Tâcîzâde Câfer Çelebi, II. Bayezid'in nişancısı, Yavuz Sultan Selim'in Anadolu kazaskeri ve XV. yüzyıl sonunun en çok okunan şairlerinden biridir. Amasya'da, babası Tâcî Bey'in Şehzade Bayezid'in hizmetinde bulunduğu yıllarda doğdu, ilk derslerini bu şehirde aldı ve ömrünün son kışını da Yavuz'un ordusuyla birlikte yine Amasya'da geçirdi. Bugün en çok İstanbul'u ve kendi aşk macerasını anlatan Heves-nâme mesnevisiyle anılır; oysa çağında şöhretini taşıyan asıl eser, nazire mecmualarına onlarca şiiri giren ve yüzlerce nazireye zemin olan divanıdır.
Nişancılık yılları, Çaldıran seferi ve 1515'teki idam, Tâcîzâde Câfer Çelebi biyografisinde uzun uzun anlatılır; aşağıda hayatı kısaca hatırlatılıyor, asıl söz divanına, şiir anlayışına ve şiirlerinin kaynaklarına bırakılıyor. Babası Tâcî Bey ile kardeşi Sa'dî Çelebi de şiir yazmış, ikisinin tezkire ve mecmualarda kalan beyitleri ayrıca derlenmiştir.
Hayatı ve Amasya Yılları
Câfer Çelebi'nin doğum yılı kaynaklarda üç ayrı biçimde geçer. Hüseyin Hüsameddin'in Nişancılar Durağı adlı eseri 856 Şabanını (Ağustos 1452) verir ve bu tarih TDV İslâm Ansiklopedisi'ne de geçmiştir. Aynı yazarın Amasya Tarihi'nin sekizinci cildindeki madde ise 860 Ramazanını (Ağustos 1456) yazar. Kâtib Çelebi'nin Süllemü'l-vüsûl'de onun 921'de elli üç yaşında öldüğünü söylemesi doğumu 868'e (1463-64) götürür. Divanın neşrini hazırlayan İsmail E. Erünsal, şairin Heves-nâme'de 891'deki aşk macerası sırasında yirmi iki yaşında olduğunu ima eden bir beyte dayanarak Kâtib Çelebi'nin hesabını daha inandırıcı bulur. Kesin olan, doğum yerinin Amasya olmasıdır; Hüsameddin bunu mahallesine kadar belirtir: Dârüsselâm Mahallesi.
Babası Tâcî Bey, Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyi iken onun işlerini yöneten adamıydı; Latîfî onu şehzadenin defterdarı, Âşık Çelebi lalası, Âlî ve Kâtib Çelebi "müdebbirü'l-umûr"u diye anar. Câfer Çelebi'nin ilk hocaları da Amasya'dandır. Hüsameddin Amasya Tarihi'nde onun hat sanatını Şeyh Hamdullah'tan, edebî ilimleri Rükneddin Ahmed el-Cendî, Hatîb Kâsım ve Abdî Efendi'den öğrendiğini yazar; Nişancılar Durağı ise Şeyhîzâde Abdî, Muîdzâde Muhyiddin Mehmed ve Horasânîzâde Seyyid Abdullah Çelebi'yi sayar. Ardından Bursa ve İstanbul'da Hacı Hasanzâde, Hatîbzâde, Kestelî ve Hocazâde gibi devrin büyük âlimlerinden okudu, Hacı Hasanzâde'den mülazım oldu.
Müderrislik ve kadılıkla başlayan hayatı, Cem Sultan'a yazdığı bir mektup yüzünden bir süre hapis yatmasıyla kesildi; serbest kaldıktan sonra İstanbul'da Mahmud Paşa Medresesi'ne müderris oldu ve 903'te (1497) nişancılığa getirildi. On dört yıl kadar bu makamda kaldı. Taht kavgasında Şehzade Ahmed'in yanında durduğu için 1511'deki yeniçeri ayaklanmasında evi yağmalandı ve görevden alındı. Yavuz onu yeniden nişancı yaptı, Çaldıran'dan dönüşte Anadolu kazaskerliğine getirdi. Ordu 1514-1515 kışını Amasya'da geçirirken yeniçeriler yeniden ayaklandı ve Câfer Çelebi'nin evi bu kez Amasya'da basıldı. İstanbul'a dönüldükten sonra bu isyanı kışkırttığı gerekçesiyle 8 Receb 921'de (18 Ağustos 1515) idam edildi ve Balat'taki mescidinin hazîresine gömüldü.
Hüsameddin'in maddesinin girişi, şairin Amasya'daki kökünü şöyle verir:
Ca'fer Çelebi-Tâcî Beyzâde Amasya'nın Dârü's-Selâm Mahallesi'nde "İstanbulca Tâcî Bey" demekle meşhûr Hacı Beyzâde Tâceddîn İbrâhim Paşa bin Mevlânâ Safiyyüddîn Mustafa Çelebi bin Hacı Mehmed Gâzi Bey bin eş-Şeyh Alâaddîn Alî bin İbrâhim'in sulbinden 860 senesi ramazânında doğdu. Pek genç iken bir taraftan hutût-ı mütenevvi'ayı Şeyhzâde Hamdullâh Efendi'den ve diğer taraftan ulûm-ı edebiyyeyi Mevlânâ Rükneddîn Ahmed bin Mahmûd el-Cendî, Hatîb Kâsım, Mevlânâ Abdî Efendilerden ahz ü ta'allüm edib İstanbul'a gitdi.
Günümüz Türkçesiyle: Tâcî Beyzâde Câfer Çelebi, İstanbul'da "Tâcî Bey" adıyla tanınan Hacı Beyzâde Tâceddin İbrahim Paşa'nın oğlu olarak 860 yılının Ramazan ayında Amasya'nın Dârüsselâm Mahallesi'nde doğdu. Çok gençken bir yandan çeşitli yazı türlerini Şeyhzâde Hamdullah Efendi'den, öte yandan edebî ilimleri Mevlânâ Rükneddin Ahmed bin Mahmud el-Cendî, Hatîb Kâsım ve Mevlânâ Abdî Efendi'den öğrendikten sonra İstanbul'a gitti.
Tâcî Bey'in Kefe beylerbeyi Tâceddin İbrahim Paşa ile aynı kişi olduğu görüşü yalnızca Hüsameddin'e aittir. Erünsal, şecerede adı geçen atalardan hiçbirinin başka bir kaynakta görülmediğini, Hüsameddin'in bilgileri nereden aldığını göstermediğini ve bu yüzden onun eserlerinin ihtiyatla kullanılması gerektiğini belirtir.
Eserleri
Divan. Câfer Çelebi'nin divanı müellif nüshası olmayan sekiz yazmayla bilinir: Manchester'daki John Rylands Kütüphanesi'nde bir şiir mecmuası içinde, Kahire'de Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye'de, Paris Bibliothèque nationale'de, Süleymaniye'de Hâlet Efendi ve Ayasofya koleksiyonlarında, Marburg Devlet Kütüphanesi'nde, Nuruosmaniye'de ve British Museum'da. Hâlet Efendi nüshası ilginç bir karışıklık taşır: sahibi divanı bir Mevlevî şeyhine, "Ca'fer Dede"ye mal etmiş, kapaktaki "Çelebi" kelimesini silmiştir. Erünsal bu nüshalardan altısını karşılaştırarak divanın tenkitli metnini 1977'de Edinburgh Üniversitesi'nde doktora tezi olarak hazırladı; metin 1983'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yayını olarak basıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018'de bu neşri, girişini Fatma Meliha Şen'in Türkçeye çevirdiği ve bilgilerini yeni kaynaklarla güncellediği bir e-kitap olarak yeniden yayımladı. Şiir sayfalarındaki çeviriyazı da bu 2018 baskısından alınmıştır.
Erünsal'ın sayımına göre divanda 28 Türkçe kaside, bir müseddes, sekizi murabba olmak üzere 255 Türkçe gazel, üç Türkçe terci-bend ve on kıt'a bulunur. Bunlara dört Arapça kaside, bir Arapça müstezat, bir Arapça gazel, iki Farsça kaside, bir Farsça tahmis, iki Farsça gazel ve bir Farsça murabba eklenir. Hüsameddin'in "elsine-i selâsede üç dîvânı", yani üç dilde üç divanı olduğu sözü bu çok dilli yapının yansımasıdır. Elimizdeki nüshalar üç dilde şiir içeren tek bir divanı gösterir; ayrı ayrı düzenlenmiş üç divan ele geçmemiştir. M. Tayyib Gökbilgin divanın toplam beyit sayısını 3382 olarak verir.
Heves-nâme. 899'da (1493-94) tamamlanan, hezec bahrinde yaklaşık 3810 beyitlik mesnevidir. Tarihi şair son beyitte "Maḥabbet-nāme-i Ca‘fer" terkibinin ebced değeriyle verir. İlk bölümde Galata Kulesi'nden Ayasofya'ya, Fatih Camii'nden Semâniye medreselerine kadar İstanbul'un yapıları tasvir edilir; ikinci bölüm şairin hasb-i hâli ve Şeyhî ile Ahmed Paşa'yı taklitçilikle suçlayan meşhur eleştirisidir; üçüncü bölüm Kâğıthane'de başlayan bir aşk macerasıdır. Câfer Çelebi eseri ne padişaha ne bir vezire, "peri yüzlüler"e ithaf ettiğini söyler. Mesnevinin arasına serpiştirilmiş gazellerin bir kısmı divanda da yer alır; Erünsal bunların önce mesnevi için yazılıp sonra divana alındığını daha akla yakın bulur. Necati Sungur'un tenkitli metni 2006'da yayımlanmıştır.
Nesir eserleri. Mahrûse-i İstanbul Fetih-nâmesi İstanbul'un fethini âyet, hadis ve üç dilde beyitlerle süslü bir nesirle anlatır; Celâlzâde Mustafa Çelebi metni Meâsir-i Selîm Hân'a olduğu gibi almıştır. Erünsal, eserdeki bazı bilgilerin Tursun Bey, Neşrî ve Âşıkpaşazâde'nin anlattıklarından daha sağlam olduğunu gösterir. Müstakil bir münşeatı olup olmadığı belli değildir; Çaldıran seferi sırasında Şah İsmail'e yazılan üç name, Modon ve Koron fetihnameleri ve Semerkand hanına gönderilen mektup ona ait sayılır. Ahlaka dair Enîsü'l-ârifîn'i Hadım Ali Paşa için Farsçadan çevirmiş, Kazvînî'nin İran hükümdarları tarihini 894'te (1489) II. Bayezid adına Türkçeye aktarmıştır. Âşık Çelebi hezel türünde bir Kusnâme'sinden de söz eder.
Edebî Kişiliği
Erünsal'a göre Câfer Çelebi'nin kasidelerinde Bursalı Ahmed Paşa'nın etkisi açıktır. Kasidelerinin çoğu II. Bayezid'e yazılmış övgülerdir; dördü Yavuz Sultan Selim'e, üçü vezir Hadım Ali Paşa'ya, biri Şehzade Ahmed'e, ikisi bir şeyhe sunulmuştur, ikisi de sevgiliye yazılmıştır. Bayezid'e yazılanlarda padişahın dindarlığı ve takvası öne çıkar. Neredeyse bütün kasidelerinin içine sevgiliye seslenen bir gazel yerleştirmesi, Erünsal'ın hatırlattığına göre Türk kasidesinde pek yaygın olmayan bir alışkanlıktır. Nesib ile medih arasındaki geçişi kafiye kelimesi üzerinden kurmayı sever: Yavuz'a sunduğu kasidede "selîm" kelimesini önce sıfat olarak kafiyeye koyar, bir sonraki beyitte padişahın adı olarak tekrarlar.
Gazelleri beş ile on iki beyit arasındadır; biri dışında hepsi mecazi aşkı işler. Erünsal bu şiirlerin dilini nükteli ve teklifsiz bulur: Câfer Çelebi gündelik konuşmanın deyimlerini, atasözlerini, "ne kara günler gelirse gelsin" türünden söyleyişleri beyte yerleştirmekten çekinmez, cinaslı ve iltizamlı kafiyeleri sever, bazı gazellerini bestelenmeye elverişli bir ses düzeniyle kurar. Divanın gazellerinde Ahmed Paşa'ya, daha az olarak Şeyhî ve Necâtî'ye yazılmış nazireler çoktur; Erünsal kimi beyitlerde Ahmed Paşa'nın bir mısraını tek kelimesini değiştirerek aldığını gösterir. Heves-nâme'de bu iki üstadı taklitçilikle suçlayan şairin divanında onların izinin bu kadar açık olması eski araştırmacıların da gözünden kaçmamıştır.
Çağdaşlarının hükümleri birbirini tutmaz. Sehî şiirini latif bulur; Latîfî nazımda Hassân'a, nesirde Sahbân'a eş sayar. Âşık Çelebi bir sohbeti nakleder: Câfer Çelebi aşkın bir masal olduğunu, akıllı adamın aşk davası gütmeyeceğini söyleyince Yavuz Sultan Selim ona aşkı bilmediğinin şiirlerinden belli olduğunu, şiirlerinde aşk tadının bulunmadığını söylemiş. Gelibolulu Âlî daha da serttir; onu "nâmı zâtına gâlib", yani şöhreti değerinden büyük bir devlet adamı sayar ve Heves-nâme'yi tuzsuz bir nazım diye küçümser. Müeyyedzâde'nin onun Farsçası için "Engürî Farsçası", yani Ankara Farsçası dediği de Âşık Çelebi'de kayıtlıdır. Tezkirecilerin çoğu nesrini nazmına, kasidesini gazeline tercih eder.
Bu hükümlere karşılık şiirlerinin dolaşımı geniş bir okuyucu kitlesine işaret eder. Edirneli Nazmî'nin 1523'te derlediği Mecma'u'n-nezâ'ir'de Câfer Çelebi'nin 84 şiiri bulunur ve bunların onu, başka şairlerin nazire yazdığı zemin şiirlerdir. Mecmuayı yayımlayan M. Fatih Köksal'ın sayımına göre onun şiirlerine yazılan nazire sayısı 146'dır; bu sayıyla Ahmed Paşa, Necâtî, Şeyhî, Ulvî, Nizâmî, Ahmedî, Nesîmî, Atâyî ve Cem Sultan'dan sonra gelir. Pervâne Bey Mecmuası'nda 99, Eğridirli Hacı Kemal'in Câmi'u'n-nezâ'ir'inde 14 şiiri yer alır. Erünsal ona nazire yazanlar arasında Basîrî, Nihâlî, Mesîhî, Revânî, Üsküplü İshak Çelebi, Kemalpaşazâde, Zâtî ve Amrî'yi sayar. Nazmî'nin mecmuasına giren gazellerin hangi nazire grubunda yer aldığı, her gazelin yorumunda ayrıca gösterilir.
Hüsameddin'in maddesindeki değerlendirme, şairi Amasya'nın yetiştirdiği büyük adamlar arasında görme isteğini de taşır:
Ca'fer Çelebi gâyet fâzıl, ulûm-ı şer'iyye ve edebiyyede kâmil, fünûn-ı akliyyede mâhir, elsine-i selâsede şâir, edîb, hattât-ı bediü'l-üslûb, kâtib-i bî-nazîr idi. Hutût-ı mütenevvi'ada pek mâhir olup hatt-ı siyâkatı îcâd ve sûret-i tuğrayı ve fermânların şekl-i ifâdesini ibdâ' etdi.
Günümüz Türkçesiyle: Câfer Çelebi çok bilgili, şer'î ve edebî ilimlerde olgun, akli ilimlerde usta, üç dilde şiir yazan bir edip, kendine özgü üslubu olan bir hattat ve kâtiplikte üstüne olmayan biriydi. Çeşitli yazı türlerinde çok mahirdi; siyakat yazısını geliştirdi, tuğranın biçimini ve fermanların ifade düzenini yeniden kurdu.
Divanın Metni
Divanın her şiiri ayrı bir sayfada verilir. Orada önce Erünsal neşrindeki çeviriyazı olduğu gibi durur; beyitlerin günümüz Türkçesine aktarımından sonra şiirin yapısı, anlamı, söz sanatları ve biliniyorsa tarihî bağlamı üzerine bir yorum gelir. Numaralar neşrin numaralarını izler: kasideler, terci-bendler ve müseddes 1-32, gazeller neşirdeki numarasıyla, kıt'alar ayrı bir dizi olarak. 2018 baskısında gazellerin bir kısmının numarası "11=12" biçiminde iki rakamla basılmıştır; sayfa başlıklarında, giriş bölümünde de kullanılan ilk numara esas alınmıştır.
2018 baskısında divanın 290 Türkçe şiiri yer alır: terci-bendler ve müseddesle birlikte 32 kaside, biri mülemma olmak üzere 248 gazel ve 10 kıt'a. Arapça ve Farsça şiirler ile sekiz murabbanın bir kısmı bu baskıya girmemiştir; onlar Erünsal'ın 1977 tarihli tezinin ikinci cildindedir ve tezin taranmış metni açık erişimdedir. Mesnevi olan Heves-nâme divanın parçası sayılmadığı için bu diziye alınmamıştır.
Divanın en çok anılan beyti, Âşık Çelebi'nin anlattığı bir hikâyeye bağlıdır. İdamından iki üç gün önce Câfer Çelebi kendisini ziyarete gelen dostuna yeni yazdığı bir gazeli okumuş ve en çok şu beyti beğendiğini söylemiş:
Ben şehīd-i tīġ-i ‘ışḳ olduḳda rāh-ı yārda
Yunmadın defn eyleñüz benden ġubārı gitmesün
Beyit, "Sevgilinin yolunda aşk kılıcıyla şehit düştüğümde beni yıkamadan gömün, üstümdeki o yolun tozu gitmesin" der. Şehitlerin yıkanmadan defnedilmesi geleneğine dayanan bu söz, birkaç gün sonra padişahın emriyle öldürülen ve kardeşi Sa'dî Çelebi tarafından yıkanmadan gömülen şair için tezkirecilerin gözünde bir kehanete dönüşmüştür. Beyit, Erünsal neşrinde 163 numaralı gazelin içindedir.
Kronoloji
856 (1452), 860 (1456) ya da 868 (1463-64): Amasya'da doğar; tarih kaynaklara göre değişir.
890 (1485): Babası Tâcî Bey ölür.
894 (1489): Kazvînî'nin İran hükümdarları tarihini Türkçeye çevirip II. Bayezid'e sunar.
899 (1493-94): Heves-nâme'yi tamamlar; Mahmud Paşa Medresesi'ne müderris olur.
Rebîülevvel 903 (Ekim 1497): Divan-ı Hümayun nişancısı olur.
905-906 (1500): Modon ve Koron seferine katılır; fetihnameyi yazar.
909 (1503): İstanbul'daki veba salgınını anan "benefşe" redifli kasidesi için padişahtan ihsan alır.
27 Cemâziyelâhir 917 (21 Eylül 1511): Yeniçeriler evini yağmalar; nişancılıktan alınır.
Şevval 919 (Aralık 1513): Yeniden nişancı olur.
920 (1514): Çaldıran seferine katılır; dönüşte Anadolu kazaskeri olur, kışı orduyla Amasya'da geçirir.
8 Muharrem 921 (Şubat 1515): Amasya'daki yeniçeri isyanında evi basılır.
8 Receb 921 (18 Ağustos 1515): İstanbul'da idam edilir, Balat'taki mescidinin hazîresine gömülür.
1977: İsmail E. Erünsal divanın tenkitli metnini Edinburgh Üniversitesi'nde doktora tezi olarak hazırlar; metin 1983'te basılır, 2018'de Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitabı olarak yeniden yayımlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), giriş s. 3-68 (çev. Fatma Meliha Şen). https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 89-103 (e-kitap s. 504-508). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page504.html
- Necati Sungur (hzl.), Tâcî-zâde Cafer Çelebi, Heves-nâme: İnceleme-Tenkitli Metin, Ankara 2006 (Erünsal 2018 üzerinden).
- Filiz Kılıç (hzl.), Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, c. 1, İstanbul 2010, s. 454-466 (Erünsal 2018 üzerinden).
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977. https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 353-356. https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-cafer-celebi
- İsmail E. Erünsal, "Hevesnâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 17, İstanbul 1998. https://islamansiklopedisi.org.tr/hevesname
Resmî kaynaklar
- M. Fatih Köksal (hzl.), Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), giriş s. 27, şair dizini s. 42. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar






