânî ve Tuhfe-i Nâilî'nin şairin Kanuni devrinin sonlarında öldüğünü kaydettiğini belirtir.

Kaynakların Durumu

Hüsameddin'in anlatısı ile Âşık Çelebi'nin tanıklığı aynı kişiye ait olamayacak kadar farklı tarihler taşır. Hüsameddin'e göre Sülûkî 918'den (1512) önce Şehzade Ahmed'in divanında kâtipti; demek ki en geç 1490'larda doğmuş olmalıdır. 941'de (1535) Defterdar İskender Çelebi'nin idamıyla görevini kaybetmiş ve 944'te (1537-38) ölmüştür. Âşık Çelebi ise tezkiresini 1560'ların sonunda tamamlamıştır ve Sülûkî'den hem "yiğit" diye söz eder, hem de onun "hâlâ" Rumeli'de dolaştığını yazar. Sicill-i Osmânî ve Tuhfe-i Nâilî'nin verdiği ölüm zamanı da Âşık Çelebi'nin tanıklığına uyar.

Hüsameddin'in metni bu çelişkiyi çözmez; Âşık Çelebi'den alıntı yaparken onun verdiği bilgiyle kendi verdiği tarihler arasındaki uyuşmazlığa değinmez. Bu yüzden iki ihtimal vardır. Hüsameddin, Sülûkîoğulları ailesinin atası olan ve Şehzade Ahmed'in yanında bulunmuş bir Mehmed Çelebi'nin hayatını, tezkirelerdeki şair Sülûkî ile birleştirmiş olabilir. Ya da Hüsameddin'in tarihleri yanlıştır ve şair, Âşık Çelebi'nin tanıdığı genç kâtipten başkası değildir. Elimizdeki kaynaklar ikisinden birini kesinleştirmeye yetmez. Şiirlerin hepsi, Hüsameddin'in aktardığı tek beyit dışında, Âşık Çelebi'nin tanıdığı ve Beyânî ile Kınalızâde'nin andığı şaire aittir. Şehrengizin Amasya güzelleri için yazıldığı bilgisi de yalnız Hüsameddin'dedir.

Amasya ile Bağı

Sülûkî'nin Amasyalılığı konusunda kaynaklar birleşir. Âşık Çelebi, Beyânî ve Kınalızâde onu "Amasiyyadandur" diye anar; Âşık Çelebi ayrıca onun vatanından ayrılıp Rumeli'ye geldiğini söyler. Hüsameddin ise Sülûkî'yi Amasya'nın köklü vakıf ailelerinden birine bağlar ve onun soyundan gelen Sülûkîoğullarının şehirde XVIII. yüzyıla kadar vakıf mütevelliliği yaptığını kaydeder. Şehzade Ahmed'in Amasya divanıyla ilişki ise yalnız Hüsameddin'in anlatısındadır; şehzadenin Amasya'daki çevresi için Şehzade Ahmed Çelebi yazısına bakılabilir.

Şiiri

Hüsameddin'e göre Sülûkî'nin bir divanı ve "Şehr-i engiz" adlı bir eseri vardı; ikisinin de bilinen bir nüshası yoktur. Elde kalanlar, her biri ayrı sayfada, şunlardır: üç tezkirede dağınık kalan "beni" redifli gazelden dört beyit; yüzdeki ilk tüyleri yazı sanatının diliyle anlatan "Zülfi yüzin ki örte" kıtası; "Fânûsa girdi" ve "Gamzen hadengi" beyitleri; yalnız Hüsameddin'in aktardığı "Kılalı câm-ı lebin" matlaı; Âşık Çelebi'nin kaydettiği on bir beyitlik güz kasidesi ve şehrengizden talebe Ömer ile şeyhzâde Mehmed'in anlatıldığı beş beyit.

Kronoloji

918 (1512): Hüsameddin'e göre Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkışıyla Şehzade Ahmed'in divanındaki görevini kaybeder.

941 (1535): Hüsameddin'e göre efendisi Defterdar İskender Çelebi'nin idamıyla azledilir.

944 (1537-38): Hüsameddin'e göre Sivas beylerbeyinin divan kâtibi iken ölür.

1560'lar: Âşık Çelebi'ye göre Rumeli'de kâtiplik yaparak yaşamaktadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar