Osmanlı-Rus Savaşı, Rumi takvimde 1293 yılına denk geldiği için Türkiye'de uzun zamandır "93 Harbi" diye anılır. Rusya'nın 24 Nisan 1877'de ilan ettiği savaş, ordusunu Balkanlar ve Kafkasya olmak üzere iki koldan Osmanlı topraklarına yöneltmesiyle iki cepheli bir mücadeleye dönüştü. Batıda Plevne, doğuda Kars ve sonradan Erzurum savunmanın en önemli düğümleri oldu; bu hatların gerisindeki Anadolu şehirleri ise cepheye asker, erzak ve hayvan yetiştiren birer ikmal üssü gibi çalıştı. Amasya bu zincirin iç Anadolu'daki halkalarından biriydi. Şehir bir yandan Tokat ve Sivas'la birlikte cepheye gönderilen yardımcı süvari birliklerinin toplandığı yerler arasında yer aldı, bir yandan da Kafkasya'dan ve Balkanlardan gelen göçmenleri barındırdı.
Amasya'nın Sefer Şehri Olarak Konumu
Amasya'nın savaş yıllarındaki rolü bir gecede ortaya çıkmış sayılmaz. Şehir Osmanlı döneminde Balkanlardan doğuya uzanan ticaret ve menzil yollarının üzerinde kalıyordu. Üsküdar'dan Diyarbekir'e giden orta kol Merzifon, Amasya, Turhal, Tokat ve Sivas üzerinden geçer, Üsküdar'dan Kars'a uzanan sol kol da Merzifon'a kadar aynı güzergâhı izlerdi. Bu yüzden Amasya ile Tokat, doğu seferlerine çıkan orduların konaklama, erzak ve nakliye ihtiyacını karşılayan kavşak noktaları sayıldı. Amasya'nın şehzade şehri olması ve içinde saray yapılarının bulunması da padişahların seferde burayı ordugâh seçmesinde etkili oldu. Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman bu şehri ordugâh olarak kullanan padişahlar arasındadır; kimi padişahlar Amasya'da Avusturya ve İran elçilerini kabul ederek savaşın seyrini belirleyen kararlar vermiştir.
Üç yüzyıla yayılan Osmanlı-İran savaşlarında şehrin yükü ağırdı. Menzilhaneler barış zamanında haberleşmenin dayanağıydı, sefer zamanında ise erzakın yığıldığı, cepheye gidecek mühimmatın bekletildiği yerlere dönüşürdü. Bu düzen 1829'da menzil teşkilatının kaldırılmasına kadar sürdü. Amasya'da Devehane adıyla anılan mahalle, askere zahire ve cephane taşımak için tutulan beylik develerin konakladığı yere dayanır. Nakliye hayvanı tedariki de şehrin görevleri arasındaydı: 1730 yazında hazırlanan İran seferi için gereken katır ve devenin bir bölümü Amasya'dan satın alınmıştır. Dolayısıyla 1877'de bu şehre yeniden başvurulması, eski bir alışkanlığın devamı niteliğindeydi.
Süvari Açığı ve Muhacir Birliklerinin Fikri
Osmanlı ordusu 93 Harbi'ne kapsamlı bir hazırlık yapmadan girdi. Harbiye Nezareti'nin hazırlanmış bir sefer planı yoktu; doğu cephesinde IV. Ordu Kurmay Başkanı Mehmed Fevzi Paşa'nın savunmaya ilişkin görüşleri fiilen harekât planı yerine geçti. Eksikliklerin önemli bir kısmı savaş sürerken, cephe gerisinden tamamlanmaya çalışıldı. En belirgin eksiklerden biri süvariydi. Rusların Kafkasya'daki mevcudu yaklaşık 75.000 askerdi ve bunun 30.000'i atlı birliklerden oluşuyordu. Osmanlı süvarisi bu sayıyla kıyaslanamayacak kadar azdı. Kafkasya'nın dağlık ve geçitlerle bölünmüş arazisi büyük çaplı süvari manevralarını sınırlasa da keşif, irtibat ve yan emniyet görevlerini hızlı biçimde yerine getirebilecek tek unsur yine süvariydi.
Çözüm olarak Anadolu'ya yerleşmiş Çerkez muhacirlere bakıldı. Kırım Savaşı'ndan sonraki yıllarda Kafkasya'dan Anadolu'ya düzensiz aralıklarla göçler olmuş, özellikle Orta Karadeniz bölgesinde kalabalık bir Çerkez nüfusu birikmişti. Göçmenlerin önemli bir bölümü Samsun limanına çıkıyor, buradan iç kesimlerdeki kasaba ve şehirlere dağıtılıyordu; Terme, Akçay, Havza, Ladik, Merzifon, Çorum, Amasya ve Erbaa'nın merkez ve köylerine geçici ya da kalıcı statüyle çok sayıda göçmen yerleştirilmişti. Çerkezlerin ata binmedeki ustalığı ve coğrafyayı bilmeleri bu fikri destekliyordu. Üstelik Osmanlı ordusunda Çerkezler arasında sözü dinlenen üst rütbeli subaylar vardı. Bunların başında Mirliva Musa Paşa (Kundukov) gelirdi.
Düşünceyi ilk dile getiren Musa Paşa oldu. Ağustos 1876'da Tokat'ta görevliyken Tokat ve çevresindeki muhacirlerle birlikte harbe katılmak istediğini bildirdi. Ordu-yı Hümayun'dan gelen cevapta bu vatanseverlik duygusunun memnuniyetle karşılandığı, ancak Paşa'nın ve muhacirlerin şimdilik bulundukları yerde hizmet etmelerinin devletçe daha uygun görüldüğü yazıldı (27 Ağustos 1876). Çerkez muhacirlerin askerliğe talip olması da yeni değildi. 1860'ların ilk yarısından itibaren çok sayıda muhacir, dilekçelerle gönüllü ya da ücretli asker olarak kaydolmak istemişti. Hadi Belge'nin aktardığı değerlendirmeye göre bu istek maddi sıkıntıları aşma, yerleştikleri yerde kalıcı olma ve devlete hizmet ederek halk ve hükûmet nezdinde itibar kazanma arayışıyla ilişkilidir. Bu nedenle sürecin tek taraflı bir fedakârlık olarak görülmesi eksik kalır; devletin de topluluğun da karşılıklı beklentileri vardı.
Birliklerin Teşkili ve Hazırlıklar
IV. Ordu yetkililerinin ihtiyati tedbir olarak talebi üzerine konu 30 Kasım 1876'da Meclis-i Mahsus-ı Vükela'da görüşüldü. Önerilen plana göre Sivas, Canik (Samsun) ve Erzurum çevresinde yaşayan Çerkez muhacirlerden, her biri bin kişilik dört süvari birliği kurulacak ve bunlar Musa Paşa'nın komutasında toplanacaktı. Bu üç vilayetin seçilmesi, oralardaki Çerkez nüfus yoğunluğuyla ve doğu cephesine yakınlıkla açıklanır. Arşiv belgeleri birliklerin alay mı tabur mu olarak düzenleneceği konusunda birbirinden farklı ifadeler taşır. Meclis'teki belgede bin kişilik alaylardan söz edilirken 13 Ocak 1877 tarihli bir yazıda Tokat ve Sivas'tan Erzurum'a bin kişilik taburların gönderildiği anlatılır.
Gönüllülere sağlanacak yardım baştan belirlenmişti. At, silah ve giysisini kendisi getiren her süvariye, birliğine sevk edildiğinde günde 300 dirhem ekmek ve ihtiyacı kadar saman, ayrıca ayda 30 kuruş verilecekti. Silah konusunda her askere bir tabanca ile Amerikan yapımı bir Winchester tüfeği verilmesi düşünüldü. Winchester tüfekleri savaştan önce yüz binlerce adet satın alındığı için sorun çıkarmadı; revolver ise yeterli sayıda bulunamadı. Yazışmalarda, yakın mesafeli çarpışmaların süvarilerin tabancaya duyduğu ihtiyacı bu savaşta bir kat daha açıkça gösterdiği vurgulanır.
Siviller arasından silahlı birlik kurulması Avrupa kamuoyunda tepki doğurabilirdi. Bulgar ayaklanmalarının bastırılması sırasında Çerkezlerden oluşan başıbozukların suçlanması, Osmanlı'ya karşı yürütülen propagandanın önemli bir dayanağını oluşturmuştu. Bu yüzden asakir-i muavene (yardımcı kuvvetler) için on dört maddelik yeni ve düzenli bir nizamname hazırlanmasına karar verildi. Çerkez kanaat önderlerinin de sürece katılması istendi. Çerkez asıllı Sefer Paşazade Mirliva İbrahim Paşa ile Binbaşı Reşit Bey padişah iradesiyle görevlendirildi; bu iki subay Sinop, Samsun ve Sivas gibi yerlerdeki Çerkez ileri gelenlerine ve kabile reislerine telgraf çekti, yüz yüze görüştü, din ve vatanın korunması için savaşmanın dinî bir görev olduğunu anlattı. Anadolu'daki geçmişi on beş yirmi yılı geçmeyen bir topluluğa "vatan" adına çağrı yapılması dikkat çekicidir. Çağrıda din vurgusunun ağır basması ise Müslüman kimliğinin, yurt savunması düşüncesinden daha belirleyici olduğunu düşündürür.
Amasya ve Çevresinden Cepheye Gidenler
Birlikler cepheye belli bir takvim içinde, ihtiyaç duyulan yere ihtiyaç kadar asker gönderilecek şekilde sevk edildi. Doğu cephesinin üssü Erzurum'du; Trabzon'a Karadeniz yoluyla ulaşan malzeme de askerler de büyük ölçüde oradan cepheye dağıtılıyordu. Ocak 1877'de Zile, Karahisar, Amasya ve Tokat'tan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf askerlerden beşer tabur hazırlanıp Erzurum'a gönderildi. Sivas Valisi Ahmed İzzet Paşa, vilayette sekiz bin askerin muayene edilip hazır tutulduğunu ve muhacirlerden iki alay oluşturulacağını bildirdi. Birkaç ay içinde yalnız Sivas'tan 1.106 kadar atlı muhacir Musa Paşa'nın emrine verilmek üzere gönderildi. Nisan 1877 kayıtlarında Sivas'tan, Canik'ten ve Ankara, Maraş, Yozgat, Halep, Adana gibi diğer vilayetlerden beşer tabur halinde muhacir süvarisinin Erzurum'a sevk edildiği görülür; her alayda 1.000 ile 1.200 asker bulunduğu anlaşılmaktadır.
Amasya'nın doğrudan anıldığı en açık kayıt Batı cephesine ilişkindir. Ağustos 1877'de Çerkez ileri gelenlerinden Hacı Hikmet Efendi, Amasya'dan 300'den fazla süvari topladı. Bu atlılar yardımcı kuvvet olarak önce Samsun'a, oradan vapurla Tuna'ya gönderildi. Tuna cephesindeki muhacir süvarilerinin sayısı kimi araştırmacılara göre bir dönem 15.000'e ulaşmış, hatta düzenli süvarilerden fazla olmuştur; bu iddia Rus arşivlerine dayandırılır. Birliklerin iaşesi mümkün olduğu kadar görev yerinin yakınından sağlanmaya çalışıldı ve Kars, Erzurum, Çıldır sancaklarının halkına, Çarsancak ve Muş aşiretlerine bu amaçla emirnameler yazıldı. Kafkas cephesindeki muhacir asakir-i muavenesinin toplam sayısı için 12.000 ile 50.000 arasında değişen rakamlar verilir. Rakamlar arasındaki bu fark, yaya askerlerinin de hesaba katılmasından, birliklerin cepheye parça parça gelmesinden ve bazı birliklerin geri gönderilmesinden doğar. Ahmed Muhtar Paşa'nın kendi hatıralarında verdiği rakam 12.000 ile 14.000 arasındadır.
Cephedeki Başarı ve Sorunlar
Çerkez yardımcı süvarilerine devriye, keşif, takip, baskın ve ana birliğe destek görevleri verildi. Gönüllüler ya hiç eğitim almadan ya da yetersiz bir eğitimle cepheye gittiği için düzenli ordu disiplininden uzaktılar. Aralarındaki sözlü hiyerarşiyi korumak ve bazılarının Türkçe bilmemesinden doğan koordinasyon sorununu azaltmak için birlikler kabilelere göre ayrıldı, kabileler üç gruba bölünüp alaylar oluşturuldu ve başlarına düzenli ordudan rütbeli subaylar getirildi. Dört alaydan ikisi Çerkez komutanlar Mirliva Musa Paşa'nın ve Mustafa Safvet Paşa'nın emrine verildi.
Süvariler Delibaba, Zivin, Göle ve Gedikler muharebelerinde görev aldı. 18 Temmuz 1877'de Gedikler'de yapılan süvari çarpışmasından sonra Ahmed Muhtar Paşa, bütün süvarilerin ve özellikle Çerkez muhacirlerin gösterdiği gayret ve yiğitçe hücumların tarih sayfalarını süsleyeceğini bildirdi ve subaylarına, erlerine övgü dolu selamlarını iletti. Aynı birliklerin zayıf yönleri ise çarpışmaların yenilgiye doğru gittiği anlarda ortaya çıktı. Otorite ve disiplini zayıf birlikler komuta zincirinden kolayca kopuyor, küçük gruplar halinde dağılıyordu. Yenilgiyi kendi dışındaki nedenlere yükleyenler teçhizatın yetersizliğinden, erzak ve maaşın verilmemesinden yakınıyordu. Bazılarının savaş alanı çevresindeki köylülere sıkıntı çıkarması ve yağma yapması, Alacadağ ile Deveboynu'ndaki yenilgilerle ağırlaşan tabloyu daha da kötüleştirdi. Ahmed Muhtar Paşa'nın yazışmalarını yürüten Mehmet Arif Bey, Çerkez atlılarının sık sık Musa Paşa'nın karargâhına gidip kaybettikleri tabanca ve atların bedelini istediklerini, yaralılarını ancak kendilerinden birine tedavi ettirmekte ısrar ettiklerini, ağır yaralıları yanlarına iki üç atlı alıp evlerine kadar götürdüklerini anlatır. Ona göre bu tavırlar askerliğin gerektirdiği itaat anlayışına uymuyordu ve muhacir atlılarından yeterince yararlanılamamasının nedenlerinden biri buydu.
Temmuz 1877 başında Sivas'tan cepheye katılan Çerkez süvarileri maaş alamadıklarını bahane ederek firar etti. 12 Temmuz 1877 tarihli telgrafında Ahmed Muhtar Paşa, bin yüz kişilik bir muhacir atlı alayında kimsenin kalmadığını, Sivas muhacirlerinden gelen yaklaşık iki bin kişinin yarısının yaralı ve bitkin hale gelip dağıldığını yazdı. Paşa asıl sermayenin zaptiyeler, Anadolu'nun yerli yardımcı kuvvetleri ve Lezgilerden oluştuğunu belirtiyor, firarın başlıca nedenini Çerkezlerin kendi huysuzluğuna bağlıyor, ödenemeyen maaşın ise bahane olarak ileri sürüldüğünü ekliyordu. Firar edenlerden bir kısmı yakalanıp ağır disiplin cezalarına çarptırıldı; bu cezalar kimilerinin hayatına mal oldu.
Tüm bu olumsuzluklara karşın muhacirlerden süvari toplama fikri savaşın sonuna kadar bırakılmadı. Şubat 1878'de Sivas vilayetinde IV. Ordu için hâlâ Çerkez atlıları hazırlanıyordu. Ancak barış görüşmelerinin başlamış olması ve her Çerkez atlıya aylık 150 kuruş maaş ödenecek olması yüzünden bu uygulamaya artık gerek görülmedi (17 Şubat 1878).
Savaşın Sonu
Osmanlı orduları savaşın büyük bölümünde savunmada kaldı. Kafkas cephesinde Ahmed Muhtar Paşa Zivin, Gedikler ve Yahniler'de Rus ilerleyişini durdurdu; takviye alan Ruslar Ekim 1877'de Alacadağ'da Osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi, Osmanlı kuvvetleri 5-6 bin ölü ya da yaralı ve 8.500 esir verdi. Kars 17 Kasım 1877'de yeniden kuşatıldı, yaklaşık 25.000 askerin savunduğu şehir düştü. Osmanlı ordusu Erzurum'a çekildi ve orada yeni bir savunma hattı kurdu. Batıda Plevne'nin kırılmasından sonra Rus ordusu İstanbul'un eşiğine, Ayastefanos'a (Yeşilköy) kadar ilerledi. 31 Ocak 1878'de Osmanlı Devleti ateşkes istedi, 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Büyük devletlerin itirazı üzerine bu antlaşma geçerli olmadı ve 13 Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması imzalandı. Batum, Kars ve Ardahan Rus idaresinde kaldı.
Göç Dalgası ve Amasya'ya Gelen Muhacirler
Savaş, Balkanlarda ve Kafkasya'da Müslüman halkın büyük bir bölümünü yerinden etti. Mülteci sayısı için 130.000 ile 1,5 milyon arasında değişen tahminler verilir; bir milyonu aşkın Osmanlı vatandaşının mülteci durumuna düştüğü sık dile getirilir. İşgal edilen yerlerden kaçanlar daha güvenli saydıkları bölgelere yöneldi, Osmanlı şehirlerinde cami, mektep ve evlere sığındı. Batum çevresindeki Müslüman Laz ve Gürcüler de Osmanlı topraklarına geçmek zorunda kaldı. Amasya'nın bu göçlerden payına düşen konusunda eldeki ayrıntılı çalışmalar sınırlıdır. Batum ve Acara yöresinden gelenlerin bir bölümünün Amasya'ya, Ardanuç'tan gelenlerin ise Tokat, Amasya ve Sivas çevresine yerleştirildiği anlatılır; bu bilgi arşiv belgesiyle doğrulanabilmiş değildir.
Daha önceki göç dalgalarının şehre etkisi ise belgelidir. 1863-64'te Diyarbekir'den Samsun'a uzanan yolun Amasya kesimi, o yıllarda çok sayıda Çerkez muhacirin Amasya'ya gelip yerleşmesi ve bürokrasinin dikkatinin bu işe yönelmesi yüzünden aksamıştır. Göç, yerleşik halk için de yük anlamına geliyordu ve hizmetlerin ertelendiği yerler az değildi. Buna karşılık Osmanlı yönetimi muhacirlere arazi vermiş, muhacir komisyonları kurmuş, Babıâli de Kafkasya Müslümanlarının Rusya'nın baskısına terk edilmesini hilafet makamının itibarına yakıştırmamıştı. 1877'de silaha sarılan Çerkezler yerleştikleri toprakları yurt bilip savunmaya çıkıyordu. Onlar için bu savaş, bir kez terk etmek zorunda kaldıkları vatanı ikinci kez yitirmemek anlamına geliyordu.
Kronoloji
1863-1864: Çok sayıda Çerkez muhacir Amasya'ya yerleşir; Diyarbekir-Samsun yolunun Amasya kesiminin tamamlanması aksar.
Ağustos 1876: Tokat'taki Mirliva Musa Paşa, muhacirlerden süvari birliği kurmayı önerir; teklif, bulundukları yerde hizmet etmeleri yönünde cevaplanır (27 Ağustos).
30 Kasım 1876: Meclis-i Mahsus-ı Vükela, Sivas, Canik ve Erzurum çevresinden dört muhacir süvari birliği kurulmasını görüşür.
Ocak 1877: Zile, Karahisar, Amasya ve Tokat'tan beşer tabur Erzurum'a sevk edilir.
24 Nisan 1877: Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş ilan eder.
Temmuz 1877: Gedikler'de Çerkez süvarilerin başarısı övülür; Sivas'tan gelen Çerkez süvarileri maaş gerekçesiyle firar eder (12 Temmuz).
Ağustos 1877: Hacı Hikmet Efendi'nin Amasya'dan topladığı 300'ü aşkın süvari Samsun'dan vapurla Tuna'ya gönderilir.
17 Kasım 1877: Rus ordusu Kars'ı kuşatır; şehir düşer.
17 Şubat 1878: Sivas vilayetinde yeni Çerkez atlısı toplanmasına gerek görülmez.
3 Mart 1878: Ayastefanos Antlaşması imzalanır; 13 Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması ile yerini alır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Hadi Belge, "1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Amasya ve Tokat Çevresinden Oluşturulan Muhacir Birlikleri", Göç ve İskan Araştırmaları Dergisi, C. 3, S. 2, 2025, s. 180-197.
- Mehmet Beşikçi, "Başıbozuk Savaşçıdan 'Makbul' Tebaaya: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Osmanlı Ordusunda Çerkez Muhacirler", Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 23, 2015, s. 85-123.
- Yusuf Halaçoğlu, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Menzil Teşkilatı Hakkında Bazı Mülahazalar", Osmanlı Araştırmaları, C. 2, S. 2, 1981, s. 123-132.
- Uğur Şakar, "Açıklamalı Bir Kaynakça Denemesi: 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) Üzerine Bazı Çalışmalar", Yakın Tarih Dergisi, C. 1, S. 4, 2018.
Kitaplar
- Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sanisi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996.
- Mehmet Arif Bey, Başımıza Gelenler, haz. Yüksel Kanat, Kapı Yayınları, İstanbul 2024.
Diğer kaynaklar
- Nedim İpek, "Kafkaslardaki Nüfus Hareketleri", Türkiyat Mecmuası, C. 20, 1997, s. 273-313.
- Mahir Aydın, "Doksanüç Harbi", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 9, İstanbul 1994, s. 498-499.
Çevrimiçi kaynaklar








