Birinci Dünya Savaşı sırasında Amasya, Osmanlı cephelerinin hiçbirine komşu değildi. Düşman donanması Yeşilırmak vadisine yaklaşmadı, Rus ordusu şehre ulaşmadı, kale surlarının önünde top atılmadı. Buna rağmen 1914-1918 yılları şehrin yakın tarihindeki en ağır dönemlerden biri oldu, çünkü modern savaşın yükü cephedekilerle birlikte cephenin arkasındaki yollara, tarlalara, ambarlara ve hanelere de biniyordu. Genç erkekler silah altına alındı, üreticinin ürünü ordu hesabına toplandı, doğudan gelen yüz binlerce göçmen yol güzergâhındaki şehirlere aktı, hastalıklar kışlalardan çarşıya yayıldı. O sırada Sivas Vilayeti'ne bağlı bir sancak merkezi olan Amasya, bütün bunların kesiştiği bir hat üzerinde duruyordu.

Savaşa Girişin Arka Planı

Osmanlı Devleti'nin savaşa katılışı birkaç haftaya yayılan bir süreçle gerçekleşti. Almanya Rusya'ya savaş açtıktan bir gün sonra, 2 Ağustos 1914'te İstanbul'da Osmanlı-Alman ittifak antlaşması imzalandı ve aynı gün genel seferberlik ilan edildi. Kimi kaynaklar seferberliğin ilanını 3 Ağustos olarak verir; hükûmet bu sırada silâhlı tarafsızlığını da duyurmuştu. Almanların Goeben ve Breslau kruvazörleri 10 Ağustos'ta İngiliz donanmasının takibinden kaçarak Çanakkale Boğazı'na sığındı ve satın alınmış gibi gösterilerek Yavuz ve Midilli adlarıyla Osmanlı donanmasına katıldı. Ekim sonunda bu gemilerin de içinde bulunduğu Osmanlı filosu Karadeniz'e açılıp Sivastopol ve Novorossiysk limanlarını topa tuttu; Rusya 2 Kasım 1914'te Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Halifenin cihat çağrısı 15 Kasım'da yayımlandı.

Devlet, bir yıl önce Balkan Savaşları'ndan yenik çıkmıştı. Türk Tarih Kurumu'nun yayımladığı değerlendirmeye göre ordu dört ordu müfettişliği altında on üç kolordu, otuz sekiz piyade ve dört süvari tümeninden oluşuyordu; ateş gücü zayıftı, ulaştırma ve geri hizmet birlikleri yok denecek kadar azdı. Seferberlik 1914 Eylülü sonlarında tamamlanmış sayılsa da silah ve cephane eksikti, geri hizmet teşkilâtlarının büyük kısmı kurulamamıştı. Aynı değerlendirme, Osmanlı Devleti'nin Alman Başkomutanlığı'nın baskısıyla yeterince hazırlanmadan harbe girdiğini belirtir. Bu eksikliklerin bedelini ilk önce, ordunun ihtiyacını karşılamakla yükümlü kılınan taşra ödedi.

Amasya'nın Lojistik Konumu

Rusya'ya karşı Kafkasya hattı, Osmanlı ordusunun en çok insan kaybettiği alanlardan biriydi. 22 Aralık 1914'ten Ocak 1915 başına kadar süren Sarıkamış harekâtında 112.000 kişilik kuvvetin 60.000'i kaybedildi; askerin büyük kısmı soğuktan donmuştu. Erzurum'daki 3. Ordu'nun karargâhı Rus ilerleyişi karşısında önce Erzincan'a, sonra Refahiye'ye, 1917'de Suşehri'ne çekildi. Bu ordunun ana ikmal yolu İstanbul, Bolu, İskilip, Amasya, Tokat ve Şebinkarahisar üzerinden geçen güzergâhtı; yol üzerinde köylerin sık oluşu askerin barınmasını ve ikmal noktalarının kurulmasını kolaylaştırıyordu. Amasya böylece, kendisi sahne olmadığı hâlde, bir cephenin arka kapısı hâline geldi.

Şehrin ticarî konumu savaştan önce de bu yönde işliyordu. Basra'dan Bağdat, Musul, Diyarbakır, Malatya, Sivas ve Tokat üzerinden Amasya'ya ulaşan eski yol Samsun ve Sinop limanlarına bağlanıyor, Tokat, Zile, Merzifon ve Amasya'nın pamuklu el dokumacılığı Samsun iskelesi aracılığıyla İstanbul ve Karadeniz limanlarına açılıyordu. Savaş sırasında Çorum, Amasya, Sivas ve Tokat'tan toplanan zahire karayoluyla Samsun ve Sinop'a getiriliyor, oradan kayıkla Trabzon'a taşınıyordu. Amasya'nın buğdayı, unu ve nakliye imkânı sancağın sınırlarını aşan bir ağın parçasıydı.

Sancağın Nüfus Yapısı

Savaşın Amasya üzerindeki etkisini anlamak için sancağın 1914'teki nüfus yapısına bakmak gerekir. Mübadele dönemini inceleyen bir çalışmaya göre Amasya 1914'te altı kazaya ve 230.263 nüfusa sahipti; Müslümanlar 178.689 kişiyle nüfusun yüzde 78'ini, gayrimüslimler 51.574 kişiyle yüzde 22'sini oluşturuyordu. Başka bir derleme sancağı yedi kazalı (Amasya, Merzifon, Ladik, Havza, Vezirköprü, Gümüşhacıköy ve Mecidözü) olarak gösterir ve yaklaşık 200.000 nüfus içinde 31.717 Ermeni ile 39.676 Rum sayar. Patrik Ormanyan sancaktaki Ermeni Apostolik nüfusu 25.000 olarak bildirir, savaş öncesi Rum Ortodoks nüfus için ise 55.000 gibi daha yüksek bir sayı verilmiştir. Rakamların bu kadar ayrılması, savaş öncesi sayımların usul ve tanım farklarını gösterir ve bu başlıkta tek bir sayıya güvenmek doğru olmaz.

Kazalar arasında tablo değişiyordu. Havza'nın 25.552 kişilik nüfusunun 17.384'ü Müslüman, 7.852'si Rum, 316'sı Ermeniydi; Vezirköprü'de 41.727 Müslüman, 4.856 Rum ve 320 Ermeni yaşıyordu; Merzifon kazasında 3.553 Rum ve 3.309 Ermeni bulunuyordu. Sancak kalabalık ve karışık bir toplumdu, savaşın getirdiği her gelişme de bu kesimleri farklı biçimde etkiledi.

Seferberlik ve Tarım

Seferberlik, Osmanlı toplumunun en büyük kesimi olan köylüyü doğrudan vurdu. Genç nüfusun yaklaşık yüzde 80'i tarımla uğraşıyordu; erkeklerin silah altına alınması tarlayı işleyecek kolu azalttı. Devlet 1285-1287 (1869-1872) doğumluları terhis ederken 1288-1309 (1873-1894) doğumluları askere çağırdı. Terhis üreticiyi sevindirmişti, ama güz tohumunun atılacağı sırada yirmi ile yirmi dokuz yaş arasındaki ziraatçi nüfusun toplanması bir sonraki hasadı tehlikeye soktu. Trabzon Vilâyeti, Canik başta olmak üzere bağlı yerlere tohumluğun silah altına alınmamış kişilere ektirilmesini bildirdiyse de bu pek işe yaramadı.

Savaşın erken aylarında kurulan Tekâlif-i Harbiye komisyonları, halkın elindeki fazla ürüne el koyma yetkisine sahipti. Alınan malın değeri komisyonca takdir edilecek, bedeli seferberliğin sonunda ödenecekti. Paranın sürekli değer kaybettiği bir dönemde bu düzen üreticiyi güç durumda bırakıyordu. Canik'te bu yolla toplanan buğday ve öteki maddeler, daha ilk haftalarda doğu cephesinden kaçan mültecilerin ihtiyacı için Trabzon'a yönlendirildi; yani köylünün ürünü, savaşın ilk aylarında doğrudan cephenin gerisindeki ihtiyaçlara akıyordu.

Amasya'da asker toplamanın acı bir geçmişi de vardı. Sancaktan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda cepheye giden yaklaşık 15.000 kişinin, İngiliz gezgin H. F. Tozer'in aktardığına göre ancak yüzde 10'unun geri dönebildiği anlatılırdı. Bu rakam yeni savaşın başladığı günlerde halkın hafızasında nasıl bir ağırlık taşıdığını kesin olarak göstermez, ama kuşaklar arasında sürüp giden kaybın ölçüsünü verir. Birinci Dünya Savaşı'nda Amasyalı erlerin hangi cephelerde kaç kayıp verdiğine dair derli toplu bir sayı elimizdeki kaynaklarda yer almıyor. Osmanlı ordusunun Kafkasya, Çanakkale, Irak, Filistin ve Suriye, Hicaz, Galiçya, Romanya ve Makedonya gibi uzak sahalarda savaştığı bilindiğine göre, sancağın evlatlarının da bu geniş coğrafyaya dağıldığı söylenebilir.

İaşe Sıkıntısı

Seferberliğin ilânından kısa süre sonra, 9 Ağustos 1914'te Harbiye ve Dahiliye Nezareti görevlilerinden oluşan özel bir komisyon, halkın ve ordunun iaşesiyle ilgilenmek üzere kuruldu. Ancak savaş uzadıkça sorun büyüdü. Osmanlı Devleti tarım ülkesi olmasına rağmen şeker ve un gibi maddeleri ithal ediyordu; bunların ülkeye girişi büyük ölçüde deniz yoluyla olduğundan, Boğazlar kapanınca fiyatlar fırladı ve İstanbul Şehreminliği un, ekmek ve gaz gibi maddelerde narh belirlenmesi gerektiğini bildirdi. 1915'ten sonra savaşın şiddeti arttıkça ürün fiyatları da yükseldi. Hükûmet, Almanya örneğinden hareketle ekmek vesikası uygulamasına geçti. Bu dönemi inceleyen araştırmalar kadınların çocuklarıyla birlikte belediye kapılarında vesika ekmeği beklediğini, erkeklerin cephede olduğu evlerde ailenin geçimi ve iaşesiyle kadınların ilgilendiğini kaydeder.

Amasya bu tabloda kendi halkının yanı sıra komşu sancakların da gıda kaynağıydı. Karadeniz kıyısındaki Canik'in (Samsun) buğdayı Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum'dan karşılanıyordu ve Canik'in iaşe dosyası, Amasya'nın savaş yıllarındaki rolünü en ayrıntılı gösteren belgelerden biridir. Canik Mutasarrıfı Sivas'taki toplantıdan Amasya, Çorum ve Tokat'tan yüzer bin kilo zahire sözü alarak ayrıldı, ardından Amasya ve Tokat'tan ikişer yüz bin kilo daha söz alındı. Ne var ki uygulama kâğıt üzerindeki gibi yürümedi. Zahire almak üzere Tokat, Amasya ve Çorum'a giden Canik tüccarları, Amasya Mutasarrıfı'nın alımların yalnızca belirlenen kazalardan yapılması şartını getirmesiyle karşılaştı; gittikleri kazaların kaymakamları kendi ihtiyaçları bulunduğunu ileri sürerek alımları engelledi, kimi yerde alınacak hububatı sınırladı. Çorum Mutasarrıfı zahire çıkarılabilecek yalnızca iki kaza gösterdi. Tüccarlar sonunda boş dönmeye başladı ve verdikleri taahhütnameleri iade etti. Bu seferden geriye kalan tek somut sonuç, Amasya'da önceden hazırlanmış 15.375 kilo unun alınabilmesi oldu; bunun 4.650 kilosu da Giresun'a gönderildi.

Bu örnek, savaş yıllarında her sancağın önce kendi halkını korumak zorunda kaldığını gösterir. Üçüncü Mıntıka İaşe Heyeti'nin Amasya'da yaptığı değerlendirme toplantısında Canik'e götürülmek istenen zahirenin engellenmesi görüşüldü ve Canik çiftçilerinin tohumluğunun dışarıdan sağlanması kararlaştırıldı. Devlet de iaşeyi merkezî bir düzene bağlamaya çalıştı. 1916'da çıkarılan geçici kanunlar 5 Nisan 1917'de "Gıda ve sair ihtiyaç maddelerinin satış ve tevzii hakkında" kanunla genişletildi; 25 Nisan 1917 nizamnamesi ülkeyi iaşe bölgelerine ayırdı. 24 Mayıs 1917'de ihtikâr, yani vurgunculuk ve istif, yasaklandı ve bu suçlara bakma görevi divan-ı harb-i örfîlere verildi. 18 Ağustos 1917 tarihli İaşe-i Umumiye Kararnamesi ise iaşe müdürlüğünü Harbiye Nezareti'ne bağlayarak ilk kez sivil halkın ve ordunun iaşe işlerini birleştirdi. Dağıtım vesikaya bağlandı, askerî ve sivil dağıtımlar ayrı defterlere işlendi.

Amasya'ya ait fiyat dizisi elimizde yok, ama komşu Canik'ten gelen bilgiler dönemin ağırlığını gösterir. 1917 sonlarına doğru orada ekmeğin okkası 80, 90, hatta 100 kuruşa çıkmıştı; aylığı yetersiz kalan memur ölüm ile hırsızlık arasında bir seçime zorlanıyordu. İaşenin kıt olduğu yerde arpa ekmeği dağıtılıyor, 8 Ekim'den sonra verilen ekmeğe yüzde 30 arpa karıştırılıyordu. İç bölge şehirlerinde de benzer sıkıntıların yaşandığı düşünülebilir, ancak Amasya için belge dayanağı bulunmayan bir sayı vermekten kaçınmak gerekir.

Göçmenler ve Doğu Cephesinden Gelen Kalabalıklar

Amasya'yı en çok etkileyen gelişmelerden biri, Rus ilerleyişi karşısında yurtlarını terk eden Doğu Anadolu halkının batıya doğru akmasıydı. Sarıkamış'ın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra başlayan hareket, 1916'da Erzurum ve Trabzon'un Rus işgaline uğramasıyla büyüdü. Erzurum, Erzincan, Bayburt ve çevrelerinden kalkan yaşlı, genç, kadın ve çocuk kafileleri hem Sivas yönünden hem Karadeniz kıyısından iç bölgelere doğru yürüdü. Göç dalgası Sinop, İnebolu, Amasya ve İzmit'e kadar ulaştı. Salgın hastalıklar ve iaşe temininin imkânsızlığı bu yolculuğu daha da ağırlaştırıyordu.

Devlet bu kitleyi sevk ve iskân etmek için bir talimatname hazırlamış, hat boyunca aşevleri ve aşılama istasyonları açmıştı. Erzurum'un işgalinden sonra Suşehri, Zara ve Koçhisar üzerinden Sivas'a ulaşan, oradan Tokat yoluyla Çorum'a ya da Kayseri'ye giden hat, göçün en yoğun olduğu hattı oluşturdu. Bu hat boyunca yaklaşık 150.000 muhacir salgınlara karşı aşılandı. 1916 sonunda Sivas, Tokat ve Amasya'ya ulaşan muhacirlerin sayısı 300.000'i aştı. Hepsinin üçüncü ordu harekât sahasında tutulması doğru bulunmadığından 144.964 kişi Çorum, Yozgat, Kayseri, Niğde, Kırşehir ve Konya'ya gönderildi; sevk edilenlere kira yardımı yapıldı, 8.637 ev ihtiyaç sahibi ailelere verildi.

Amasya-Merzifon hattı bu hareketin içinde ayrı bir yere sahipti. Samsun bölgesine sığınan muhacirlerin bir kısmı oradaki sıtmadan etkilenince, sıtmanın görülmediği Amasya-Merzifon ve Sinop-Kastamonu havalisine yerleştirildi; Kavak, Havza ve Merzifon üzerinden Çorum'a sevk edilenler de oldu. Havza kazasına I. Dünya Savaşı'nda mülteci sıfatıyla gelen 129 kişinin 80'i geri dönmek istememiş, 49'u dönmeyi kabul etmişti. Sancağa ayrıca, Balkan Savaşları'ndan başlayarak Kafkasya, Dağıstan ve Kırım'dan gelen Nogay, Kırım ve Çerkez muhacirler de yerleşmişti. Şehrin nüfus dokusu savaş boyunca bu göçlerle sürekli değişiyordu.

Salgınlar, Hastaneler ve Hilâl-i Ahmer

Savaş yıllarındaki ölümlerin önemli bir kısmının nedeni cephe çatışması olmayıp hastalıktı. Kafkas Cephesi'nin hemen gerisinde bulunan Sivas, bu bölgenin sağlık üssü hâline geldi: Hilâl-i Ahmer Hastanesi 1 Aralık 1914'te kurulmuş, Erzurum'daki hastanenin buraya nakledilmesi ve Trabzon limanından sevkiyatın durmasıyla şehir 4.000 yatağa ulaşan bir hastaneler kompleksine dönüşmüştü. Aynı bölgedeki yatak kapasitesine ilişkin Genelkurmay kayıtları Amasya'da 1.000 yataklı bir hastane bulunduğunu bildirir; karşılaştırma için Refahiye'de 500, Zara'da 1.000, Tokat'ta 1.000, Zile'de 300, Samsun'da 500, Ordu'da 400, Giresun'da 500 yatak sayılmıştır. Bu dizide Amasya, Zara ve Tokat'la birlikte, Sivas ve Zincidere'den sonra gelen en büyük kapasiteler arasında yer alır.

Hastalıklar arasında kolera, dizanteri, tifo ve lekeli humma (tifüs) öne çıkıyordu. 1917'de Sivas'ta 179.445 kişiye kolera aşısı uygulandı, buna rağmen Sivas Vilâyeti dâhilinde 192 kolera vakası tespit edildi ve bunların 101'i öldü; hastalık en çok Sivas merkez, Erbaa, Merzifon ve Amasya'da görüldü. Doktorlar da lekeli tifoya yakalanıyordu; 3. Ordu Sıhhiye Reis Vekili Server Kâmil Bey 7 Nisan 1917'de tifo geçirmemiş doktorların aşılanmasını zorunlu tuttu. Salgınların yayılmasında kalabalık muhacir kafilelerinin, yetersiz barınmanın ve beslenme güçlüğünün payı büyüktü.

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin şubeleri bu dönemde sağlık ve yardım hizmetinin ana taşıyıcısıydı. Sivas Vilâyeti'nde şubeler 1914'ün sonundan itibaren açıldı: Aziziye'de Ekim 1914'te, Kangal ve Tokat'ta Aralık 1914'te, Reşadiye, Niksar, Erbaa ve Zile'de Mart 1915'te, Zara ve Yıldızeli'nde Mayıs 1915'te, Hafik'te Haziran-Temmuz 1915'te. Bu listede Amasya yer almaz; Amasya şubesinin faaliyetlerine ilişkin ayrıntılı çalışma 1919-1925 yıllarını kapsar ve şubenin Havza'dakinden yedi ay sonra faaliyete geçtiği anlaşılır. Cemiyetin merkezî düzeyde topladığı bağış 1914'te 76.839, 1915'te 149.698, 1916'da 156.932, 1917'de 146.890, 1918'de 134.506 liraydı. Araştırmacıların vurguladığı gibi Hilâl-i Ahmer yalnızca yardım dağıtmıyor, sivil toplumun cephe gerisinde savaş ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenmesinde de rol oynuyordu. Amasya halkının bu yardım ağına ne ölçüde katıldığını gösteren yerel bir belgeye ise başvurulan kaynaklarda rastlanmıyor.

Gayrimüslim Nüfusun Savaş Yıllarındaki Durumu

Savaşın Amasya toplumunu en köklü biçimde değiştiren sonucu, gayrimüslim nüfusun sancaktaki ağırlığını yitirmesi oldu. Osmanlı hükûmeti 1915'te Ermeni nüfusun belirli bölgelerden sevk ve iskânına karar verdi; bu karar Amasya sancağını da kapsadı. Rum nüfus ise savaş yıllarında ve Millî Mücadele sırasında değişik biçimlerde yerinden oldu. Bu olayların niteliği, sorumluluğu ve rakamları tarih yazımında bugün de tartışmalıdır. Osmanlı belgelerine dayanan Türk araştırmalar sevk ve iskân kararını Doğu Anadolu'daki Rus ilerleyişi ve Ermeni çetelerinin faaliyetleri bağlamında ele alır; uluslararası soykırım anma derlemeleri ise Amasya sancağında 1915 Mart'ından itibaren tutuklamalar yapıldığını, Temmuz başında yaklaşık 12.000 kişilik beş kafilenin yola çıkarıldığını ve yolda çok sayıda ölüm yaşandığını bildirir. Aynı derlemelerde anılan, 1919 tarihli Rum Ortodoks Patrikhanesi yayınına göre savaş sırasında "Amasya bölgesinden" 89.370 Rum sürülmüştür; bu sayı sancak için verilen 55.000'lik savaş öncesi Rum nüfus tahminiyle bile bağdaşmaz, o nedenle kesin bilgi olarak alınamaz.

Savaşın sonunda ortaya çıkan demografik tablo, nüfus mübadelesi araştırmalarında ölçülebilir hâlde görülür. Havza'da Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında 3.000-4.000 kişi ölmüş, 36 köyde 8.340 Rum yurt dışına çıkmış, böylece kaza nüfusunda yüzde 50'ye varan bir azalma olmuştu. Vezirköprü'de 1914-1923 arasında önce Ermenilerin, sonra Rumların ülke dışına çıkmasıyla boşalan yerlere Yunanistan'dan gelen mübadiller yerleştirildi. 1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesi bu süreci tamamladı; savaştan önce yüzde 22 civarında gayrimüslim barındıran sancak, Cumhuriyet döneminde yüzde 98 oranında Türk nüfusa sahip bir kent oldu.

Asayiş ve Savaşın Sonu

Cephe gerisinde asayiş de zayıfladı. Mustafa Kemal Paşa'nın 25 Mayıs 1919'da Samsun'dan gönderdiği rapora göre seferberliğin başında Samsun livası dahilinde özellikle asker kaçaklarından ve Müslüman, Rum, Ermeni gibi unsurlardan ayrı ayrı oluşan çeteler adi hırsızlıkla ve zaman zaman cinayetle uğraşmıştı; Rum ve Ermeni sürgünü sırasında ortaya çıkan bazı çeteler siyasî bir nitelik kazanmış, Rusların ilerleyişi sırasında da dışarıdan teşvik görmüştü. Genelkurmay arşiv belgelerine dayanan bir Millî Mücadele çalışması, savaş yıllarında ordu birliklerinin müdahaleleriyle çetelerin bir ölçüde kontrol altında tutulabildiğini, Mondros Ateşkesi'nden sonra ordular küçülüp silahlar alınınca durumun değiştiğini belirtir.

Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzaladı. Bu noktada Amasya sancağı dört yıl öncesine göre çok değişmişti: gençlerinin bir bölümü dönmemiş, tarım nüfusu azalmış, gayrimüslim komşuları büyük ölçüde gitmiş, yollarından ise yüz binlerce göçmen geçmişti. Birkaç ay sonra, 12-26 Haziran 1919 tarihleri arasında Amasya'da bulunan Mustafa Kemal, 22 Haziran'da Amasya Tamimi'ni yayımladı; 14 Haziran 1919'da şehirde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu, 20-22 Ekim 1919'da Amasya Görüşmeleri yapıldı. Şehrin bu dönemdeki rolü, savaş yıllarında üstlendiği lojistik ve yönetim işlevinin ve bölgenin yaşadığı sarsıntının devamı niteliğindeydi.

Kronoloji

2 Ağustos 1914: Osmanlı-Alman ittifak antlaşması imzalandı, genel seferberlik ilan edildi (kimi kaynaklarda 3 Ağustos).

9 Ağustos 1914: Halkın ve ordunun iaşesi için Harbiye ve Dahiliye Nezareti görevlilerinden oluşan özel komisyon kuruldu.

2 Kasım 1914: Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.

1 Aralık 1914: Sivas Hilâl-i Ahmer Hastanesi kuruldu.

22 Aralık 1914-Ocak 1915: Sarıkamış harekâtı.

Temmuz 1915: Amasya sancağından Ermeni nüfusun sevki (nitelendirilmesi ve rakamları kaynaklar arasında tartışmalıdır).

1916: Erzurum ve Trabzon'un Rus işgali; yüz binlerce muhacir iç bölgelere akar.

5 Nisan 1917: Gıda ve sair ihtiyaç maddelerinin satış ve tevzii kanunu çıkarıldı.

24 Mayıs 1917: İhtikârı önleyen geçici kanun.

18 Ağustos 1917: İaşe-i Umumiye Kararnamesi.

30 Ekim 1918: Mondros Mütarekesi.

14 Haziran 1919: Amasya'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.

22 Haziran 1919: Amasya Tamimi.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • "Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Canik'in İaşe Durumu (1914-1918)", Belleten, Aralık 1999, cilt 63, sayı 238. belleten.gov.tr
  • Süleyman Tekir, "Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Rus İşgal Bölgelerinden Yapılan Göçler", Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVI/32, 2016.
  • Murat Yolun, "Birinci Dünya Savaşı'nda Hayırseverlik ve Seferberlik: Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin 1917 Mekteb-i Sultânî Sergisi", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 105, 2022.
  • Alev Gözcü, "I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti'nin Gündelik Hayatından Kesitler", Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVI/32, 2016.

Diğer kaynaklar

  • İsmet Görgülü, "Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Harbine Girişi ve Çarpıştığı Cepheler", Türk Tarih Kurumu. ttk.gov.tr
  • Mustafa Sarı - Coşkun Doğan, "I. Dünya Savaşı'nda Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti'nin Sivas'taki Faaliyetleri", Akademik Bakış, cilt 17, sayı 33, Kış 2023.
  • Serdal Balcı, "1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesinin Amasya'nın Demografik Yapısına Etkisi".
  • Mehmet Evsile, "Millî Mücadele Döneminde Amasya", TÜBA, 2022.
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Birinci Dünya Savaşı" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr

Çevrimiçi kaynaklar