Amasya'nın eski Recep, bugünkü adıyla Gökmedrese Mahallesi'nde, Torumtay Sokak boyunca birbirine yakın birkaç türbe sıralanır. Bunlardan biri, adını şehrin eski kadılarından alan Kadılar Türbesi'dir. Yapı, Hâlifet Gazi Türbesi'nin tam karşısında, dikdörtgen planlı ve eyvanlı sade bir mezar binasıdır. Ne bir hükümdara ne de bir şehzadeye aittir; içinde, Amasya'da kuşaklar boyunca kadılık, müderrislik ve naiblik yapmış bir ilim ailesinin mensupları yatar. Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde "Hallâtî" ya da "İmâdî" diye andığı bu aile, XIV. yüzyılın başından XV. yüzyılın başına kadar şehrin hukuk hayatının en tanınmış adlarını yetiştirmiş, Amasya emirleriyle akrabalık kurmuş, kimi zaman da siyasi çekişmelerin tam ortasında kalmıştır. Türbe bu yönüyle, şehrin sultanlar ve beyler dışında kalan ikinci bir tarihini, hukuk ve ilim ehlinin tarihini hatırlatır.

Konumu ve Çevresi

Türbenin kuzeyinde Torumtay Sokak, sokağın hemen karşısında ise Hâlifet Gazi Türbesi vardır. Doğuda dış duvara bitişik bir mesken, güneyde Şadgeldi Paşa Türbesi, batıda Hâlifet Gazi Mezarlığı bulunur. Türbenin kuzeydoğu köşesine bitişik olarak, cephesi aynı sokağa bakan Kadılar Çeşmesi yer alır. Hüsameddin de türbeyi "Halifet Gâzi Mezarlığı'nın kenarında ve türbesinin karşısında" diye tarif eder. Yapı böylece tek başına duran bir anıt olmaktan çok, birkaç türbenin, bir mezarlığın ve bir çeşmenin oluşturduğu küçük bir topluluğun parçasıdır. Aynı çevrede, Gök Medrese'nin karşısında, 1278'de Amasya valisi Seyfeddin Torumtay'ın yaptırdığı ve kendisiyle birlikte çocuklarının ve torunlarının da yattığı Torumtay Türbesi bulunur.

Karşıdaki Hâlifet Gazi Türbesi, sekizgen gövdeli ve iki katlıdır; içten kubbe, dıştan piramidal külâhla örtülüdür ve bir Bizans yapısının kalıntıları üzerine kurulduğu belirtilir. Güney cephesinde yoğunlaşan geometrik ve stilize bitkisel bezemeleriyle, düz ve sade Kadılar Türbesi'nin tam karşısında duran, daha gösterişli bir Selçuklu örneğidir. Amasya'nın Selçuklu dönemi eserleri genellikle Yeşilırmak'ın güneyinde toplanmıştır ve bunların arasında 1209-1210 tarihli Hâlifet Gazi Medresesi ve Türbesi ile Torumtay Türbesi bu çevrede yer alır. Kadılar Türbesi ve Şadgeldi Paşa Türbesi ise aynı sokağın XIV. yüzyıl sonuna ait halkalarıdır. Bu yakınlık sayesinde, yaklaşık iki yüzyıllık bir türbe geleneği tek bir sokakta izlenebilir. Komşuluk yalnızca mekânsal da sayılmaz: türbede yatan kadılardan biri karşıdaki Hâlifet Gazi Medresesi'nde müderrislik yapmış, bir başkası da güneydeki türbede yatan emirle akrabalık bağıyla bağlanmıştır.

Hallâtî Ailesi ve İmâdîler

Hüsameddin, Amasya'nın eski sülaleleri arasında "Halâtî Sülâlesi"ni ayrıca sayar ve bu adla, Amasya müderrislerinden olup 700 (1300) yıllarının başında ölen Necîbeddîn Mûsâ el-Hallâtî'nin soyunu kasteder. Nisbesi, ailenin kökünün Van Gölü kıyısındaki Ahlat'a uzandığını düşündürür. Necîbeddîn Mûsâ, Torumtay Medresesi'nde müderrislik yapmıştır. Hüsameddin'e göre bu soydan "İmâdî" ve "Mes'ûdî" adlarıyla iki büyük kol çıkmış, bunlar da zamanla birçok şubeye ayrılmıştır. İmâdîlerden Şeyh Mü'eyyedzâde, Küpelizâde ve Çakalzâde şubeleri Amasya'da kalmış; yazar, şeyhülislam Ebussuûd Efendi'nin sülalesinin de bu koldan İskilip'te türediğini ileri sürer. Bu son bağlantıyı Hüsameddin'den başka bir kaynakta doğrulayamadık. Yazarın özetine göre bu sülaleden pek çok ünlü kadı, şeyhülislam, sadr ve emir yetişmiştir.

Ailenin Amasya'daki hukuk geleneğini kuran kişi, Necîbeddîn Mûsâ'nın oğlu Şemseddîn Mehmed'dir. "İbnü'l-Hallâtî", yani Hallâtîoğlu diye tanınan Şemseddîn Mehmed, Amasya kadılkudatı Ziyâeddîn Îsâ el-Hakkârî'nin öğrencisi olmuş, önce kadı naibi, sonra uzun yıllar Amasya kadılkudatı olmuştur. 721 (1321) olaylarında birkaç yıl görevden uzaklaştırılmış, sonra yeniden aynı makama dönmüştür. 727'de (1327) İlhanlıların Anadolu valisi Timurtaş Mısır'a kaçtığında, takibattan kurtulmak için Şam'a gitmiş, orada müderrislik yaparken ölmüştür. Ölüm yılı Hüsameddin'in kitabında iki yerde farklıdır: bir yerde 727, kişiler bölümünde ise 729 Muharremi (Kasım 1328) olarak verilir. Yazar onu üç dil konuşan, Moğol dilini ve töresini bilen, hattı ve inşası güçlü bir âlim olarak tanıtır. Oğulları İmâdeddîn Ömer, Şehâbeddîn Ahmed ve Gıyâseddîn Es'ad'dır; ailenin "İmâdzâde" diye anılan kolu bunlardan ilkine, İmâdeddîn Ömer'e dayanır.

İmâdeddîn Ömer, 731'de (1330-1331) Amasya kadılkudatı olarak görülür. Daha sonra Eretna Bey'in kazaskeri olmuş, Eretna'nın oğlu Mehmed Bey'in tahta çıkmasına karşı durduğu için gözden düşünce kendi isteğiyle kazaskerlikten çekilip yine Amasya kadılkudatı olarak memleketine dönmüştür. Hüsameddin onu Amasya'da doğmuş, iyi yetişmiş, ilmi ve ahlakıyla saygı gören bir kadı olarak anlatır; şehirde düzenlenen bazı vakfiyeleri de o tescil etmiştir. Öldüğünde Amasya kadılığına Pîr Nizâmeddîn Mahmûd el-Cürcânî getirilmiş, çünkü İmâdeddîn'in oğlu, aynı adı taşıyan Nizâmeddîn Mahmûd Çelebi o sırada Amasya naibi bulunuyormuş. İmâdeddîn Ömer'in oğullarından Mü'eyyideddîn Mehmed, Nizâmeddîn Mahmûd ve Hasan Çelebi'nin hepsi kadılık ve naiblik görevlerinde bulunmuştur.

Emirlik Ailesiyle Akrabalık

Ailenin Amasya'daki ağırlığını en iyi gösteren kayıt, Hüsameddin'in kadınlar bölümünde yer alır. Ona göre Ümmü'l-Hayr Hundî Hatun, kadılkudat İmâdeddîn Ömer'in kızı, Amasya hükümdarı Hacı Kutlu Şah'ın eşi ve Hacı Şadgeldi Paşa'nın annesidir. Hundî Hatun, kocasının Sâbıkuddîn Mahallesi'nde yaptırdığı caminin yakınında bir mektep ve kendisi için bir türbe yaptırmış, fakat 761'de (1359-1360) Sivas'ta öldüğü için bu türbe sonradan Ehli Hatun'a kalmıştır. Bu kayıt doğruysa, Kadılar Türbesi'ni yaptırdığı düşünülen Mü'eyyideddîn Mehmed, güneydeki türbede yatan Şadgeldi Paşa'nın dayısı olur. İki türbenin aynı mezarlığın kenarında yan yana durması ve birbirine çok benzemesi, bu akrabalıkla anlam kazanır; bu bağlantı Hüsameddin'in iki ayrı kaydından çıkarılmış bir sonuçtur, başka bir belgede açıkça söylenmez.

Aynı aile emirlik katında başka görevler de üstlenmiştir. Hüsameddin, Eretna Beyliği dağılırken Hacı Şadgeldi'nin Tokat'a gönderdiği ve Tokat halkının kabul ettiği emiri "Kadı İmâdoğlu Şeyh Necîbeddîn Mûsâ Bey" diye anar; başka bir yerde onu Şemseddîn Mehmed'in oğlu Şehâbeddîn Ahmed'in oğlu olarak, yani İmâdeddîn Ömer'in yeğeni olarak gösterir. Bu iki kayıt tam örtüşmez, fakat ikisi de Tokat emiri Şeyh Necib'i aynı soya bağlar. Şeyh Necib, Şadgeldi'nin oğlu Ahmed Paşa'nın eniştesiydi. 791'de (1389) Kadı Burhâneddin onu Ahmed Paşa'ya, Paşa'nın kızlarından birini istemek üzere elçi olarak gönderdiğinde Ahmed Paşa elçiyi tutuklatmıştır. Böylece İmâdîler, bir kuşak içinde hem Amasya'nın kadılık makamında hem de emirlik ailesinin evlilik ve elçilik ilişkilerinde yer almış olurlar.

Kadılar Çeşmesi ve Kitabesi

Türbenin kuzeydoğu köşesine bitişik çeşme, ailenin bu çevredeki varlığını belgeleyen tek kitabeli eserdir. Hüsameddin, Şadgeldi Paşa'nın türbesini ararken onu bu çeşmenin kitabesinden şüphelenerek bulduğunu anlatır. Dört satırlık Arapça kitabe, çeşmenin "büyük emir el-Hâc Şâdgeldi Pâdişâh'ın devleti günlerinde" yaptırıldığını ve yaptıranın "Amasya kadısı zayıf kul Muhammed bin İmâd bin Muhammed" olduğunu söyler. Hüsameddin'in basılı metninde yıl "tis'in ve seb'în ve seb'i mie" biçiminde geçer; İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın okuyuşuna dayanan yakın tarihli bir çalışma ise kitabeyi 779 (1377-1378) olarak verir. Kitabe, Hacı Şadgeldi'nin henüz Eretna Beyliği'ne bağlı görünürken şehri fiilen kendi adına yönettiği yıllarda "büyük emir" ve devletinin daim olması dilenen hükümdar diye anıldığını da gösterir.

Kitabedeki "Muhammed bin İmâd bin Muhammed" adı, Hüsameddin'in kurduğu soy zinciriyle birebir uyuşur: Mü'eyyideddîn Mehmed, İmâdeddîn Ömer'in, o da Şemseddîn Mehmed'in oğludur. Hüsameddin de yedinci ciltte Bedreddîn Mahmûd Çelebi'yi "Halfet Gâzi Türbesi karşısındaki çeşme bânisi olan kadılkudat Mü'eyyedüddîn Mehmed"in oğlu diye tanıtır ve Bedreddîn'in "mezkûr çeşme ittisalinde olan Kadılar Türbesi'nde" yattığını ekler. Mü'eyyideddîn Mehmed, Hüsameddin'e göre 768 (1366-1367) dolaylarında, kazasker Pîr Nizâmeddîn Mahmûd Cürcânî öldüğünde Amasya kadısı olmuştur. Şadgeldi'nin 1381'de öldürülmesinin ardından şehirde dolaşan sahte bir mektup yüzünden Amasya âlimlerinin bir kısmı şehirden ayrılmış, bunlar arasında Kadı Mü'eyyideddîn de Hicaz'a gitmiştir.

Türbede Yatanlar

Hüsameddin, Amasya türbelerini saydığı birinci ciltte Kadılar Türbesi'nin içinde "Kadı Pîr Nizâmeddîn Mahmûd", "Kadı Pîr Şemseddîn Mehmed", Kedağra (Vezirköprü) kadısı "Şemseddîn Mehmed" ve Konya kadısı "İzzeddîn Hasan" Çelebilerin yattığını yazar. Türbeyi anlatan yakın tarihli bazı çalışmalar Konya kadısının adını "İzzeddin Mehmed" olarak verir; Hüsameddin'in metninde ise ad her yerde Hasan'dır. Türbeyi anlatan yaygın bir kayıtta, Selçuklu döneminde nafaka tayini, miras, vasi atanması ve aile davalarına bakan Nizâmeddîn Mahmûd ile kadı Şemseddîn Mehmed'in adları geçer. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kitabeler adlı eserinde türbede kadı ailesine ait yedi mermer sandukanın bulunduğunu, küçük sandukanın Seyfeddin Sungur'a ait olduğunu yazar. Bugünkü envanter ise yapının içinde etrafı dikdörtgen kesme taşlarla çevrili, mezar taşı bulunmayan dört kabir ile iki çocuk sandukası sayar. Kaidelerinden ayrılmış sandukalar ve mezar taşları şimdi Amasya Müzesi'ndedir.

Hüsameddin'in sonraki ciltlerde yazdığı kişi maddeleri bu listeyi daha somut adlara bağlar ve iki mezar taşının metnini de aktarır. Bunlara bakıldığında birinci ciltteki lakapların her zaman yerinde olmadığı görülür. Örneğin türbede mezar taşı okunan Mahmûd, yedinci ciltte "Bedreddîn" lakabıyla anılır; "Nizâmeddîn Mahmûd" ise onun amcasının adıdır. Kedağra kadısı da yedinci ciltte Bedreddîn Mahmûd'un oğlu Pîr Mehmed Çelebi olarak karşımıza çıkar. Bu farklar, Hüsameddin'in türbe listesini kısa bir özet olarak, kişi maddelerini ise mezar taşları ve sicillerden yararlanarak yazdığını düşündürür.

Bedreddîn Mahmûd Çelebi

Mü'eyyideddîn Mehmed'in oğlu el-Hâc Bedreddîn Mahmûd Çelebi, öğrenimini tamamladıktan sonra 771'de (1369-1370) ders vermeye başlamış, 776'da (1374-1375) karşıdaki Hâlifet Gazi Medresesi'ne müderris olmuş, babası ölünce de Amasya kadılkudatı olmuştur. Emir Fahreddîn Ahmed Paşa zamanında görevden alınmış, yıllarca açıkta kalmış, sonra Tokat kadısı olarak taşraya gönderilmiştir. 805'te (1402-1403) oradan da azledilince Amasya'ya dönmüştür. Hüsameddin'in üçüncü cildine göre Kara Devletşah'a karşı kurulan Amasya ittifakı sırasında, hasta olan Amasya kadısı İzzeddîn Hasan Çelebi'ye naiblik etmiş, kadı 806'da (1403-1404) ölünce de yerine geçmiştir.

Bedreddîn Mahmûd'un Amasya'daki asıl eseri, İçerişehir'de Karatay Mahallesi'nin Yağıbasâniye denilen batı kesiminde 807'de (1404-1405) yaptırdığı zaviye ve imarettir. Hüsameddin bu yapıyı "Mahmûd Çelebi Tekkesi" adıyla anar; misafirhanesi mükemmel, yemeği bol bir Nakşibendî tekkesiydi ve bitişiğinde yine onun yaptırdığı bir dârülkurrâ bulunuyordu. Vakıf kayıtlarını inceleyen yakın tarihli bir araştırma, aynı zaviyenin sonraki yüzyıllarda "Mahmud Efendi" ya da "Hacı Mahmud Çelebi Zâviyesi" adıyla yaşadığını, vakfına Argoma (Suluova) ve Geldiklanâbâd yöresindeki bazı köy ve mezraların gelirlerinin bağlandığını, zaviyede kapıcı, cüzhan, aşçı ve helvacı görevlilerinin bulunduğunu gösterir. Kayıtlarda kurucunun adı "Ammâd-zâde" diye yazılmıştır; bunun Hüsameddin'in "İmâdzâde"siyle aynı aile adı olduğu açıktır. Bedreddîn'in eşi Selâmet Hatun, Çelebi Sultan Mehmed'in Amasya'daki defterdarı Gümüşlüzâde Hâce Celâl Çelebi'nin kızıdır; babasından ve kocasından kendisine kalan mülkleri vakfedip kocasının zaviyesine eklemiş, 817 (1414) yılından sonra ölmüştür.

Bedreddîn Mahmûd, 808 yılının Recep ayında (1405 sonu ile 1406 başı) ölmüştür. Hüsameddin, Kadılar Türbesi'ndeki mezar taşının Arapça metnini şöyle aktarır: "Burası merhum Kadı Mehmed oğlu Hacı Mahmud ve babasının mezarıdır. Allah hem onu hem babasını affetsin; 808 senesinin Recep ayında vefat etti." Taştaki "o ve babası" ifadesi, Mü'eyyideddîn Mehmed'in de aynı mezarda ya da hemen yanında yattığını düşündürür; ancak babanın ayrı bir mezar taşından söz edilmez. Zaviyesinin vakfiyesinin başlığında ise Bedreddîn, kadıların ve hâkimlerin iftiharı, Beytullah'ın ve Ravza'nın ziyaretçisi olarak övülür.

Pîr Mehmed Çelebi

Bedreddîn Mahmûd'un oğlu Pîr Mehmed Çelebi, öğrenimini tamamladıktan sonra Amasya mahkemesinde kâtip, ardından Kedağra kadısı olmuştur. Görevden alındıktan sonra 814 yılının Rebiülevvel ayında (1411 yazı) ölmüş ve Hüsameddin'in deyişiyle "pederi yanında Kadılar Türbesi'nde" defnedilmiştir. Hüsameddin onun mezar taşını da aktarır: "Burası merhum kadı Hacı Mahmud oğlu Pîr Mehmed'in kabridir; mağfiret olunmuş olarak 814 yılının Rebiülevvel ayında göçtü." Yazar onu âlim, kâtip ve münşi bir kişi olarak tanıtır. Bedreddîn Mahmûd'un öbür oğulları Ali ve Ahmed Çelebiler de kadılık yapmıştır. Soyundan gelenler sonraki yüzyıllarda "Çakal Kadızâdeler" diye anılmıştır; Hüsameddin'e göre II. Bayezid Amasya valisiyken onun musahibi olan ve "Çakal Kadı" diye tanınan kadı da Bedreddîn Mahmûd'un torunlarındandır.

Konya Kadısı Pîr Hasan Çelebi

Türbede yatanlar arasında aileden olmayan, fakat Amasya'nın ilim çevresine bağlı bir isim de vardır. Hüsameddin'in yedinci cildine göre Mevlânâ İzzeddîn Pîr Hasan Çelebi, Amasya âlimlerinden Hüsâmeddîn Hüseyin Türkmânî'nin oğludur; bu yüzden üçüncü ciltte "Hüsâmzâde" diye anılır. Amasya'da babasından ve Aksarâyîzâde Cemâleddîn Mehmed Çelebi'den okumuş, hocasının kazaskerliğinde onun naibi olmuş, bir süre Hâlifet Gazi Medresesi'nde müderrislik yapmıştır. 783'te (1381) Hacı Şadgeldi Paşa'nın Kadı Burhâneddin'in elinde ölmesi üzerine hocasıyla birlikte Karaman ülkesine gitmiş, Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey'in yakınlığını kazanmıştır. Hocası 788'de (1386) ölünce Konya'da önce ulemanın başı, sonra Konya kadılkudatı ve Karaman kazaskeri olmuştur.

Hüsameddin'e göre Karaman ülkesi Yıldırım Bayezid'in eline geçip Alâeddin Ali Bey yenilince Pîr Hasan Çelebi eski memleketi Amasya'ya gönderilmiş, Şâmîce Mahallesi'ne yerleşmiş ve sekiz yıl kadar orada yaşamıştır. Ölüm tarihi yine iki farklı biçimde verilir: üçüncü ciltte 802 (1399-1400) olaylarının arasında, Amasya'da ikamete memur eski Konya kadısının "bu sene" öldüğü yazılır; yedinci ciltte ise 806 yılının Cemaziyelevvel ayında (1403 sonu), elli dört yaşında öldüğü belirtilir. İki ciltte de Kadılar Türbesi'nin önüne gömüldüğü söylenir. Hüsameddin, siyah mermerden yapılmış mezar taşının yan yüzünde onun Konya kadısı olduğunun ve elli dört yaşında öldüğünün yazılı olduğunu kaydeder.

Ailenin bütün mensupları burada yatmaz. İmâdeddîn Ömer'in oğlu Pîr Hasan Çelebi, müderrislikten sonra uzun süre Kedağra kadılığı yapmış, sonra Amasya'ya dönüp kardeşi Mü'eyyideddîn Mehmed'e naiblik etmiş ve 783 (1381) yılından sonra ölmüştür. Hüsameddin onun için "hanedanının medfun olduğu Kadılar Türbesi'nde bunun kabri görülemedi" diye yazar. Bu cümle, yazarın türbeyi açıkça ailenin mezar yeri olarak gördüğünü ve kabirleri tek tek araştırdığını da gösterir.

Yapım Tarihi

Türbenin ne zaman yapıldığı kitabe bulunmadığı için kesin olarak bilinmez. Sandukalardaki tarihlerin en erkenleri esas alınarak yapının 1369 ile 1375 arasında inşa edildiği söylenir. Resmî tanıtım metinleri ise genel olarak XIV. yüzyılın ikinci yarısını verir ve yapıyı kimin yaptırdığının bilinmediğini açıkça yazar. Burada metfun kadı ailesinin, Eretna Beyliği döneminde Amasya emiri olan ve sonradan bağımsız hareket eden Hacı Şadgeldi Paşa'nın zamanında yaşamış olması, yapının XIV. yüzyılın son çeyreğine ait olduğu görüşünü güçlendirir. Şadgeldi'nin emirliğe geliş tarihi kaynaklara göre değişir; kimi kayıtlar 1362 der, kimileri Ağustos-Eylül 1359 olarak verir. Bu fark türbenin tarihlendirmesini etkilemez, çünkü iki durumda da sandukaların tarihleri Şadgeldi'nin emirliği içinde kalır.

Bitişikteki çeşmenin 1377-1378 tarihli kitabesi, yapım tarihine dolaylı bir dayanak sağlar. Çeşmeyi yaptıran Mü'eyyideddîn Mehmed o yıl hayattaydı ve Amasya kadısıydı; Hüsameddin'e göre oğlu Bedreddîn Mahmûd da 1374-1375'te karşıdaki medresede müderris olmuştu. Türbenin bu çeşmeyle aynı elden çıktığı ve ailenin bu köşeyi o yıllarda kendi mezar yeri olarak düzenlediği yolundaki görüş bu yüzden makuldür, fakat bunu doğrudan söyleyen bir vakfiye ya da inşa kitabesi yoktur. Kesin olarak bilinen, türbede yatan ve mezar taşları okunmuş kişilerin 1403 ile 1411 arasında öldüğüdür; yani yapı, Osmanlı idaresinin ilk on yıllarında da ailenin mezar yeri olarak kullanılmaya devam etmiştir.

Eretna Sonrası Amasya

Türbenin yapıldığı yıllarda Amasya'nın siyasi konumu sürekli değişiyordu. Sivas ve Kayseri merkezli Eretna Beyliği, kurucusu Alâeddin Eretna'nın 1352'deki ölümünden sonra zayıflamaya başladı. Mehmed Bey'in yerine on üç yaşındaki oğlu Ali Bey'in sultan ilan edilmesiyle devlet otoritesi çözüldü ve emirler kendi başlarına hareket etmeye başladı. Hacı Şadgeldi Amasya'da, Mutahharten Erzincan'da, Hacı İbrâhim Sivas'ta, Şeyh Necib Tokat'ta söz sahibi oldu. Ali Bey, merkezî otoriteyi yeniden kurmak için Amasya üzerine seferler düzenledi; ikinci seferi sırasında vebaya yakalanarak 1380'de öldü.

Şadgeldi ise 1381'de, aynı yıl kendi adıyla bir devlet kuran Kadı Burhâneddin'in ortadan kaldırdığı rakipler arasında yer alır. Ölümünden sonra oğlu Ahmed, Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid'in desteğiyle şehri Kadı Burhâneddin'e karşı savundu. Hüsameddin bu yıllarda Amasya'nın iki ilim ailesinin karşıt saflarda durduğunu yazar: İmâdîler Amasya emirliğinin Osmanlılara katılmasına karşıydı, Muslihîler ise bu katılımın güçlü taraftarıydı. Ona göre 788'de (1386) Yıldırım Bayezid'in ordusu Osmancık'a yaklaştığında Muslihî ailesinden Abdurrahman Celâleddîn ile emir Fahreddîn Ahmed Paşa şehzadeyi karşılamaya gitmiş, Mü'eyyideddîn Mehmed görevden alınmış ve kadılkudatlık Muslihîlere geçmiştir. Bedreddîn Mahmûd'un Fahreddîn Ahmed Paşa zamanında azledilmesi de bu değişimle aynı yıllara düşer. Amasya sonunda 1398'de Osmanlı topraklarına katıldı ve idaresi Yıldırım Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'e bırakıldı. Ailenin Ankara Savaşı'ndan sonra, Çelebi Mehmed'in Amasya'daki yıllarında yeniden kadılığa dönmesi, bu eski siyasi ayrılığın şehrin yerli ilim çevresini tümüyle dışarıda bırakmadığını gösterir.

Dönemin Kadıları ve Siyasi Ağırlıkları

Kadılık, bu yüzyılda yalnızca hukuki bir görev olmaktan çıkıp siyasi etkiye de açık bir makam hâline gelmişti. Eretna Beyliği'nin kurulduğu yıllarda Alâeddin Eretna, Memlük sultanına Kayseri kadısı Sirâceddin Süleyman'ı elçi olarak göndermişti. Ali Bey döneminde Kayseri, Karamanoğlu Alâeddin Bey'in saldırısıyla 1375'te kaybedildi, ardından şehrin kadısı Burhâneddin Ahmed tarafından geri alındı. Aynı kadı 1378'de vezirliğe yükseldi, 1381'in sonbaharında da sultanlığını ilan ederek Eretnaoğulları hâkimiyetine son verdi. Amasya'nın İmâdî ailesi bu düzeyde bir siyasi rol üstlenmemiştir, ancak ailenin bir mensubunun Eretna'nın kazaskeri olması, bir kızının emir eşi ve emir annesi olması, bir başka mensubunun da Tokat'ta emirlik yapması, aynı yüzyılda kadı unvanının taşıdığı ağırlığı açıkça gösterir. Kadılar Türbesi'nde yatanların Kedağra, Tokat ve Konya gibi merkezlerde de görev yapmış olması, onların Amasya dışında da tanınan bir ilim ve hukuk çevresine mensup olduğunu ortaya koyar.

Mimari Özellikleri

Kadılar Türbesi, kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kuzey yüzü, yapıyı örten hafif şişkin sivri beşik tonozun dışarı açılmasıyla oluşan geniş kemerli bir eyvan biçimindedir. Hüsameddin aynı yapıyı kendi zamanının diliyle "kuzeye bakan yüksek cephesi açık, kubbesi balık sırtı şeklinde" büyük bir türbe diye tarif eder; "balık sırtı" dediği örtü, bugünkü tanımdaki sivri beşik tonozdur. Özgün hâlinde türbenin kapısı yoktu ve giriş doğrudan eyvan açıklığından yapılıyordu. Bu cephede düzgün kesme taş ile devşirme malzeme kullanılmıştır. Beden duvarları kaba yonu moloz taş ve harçla örülmüş, iç mekân düzenli taş sıralarıyla inşa edilmiştir; temel kısmında da moloz taşlar ile başka yapılardan alınan kesme taşlar görülür. Kimi tanıtım metinleri yapıda tuğlanın da kullanıldığını yazar, ayrıntılı envanter ise ağırlıkla moloz, kesme ve devşirme taştan söz eder. Özgün durumunda güney duvarında yuvarlak kemerli iki küçük mazgal pencere, batı duvarında bir pencere bulunan türbe süslemesizdir. Zemini topraktır.

Yapı, türbe mimarisinin gelişimi içinde açık bir konuma yerleşir. XIII. yüzyılın başından XIV. yüzyılın başına kadar sürekli gelişen türbelerde, XIV. yüzyıldan sonra yalınlaşma ve çeşitlenme eğilimi belirir; bu eğilimin ürünlerinden biri, eyvanın bütünüyle dışarı açıldığı türbelerdir. Kadılar Türbesi bu tipe girer. Eyvanın açıldığı ana cephe yalın ve anıtsal olmayan bir görünümdedir, bu özellikleriyle yapı XIV. yüzyılın son çeyreğine ait yalın bir örnek sayılır. Karşılaştırma için yakındaki Torumtay Türbesi'ne bakmak yeterlidir. 1278 tarihli o yapı, iki katlı oluşu, merdivenleri, payandaları ve süslemeleri üst bölümlerde toplamasıyla diğer Selçuklu türbelerinden ayrılır. Kadılar Türbesi ise gösterişten uzak, yalnızca bir mezar mekânını koruyan bir hacme sahiptir.

Türbe, Amasya türbeleri içinde eyvanlı olarak yapılan iki örnekten biridir. Aynı çevredeki Şadgeldi Türbesi de eyvan tipli, dikdörtgen planlı, kesme taş duvarlı ve tonozludur ve Kadılar Türbesi'ne çok benzediği kaydedilir. İki yapının yan yana durması, aynı yüzyılın sonunda aynı çevrede bir emir ailesi ile ona akrabalıkla bağlı bir kadı ailesinin birbirine benzer mimari anlayışla kendi mezar yapılarını kurduğunu gösterir.

Onarım ve Bugünkü Durum

Kadılar Türbesi 1992'de anıt olarak tescil edilmiş, 2007 yılında da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore ettirilmiştir. Bu çalışma sırasında kuzey cephesinde yer alan ve yıkılmış olan eyvan kemeri ile alınlık kısmı yenilenmiştir. Dolayısıyla eyvan cephesinin bugünkü görünümünün bir bölümü 2007'den kalmadır ve tümüyle özgün sayılamaz.

Restorasyona rağmen son yıllarda hazırlanan bir envanter notu, türbenin oldukça harap, bakımsız ve kendi hâline bırakılmış göründüğünü kaydeder. Eyvanın önü demir parmaklıkla yarıya kadar kapatılmıştır. Türbeye giriş, doğu cephesindeki meskenin bahçesinden geçilerek aynı cephede açılan küçük bir kapıdan yapılır. Bu nedenle yapıyı içeriden görmek her zaman mümkün olmayabilir; Torumtay Sokak üzerinden eyvan cephesi ve bitişikteki çeşme rahatça görülür. Türbe, Amasya şehir merkezinden yürüme mesafesindedir ve karşısındaki Hâlifet Gazi Türbesi ile güneyindeki Şadgeldi Türbesi ile birlikte kısa bir yürüyüşte ele alınabilir.

Kaynakların Durumu

Türbeyle ilgili bilgilerin önemli bölümü, Amasya'nın yerli tarihçisi Abdizâde Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın (1869-1939) Amasya Tarihi'ne dayanır. Hüsameddin, Amasya'da Çeribaşı Mahallesi'nde doğmuş, öğrenimini Amasya ve İstanbul'da sürdürmüş, 1903'te Vezirköprü nâibliğine atanmıştır. Bu son ayrıntı, Kadılar Türbesi'nde yatan bir kadının Kedağra, yani Vezirköprü kadısı olarak anılmasıyla ilginç bir biçimde örtüşür. Eserini İstanbul, Selânik, Hanya, Şam, Hicaz, Amasya ve Bursa gibi yerlerde bulduğu el yazması kaynaklara, mahkeme sicillerine, vakfiyelere, kitabelere ve mezar taşlarına dayandırmıştır. Aslında on iki cilt olarak planlanan eserin yalnızca dört cildi 1912-1928 arasında basılabilmiş, kalan ciltler çok sonra yayımlanmıştır. Eleştirel değerlendirmeler, Hüsameddin'in başvurduğu kaynakları çoğunlukla göstermediğini ve bazı konularda aşırı etimolojik benzetmelere gittiğini, bu yüzden verdiği bilgilerin değerinin zaman zaman tartışıldığını belirtir. Kadılar Türbesi örneğinde de yazarın birinci ciltteki kısa listesi ile sonraki ciltlerdeki kişi maddeleri arasında lakap ve ölüm tarihi farkları vardır; bu yüzden kadıların adları ve kimlikleri konusunda onun kaydı, sandukalardaki yazılarla ve sonraki envanter çalışmalarıyla karşılaştırılarak okunmalıdır.

Uzunçarşılı'nın Kitabeler adlı eseri ise 1927'de, yani Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nin ilk ciltleriyle aynı yıllarda yayımlanmıştır ve türbedeki sandukaların bir bölümünü kaydeder. İki yazarın okumaları her zaman uyuşmaz. Hüsameddin, Konya kadısının mezar taşı hakkında düştüğü notta, Uzunçarşılı'nın bu yazıları okuyamadığını ve "yaşı elli dört" anlamına gelen ibareyi bir yıl sandığını yazar. Bu uyarı, sandukalara dayanarak verilen tarihlerin de okuyuşa göre değişebileceğini hatırlatır; 1369-1375 aralığının hangi sanduka ve hangi okumaya dayandığı yayımlanmış kaynaklarda ayrıntılı olarak gösterilmez. Sandukaların sonradan Amasya Müzesi'ne taşınmış olması, bugünkü araştırmacının onları türbenin kendi içinde görmesini de zorlaştırır. Yapının ilk elden belgelerle, yani vakfiye ya da kitabeyle tarihlendirilememesi, bu yüzden çeşme kitabesini, mezar taşı metinlerini ve ailenin yaşadığı siyasi dönemi ön plana çıkarır.

Amasya'nın Anıtları İçindeki Yeri

Amasya, XVI. yüzyılın başında dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamamı olan bir şehirdi. Günümüze ulaşan eserler arasında Burmalı Minare Camii (1237-1247), Gökmedrese Camii (1266-1267), Gümüşlü Camii (1326), Saraçhane Camii (1372), Dârüşşifâ (1308), Hâlifet Gazi Medresesi ve Türbesi (1209-1210), Torumtay Türbesi, Şadgeldi Paşa Türbesi, Yörgüç Paşa Camii (1430) ve II. Bayezid Camii ve Külliyesi (1486) sayılır. Bu listede hükümdar ve devlet adamlarının yapıları ağırlıktadır. Kadılar Türbesi ise bir hukuk ailesinin mezar yapısı olarak aynı topluluğun içinde farklı bir toplumsal kesimi temsil eder. Aynı ailenin İçerişehir'deki zaviyesi ayakta kalmamış, adı yalnızca vakıf kayıtlarında yaşamıştır; bu yüzden türbe ile bitişiğindeki çeşme, Hallâtî ailesinin Amasya'da bugüne ulaşan başlıca izleridir.

Kronoloji

1209-1210: Amasya'da Hâlifet Gazi Medresesi ve Türbesi inşa edilir.

1278: Gök Medrese'nin karşısındaki Torumtay Türbesi, Amasya valisi Seyfeddin Torumtay tarafından yaptırılır.

1300 dolayları: Ailenin atası, Torumtay Medresesi müderrisi Necîbeddîn Mûsâ el-Hallâtî ölür.

1327: Amasya kadılkudatı Şemseddîn Mehmed, Timurtaş'ın Mısır'a kaçışı sırasında Şam'a gider; orada 1327 ya da 1328'de ölür.

1330-1331: Oğlu İmâdeddîn Ömer Amasya kadılkudatı olarak görülür; daha sonra Eretna Bey'in kazaskeri olur.

1359 veya 1362: Hacı Şadgeldi, Eretna Beyliği'nin Amasya emiri olur; tarih kaynaklara göre değişir.

1359-1360: İmâdeddîn Ömer'in kızı ve Şadgeldi'nin annesi Hundî Hatun Sivas'ta ölür.

1366-1367: İmâdzâde Mü'eyyideddîn Mehmed Amasya kadısı olur.

1369-1375: Sandukaların en erken tarihlerine göre Kadılar Türbesi'nin yapıldığı yıllar.

1374-1375: Bedreddîn Mahmûd Çelebi, Hâlifet Gazi Medresesi müderrisi olur.

1377-1378: Mü'eyyideddîn Mehmed, türbeye bitişik çeşmeyi yaptırır.

1381: Hacı Şadgeldi ölür; aynı yıl Kadı Burhâneddin sultanlığını ilan eder.

1386: Hüsameddin'e göre Mü'eyyideddîn Mehmed görevden alınır, kadılkudatlık Muslihî ailesine geçer.

1398: Amasya Osmanlı topraklarına katılır; idaresi Çelebi Mehmed'e bırakılır.

1399-1400 veya 1403: Eski Konya kadısı Pîr Hasan Çelebi ölür ve türbenin önüne gömülür; tarih Hüsameddin'in iki cildinde farklıdır.

1404-1405: Bedreddîn Mahmûd Çelebi, İçerişehir'de Karatay Mahallesi'nde zaviye ve imaretini yaptırır.

1405-1406: Bedreddîn Mahmûd Çelebi ölür ve Kadılar Türbesi'ne gömülür.

1411: Oğlu, Kedağra kadısı Pîr Mehmed Çelebi ölür ve babasının yanına gömülür.

1992: Türbe anıt olarak tescil edilir.

2007: Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilir; yıkılan eyvan kemeri ile alınlık yenilenir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar