Merzifon'un hemen doğusunda, bugün Karamustafapaşa adını taşıyan köyün girişinde, eğimli bir tepenin üzerinde yükselen Abide Hatun Camii, dışarıdan bakana sade bir taşra camisi izlenimi verir. Tuğla ve kesme taşın sıra sıra örüldüğü duvarları, kiremit örtülü ahşap çatısı ve tuğla gövdeli tek minaresiyle Anadolu'nun pek çok köyünde rastlanan yapılardan ilk bakışta pek ayrılmaz. Kapıdan içeri girildiğinde ise bu izlenim değişir: ibadet mekânını örten ahşap tavanın kirişleri, kadınlar mahfilinin saçakları ve konsollar baştan başa kalem işiyle bezenmiştir. Yapıyı Osmanlı tarihinin en tanınmış sadrazamlarından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, doğduğu bu köyde annesi Abide Hatun adına yaptırmıştır. Cami bu yüzden bir yandan on yedinci yüzyıl taşra mimarisinin iyi korunmuş bir örneği, öte yandan Viyana Kuşatması'yla anılan bir devlet adamının memleketine bıraktığı kişisel bir hatıradır.

Konumu ve Köyün Adı

Cami, Amasya'nın Merzifon ilçesine bağlı Karamustafapaşa köyündedir. Köy, ilçe merkezinin birkaç kilometre doğusunda, Amasya il merkezine ise kırk kilometreyi biraz aşan bir uzaklıkta yer alır. Mesafe kaynaklarda iki ile dört kilometre arasında değişen rakamlarla verilir; Hüseyin Hüsameddin köyün kasabanın kuzeydoğusunda, iki kilometre kadar ötede olduğunu yazar. Bugünkü adını köyde doğan Kara Mustafa Paşa'dan alan yerleşim, tarih boyunca başka adlarla da anılmıştır. Eski kayıtlarda ve halk ağzında Marınca, 1928 yılı kayıtlarında Mirince ya da Marınca, 1960 yılı kayıtlarında ise Bahçekent olarak geçer. Camiyi ayrıntılı biçimde inceleyen Hicabi Gülgen köyü Nârince adıyla anar ve yapıyı "Nârince Âbide Hâtun Câmii" başlığıyla yayımlar. Bugün köyün nüfusu iki yüz kişi dolayındadır.

Marınca adı, Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin'in de ilgisini çekmiştir. Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde Merzifon'un eski adlarından "Marsivan" ile Marınca arasında bir bağ kurar ve Merzifon'dan önceki eski kasabanın bu köyün yerinde bulunmuş olabileceğini ileri sürer. Eski tahrirlerde Marınca'nın Merzifon kasabasının bir mahallesi olarak gösterildiğini de not eder. Bu etimoloji ve yerleşim tarihi denemesi yazarın kendi tahminidir ve belgeyle desteklenmiş bir görüş olarak kabul edilmez; yine de köyün Merzifon'la eskiden beri sıkı bir ilişki içinde olduğunu göstermesi bakımından anılmaya değer. Hüsameddin'in köy için kullandığı "maskat-ı re's" tabiri, yani "doğum yeri" ifadesi, Kara Mustafa Paşa'nın burada dünyaya geldiğini açıkça belirtir.

Abide Hatun ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

Abide Hatun hakkında kaynaklarda pek az bilgi vardır. Bilinenler büyük ölçüde oğlunun hayatına dair kayıtlardan çıkar. Kara Mustafa Paşa 1044 (1634-35) yılında Marınca köyünde doğmuştur. Babası Oruç Bey, bölgenin timarlı sipahilerindendir ve IV. Murad'ın Bağdat kuşatması sırasında şehit düşmüştür. Dört yaşında babasız kalan Mustafa'yı, o sırada Amasya sancakbeyi olan ve babasının dostlarından bulunan Köprülü Mehmed Bey, sonraki adıyla Köprülü Mehmed Paşa, himayesine almış ve kendi oğullarıyla birlikte yetiştirmiştir. Kaynaklarda başka bir rivayet de yer alır: buna göre Mustafa, Derviş adında bir sipahinin oğludur, 1036 (1626-27) yılında doğmuş ve on sekiz yaşında Köprülü'nün hizmetine girmiştir. Annesinin adının Abide Hatun olduğu, oğlunun bu camiye koydurduğu kitabeden kesin olarak öğrenilir. Kitabede Abide Hatun için "merhûme" sıfatının kullanılması, yapı tamamlandığında hayatta olmadığını gösterir.

Kara Mustafa Paşa, Köprülü ailesinin yanında yükselmiş, Köprülü Mehmed Paşa'nın kızıyla evlenerek ailenin damadı olmuştur. Silahdarlık ve telhisçilikle başlayan hizmeti, mirahur-ı sanilik, Silistre ve Diyarbekir beylerbeylikleriyle sürmüş; 1661-1666 yılları arasında kaptan-ı deryalık yapmış, Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın seferleri sırasında birkaç kez sadaret kaymakamlığına getirilmiştir. Kamaniçe Seferi'ne katılmış, 1672'de Lehistan'la yapılan Bucaş Antlaşması görüşmelerini yönetmiştir. Fazıl Ahmed Paşa'nın ölümü üzerine 28 Şaban 1087'de (5 Kasım 1676) sadrazam olmuş, 1678'de Çehrin Kalesi'ni almış, 1683'te Viyana'yı kuşatmıştır. Kuşatmanın 12 Eylül 1683'teki bozgunla sona ermesinin ardından saraydaki rakiplerinin de etkisiyle IV. Mehmed'in emriyle 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edilmiştir. Paşa'nın memleketiyle bağını hiç koparmadığı, Merzifon'da yaptırdığı büyük yapı topluluğundan ve doğduğu köydeki bu camiden anlaşılır.

Osmanlı'da devlet adamlarının ve hanedan mensuplarının anneleri adına cami, mescit, çeşme ya da mektep yaptırmaları köklü bir gelenekti. Merzifon da bu geleneğin örneklerini barındırır: Çelebi Mehmed'in annesi Devlet Hatun'un 1419 yılında kasabada bir imaret, cami ve zaviye yaptırdığı bilinir. Abide Hatun Camii, bir sadrazamın taşradaki doğum yerinde annesinin hatırasını yaşatmak üzere kurduğu vakıf eseri olarak bu geleneğin on yedinci yüzyıldaki taşra uzantılarından biridir. Yapının bir köyde, üstelik köyün ölçüsünü aşan bir özenle inşa edilmiş olması, bir sadrazamın yükselişinin memleketine nasıl yansıdığını da gösterir.

İnşa Tarihi ve Kitabe

Caminin yapım tarihi kaynaklarda farklı biçimlerde verilir ve bu farklılık yapının tarihçesini anlamak için önemlidir. Cümle kapısının hemen üzerinde, duvara gömülü mermer bir levha üzerine kabartma tekniğiyle, celi sülüs hatla yazılmış inşa kitabesi bulunur. Kitabe dört panodan oluşan iki satırlık bir yazıdır ve satır aralarına aynı boyda iki küçük rozet yerleştirilmiştir. Özgün ve sağlam hâliyle günümüze ulaşan metin Arapçadır ve Gülgen'in okumasıyla şöyledir: "Kad benâ hâze'l-câmia'ş-şerîfe es-sadru'l-âlî Mustafa Paşa / Li-ecli vâlidetihi'l-merhûme Âbide Hâtun / Fî zemeni Sultan Mehmed Hân ibni's-Sultan İbrâhim Hân / Li-seneti ihdâ ve tis'în ve elf." Türkçesiyle: Bu şerefli camiyi Sadrazam Mustafa Paşa, Sultan İbrahim Han oğlu Sultan Mehmed Han zamanında, 1091 yılında, merhum annesi Abide Hatun için yaptırmıştır.

Kitabedeki 1091 yılı miladi 1680'e karşılık gelir ve kitabenin anıldığı Sultan Mehmed, IV. Mehmed'dir. Kara Mustafa Paşa'nın vakfiyesinde de caminin annesi Abide Hatun adına yaptırıldığı kayıtlıdır. Hüseyin Hüsameddin ise yapım tarihini 1087 (1676) olarak verir ve olayı biraz farklı anlatır: ona göre Kara Mustafa Paşa, 1087 yılında doğduğu Marınca köyünde annesi Abide Hatun'un yaptırmış olduğu mescidi genişleterek camiye dönüştürmüş, yanına bir de mektep inşa ettirmiştir. Bazı tanıtım metinlerinde ise inşa tarihi 1669 olarak geçer. Kitabede Mustafa Paşa'ya "es-sadru'l-âlî", yani sadrazam unvanıyla yer verilmesi, yazının Paşa'nın sadarete geldiği Kasım 1676'dan sonraki bir döneme ait olduğunu düşündürür; bu durum 1669 tarihini zayıflatır, buna karşılık Hüsameddin'in 1676'sı ile kitabedeki 1680 birbirine yakındır. İki tarih, işin 1676'da başlayıp 1680'de tamamlanmasıyla da açıklanabilir, ancak bunu doğrulayan bir belge yoktur.

Caminin bazı tanıtımlarda on yedinci yüzyılın başlarında Abide Hatun tarafından yaptırıldığı yazılır. Kara Mustafa Paşa'nın 1634-35'te doğduğu düşünülürse yapının bugünkü hâliyle yüzyılın başına ait olması mümkün görünmez; eserin tarihi, kitabesine göre yüzyılın son çeyreğidir. Abide Hatun'un kendisinin yaptırdığı bir yapıdan söz eden tek kayıt, Hüsameddin'in andığı ve sonradan genişletilen mescittir; bu mescidin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Caminin hiçbir yerinde onarım kitabesi bulunmaz, yapının sonraki tarihi de bu yüzden büyük ölçüde mimari izlerden ve köy halkının anlattıklarından çıkarılır.

Genel Görünüm ve Yerleşim

Cami, köy girişindeki eğimli tepenin üzerine oturur. Arazinin eğimi nedeniyle güney ve batı duvarları boyunca istinat duvarları örülmüş, bu duvarlar eğimin en derin olduğu güneybatı köşesine kadar kademeli olarak inmiştir. Basamak basamak yükselen istinat duvarları ve tepedeki konumu, sade bir köy camisine beklenmedik bir heybet kazandırır; yapı köye yaklaşanın gözüne uzaktan çarpar. Dört tarafı yollarla çevrili caminin doğusunu ve kuzeyini avlu ile avlu duvarları kuşatır ve bu duvarlar yapının bu yönlerden dışarıdan görülmesini engeller. Cami, avlusu, şadırvanı, mektebi, helaları ve odunluğuyla birlikte toplam 1802 metrekarelik bir alan kaplar.

On yedinci yüzyılın Osmanlı dinî mimarisinde tek kubbeli kâgir camilerin yanında, tuğla ve taşın almaşık örüldüğü duvarlar üzerine ahşap çatı oturtulan bir cami tipi de yaygınlaşmıştı. Mimarlık tarihçisi Zeynep Nayır'ın tespit ettiği bu grubun örneklerinden biri Abide Hatun Camii'dir. Ana kütle dikdörtgen bir prizma biçimindedir ve bu kütlenin dışına taşan minare ile birlikte tuğlanın kırmızısı, minare kürsüsünde ve kaidesinde kullanılan sarımtırak düzgün kesme taşla uyumlu bir bütün oluşturur. Doğu, batı ve güney cephelerinde iki sıra hâlinde pencere dizisi bulunur; alttakiler düz atkılı, üsttekiler sivri kemer alınlıklıdır. Beden duvarları üstte tuğla kirpi saçaklarla ahşap çatıya bağlanır ve dışa taşan bu saçaklar yüzünden çatı aşağıdan görünmez.

Plan ve İç Mekân

Yapı, dikdörtgen planlı bir ana ibadet mekânı ile kuzeyde buna eklenmiş son cemaat yerinden oluşur. Harim 13,10 metre eninde ve 18,60 metre uzunluğundadır; kuzeye eklenen son cemaat yeri 4,45 metreye 13 metre ölçülerindedir. Avludan son cemaat yerine yakın tarihte yapılmış üç basamaklı bir merdivenle çıkılır. Bugünkü son cemaat yerinde giriş ekseninin iki yanında, 2,15 metre yüksekliğinde ve sade çeyrek kavsarayla sonlanan birer mihrabiye vardır; mihrabiyelerin yanlarında ise harime açılan birer düz atkılı pencere yer alır.

Cümle kapısından harime girilince kıbleye doğru beş metre kadar uzanan kadınlar mahfili ve bu mahfil boyunca yerden birer basamak yükseltilmiş yan sekiler, girişte yapay bir koridor etkisi uyandırır. Mahfile, cümle kapısının iki yanında duvar içine gizlenmiş merdivenlerle çıkılır. Zemin katın kuzeybatı köşesindeki bir kapıdan minareye geçilir. Cephe duvarlarındaki altlı üstlü yirmi iki pencereden on yedisi kullanılmaktadır ve iç mekânı yeterince aydınlatır. Mihrap önünde dört metrelik bir bölümde zemin bir kademe yükseltilmiştir. Güney duvarının ortasında mihrap, hemen batısında minber bulunur. Kadınlar mahfilini taşıyan iki ahşap direk dışında harimi bölen bir destek yoktur. Bu tip camilerde alışılan çok sayıda ahşap direğin burada bulunmaması, Gülgen'e göre hem ahşap tavan ile çatının hafifliğinden hem de mekânın açıklığının aşırı büyük olmamasından kaynaklanır. Sonuçta ferah, geniş ve tek bakışta kavranan bir iç mekân ortaya çıkmıştır.

Köy cemaatinin anlattığına göre 1950'de zemindeki tuğla döşeme kaldırılmış, yerine beton tesviye yapılarak üzerine ahşap parke döşenmiştir. Bütün cephe duvarları içten sıvanmış ve plastik ile yağlı boyayla boyanmıştır. İç mekânın bugünkü görünümünde bu yakın dönem müdahaleleri ile özgün ahşap tavan yan yana durur.

Mimari Elemanlar

Cümle Kapısı

Tamamı taş olan cümle kapısı, dış bordürleriyle birlikte 3 metre genişliğe ve 3,85 metre yüksekliğe sahip basık kemerli bir açıklıktır. Yarım kaval silmeler ve bordürler kapıyı çevreler; basık kemer ile üst bordür kuşağı arasında iki boş pano bulunur ve inşa kitabesi bordürlerin hemen üstünde duvara gömülüdür. Oldukça sade olan kapının açıklığı kilit taşına kadar 2,27 metre yüksekliğinde ve 1,55 metre genişliğindedir; duvar kalınlığının oluşturduğu boşluk üstte beşik tonozla örtülmüştür. Kapının asıl değeri ahşap kanatlarındadır. Kanatlarda eğri kesim oyma ile kakma teknikleri bir arada kullanılmıştır: alt ve üst panolar boş bırakılmış, orta panolarda on ikigenlerin birbirini izlemesiyle oluşan geometrik motifler kakma tekniğinde, bunların araları ve çevreleri eğri kesim oymayla işlenmiştir. Kimi tanımlarda bu işçilik kündekari olarak nitelenir. Kapı binisinde rozetler yer alır. Gülgen, motiflerin sonradan başarısız onarımlar geçirdiğini de not eder. Kanatlar içte, dışa taşkın kapı söğelerine oturur.

Avluya ise caminin kuzeydoğu köşesindeki, düzgün kesme taştan yapılmış özgün bir kapıdan girilir. Kapı dışta beşik tonozlu bir girinti içinde yer alır, ortasındaki asıl açıklık basık kemerlidir ve eşik taşından üç basamakla avluya inilir. Bu kapının kanatları yakın döneme aittir. Avludan son cemaat yerine geçilen sıradan malzemeli kapı da son cemaat yeriyle birlikte 1950 civarındaki onarımın ürünü olmalıdır.

Pencereler

Cephelerde iki sıra pencere bulunur. Alt sıradakiler 1 metreye 1,55 metre ölçülerinde, sivri destek kemerli ve düz atkılıdır; alınlıkları tuğla örgüyle doldurulmuştur. Dışta demir şebekeler, içte ahşap kepenklerle kapatılan bu pencerelerden doğu ve batı cephelerinde üçer, güney ve kuzey cephelerinde ikişer tane vardır. Üst sıra pencereleri 0,80 metreye 1,35 metre ölçülerinde ve sivri kemer alınlıklıdır; her cephede üçer tane bulunur. Bunlar dışta yeni ahşap kafeslerle, içte dökme beton şebekelerle kapatılmıştır. Beton şebekeler, 1994'te bozulmuş olan alçı revzenlerin yerine konmuştur.

Mihrap, Minber ve Kürsüler

Mihrap dıştan belli olmaz, içte ise duvardan 0,25 metre çıkıntı yapar. Tamamı alçı ve stuko işçiliğindeki mihrap 3,75 metre yüksekliğinde ve 2,87 metre genişliğindedir. Beş dilimli, çeyrek küre kavsarayla sonlanan mihrap nişi 3,20 metre yüksekliğe, 0,85 metre genişliğe ve 0,45 metre derinliğe sahiptir. Nişi üç yönden yarı geometrik bir zincir kuşağı çevreler; mihrabı en dıştan saran kuşakla bu zincir arasında sekizgenlerin birbirini izlemesiyle oluşan geometrik yıldız motifleri ve aralarında yarı üsluplaştırılmış yaprak motifleri bulunur. Sonradan sürülen boyalar motiflerin konturlarını örtmüştür. Dikkatli bakıldığında alçı tabakalarının tam yerine oturtulamamasından kaynaklanan küçük asimetriler de seçilir.

Özgün minberden hiçbir iz kalmamıştır; bugünkü minber çam, sunta ve kontrplaktan yapılmıştır ve 1990'da yenilenmiştir. Vaaz kürsüsü harimin doğu duvarında, güneydeki son iki pencere arasında yer alır. Doğu duvarındaki alt sıra pencerelerinden birinin boşluğundan girilen, duvar içine gizlenmiş bir merdivenle yerden iki metre yükseklikteki kürsüye ulaşılır. Merdivenin iki ucundaki açıklıklar basık kemerlidir. 0,90 metre genişliğindeki kürsü harime 0,60 metre çıkıntı yapar ve duvara gömülü yekpare bir taş konsolla bağlanır. Müezzin mahfili, kadınlar mahfilinin batı duvarına yakın ucunda harime 1,50 metre taşar; 2,34 metre genişliğinde ve mahfil zemininden 0,30 metre yüksektedir. Mahfili taşıyan kirişe iki kademeli bindirmelerle oturan bu kürsünün altındaki süslemeler, üç ayrı dönemin özelliklerini taşıdığı için yapının geçirdiği onarımları anlamada en önemli ipuçlarını vermiştir.

Kadınlar Mahfili

Kuzey duvarı boyunca uzanan kadınlar mahfili harime 4,85 metre çıkıntı yapar ve cami zemininden 3 metre yüksektedir. Kuzey, doğu ve batıda duvarlara oturan mahfil, harim yönünde ikisi duvara gömülü dört ahşap direkle desteklenir. Zemine kadar inen "T" başlıklı bu ahşap direkler, iç mekânı bölen tek unsurdur. Mahfil kaplamalarının değiştiği, buna karşılık saçakların ve ahşap direklerin özgün olduğu süslemelerin üslubundan anlaşılır. Eski bir envanter yayınında mahfilin altının da süslü olduğu belirtilir; bugün yalnızca saçaklarda süsleme vardır. Arada mahfilde bir onarım yapılmadığı düşünülürse ya bu noktaya dikkat edilmemiş ya da kastedilen saçaklar olmalıdır. Harimden mahfile çıkan kapılar basık kemerli ve sadedir, buna karşılık üstte mahfile açılan kapıların üzerleri taş işçiliği taçlarla sonlanır. Gülgen'e göre bu taş işçiliği, Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'da kendi adıyla bilinen hamamının kapı süslemelerine benzer; bu benzerlik iki yapının aynı çevrede ve aynı yıllarda iş gören ustaların elinden çıkmış olabileceğini düşündürür.

Minare

Minare, batı duvarının kuzey ucunda ana kütleye bitişiktir. Merdivenine harimin kuzeybatı köşesindeki basık kemerli kapıdan ve beşik tonozlu bir dehlizden geçilerek ulaşılır. Altmış altı basamaklı merdivende her on basamakta bir, güneye açılan bir mazgal deliği bulunur. 3,25 metreye 4,50 metre ölçülerindeki kürsü ile üst pencere hizasındaki pabuç düzgün kesme taştır; gövde, şerefe ve petek ise tamamen tuğladır. Gövdenin pabuca ve şerefeye bağlandığı kademelerde hafifçe dışa taşan taş bilezikler vardır. Üst bilezikten sonra beş sıra kirpi saçakla şerefeye ulaşılır. Petekteki tuğla örgüsünün ve derzlerin farklılığı şerefeden yukarısının onarım gördüğünü ortaya koyar. Peteğin üzerinde kurşun kaplı bir külah ve alem yer alır. Minarenin yol seviyesinden şerefeye kadar yüksekliği 20 metre, aleme kadar 29 metredir.

Malzeme ve Yapım Tekniği

Bazı tanıtım metinleri caminin moloz taştan yapıldığını yazar. Gülgen'in ölçümlü incelemesi daha ayrıntılı bir tablo verir: ana taşıyıcılar, üç sıra tuğla ile bir sıra düzgün kesme taşın almaşık örüldüğü duvarlardır. Güney, doğu ve batı duvarları 1,20 metre, cümle kapısının bulunduğu kuzey duvarı 1,50 metre kalınlığındadır. Cümle kapısında, beden duvarlarının köşelerinde, pencere ve kapı söğelerinde, avlu kapısında ve minarenin kürsüsü ile pabucunda düzgün kesme taş kullanılmıştır. Alt sıra pencerelerin sivri destek kemerleri, üst sıra pencerelerin alınlık panoları, minarenin gövdesi, şerefesi ve peteği ile duvarların çatıya bağlandığı kirpi saçaklar tuğladır. Moloz taş ise istinat duvarlarında ve avluyu çevreleyen dış duvarlarda kullanılmıştır.

Harimi bir ahşap tavan ve onun üzerinde ahşap bir çatı örter. Güney-kuzey doğrultusunda uzanan tavan kirişleri, duvarlar boyunca sıralanan ahşap konsollara biner ve dökme çivilerle bu konsollara tutturulur. Ana mekânı örten kirişler güneyde duvara otururken kuzeyde, kadınlar mahfilinin saçağı hizasında enine uzatılmış ara kirişlere biner ve bu bağlantıdan sonra aynı düzenle kuzey duvarına ulaşır. Kirişlerin duvara ve ara konsola birleştiği yerlerde bindirmeler kullanılmıştır. Gerek tavan kirişlerinin duvara bitiştiği noktalarda, gerekse kadınlar mahfilinden dışa taşan müezzin mahfilinin saçak geçişlerinde görülen ahşap bindirmelikler, taşıyıcı işlevlerinin yanında yükselişi kademelendirerek sert çizgileri yumuşatır. Kadınlar mahfilindeki direk başlıkları, vaaz kürsüsünün taş konsolu, minare şerefesi ve dış duvarların çatı hizasındaki saçakları ise işlevden çok süsleme amacı taşır. Kiriş üzerindeki süslemenin karakterine bakılarak yalnızca ana mekânı örten kirişlerle bunların oturduğu konsolların özgün olduğu, öteki kiriş, konsol ve bindirmeliklerle duvarları dört yönden kuşatan lambrilerin sonradan eklendiği anlaşılır. Özgün ahşap işçilikte çam, sonraki onarımlarda çam ve gürgen kullanılmıştır. Tavanı örten kiremitli ahşap çatı son olarak 1986'da yenilenmiştir.

Kalem İşi Süslemeler

Caminin asıl değeri, ibadet mekânını örten ahşap tavan ile kuzeydeki kadınlar mahfilinin ahşap aksamı üzerindeki kalem işi süslemelerdir. Yapı, bezemeleri bakımından Osmanlı eserlerinin en güzelleri arasında sayılır ve iç mekânın ahşap kirişlerden oluşan tavanı, kirişlerin araları ve kuzeyde kalın bir kirişin taşıdığı kadınlar mahfilinin tavanı bitki ve çiçek motifleriyle renkli biçimde bezenmiştir. Gülgen'in incelemesi bu süslemelerin tek bir dönemin ürünü olmadığını, motif ve renk bakımından üç ayrı dönemin özelliklerini taşıdığını göstermiştir. Bu tespit sayesinde cami, Osmanlı kalem işi üslubunun zaman içindeki değişimini aynı tavan üzerinde izlemeye imkân veren bir belge niteliği de kazanır.

Birinci ve en eski grup özgün süslemelerdir. Ana mekânın üzerinde uzanan kirişlerin güneyde ve kuzeyde bindiği konsollar, kadınlar mahfilinin yükünü ahşap direklere aktaran kiriş ve müezzin mahfilinin döşemeleri ile bunların üzerindeki motifler bu gruba girer. Kırmızı, yeşil, beyaz ve mavinin kullanıldığı bu desenlerde rumi ve hatayi motifler baskındır. Motifler kirişlerin üç yüzüne ve bütün mekânı dolduracak biçimde, birbirinin devamı olarak işlenmiştir. Klasik dönem Osmanlı tezyinatının bu üsluplaştırılmış dili, yapının inşa edildiği on yedinci yüzyılın son çeyreğine aittir.

İkinci grupta üsluplaştırma azalmış, çiçekler tabiattaki biçimlerine daha çok yaklaşmıştır. Kadınlar mahfilinin saçak altı ile bütün örtü sisteminin bindirmelikleri arasındaki kaplamalar bu motiflerle doludur. Beyaz zemin üzerine turuncuya çalan kırmızı, pastel sarı ve yeşilin hâkim olduğu desenlerde natüralist çiçek kompozisyonları tekrarlanır. Lale, karanfil ve gelincik, ortadaki bir papatyada birleşir; aralardaki boşluklar dağınık yaprak motifleriyle doldurulmuştur. Motifler yeşil ve beyaz zincirlerle çerçevelenmiştir. Bu natüralist anlayış, Osmanlı kitap sanatında ve ahşap üzerine kalem işinde daha sonraki dönemlerde yaygınlaşan üsluba bağlanır; Gülgen bu karşılaştırmada Yıldız Demiriz'in natüralist üsluptaki çiçekler üzerine çalışmasına ve Ankara camilerindeki ahşap kalem işleri üzerine yapılan araştırmalara dayanır.

Üçüncü grup en yakın döneme aittir ve ikinci gruptaki motiflerin taklidinden ibarettir. Turuncu zemin üzerine sarı, kırmızı, mavi ve beyazla önceki dönemin motifleri acemice kopya edilmiştir. Bunların dışında bazı yerlerde gelişigüzel uygulanmış lale, zambak, gül ve yaprak motifleri de görülür. Bu motifler, tavanı bir kuşak gibi çevreleyen lambrinin batı ve güneybatı kenarı dışında her yanında bulunur; boş kalan kısımlar büyük olasılıkla 1943 depreminden sonraki onarımlara aittir. Ana mekânın bazı bölümlerinde ve kadınlar mahfilinin altında süsleme bulunmaması da onarımlara işaret eder. Kalem işlerinin hiçbir yerinde bir usta adı ya da imza yoktur.

Caminin ikinci önemli süsleme alanı, yukarıda anlatılan cümle kapısı kanatlarıdır; üçüncüsü ise mihraptaki alçı işçiliğidir. Bu üç alan bir arada düşünüldüğünde, dışarıdan son derece yalın görünen yapının bütün süsleme emeğini içeriye, cemaatin gözünün değdiği tavana ve kapıya yönelttiği anlaşılır. Dış cephenin alçakgönüllülüğü ile iç mekânın renk zenginliği arasındaki karşıtlık, caminin ziyaretçide bıraktığı en güçlü izlenimdir.

Avlu, Şadırvan ve Sıbyan Mektebi

Caminin kuzey ve doğu duvarlarını asimetrik bir çizgiyle kuşatan moloz taş örgülü avlu duvarı, avlu kapısı girişindeki şadırvan ve sırtını kuzey avlu duvarına veren helalar 1985 tarihlidir. Atık su bağlantısından bugünkü helaların eskilerinin yerine yapıldığı anlaşılır. Avluda birkaç çam ve meyve ağacı vardır. Avlu girişinin sağında, kuzey duvarı boyunca, geçirdiği onarımlarla özgün biçimini yitirmiş sıbyan mektebi, helalar ve odunluk sıralanır.

Avlunun kuzeydoğusundaki mektep de Hüsameddin'in kaydına göre Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 5 metreye 7,30 metre ölçülerinde, kuzey duvarı boyunca uzanan düzgün dikdörtgen planlı bir yapıdır. Düzgün kesme taş duvarları her yönde bir metre kalınlığındadır ve zemini tuğla döşelidir. Örtü sistemi tamamen değişmiştir; basık kemerli bir kapısı ve düz atkılı iki penceresi vardır. İki odalı kâgir bir bina olarak tanımlanan mektep, Gülgen'in incelemesi sırasında imam lojmanı olarak kullanılıyordu. Mektebin varlığı, caminin ibadet yerinin ötesinde, köyün çocuklarına okuma yazma ve din bilgisi öğretilen küçük bir vakıf topluluğunun merkezi olarak tasarlandığını gösterir. Abide Hatun'un adına kurulan bu küçük yapı grubu, yüzyıllar boyunca köyün dinî ve toplumsal hayatının merkezinde kalmıştır.

Depremler ve Onarımlar

Merzifon ve çevresi, Türkiye'nin önemli kırıklarından birinin ve etkin bir fay hattının üzerinde yer alır. Yirminci yüzyılda bölge, hasar tespiti yapılan 1916, 1923, 1939, 1943 ve 1944 depremlerini yaşamıştır. Köy halkının ve cami cemaatinin anlattığına göre 1943 depreminde caminin tavan kirişleri, çatı saçağı, son cemaat yeri ve minarenin şerefe ile üst bölümü hasar görmüştür. Hasar 1949-1950 yıllarında köylülerin yardımıyla onarılmıştır. Bu son büyük onarımda tavan kirişleri yeniden yerlerine konmuş, son cemaat yerinin yan duvarları örülmüş ve minarenin petek kısmı aynı malzemeyle yenilenmiştir. Harim zeminindeki tuğla döşemenin yerine beton ve ahşap kaplama yapılmış, ancak bu tarihlerde ve sonrasında kalem işi süslemelere dokunulmamıştır.

Bugünkü son cemaat yeri, malzemesi, örgü tekniği ve tarzıyla ana kütleden ayrılır ve 1943 depreminden sonra yığma tuğla duvarla yeniden inşa edilmiştir. İki katlı olarak yapılmıştır; cümle kapısının taç kısmından uzatılan ahşap kirişlerle çıkılan ikinci kata kadınlar mahfilinin pencere aralığından geçilir. Cemaatin anlattığına göre bu kat okul olarak kullanılmak amacıyla yapılmış, ancak hiç kullanılmamış ve âtıl kalmıştır. Son cemaat yerinin avluya bakan, sonradan örülmüş duvarlarının içinde başlıkları ve kaideleri aynı özellikleri gösteren dört mermer sütun gömülüdür. Bu sütunlar, eskiden burada dört sütunun taşıdığı ve eğimli bir çatıyla örtülü revaklı bir son cemaat yeri bulunduğunu gösterir. 1943 depreminden sonra çekilmiş bir fotoğrafta son cemaat yerindeki hasar açıkça görülür.

Daha yakın tarihli işler de kayda geçmiştir: 1974'te elektrik tesisatı döşenmiş, 1985'te şadırvan, helalar ve avlu duvarları yeniden yapılmış, 1986'da çatı yenilenmiş, 1990'da bugünkü minber konmuş ve 1994'te üst sıra pencerelerin bozulmuş alçı revzenlerinin yerine dökme beton şebekeler takılmıştır. Cami 1994 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetimindeki mazbut vakıf eserleri arasına alınmıştır. Bütün bu müdahalelere karşın yapının ana planı korunmuş, değişiklikler özgün düzeni bozmayacak ölçüde kalmıştır. Cami bugün de ibadete açıktır.

Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki Öteki Eserleri

Abide Hatun Camii, Kara Mustafa Paşa'nın memleketinde yaptırdığı yapıların yalnızca biridir ve bu daha geniş imar faaliyeti içinde değerlendirildiğinde anlamı daha iyi kavranır. Paşa, 1666-1679 yılları arasında Merzifon'un merkezinde bir külliye inşa ettirmiştir. Paşa Camii adıyla bilinen cami, Taşhan, bedesten, kütüphane, iki hamam ve dükkânlardan oluşan bu topluluk, kasabanın fiziki görünümüne damgasını vurmuş, Paşa'nın vakıfları arasında yer alan su yolları da Merzifon'un toplumsal ve ekonomik hayatını derinden etkilemiştir. Hüseyin Hüsameddin, Paşa'nın 1090 yılında kasabanın ortasında sağlam bir kâgir cami ile önünde bir muvakkithane, kütüphane, dershane ve şadırvan yaptırdığını, Taşan Dağı'ndan iki kilometrelik lağımlarla kasabaya su getirip otuz kadar kâgir çeşme inşa ettirdiğini ve camiye bir ders vakfettiğini anlatır.

Paşa'nın vakıf ve yapıları memleketiyle sınırlı kalmamıştır. İstanbul Çarşıkapı'da Divanyolu üzerinde başlattığı ve oğlu Ali Paşa'nın tamamladığı medrese, mescit, kütüphane, türbe ve sebilden oluşan külliye; Galata'da bir cami, Hocapaşa'da mescit ve han; Kayseri İncesu'da cami, medrese, kütüphane, hamam ve kervansaray; Cidde'de han, hamam ve cami; Edirne'de saray ve çeşmeler onun eserleri arasında sayılır. Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep'te de vakıflar kurmuştur. Bu büyük yapı programı içinde Marınca'daki cami ölçü olarak mütevazıdır, ancak doğrudan Paşa'nın annesine adanmış olması ona ayrı bir yer verir. Merzifon'daki külliyesinin inşasının sürdüğü ve sadrazamlığının en parlak yıllarına denk gelen bir dönemde, doğduğu köyde annesi için bir cami yaptırması, Paşa'nın memleketine ve ailesine bağlılığının somut bir ifadesidir.

Ziyaret

Abide Hatun Camii, Merzifon ilçe merkezine çok yakın olduğundan Merzifon gezisiyle birlikte kolayca görülebilir. Paşa Camii, Taşhan ve bedesten gibi Kara Mustafa Paşa'nın kasabadaki eserlerini gezdikten sonra köye geçmek, Paşa'nın memleketine bıraktığı yapıları bir bütün olarak görmeyi sağlar. Cami ibadete açık bir mahalle camisi olduğu için ziyaretin namaz vakitleri dışına denk getirilmesi ve gündüz saatlerinin tercih edilmesi uygun olur; tavandaki kalem işlerini iyi görebilmek için gün ışığı önemlidir. Köye ulaşımın önceden planlanması yararlıdır. İçeri girildiğinde ana mekânın tavan kirişleri, kadınlar mahfilinin saçakları ve müezzin mahfilinin altı, süslemelerin farklı dönemlerini yan yana görmek için en uygun yerlerdir; cümle kapısının ahşap kanatları ile üzerindeki kitabe de yakından incelenmeye değer.

Kronoloji

1044 (1634-35): Kara Mustafa Paşa, Merzifon'un Marınca köyünde, Oruç Bey ile Abide Hatun'un oğlu olarak doğar (başka bir rivayete göre doğum yılı 1036/1626-27'dir).

1666-1679: Kara Mustafa Paşa, Merzifon'un merkezinde cami, Taşhan, bedesten, kütüphane ve hamamlardan oluşan külliyesini inşa ettirir.

1669: Bazı tanıtım metinlerinde caminin inşa tarihi olarak verilen yıl.

5 Kasım 1676: Kara Mustafa Paşa sadrazam olur.

1087 (1676): Hüseyin Hüsameddin'e göre Paşa, Abide Hatun'un yaptırdığı mescidi genişleterek camiye dönüştürür ve yanına mektep yaptırır.

1091 (1680): İnşa kitabesindeki tarih; cami, merhum Abide Hatun adına tamamlanır.

25 Aralık 1683: Viyana bozgununun ardından Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edilir.

1916, 1923, 1939, 1943, 1944: Merzifon ve çevresinde hasar yapan depremler.

1943: Depremde tavan kirişleri, çatı saçağı, son cemaat yeri ve minarenin üst bölümü hasar görür.

1949-1950: Köylülerin yardımıyla onarım; son cemaat yeri tuğladan iki katlı olarak yeniden yapılır, zemine beton ve ahşap parke döşenir.

1974: Elektrik tesisatı döşenir.

1985: Şadırvan, helalar ve avlu duvarları yeniden yapılır.

1986: Kiremitli ahşap çatı yenilenir.

1990: Bugünkü minber konur.

1994: Üst sıra pencerelerin alçı revzenleri yerine beton şebekeler takılır; cami Vakıflar Genel Müdürlüğünün mazbut eserleri arasına alınır.

2003: Hicabi Gülgen'in caminin ölçümlü incelemesi yayımlanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin. Amasya Tarihi, c. I, İstanbul 1928, s. 327 (Merzifon ve Marınca bahsi).

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Kültür Envanteri. "Abide Hatun Camii". https://kulturenvanteri.com/yer/abide-hatun-camii/
  • "Merzifon Abide Hatun Camii" ve "Karamustafapaşa, Merzifon". Vikipedi (yardımcı kaynak). https://tr.wikipedia.org/wiki/Merzifon_Abide_Hatun_Camii
  • Gülgen'in yararlandığı kaynaklar: Zeynep Nayır, Osmanlı Mimarlığında Sultan Ahmet Külliyesi ve Sonrası (1609-1690), İstanbul 1975; A. Aziz Taşan, "Merzifon", Önasya Mecmuası, sy. 2, 1979; Türkiye'de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, c. I, Ankara 1983; E. Ayhan, Türkiye ve Dolaylarında Deprem Kataloğu (1881-1980), İstanbul 1980.

Çevrimiçi kaynaklar