Amasya'da İstiklal Sokağı'nın başında, Gökmedrese Camii'nin tam karşısında duran Torumtay Türbesi, Anadolu Selçuklu mezar mimarisinin bilinen kalıplarından ayrılan bir yapıdır. Dikdörtgen planı, güney yüzünün köşelerinde yükselen kuleleri ve süslemenin kapı ile pencere çevresinden üst bölümlere kaydırılmış düzeni, yapıyı aynı çağın türbeleri arasında ayrı bir yere koyar. Yapıyı 1278-1279 yıllarında Amasya valisi Seyfeddin Torumtay yaptırmıştır. Valinin kendi hayatı ve siyasi kariyeri ayrı bir yazının konusudur; burada binanın kendisi, yani kitabesi, vakfı, planı, taşı, bezemesi, içinde yatanlar ve geçirdiği onarımlar anlatılıyor.
Yapının Kuruluşu ve Çevresi
Türbe, Torumtay'ın şehrin batı yanında kurduğu külliyenin bir parçasıdır. Bu kesim eski çağlardan beri yerleşik bir semtti; Hüsameddin'e göre burası eskiden "Güdül Mülkü" diye anılır, mahalleye de "Güdül Mahallesi" denirdi. Torumtay 665 (1266-1267) yılında burada bir cami ile medrese yaptırınca medresenin "Gök Medrese" adı mahalleye geçmiş, semt o günden sonra Gökmedrese Mahallesi olarak anılmıştır. Hüsameddin mahallenin sınırlarını tarif ederken türbeyi bir sınır taşı gibi kullanır: mahalle, "Kılıç Arslan Türbesi demekle meşhur Torumtay Türbesi"nin doğusundan başlar, kuzeyde Yeşilırmak'a, güneyde dağa ve Şeyh Kırık Mahallesi'ne, doğuda Şamice'ye uzanır, batıda ise yol ve mezarlıkla biter. Türbe böylece mahallenin batı ucunda, eski Amasya'nın batıya açılan yolunun kenarında yer almıştır.
Külliyenin ilk ve en büyük yapısı Gökmedrese Camii'dir. Kitabesi yerinden söküldüğü için caminin yapım tarihi kesin bilinmez; ancak Torumtay'ın düzenlediği vakfiye 665 (1266-1267) tarihini taşıdığından yapının en geç o yıl bitirildiği kabul edilir. Cami, medrese ve bitişiğindeki mezar odasıyla kapalı bir külliye düzeni taşır; adını, kuzeydoğu köşesindeki kümbetin mavi ve mor-fîrûze çinilerinden ve sırlı tuğlalarından aldığı kabul edilir. Camiden on bir-on iki yıl sonra yapılan türbe ise caddenin öbür yakasında, Hüsameddin'in deyişiyle caminin kuzeyinde, "şose yolu üzerinde" yer alır. Torumtay böylece iki mezar yapısı bırakmıştır: biri caminin bitişiğindeki küçük, çinili kümbet, öbürü karşıdaki kesme taş türbe. Bu iki yapı sık sık birbirine karıştırılır ve kimi derleme metinlerde türbenin özellikleri Gökmedrese'ye, Gökmedrese'nin çinileri türbeye yazılır.
Kitabesi ve Yapım Tarihi
Türbenin tarihini bize, güneye yani kıbleye bakan cephedeki pencerenin üzerinde duran dört satırlık Arapça kitabe verir. Hüsameddin metni okumuş ve kaydetmiştir; kitabın yeni baskısındaki çeviriye göre kitabe şöyle der: "Bu türbeyi, yüce sultan, din ve dünya işlerinin yardımcısı, fetihler sahibi Keyhüsrev b. Kılıçarslan zamanında, Allah devletini daim kılsın, Allah'ın rahmetine muhtaç, zayıf kul Torumtay b. Abdullah, Allah kendisine mağfiret etsin, 677 yılında yapmıştır." Kitabede adı geçen hükümdar, IV. Kılıç Arslan'ın oğlu olup çocuk yaşta tahta çıkarılan III. Gıyaseddin Keyhüsrev'dir. Türbe, Moğol baskısının iyice ağırlaştığı, devlet işlerinin büyük ölçüde Muînüddin Pervâne gibi güçlü emirlerin elinde bulunduğu bir dönemde yapılmıştır.
Kitabedeki 677 yılı, miladi takvimde 1278 baharından 1279 baharına uzanan bir döneme karşılık gelir. Kaynaklar arasındaki küçük ayrılık da buradan doğar: resmî kurum kayıtları 1278 yılını verir, yerel rehber metinlerinden birinde 1279 geçer, uluslararası mimarlık veri tabanları ise tarihi doğru biçimde "1278-1279" olarak yazar. İki tarih de aynı hicri yılın iki yüzüdür ve birbirini çürütmez.
Yapının kimin için ve ne zaman yapıldığı konusunda da kaynaklar ayrılır. Bir ansiklopedi maddesi ve onu izleyen bazı metinler türbenin Torumtay'ın ölümünün ardından yapıldığını yazar. Kitabenin dili ve Hüsameddin'in verdiği ölüm tarihi bu görüşü zayıflatır. Kitabe yapıyı Torumtay'ın kendisinin yaptırdığını söyler; Hüsameddin ise valinin oğlunun 678'de Mısır'dan hasta olarak döndüğünü, kısa süre sonra öldüğünü, bu acıyla çok sarsılan Torumtay'ın da 679 yılının Rebiülahir ayında, yani 1280 yazında öldüğünü ve türbesine gömüldüğünü yazar. Hüsameddin onun otuz iki yıl Amasya valiliği yaptığını, halk arasında "Torumtay Paşa" diye anıldığını da ekler. Buna göre türbe, banisinin ölümünden bir iki yıl önce, onun sağlığında bitirilmiş bir aile mezarıdır. Gökmedrese Camii'ni anlatan ansiklopedi maddesi de Torumtay'ın "kendi yaptırdığı 677 tarihli türbede" yattığını belirterek aynı sonuca varır.
Adları
Yapı bugün banisinin adıyla anılır, ancak tarih boyunca başka adlar da taşımıştır. Hüsameddin'in zamanında, yani yirminci yüzyılın başlarında, halk arasında en yaygın ad "Kılıç Arslan Türbesi" idi. Hüsameddin bu adın nereden geldiğini açıklar: türbeye sonradan Selçuklu soyundan, Sivas hâkimi Tâceddin Gazi Çelebi'nin oğlu Kılıç Arslan gömülmüş ve yapı bu ünlü adla anılır olmuştur. Aynı yazar başka bir yerde yapıyı "Kılıçarslan, yani Torumtay Türbesi" diye anarak iki adın aynı binayı gösterdiğini açıkça belirtir. Bir Selçuklu valisinin aile türbesinin bir Selçuklu şehzadesinin adıyla anılması, halk hafızasında hanedan adının vali adından daha ağır bastığını gösterir.
Yapı ayrıca "Seyfeddin Torumtay Türbesi" ve "Gökmedrese Türbesi" adlarıyla da anılır. Gökmedrese adı aslında karşıdaki çinili kümbete aittir; türbenin bu adla anılması yer tarifinden doğan bir kısaltmadır. Gökmedrese Camii'nin kendisine de banisine nispetle "Torumtay Camii" denir. Hüsameddin'in metinlerinde "Torumtay Câmii", "Torumtay Medresesi" ve "Torumtay Türbesi" ayrı ayrı geçer; okurken hangi yapının kastedildiğine dikkat etmek gerekir.
Vakfı ve İşlevi
Torumtay yalnızca bir mezar yapısı bırakmamış, onu yaşatacak bir vakıf da kurmuştur. Hüsameddin'e göre vali, çiftliğini ve öteki gelir getiren mülklerini evlatlarına ve türbesinde Kur'an okuyacak cüzhanlara vakfetmiştir. Vakfın yönetimi, Torumtay hayattayken torunu Emir Celâleddin Mehmed Pervâne Bey'e ve onun soyuna bırakılmıştı. Torumtay'ın torunları bu vakfa asırlarca mütevelli olmuş, Hüsameddin'in biyografilerinde "pederinin vefatında ceddi vakfına mütevelli" olan aile üyeleri birbiri ardına görünür. Ailenin on dokuzuncu yüzyılın sonunda da vakfın başında olduğu, 1316 (1898-1899) yılında Gökmedrese Camii'ni onaran mütevelli Gürcüzâde Mehmed Necib Bey'in adından anlaşılır.
Yapının ilk işlevi konusunda araştırmacılar arasında bir tartışma vardır. Mimarlık tarihine dair uluslararası bir veri tabanı, vakfiyenin binayı "imâre" diye andığını aktarır. Bu kelime Orta Çağ ve erken yeni çağ Anadolu'sunda zaviye, tekke ya da yoksullara yemek dağıtılan aşevi anlamında kullanılan genel bir terimdi; aynı kayda göre vakfiye, yapının işlevlerinden birinin yoksullara yemek dağıtmak olduğunu da belirtir. Ethel Sara Wolper bu yüzden yapıyı bir derviş zaviyesi olarak yorumlamıştır. Bir yapının türbe olması, aynı zamanda zaviye ya da aşevi olarak kullanılmasına engel değildi; Selçuklu Anadolu'sunda zaviyeler şehir hayatının önemli merkezleriydi.
Hüsameddin'in verdiği bir bilgi bu yorumu yerli kaynaklar tarafından da destekler. On yedinci yüzyılın başlarında yaşayan Çelebi Şeyhzâde Ahmed Efendi'nin babası Alâeddin Efendi "Torumtay bukʿası şeyhi ve türbedarı" idi; babası ölünce Ahmed Efendi de aynı makama geçmiş, bir yandan da ilim tahsil etmiştir. 1043 (1633-1634) yılında sınavla Torumtay Medresesi müderrisi olmuş, 1044 dolaylarında ölmüştür. Bir türbenin başında hem "şeyh" hem "türbedar" bulunması, yapının Osmanlı döneminde de bir tekke düzeni içinde yaşatıldığını gösterir. Hüsameddin'in andığı cüzhanlar, türbedar ve şeyh birlikte düşünüldüğünde, yapının sessiz bir mezar odası olmaktan çok, düzenli olarak Kur'an okunan, ziyaretçi alan ve bir vakfın gelirleriyle ayakta tutulan bir yer olduğu anlaşılır.
Plan ve Yapı Malzemesi
Türbe dikdörtgen planlı, iki katlı ve tonozla örtülü bir yapıdır. Kimi kaynaklar onu Anadolu Selçuklu mezar mimarisinin eyvan tipi türbeleri arasında sayar. Her cephede, kemerli derin bir niş içine yerleştirilmiş birer büyük pencere açılır. Yapıya doğu cephedeki kapıdan, bir taş merdivenle çıkılarak girilir; batı cephede de bir giriş kapısı bulunduğu belirtilir. Hüsameddin türbeyi "gayet yüksek olup taş merdiven ile çıkılır" diye tarif eder ve kapısının doğuya baktığını yazar. Kapının açıldığı ana oda, bir yapı tarifine göre zeminden yaklaşık iki metre yüksektedir ve sivri bir beşik tonozla örtülüdür. Dışarıdan yapının, aktarıldığına göre, bir zamanlar konik bir çatıyla örtülü olduğu bilinmektedir.
Yapımda ağırlıklı olarak kesme taş kullanılmıştır. Dış yüzey bu düzgün taşla kaplanmış, iç duvar örgüsünde moloz taş, örtü sisteminde ise tuğla kullanılmıştır; bunlar sıva tabakasının altında kalır ve ilk bakışta görülmez. Mermer çok sınırlı biçimde kullanılmıştır: yalnızca güney cephenin ortasındaki pencere nişinde ve dikdörtgen çerçeve içinde kalan yüzeylerde. Yapının doğu ve batı yanları üçer payandayla desteklenir; bunlardan ikisi köşelerde, biri duvarın ortasındadır. Merdivenler ve payandalar gövde duvarlarında dışa taşan çıkıntılar oluşturur; yapıya dışarıdan bakıldığında düz bir kütle yerine, üzerinde hareket eden yüzeyler görülür.
Duvar örgüsünde başka bir ayrıntı daha vardır. Hüsameddin, Torumtay Camii ve Türbesi ile Halifet Gazi Medresesi ve Türbesi'nin bazı taşları üzerinde Rumca yazıtlar görüldüğünü kaydeder. Ona göre bu yazıtlar, yakındaki "Veng" denilen yerin doğusunda eskiden bir kilise ve patrikhane bulunduğunu, bu yapıların taşlarının sonradan İslam dönemi binalarında yeniden kullanıldığını gösterir. Eski yapılardan devşirilen taşların Selçuklu inşaatlarında kullanılması Anadolu'da yaygın bir uygulamaydı; Torumtay'ın ustaları da kesme taşın bir bölümünü şehrin eski yapılarından sağlamış görünmektedir. Hangi taşların devşirme olduğunu gösteren yayımlanmış bir envantere ulaşılamamıştır.
Mekânın düzenini anlatan kaynaklar bir noktada ayrılır. Kimi anlatımlara göre üst katta beşik tonozlu bir salon bulunur ve sandukalar burada yer alır; alt kat ölünün gömüldüğü mahzendir ve oraya içeriden, doğu kenardaki bir merdivenle inilir. Aynı merdiven çatıya çıkış için de kullanılmıştır. Bir başka yapı tarifi de sandukaların ana odanın ortasında durduğunu, bunların temsil ettiği ölülerin ise binanın alt seviyesindeki mahzene gömülü olduğunu söyler. Başka bir anlatımda ise yarıdan fazlası toprağa gömülmüş olan alt kata, sağ kenardaki merdivenli bir kapıdan girildiği ve en görkemli sandukanın orada durduğu söylenir. Bu iki tarif, çevre dolgusunun yükselmesiyle alt katın kısmen toprak altında kalmasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak Hüsameddin, yakındaki bir başka türbeyi tartışırken Amasya'nın zemininin sonradan dolup eski yapıları gömdüğü görüşüne karşı çıkar ve buna kanıt olarak 622'de yapılan Halifet Gazi Türbesi ile 677'de yapılan Torumtay Türbesi'nin "gayet yüksek olarak" durmasını gösterir. Dolayısıyla alt katın toprağa gömülü görünmesinin ne ölçüde sonradan dolguya, ne ölçüde baştan yarı gömülü bir mahzen tasarımına bağlı olduğu kaynaklarda açık değildir.
Köşe Kuleleri
Yapının en çok anılan özelliği, ön yüzü oluşturan güney cephedeki köşe kuleleridir. Bu kuleler alt seviyede kübik bir kütle olarak başlar, yükseldikçe çok yüzlü bir görünüm alır ve en üstte yarım yuvarlak bir biçimle sona erer. Araştırmacılar bu kule düzeninin Anadolu'da yalnızca Torumtay Türbesi'nde görüldüğünü belirtir. Geometrik biçimin böyle kademeli olarak değişmesi, dikdörtgen bir gövdenin köşelerini hem sağlamlaştıran hem de görsel bakımdan yumuşatan bir çözümdür. Türbe mimarisi üzerine yazan İsmail Orman, Torumtay için yapılan bu türbenin tonozla örtülü dikdörtgen planı ve "örtü sistemini destekleyen ağırlık kuleleri"yle Anadolu Selçuklu mezar mimarisinde farklı arayışlara işaret ettiğini yazar. Bu yoruma göre kuleler süs olduğu kadar taşıyıcı bir işlev de görür: beşik tonozun duvarlara yaptığı yanal baskıyı köşelerde toplayıp karşılarlar.
Kulelerin dikkat çekmesinin bir nedeni de bezemenin bu bölümde yoğunlaşmasıdır. Bir yapı tarifine göre köşelere bitişik çok yüzlü payelerin üst kısımları, geometrik, yazılı ve palmetli bitkisel motiflerin işlendiği friz kuşaklarıyla bezenmiştir. Güney cephenin sağ ve sol üst köşelerindeki yüksek kabartmalar Selçuklu taş işçiliğinin özgün örnekleri olarak değerlendirilir. Süsleme alt bölümlerde değil üst bölümlerde toplandığı için bakış, yapının tabanından kulelerin tepesine doğru ilerler. Dönemin türbelerinde bezemenin kapı ve pencere çevresinde toplanması olağan bir kural sayılırken burada süs üst yapıya taşınmıştır; resmî tanıtım metinleri bu ayrılığı yapının tanımlayıcı niteliği olarak öne çıkarır.
Köşe kulesi Torumtay'ın yaptırdığı iki yapıda da görülür. Gökmedrese Camii'nin cümle kapısının bulunduğu cephe de iki yandan birer silindirik köşe kulesiyle sınırlanmıştır; Selda Kalfazade'nin tarifine göre pahlanmış kübik kaideler üzerinde yükselen bu kuleler cephede en çok dikkat çeken ve binaya anıtsal bir görünüm veren unsurlardır. Caminin bu cephesi ile türbenin güney cephesi caddenin iki yakasında birbirine bakar. On bir yıl arayla aynı bani için çalışan ustaların, cami cephesinde kullandıkları kule fikrini türbede küçültüp çok yüzlü bir biçime dönüştürdükleri düşünülebilir. Bu bağlantı kaynaklarda açıkça kurulmamıştır; yalnızca iki yapının tariflerinin yan yana konulmasıyla ortaya çıkar.
Güney Cephe, Nişi ve Kitabeler
Güney cephe türbenin ön yüzüdür ve süsün en yoğun görüldüğü yerdir. Ortada, mermer bir niş içinde bezemeli bir pencere bulunur. Pencerenin üst tarafında palmet ve rûmi yapraklarından oluşan dörtgen panolar yer alır; bu panolar, Selçuklu mimarisinde cephe hareketini artırmak için başvurulan bitkisel bezeme geleneğinin burada da sürdürüldüğünü gösterir. Nişin içinde, kitabe levhasının yanında palmet desenli bir madalyon da bulunduğu belirtilir. Pencere yanlarında ve köşe kulelerinde yüksek kabartmalı lotus ve palmet yaprakları görülür; bu motifler bordürlerle sınırlandırılmıştır. Hüsameddin de yapının dışarıdan dört yanının kabartma çiçeklerle süslü olduğunu, kıbleye bakan cephenin ise ötekilerden daha görkemli göründüğünü yazar.
Alışılmışın tersine, nişin alınlığı süslemesiz bırakılmıştır ve dört satırlık yapım kitabesi bu düz yüzeyde yer alır. Nişin kemeri üzerindeki ikinci kitabede ise Kur'an ayetleri okunur. Yapının içine girildiğinde, güney cephedeki pencerenin üstünde manzum bir tamir kitabesi görülür; kitabeden yapının 1891-1892 yıllarında onarım gördüğü anlaşılır. Aynı pencerenin çevresinde böylece yapım, ayet ve onarım kitabeleri bir arada okunur. Yabancı dilde yayımlanmış bir yapı tarifinde kitabeli cephe kuzey cephe olarak gösterilir; Hüsameddin'in türbeyi caminin kuzeyine yerleştirmesi ve kitabeli cephenin kıbleye baktığını açıkça yazması karşısında bu yön bilgisi bir karışıklık gibi görünmektedir.
Doğu ve batı cephelerindeki pencerelerin üst kısımları zarar görmüştür. Bu pencerelerde ve köşe payelerinin alt bölümünde bezemenin yarım kaldığı gözlenebilir. Araştırmacılar bu yarım kalmış işçiliği, türbenin tamamlanmasına yakın bir dönemde Torumtay'ın maddi sıkıntıya düşmüş olabileceği biçiminde yorumlar. Resmî tanıtım metinleri genel olarak tüm süslemelerin tamamlanamadığının düşünüldüğünü belirtir. Bu görüş bir belgeye dayanmaz; taş üzerindeki işçiliğin eksik kaldığı yerlerden çıkarılmış bir yorumdur. Kitabedeki 677 tarihi ile banisinin 679'daki ölümü arasındaki kısa süre ve Hüsameddin'in anlattığı oğul kaybı, işin neden yarıda kalmış olabileceğine dair başka bir ihtimal de düşündürür; ancak bunu doğrudan söyleyen bir kayıt yoktur.
İç Mekân ve Sandukalar
Türbenin içindeki en dikkat çekici eser Seyfeddin Torumtay'a ait sandukadır. Hüsameddin'e göre sanduka siyah mermerden "gayet cesim", yani çok iri yapılmıştır ve çevresine Âyetü'l-Kürsî yazılmıştır; valinin adı ve ölüm tarihi de sandukanın üzerinde kazılıdır. Resmî tanıtım metinleri bu sandukanın üzerindeki ayetlerin celî hatla yazıldığını belirtir. Cenazelikteki sandukalar arasında en heybetli olanı budur. Bir yapı tarifi ana odanın ortasında dokuz sanduka bulunduğunu kaydeder.
Sandukaların dağılımı en ayrıntılı biçimde Hüsameddin'de verilir. Ona göre Torumtay'ın sol yanında oğlu Yakup Çelebi, onun oğlu Mehmed Çelebi, onun oğlu Alaeddin Çelebi ve onun oğlu Ebu Bekir Çelebi yatar; dört kuşak yan yana dizilmiştir. Sağ yanında Selçuklu soyundan, Tâceddin Gazi Çelebi'nin oğlu Sivas hâkimi Kılıç Arslan-ı Selçukî, ayak ucunda ise Amasya valisiyken boğularak öldürülen Şehzade Sultan Alaeddin Bey'in oğulları Tâceddin ve Gıyaseddin Çelebiler bulunur. Hüsameddin bu adları, mezarların üzerindeki "dondurma kireç" üzerine kazınmış yazılardan okuduğunu belirtir; yani sandukaların bir kısmı mermerden çok kireç harcıyla yapılmış ve yazısı bu harca işlenmiştir. Daha yeni bir derleme aynı listeyi Mehmed Çelebi'yi atlayarak verir. Hüsameddin'in kişi biyografilerinde türbeye gömülü başka aile üyeleri de geçer. Torumtay'ın torununun oğlu Şerefeddin Ya'kûb Şâh'ın oğlu Süleyman Bey'in kireçle yapılmış kabrinde "Süleyman Çelebi bin Ya'kûb Şâh" yazılıdır, ölüm tarihi okunamamıştır. Süleyman Bey'in oğlu, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın veziri olan Sirâceddin Mehmed Çelebi de burada gömülüdür; mezar taşında adı okunur, ancak ölüm tarihi görülemez. Onun oğlu el-Hâc Ebûbekir Çelebi de aynı türbede yatar.
Bu kayıtlar her zaman birbirine uymaz. Hüsameddin'in türbe listesindeki Ebu Bekir Çelebi Alaeddin Çelebi'nin oğlu olarak görünür, biyografilerdeki el-Hâc Ebûbekir Çelebi ise Sirâceddin Mehmed Bey'in oğludur; aynı kişi mi, aynı adı taşıyan iki ayrı aile üyesi mi olduğu anlaşılamamaktadır. Ayrıca kimi kaynaklar sandukalardan üçünün sonradan Gökmedrese Camii'ne taşındığını ve bunlardan birinin Torumtay soyundan gelen Necip Bey'e ait olduğunu bildirir; cami girişindeki sandukaların kaynağı budur. İsim sayısı ve sıralamasının kaynaktan kaynağa değişmesinin bir nedeni de bu taşınmadır. Dolayısıyla hangi sandukanın hangi kişiye ait olduğu konusunda kesin bir liste sunmak mümkün değildir. Ortak olan, yapıda bir ailenin birkaç kuşağının yattığı ve ailenin başında Torumtay'ın bulunduğudur.
Kılıç Arslan-ı Selçukî
Türbeye adını veren Kılıç Arslan hakkında bilinenler azdır. Hüsameddin onu "evlâd-ı Selçûkiyye'den", yani Selçuklu hanedanının soyundan sayar ve Sivas hâkimi olarak anar; babasının adını Tâceddin Gazi Çelebi olarak verir. Türbeye Torumtay ailesinden sonra, "muahharan" yani sonradan gömüldüğünü belirtir. Ölüm tarihi ve türbeye hangi yolla girdiği kaynaklarda yer almaz. Hanedandan bir şehzadenin bir valinin aile mezarına gömülmesi, Torumtay soyunun Selçuklu ailesiyle kurduğu yakın ilişkinin bir sonucu olabilir; Torumtay, IV. Kılıç Arslan'ın Amasya'da bulunduğu yıllarda onun naib-i saltanatı olarak vilayet işlerini yürütmüştü. Bu ilişkinin türbedeki Kılıç Arslan ile doğrudan bir bağı olduğunu gösteren bir belge yoktur.
Şehzade Alaeddin'in Oğulları
Türbede yatanlar arasında en trajik hikâye, iki küçük Osmanlı şehzadesine aittir. II. Murad'ın oğlu Şehzade Alaeddin Ali Çelebi, 1440'lı yılların başında Amasya sancakbeyiydi. 846 (1442-1443) yılında babasıyla birlikte Karamanoğulları seferine katılmış, dönüşte Bursa'ya kadar gitmiş, sonra Amasya'ya geri gelmişti. Hüsameddin'in anlatımına göre peşinden gönderilen Kara Hızır Paşa geceleyin Amasya'ya girmiş, şehzadeyi yatağında boğmuş, "bir yaşında ve altı aylık" iki oğlu Gıyaseddin ve Tâceddin Çelebiler de boğularak Torumtay Türbesi'ne gömülmüştür. Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde Tâceddin İbrahim Çelebi'nin 844'te Amasya'da doğduğu, henüz iki yaşını doldurmadan 846'da babasıyla birlikte boğulduğu ve kardeşi Gıyaseddin ile Torumtay türbesinde "yan yana" gömülü görüldüğü yazılıdır.
Olayın kendisi tartışmalıdır. Halil İnalcık'ın II. Murad maddesi, Alaeddin Ali Çelebi'nin Amasya'da öldüğü haberinin padişahı çok sarstığını yazar, ancak ölümün nasıl gerçekleştiğini söylemez. Hüsameddin de bazı tarihçilerin, şehzadenin öldürüleceğini haber alınca Hindistan'a kaçtığını, yerine ona benzeyen bir kölenin boğulduğunu, Alaeddin'in Dekken'e gidip oradaki hükümdarın yanında yükseldiğini ve oğlu İsmail Âdil Şâh'ın Âdilşâhî hanedanını kurduğunu ileri sürdüğünü aktarır; bu rivayete Hayrullah Efendi ve Ali Emîrî Efendi gibi isimlerin yakınlık duyduğunu belirtir. Bu rivayetler şehzadenin kendisiyle ilgilidir; iki küçük oğlunun Torumtay Türbesi'nde gömülü olduğu bilgisi Hüsameddin'in kitabeleri okuyarak verdiği bir bilgidir ve başka bir kaynakla karşılaştırılamamıştır. Selçuklu çağının bir vali türbesinin, iki yüz yıl sonra Osmanlı hanedanından iki bebeğin mezarı olarak kullanılması, yapının Osmanlı döneminde de şehrin saygın mezar yerlerinden biri sayıldığını gösterir.
Ailenin Öbür Mezar Yapısı
Torumtay ailesinin ölüleri yalnızca bu türbeye gömülmemiştir. Gökmedrese Camii'nin kuzeydoğu köşesine bitişik çinili kümbeti Hüsameddin "Şehîdler Türbesi" adıyla anar ve ayrıntılı bir tarif verir. Kümbetin altında, sekiz kadar taş basamakla inilen derin bir taş oda vardır; doğuya bakan kapısından başka ışık ya da hava alacak bir açıklığı yoktur. İçinde biri güneyde, biri kuzeyde iki tabut durur; üstü kapalı bu tabutlarda Hüsameddin'in gördüğü kadarıyla beş altı kişiye ait, etleri kemikleri üzerinde kurumuş gibi duran cesetler bulunuyordu. Odanın üzerinde dört şebeke ve taş sanduka, bunların doğusundaki ayrı bir bölmede de sekiz kadar kişinin mezarını gösteren şebekeler vardır.
Bu mezarların hiçbirinde kitabe yoktur. Hüsameddin buna rağmen burada Torumtay'ın oğlu Emir Sinâneddin Mûsâ, torunu Emir Celâleddin Mehmed Pervâne Bey, soyundan Amasya emiri Zeyneddin Ya'kûb Şâh-ı Rûmî ve onların torunlarının yattığını "kuvvetle tahmin" eder. Hüsameddin'in başka bir biyografisinde Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kızı ve Sirâceddin Mehmed Çelebi'nin eşi Safiye Hatun'un "Torumtay Câmii içindeki türbe"ye gömüldüğü yazılıdır. Gökmedrese Camii'ni anlatan ansiklopedi maddesi ise kümbette ikisi küçük yedi sanduka bulunduğunu ve içinde kimlerin yattığının bilinmediğini belirtir. Böylece ailenin kuşakları iki yapıya dağılmış görünür: karşıdaki kesme taş türbede yazılı mezarlar, cami bitişiğindeki çinili kümbette ise adı okunamayan mezarlar.
Türbenin Çevresindeki Mezarlar
Türbe, yalnız başına duran bir yapı olmaktan çok, eski bir mezarlık alanının ortasındaydı. Hüsameddin, Gökmedrese Mahallesi'nin batısının yol ve mezarlıkla sınırlandığını yazar. "Ebû İshak Çelebi Türbesi"nin, "Kılıçarslan, yani Torumtay Türbesi sırasında açık bir bahçe içinde" olduğunu, orada Kutlu Paşa ile oğlu Ebû İshak Çelebi'nin kabirlerinin görüldüğünü ve Ebû İshak Çelebi'nin bu kabirler için Kur'an cüzleri okunmak üzere vakıf kurduğunu belirtir. Başka bir yerde, Amasya emirlerinden Tuli Bey'in mezarının, Torumtay Türbesi'nin doğusundaki bir bahçe içinde görülen siyah mermerli kabirlerden biri olması gerektiğini, ancak baş ve ayak taşlarının kaybolduğunu not eder. Torumtay Camii'nin batısında, yol üzerinde yüksek bir sırtta da Danişmendli Melik İsmail Gazi zamanında öldüğü sanılan bir gazinin ahşaptan küçük bir hücre biçimindeki türbesi bulunduğunu yazar. Bu bilgiler, türbenin bugün çevresi açılmış tek başına bir anıt gibi görünse de yirminci yüzyılın başlarında kabirlerle, bahçelerle ve küçük türbelerle çevrili olduğunu gösterir.
Onarımlar
Türbenin bilinen ilk onarımı, güney cephedeki manzum kitabeden anlaşıldığı üzere 1891-1892 yıllarında, II. Abdülhamid zamanında yapılmıştır. Birkaç yıl sonra, 1316 (1898-1899) yılında Gökmedrese Camii de onarılmış ve caminin sökülmüş eski kitabesinin yerine mütevelli Gürcüzâde Mehmed Necib Bey adına bir onarım kitabesi konmuştur. İki yapının aynı on yıl içinde bakım gördüğü, bu bakımların da vakfın aile içindeki yönetimi sürerken yapıldığı anlaşılıyor. Türbe onarımının kim tarafından yaptırıldığını gösteren bir kayda ulaşılamamıştır.
Yirminci yüzyılda yapının hâli fotoğraflarla belgelenmiştir. Mimarlık tarihçisi Aptullah Kuran'ın 1965 yılında çektiği ve bugün Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki arşivinde korunan yedi fotoğraflık bir dizinin altısı Torumtay Türbesi'ne aittir. Albert Gabriel de Monuments Turcs d'Anatolie adlı eserinin Amasya'yı ele alan ikinci cildinde türbeye ve Gökmedrese'ye yer vermiştir. Bu belgeler, yakın dönem restorasyonundan önceki durumu görmek isteyenler için başvurulabilecek kaynaklardır.
Yapı 2019 yılından itibaren yeniden restorasyon sürecine alınmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yürüttüğü bu çalışmalar, Amasya Valiliği'nin duyurusuna göre tamamlanmıştır. Duyuru metni Gökmedrese Camii'ni 753 yıllık, Torumtay Türbesi'ni 742 yıllık olarak anar; bu yaş hesabı, açıklamanın 2020 yılı dolaylarına rastladığını gösterir. Vali Dr. Osman Varol, Tokat Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç ve İl Müftüsü Durmuş Ayvaz'ın katıldığı incelemede, restorasyonun bu eserleri gelecek kuşaklara ulaştıracağı vurgulanmıştır. Restorasyonun teknik ayrıntılarını, yani hangi bölümlerin yenilendiğini ya da sağlamlaştırıldığını anlatan yayımlanmış bir rapora ulaşılamamıştır; bu nedenle yapının bugünkü yüzünde özgün ve sonradan eklenen unsurları ayırmak için kesin bir dayanak yoktur.
Anadolu Selçuklu Türbeleri İçinde Yeri
Anadolu Selçuklu türbeleri genellikle iki katlıdır: altta ölünün gömüldüğü mahzen, üstte sandukaların bulunduğu ziyaret katı yer alır. Torumtay Türbesi bu iki katlı düzeni korur, ancak ondan ayrıldığı iki yön vardır. Birincisi plandır: burada dikdörtgen bir plan ve bu plana uygun beşik tonozlu bir örtü kullanılmıştır. İkincisi bezemedir: kapı ve pencere çevresinde toplanması beklenen süsleme yapının üst kısımlarında ve köşelerde yoğunlaşır. Yapıyı tanıtan kaynakların hepsi planın ve süslemenin diğer Selçuklu türbelerine göre oldukça farklı olduğunda birleşir.
Dönemin vezir ve emir türbeleriyle karşılaştırıldığında bu farklılık daha belirgin hâle gelir. İsmail Orman, Selçuklu vezirlerinin türbe mimarisine sultanlardan daha çok katkı yaptığını belirtir ve iki örneği yan yana koyar: Sâhib Ata'nın 682 (1283) yılında Konya'daki külliyesinde yaptırdığı türbe, tasarımından çok kubbeli mekânını kaplayan olağanüstü çini süslemeleriyle dikkat çeker; Torumtay için Amasya'da yapılan türbe ise tonozlu dikdörtgen planı ve ağırlık kuleleriyle başka bir yol arar. Aynı yıllarda yaşamış iki devlet adamından biri renkli çiniyi, öbürü yontulmuş taşı ve kütle düzenini öne çıkarmıştır.
Kesme taşın bu denli ağırlıklı kullanıldığı, mermerin ise yalnızca pencere nişi ve çerçeveli yüzeylerle sınırlandığı bir yapıda, süsün bütününü taş kabartmalar taşır. Palmet, rûmi ve lotus motifleri, tuğla ve çini bezemeli komşu kümbetin renkli yüzeyiyle taş üzerine oyulmuş biçimleri bir araya getirir; aynı yaptırıcının iki yapısı aynı sokakta iki farklı bezeme anlayışını yan yana gösterir. Bu karşılaştırma da kaynaklarda açıkça yapılmamıştır; yalnızca onların verdiği tariflerin yan yana konulmasıyla ortaya çıkar.
Karşısındaki Yapı: Gökmedrese Camii
Türbeyi anlamak için karşısındaki camiye de bakmak gerekir, çünkü aynı yaptırıcının iki yapısı birbirini tamamlar. Gökmedrese Camii derinliğine uzanan dikdörtgen planlıdır; kalın kesme taş duvarları vardır ve üç nefli mekân kubbe ve tonozlarla örtülüdür. İki sıra hâlinde dörder kalın ayak, mekânı mihraba dik üç bölüme ayırır ve sivri kemerler bu ayakların üzerine oturur. Eyvan biçimli taç kapısına yedi basamaklı bir merdivenle çıkılır; kesme taştan yapılmış olgun oranlarıyla Anadolu'da sayılı örneklerden biri kabul edilir. Kapının iki yanındaki pencereler zengin mukarnaslarla yukarı doğru daralır; mihrap yarım silindirik ve sadedir. Caminin kündekâri tekniğinde işlenmiş ahşap kapısı bugün Amasya Müzesi'nde sergilenir. Hüsameddin bu kapının orta direğinde "Amile Ebu's-Silm en-Neccâr" yazısını okumuş ve kapının bu marangoz tarafından yapıldığını belirtmiştir. Yapı 1926 ile 1977 arasında Amasya Müzesi olarak kullanılmıştır.
Caminin bitişiğindeki kümbet ise kare plan üzerine sekizgen yüksek bir kasnakla yükselir ve bugün yıkık olan, on altı köşeli yıldız kesitli tuğla bir külahla örtülüydü. Kasnağı süsleyen fîrûze ve mor sırlı tuğlalar ile çiniler geometrik geçmeler, rozetler ve yıldızlar oluşturur; külahın altında fîrûze sırlı tuğlayla örülmüş kûfî bir yazı kuşağı dolanır. Külliyeye adını veren bezeme budur. Türbe ile kümbet arasındaki bu karşıtlık, aynı ailenin yaptırdığı iki mezar yapısında renkli çini ile işlenmiş taşın nasıl birlikte kullanıldığını gösterir.
Ziyaret
Türbe şehir merkezinde Gökmedrese'nin hemen karşısındadır ve yürüyerek ulaşılabilecek mesafededir. Adresi Gökmedrese, İstiklal Sokağı No:1 olarak bilinir. Yapı, resmî kayıtlarda inanç ve kültür turizmi kapsamında yer alır. Cami ile türbeyi birlikte gezmek, Torumtay'ın bıraktığı iki mezar yapısını ve iki cephenin karşılıklı duran köşe kulelerini yan yana görmeyi sağlar. Restorasyon sonrasında yapının ziyarete açık olduğu saatler için yerel kurumların güncel duyurularına bakılmalıdır.
Kronoloji
1266-1267: Torumtay'ın vakfiyesi düzenlenir; Gökmedrese Camii ve medresesi en geç bu yıl tamamlanır.
1278-1279: Torumtay Türbesi'nin yapımı (kitabeye göre 677); kaynaklarda 1278 ya da 1279 olarak geçer.
1280: Seyfeddin Torumtay ölür (Rebiülahir 679) ve türbesine gömülür.
1442-1443: Şehzade Alaeddin'in iki küçük oğlu Tâceddin ve Gıyaseddin Çelebiler türbeye gömülür.
1633-1634: Torumtay bukʿasının şeyhi ve türbedarı Çelebi Şeyhzâde Ahmed Efendi Torumtay Medresesi müderrisi olur.
1891-1892: II. Abdülhamid döneminde türbede onarım; manzum tamir kitabesi.
1898-1899: Mütevelli Gürcüzâde Mehmed Necib Bey Gökmedrese Camii'ni onarır.
1965: Aptullah Kuran türbeyi fotoğraflar.
2019: Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün restorasyon çalışmaları başlar.
2020 dolayları: Gökmedrese Camii ile türbedeki restorasyonun tamamlandığı duyurulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Yasar, Hüseyin Hüsâmeddîn. Amasya Tarihi, c. 1-4 (Amasya Belediyesi e-kitap), s. 88, 129, 135-136, 142-143, 324, 357-358, 408, 473. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page143.html
- Yasar, Hüseyin Hüsâmeddîn. Amasya Tarihi, c. 6-8 (Amasya Belediyesi e-kitap), s. 160, 339, 480, 586. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page480.html
- Yasar, Hüseyin Hüsâmeddîn. Amasya Tarihi, c. 9-12 (Amasya Belediyesi e-kitap), s. 252, 292, 375, 447, 461. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page461.html
- Hasan Hüseyin Yaşar, Amasya Tarihi I, Ankara: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 1986. amasya.bel.tr
- Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi, Aptullah Kuran Arşivi, "Sultan Mesud ve Torumtay Türbeleri, Amasya, 1278" (KRNARC01989, 1965): https://digitalarchive.library.bogazici.edu.tr/items/17e7d6c7-2894-43ce-94b4-1021eda6b41b/full
Akademik çalışmalar
- Selda Kalfazade, "Gökmedrese Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1996: https://islamansiklopedisi.org.tr/gokmedrese-camii
- İsmail Orman, "Türbe", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/turbe
- Halil İnalcık, "Murad II", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2020: https://islamansiklopedisi.org.tr/murad-ii
- Hakkı Önkal, "Selçuklular Devri Amasya Türbeleri", Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4, 1980, ss. 185-240.
Resmî kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Torumtay Türbesi": https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59537/torumtay-turbesi.html
- T.C. Kültür Portalı, "Torumtay Türbesi": https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/torumtay-turbes
- Amasya Valiliği, "Gökmedrese Camii ile Torumtay Türbesi'ndeki restorasyon çalışmaları tamamlandı": http://www.amasya.gov.tr/gokmedrese-camii-ile-torumtay-turbesindeki-restorasyon-calismalari-tamamlandi
- Amasya Belediyesi Kent Rehberi, "Torumtay Türbesi": https://kentrehberi.amasya.bel.tr/kategoriler/turbeler/torumtay-turbesi
Diğer kaynaklar
- Archnet, "Torumtay Türbesi" (Albert Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, II, 1934 ve Ethel Sara Wolper, Cities and Saints, 2003'e dayanarak): https://archnet.org/sites/17966
- N. Handan Eskitark Terlemez, "Torumtay Türbesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019: https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/torumtay-turbesi
- Torumtay Türbesi, Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Torumtay_Türbesi
Çevrimiçi kaynaklar








