Amasya'nın eski ticaret merkezinde, Taşhan ile bedestenin arasında, Pazar Caddesi'ne bakan Kilâri Süleyman Ağa Camii, çarşının günlük hayatı içinde bugün de ibadete açık olan küçük bir Osmanlı yapısıdır. Adındaki "kilâri" sözcüğü kilerde görev yapan kişiyi anlatır; Hüseyin Hüsâmeddîn'in kullandığı tam unvan "ser-kilârî", yani kilercibaşıdır. Caminin banisi Süleyman Ağa, II. Bayezid'in şehzadelik maiyetinde yetişmiş, Bayezid tahta çıktıktan sonra Amasya'da kalarak oğlu Şehzade Ahmed'in sarayında kileri yönetmiş bir saray adamıdır. Kare planlı, tek minareli, kesme taştan örülmüş cami, ölçüleri bakımından büyük külliyelerin yanında mütevazı kalır. Buna karşılık Amasya'nın şehzade sancağı olduğu yıllardaki çarşı düzenini, o düzene yatırım yapan saray görevlilerini, vakfının sonraki yüzyıllardaki yöneticilerini ve kentin deprem ve yangınlarla geçen uzun tarihini anlamak için iyi bir örnektir. Kapısındaki kitabe ile vakıf kayıtları arasındaki ad farkı da yapının tarihine ayrı bir tartışma eklemiştir.
Konumu ve Çevresi
Cami bugün Amasya Merkez'de Dere Mahallesi sınırları içindedir. Kültür envanterindeki adresi Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzerinde, bedestenin karşısıdır; turizm yayınlarında aynı hat Pazar Caddesi olarak anılır. Taşhan'ı anlatan akademik bir maddede, hanın kuzeyinde Kilâri Süleyman Ağa Camii, güneyinde Burmalı Minareli Camii bulunduğu kaydedilir. Yani cami, kentin ticaret yapılarını birbirine bağlayan eksenin üzerindedir ve çevresinde han, bedesten ve başka bir cami yer alır.
Osmanlı döneminin mahalle düzeninde ise bu kesim başka adlarla bilinirdi. Hüsâmeddîn, caminin bulunduğu yeri Kazancı Mahallesi içinde gösterir. Eski kayıtlarda "Kazancı Doğan Mahallesi" diye geçen bu mahalle, Saraçhane Mahallesi'nin üstünde, doğuda Kocacık, batıda Bozahane, güneyde Hoca Süleyman ve kuzeyde Saraçhane mahalleleriyle çevriliydi. Yerinde eskiden "Şehinşah Bahçesi" bulunduğu, 856'da (1452) sekbanbaşılıktan azledilerek Amasya'ya gönderilen Kazancı Doğan burada oturduğu için mahallenin onun adıyla anıldığı, daha eski adının ise "Kaya Paşa Mahallesi" olduğu aynı yerde anlatılır. Mahallede Kaya Paşa'nın 805'te (1402-03) yaptırdığı bir hamam ile bir mektep, hamamın üstünde de 823'te (1420) vakfiyesi düzenlenen Molla Bahşî Halife Mescidi vardı. Hüsâmeddîn'in yazdığı yıllarda hamam da mescit de harap durumdaydı. Süleyman Ağa'nın camisi böylece Amasya çarşısının XV. yüzyıl başından beri yapılaşmış eski bir kesimine eklenmiştir.
Hüsâmeddîn'in onuncu ciltteki biyografi maddesi yerin bir başka adını daha verir. Ona göre Süleyman Ağa camisini "Yâkût Paşa'nın Bedesteni önünde, Sipâhî Pazarı'nda" yaptırmıştır. Birinci ciltteki mahalle tarifinde ise 890 yılında Büyük Kapıağası Hüseyin Ağa'nın büyük bir bedesten, yanında Kızlarağası Fîrûz Ağa'nın bir başka bedesten yaptırdığı, caminin de "bunun güneyinde" yer aldığı söylenir. Çarşının bu kısmında birden çok bedesten bulunduğu, caminin de bu kapalı çarşıların hemen önünde, sipahilerin alışveriş ettiği bir pazar yerinde durduğu anlaşılır. Bugün aynı yer, bedesten ile Taşhan arasındaki işlek caddedir.
Taşhan, 1699 yılında Amasya mutasarrıfı ve Cidde muhafızı Rahtvan Hacı Mehmed Paşa tarafından Mimar Mehmed Kalfa'ya yaptırılmıştır. Cümle kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre Hacı Mehmed Paşa hanı Ocak 1700'de evladına vakfetmiş, han iki yüz yılı biraz aşan bir süre hizmet verdikten sonra 1915 yangınında harap olmuştur. Dolayısıyla Süleyman Ağa'nın camisi, bugün komşusu olan hanın inşasından iki yüzyılı aşkın bir süre öncesine, çarşının daha eski bir evresine aittir. Bedesten ise camiyle hemen hemen aynı yıllarda, II. Bayezid döneminde kurulmuştur.
Banisi Süleyman Ağa
Caminin banisi hakkında en ayrıntılı bilgiyi Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nin onuncu cildindeki "Süleyman Ağa-Ser-Kilârî" maddesi verir. Buna göre Süleyman Ağa Bosna devşirmelerindendir. II. Bayezid'in kullarından iken, Bayezid'in Amasya'da şehzade olarak bulunduğu yıllarda onun dairesinde iyi bir terbiye görmüştür. Bayezid 886'da (1481) babası Fâtih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine tahta çıkmak için Amasya'dan ayrıldığında Süleyman Ağa onunla İstanbul'a gitmemiş, kentte kalarak yeni sancakbeyi Şehzade Ahmed'in yanında kilercibaşı olmuştur. Camiyi bu görevdeyken yaptırmış, ardından ömrünün sonuna kadar Şehzade Ahmed'in maiyetinde kalmış ve 912'de (1506-07) ölmüştür. Hüsâmeddîn onu "şehzadenin gâyet mu'temedi, dindar, sâhib-i hayrât bir mühtedi" diye tanıtır; yani şehzadenin çok güvendiği, dindar, hayır eserleri bulunan, sonradan Müslüman olmuş biri.
Bu bilgi, yapıyı tanıtan yayınlardaki yaygın ifadeyi biraz düzeltir. Turizm yayınlarında ve kimi tanıtımlarda bani "II. Bayezid'in saray kilercisi" olarak anılır. Hüsâmeddîn'in anlatımına göre ise Süleyman Ağa kilercibaşılığını İstanbul'daki padişah sarayında yapmamış, Amasya'daki şehzade sarayında yürütmüştür; II. Bayezid ile bağı, onun şehzadelik maiyetinde yetişmiş olmasından gelir. İki ifade birbirini tamamen dışlamaz, çünkü Süleyman Ağa önce Bayezid'in, sonra onun oğlunun hizmetinde bulunmuştur. Ancak caminin yapıldığı yıllarda banisinin görev yeri Amasya'dır ve bu, caminin kentin içinden, şehzade sarayının çevresinden doğmuş bir hayır eseri olduğunu gösterir.
Şehzade Ahmed, 12 Rebiülevvel 886'da (11 Mayıs 1481) Amasya sancakbeyliğine getirilmiş ve 1513'teki ölümüne kadar bu görevde kalmıştır. Otuz yılı aşan bu dönem, Amasya'nın şehzade kenti olarak en parlak yıllarından biridir. Şehzade iç kaledeki, halk arasında "Beyler Sarayı" ya da "Saraydüzü" diye anılan sarayda otururdu. Hüsâmeddîn'e dayanan bir araştırmaya göre bu sarayın geniş bir harem dairesi, selamlık bölümü, kapısının önünde ağalar için yapılmış üç büyük daire, iki hamamı, iki mutfağı ve ortalarında mermer havuzlar bulunan iki geniş bahçesi vardı. Süleyman Ağa'nın sorumlu olduğu kiler, bu sarayın mutfaklarına erzak sağlayan bölümdü. Bayezid tahta çıktıktan sonra eski maiyetinin bir kısmı İstanbul'a gitmiş, bir kısmı da yeni valiye yardım etmek üzere Amasya'da bırakılmıştı; Süleyman Ağa bu ikinci grubun içindedir.
Kiler ve Kilercibaşılık
Osmanlı saray teşkilatında kiler, mutfağa gelen erzakın depolandığı ve kilit altında tutulduğu yerdi. Topkapı Sarayı örneğinde iki ayrı kiler vardı. Doğrudan kilercibaşının gözetiminde bulunan, daha küçük olan iç kilerde şeker ve baharat gibi değerli maddeler saklanırdı. Mutfakların yanındaki dış kiler ise kiler ağasının yönetimindeydi ve onun maiyetinde bir kethüda, bir masraf kâtibi, bir kiler çavuşu ve bir vekilharç görev yapardı. XVI. yüzyılın son çeyreğinde kilercibaşıya bağlı yaklaşık iki yüz kilerci ve altmış dört şagirt bulunduğu kaydedilir. Kilerin masrafları mutfak idaresince karşılanırdı.
Kilercilik aynı zamanda Enderun eğitiminin kademelerinden biriydi. Enderun'daki eğitim Büyük ve Küçük odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda olmak üzere yedi kademe üzerine kuruluydu. Kilerci Koğuşu Fâtih Sultan Mehmed zamanında kurulmuştu ve âmirine "serkilârî-i hâssa" denirdi. Bu koğuştaki otuz kadar iç oğlanı hükümdarın ve haremin ekmek, et, yemiş, tatlı ve şerbet gibi her türlü yiyecek ve içeceğini hazırlar ve korur, saray odalarıyla mescitlerinin mumlarını da sağlardı. Koğuştan çıkanlar kapıkulu süvari bölüklerine girerdi. Hüsâmeddîn'in Süleyman Ağa için kullandığı "ser-kilârî" unvanı bu teşkilattan gelir.
Şehzade sarayları padişah sarayının küçültülmüş birer benzeri olarak düzenlendiğinden, Amasya'daki Beyler Sarayı'nın kilercibaşısı da şehzadenin sofrasından ve sarayın erzakından sorumlu, şehzadeye yakın bir görevliydi. Böyle bir görev, sarayın en güvenilen adamlarına verilirdi. Hüsâmeddîn'in Süleyman Ağa için seçtiği "mu'temed" sıfatı da bunu doğrular. Amasya'dan başka kilercibaşılar da çıkmıştır. Hüsâmeddîn, XVII. yüzyılda küçük yaşta Enderun'a girip orada yükselerek kilercibaşı olan, ardından kapıcıbaşı rütbesiyle taşraya çıkan Amasyalılardan da söz eder. Bu örnekler, kilercibaşılığın saray hizmetinde dışarıya, daha yüksek görevlere açılan bir basamak olduğunu gösterir.
Kitabe, Ad ve Yapım Tarihi
Küçük yay kemerli giriş kapısının üzerinde, yapımına dair üç satırlık bir kitabe bulunur. Hüsâmeddîn bu kitabedeki Arapça beyitleri hem birinci hem onuncu ciltte aktarır. Anlamı şöyledir: "Ey mescit, Allah seni mübarek kılsın; akıl senin meziyetlerini saymaktan âcizdir. Seni, iyiliği Allah'a ait olan Hazret-i Selim Ağa yaptı. Rahman olan Allah öyle bir tarih ihsan etti ki: Allah sahibinin şanını yüceltti." Son ibare, "Refe'allâhu şâne sâhibik", ebced hesabıyla yapının tamamlandığı yılı verecek biçimde kurulmuş bir tarih mısraıdır.
Kitabede baninin adının "Selim Ağa" olarak geçmesi, caminin adıyla ilgili tartışmanın kaynağıdır. Kimi tanıtımlar kitabeye uyarak camiyi Selim Ağa'nın yaptırdığını yazar ve yapım yılını 1483 olarak verir. Kültür envanterinde ve il kültür müdürlüğüne dayanan başka kayıtlarda ise yaptıran Kilari Süleyman Ağa, yapım yılı 1489'dur. Bu ayrılığı Hüsâmeddîn ayrıntılı biçimde tartışır. Birinci ciltte, halk arasında ve kayıtların çoğunda yapının "Kilârî Süleyman Ağa Camii" diye bilindiğini hatırlatarak "Süleyman" adının mısraın veznine sığmadığı için kitabede "Selim" denmiş olabileceğini bir ihtimal olarak ileri sürer. Onuncu ciltte ise daha kesin konuşur: vezin zorunluluğu olduğundan şüphe yoktur, çünkü vakfiyesinde Süleyman Ağa yazılıdır ve bütün resmî kayıtlarda yapı "Ser-Kilârî Süleyman Ağa Câmii" diye geçer. Bu açıklama yerinde görünmekle birlikte kitabedeki adın neden başka bir ad olarak seçildiğini kesin biçimde gösteren bir belge yoktur; Hüsâmeddîn'in görüşü bir çıkarım olarak kalır.
Yapım tarihi konusunda da Hüsâmeddîn kendi yazdığını düzeltmiştir. Birinci ciltte tarih mısraından 890 (1485) yılını çıkarmış, caminin bu yıl bitirildiğini, vakfiyesinin ise şer'iyye sicillerine göre 900'de (1494-95) düzenlendiğini yazmıştı. Onuncu ciltte vakfiyenin 888'de (1483) düzenlendiğini söyler ve dipnotta, birinci ciltte caminin tamamlanma tarihinin yanlışlıkla 890 gösterildiğini belirterek bunu düzeltir. Tarih mısraının harfleri ebced değerleriyle toplandığında 888 sonucunu verir; bu da kimi tanıtımlarda geçen 1483 yılıyla örtüşür. Böylece caminin 888 yılında, yani 1483'te tamamlandığı en güçlü ihtimal olarak öne çıkar. Kültür envanterindeki 1489 yılının hangi belgeye dayandığı ise kayıtta belirtilmemiştir. Vakfiyenin tarihi için Hüsâmeddîn'in iki cildi arasındaki 888 ile 900 farkı da çözülmüş değildir; sonraki bir tarihin, vakfın genişletilmesine ya da sicile ikinci kez kaydedilmesine ait olması mümkündür, ancak bunu gösteren bir belge görülememiştir.
Vakfı ve Mütevellileri
Hüsâmeddîn'e göre Süleyman Ağa, 888'de düzenlediği vakfiyeyle camisine "hayli kurâ ve çiftlikât", yani çok sayıda köy ve çiftlik vakfetmiştir. Vakfedilen köylerin adları ve gelirlerin miktarı eldeki kaynaklarda yer almaz. Bir saray görevlisinin çarşı ortasındaki küçük bir cami için köy ve çiftlik gelirleri ayırması, caminin imam, müezzin ve kayyum gibi görevlilerinin ödeneğini ve yapının bakımını sağlam bir gelire bağlamak isteyen bir niyeti gösterir. Yakınındaki bedestenler ise dükkân kiralarıyla başka vakıflara gelir getiriyordu.
Vakfiyenin içeriğinden bugüne ulaşan küçük bir ayrıntı, Amasya'nın hat geleneğiyle bağlantılıdır. Hüsâmeddîn, Ser-kilârî Süleyman Ağa vakfiyesinde "Yûsuf bin el-Mar'aşî" diye geçen kişinin, Amasya'nın ünlü hattatı Hayreddin Halil bin Hasan Mar'aşî'nin oğlu Sinaneddin Yusuf Çelebi olduğunu iki ayrı yerde not eder. Hayreddin Mar'aşî, gençliğinde Maraş'tan Amasya'ya gelmiş, Şehzade Alaeddin'in divan kâtipliğini yapmış ve 876 dolaylarında ölmüş bir hattattır. Osmanlı hat ekolünün kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah, Amasya'da altı yazı türünü bu üstattan meşk ederek icazet almıştır. Oğlu Sinaneddin Yusuf Çelebi ise Halvetî şeyhi Gümüşlüzâde Pîr Hayreddin Hızır'dan hilafet almış ve "Sinan Halife" diye tanınmıştır. Hüsâmeddîn onun 887'de babasından kalan çiftlik hissesini kapıağası Fîrûz Ağa'ya sattığını da kaydeder. Vakfiyede adının hangi sıfatla geçtiği belirtilmemiştir, fakat vakfın kuruluşunda kentin ilim ve tarikat çevresinden tanınmış bir kişinin bulunduğu anlaşılır.
Vakıf, kurucusunun ölümünden bir buçuk asır sonra da işliyordu. Hüsâmeddîn'in altıncı ciltteki bir maddesine göre Amasyalı âlim Yeğenzâde Ebussuud Efendi, 1070'te (1660) Sultan Bayezid Medresesi müderrisi ve Amasya müftüsü olmuş, 1072'de (1661-62) ders ve fetva görevlerinden azledilince "Kilârî Süleyman Ağa vakfı"nın mütevellisi olmuştur. Ebussuud Efendi 1076'da (1666) yeniden müftü olmuş, sonra Sofya müftülüğüne, Kıbrıs ve Trablusşam mollalıklarına geçmiş ve 1089'da (1678) Trablusşam'da ölmüştür. Görevden alınan bir müftünün bu vakfın yönetimine getirilmesi, tevliyetin kentin ilmiye çevresi için itibarlı ve gelir getiren bir görev olduğunu düşündürür. Aynı maddede vakfın adının "Selîm" değil "Süleyman" olarak geçmesi de, birinci ciltteki ad tartışmasına Hüsâmeddîn'in kendi kayıtlarından bir destek sağlar. Vakfın sonraki yüzyıllardaki işleyişi ve gelirlerinin akıbeti hakkında eldeki kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.
II. Bayezid'in Amasya'sı
Camiyi çevreleyen kentsel dokuyu anlamak için dönemin başlıca yapısına bakmak gerekir. II. Bayezid, şehzadeliğinde Amasya sancağını yönetmiş, tahta çıktıktan sonra kente büyük bir külliye yaptırmıştır. Külliyenin camisi, üç parçalı inşa kitabesine göre Receb 891'de (Temmuz 1486) tamamlanmıştır. Hüsâmeddîn, inşaatın Eylül 1481'de, Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından başladığını ileri sürer ve İdris-i Bitlisî'ye dayanarak yapının yönetiminin Şehzade Ahmed'e bırakıldığını aktarır. Vakfiye Ocak 1496 tarihlidir ve külliye cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden oluşur. Hüsâmeddîn külliyenin mimarı ve bina emini olarak Amasyalı İbrahim oğlu Emin Mimar Süleyman Çelebi'yi gösterir; aynı ustanın Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın yapılarını, Hüseyin ve Ayas ağaların cami ve medreselerini ve bedestenini de yaptığını yazar. Kilâri camisinin mimarı ise hiçbir kaynakta anılmaz.
Süleyman Ağa'nın camisinin tamamlandığı 1483 ile bedestenlerin ve külliyenin yükseldiği 1480'li yıllar, kentte hem sultanın hem saray görevlilerinin yatırım yaptığı bir dönemdir. Defterdar Ahmed Bey'in Gümüşlü Camii'ni yeniden yaptırması, Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın camisi ve Abdullah Paşa'nın darülhadisi de bu yıllara aittir. Amasya'nın çarşı kesimi ile Yeşilırmak kıyısındaki külliye bu yatırımlar sayesinde yeni bir düzen kazanmıştır. Süleyman Ağa'nın camisi, bu genel hareket içinde şehzade sarayının bir görevlisinin katkısı olarak yer alır.
Mimari
Cami kesme taştan yapılmış, kare planlı bir yapıdır. Envanter onu tek kubbeli ve tek minareli kârgir bir cami olarak tanımlar; Hüsâmeddîn de onu "kârgîr u âlî bir câmi-i şerîf ve güzel bir minâre" diye anar. Asıl ibadet mekânını sekizgen kasnaklı bir kubbe örter; beden duvarlarından kubbeye geçiş köşelerdeki tromplarla sağlanmıştır. Minare caminin sağ tarafında yükselir ve tek şerefelidir.
Yapıya, kuzeybatı köşede bulunan ve doğrudan son cemaat yerine açılan cümle kapısından girilir. Kapı kesme taştandır, çevresi iki sıra profille çerçevelenmiştir ve küçük bir yay kemerin üzerinde yazıt bulunur. Son cemaat yeri caminin en dikkat çekici bölümüdür. Üzeri, sivri kemerlerin taşıdığı iki kubbeyle örtülüdür ve kubbelerin geçişi düz pandantiflerle sağlanır. Kemerleri üç yuvarlak sütun taşır; kemerlerde tuğla ile taş birlikte kullanılmıştır, böylece cephede iki malzemenin dönüşümlü bir ritmi görülür. Kimi anlatımlarda cami "iki kubbeli" diye anılır; envanterin ayrıntılı tanımı bu iki kubbenin son cemaat yerini örttüğünü, ana kubbenin ise ibadet mekânına ait olduğunu gösterir. Son cemaat yerinin kapıdan uzak bölümü aynı zamanda namaz kılmaya ayrılmıştır.
Asıl ibadet mekânına açılan pencereler dikdörtgendir ve sivri kemer alınlıkları vardır. Kıble duvarındaki mihrap beş kenarlı bir niş biçimindedir ve üzeri mukarnaslarla örtülür. Süsleme bu mihrapla ve kemerlerin malzeme düzeniyle sınırlı kalır; yapı gösterişten çok işleve göre biçimlenmiştir.
Çarşı Camisi Olarak İşlevi
Osmanlı şehirlerinde çarşıya yakın yerde yapılan camiler, esnafın iş saatleri içinde ibadet edebilmesini sağlardı. Süleyman Ağa'nın camisi de bedesten ile han arasındaki işlek bölgenin içindedir. Yanındaki bedesten, kapalı bir çarşı olarak değerli ve dayanıklı malların satıldığı yerdi. Amasya Bedesteni 1483'te II. Bayezid'in kapıağalarından Hüseyin Ağa tarafından, vakıflarına gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. Hüsâmeddîn, Hüseyin Ağa'nın bedesteninin üzerinde 888 tarihli bir kitabe bulunduğunu, bedestenin halk arasında Büyük Ağa Medresesi, ulema arasında Medrese-i Hüseyniyye diye bilinen medresenin vakıfları arasında yer aldığını yazar; mahalle tarifinde ise bedestenin yapımını 890 yılına koyar. Bedesten içindeki dükkânlar sonraki yüzyıllarda başka vakıflara da gelir sağlamıştır; Eski Kethüda Mahallesi'ndeki Kapısı Kıble Mescidi'nin vakfına bedesten içinden sekiz kadar dükkân bağlanmıştı. Böylece aynı dönemde sarayla bağlantılı kişiler, Amasya'nın merkezinde yan yana bir ticaret yapısı ile bir ibadet yapısı bırakmıştır.
Çarşının bu kesimi XIX. yüzyılın sonunda da kentin ticaret merkeziydi. 1887'de doğan Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları'nda Taşhan'ın çevresini anlatırken hanın Saraçhane semtiyle "Kileri Süleyman Ağa Camii Şerifi"ne çıkılan caddenin iki yanında manifaturacı ve terzi dükkânları bulunduğunu, bunların yirmi kadarında çoğunlukla Rum ve Ermeni esnafın, üç beşinde ise Türk ve Müslüman esnafın çalıştığını yazar. Hanın içindeki mağazaların sahiplerini de tek tek sayar. Olcay'ın anlattığı manzara, caminin dört yüz yıl sonra da aynı çarşı hayatının ortasında durduğunu gösterir. Olcay, 1915 sonrasında bu dükkânların el değiştirdiğini ve çarşının hızlı bir değişim geçirdiğini de not eder.
Depremler, Yangınlar ve Onarımlar
Cami zaman içinde depremlerden zarar görmüş ve birçok kez onarılmıştır. Hangi onarımın hangi tarihte yapıldığı kaynaklarda ayrıntılı olarak verilmez; envanterde onarımlar bölümü boş bırakılmıştır. Çevre yapıların tarihi bir fikir verir. Komşusu olan bedesten 1668 depreminde büyük hasar görmüş, 1865'te Amasya mutasarrıfı Ziya Bey'in (şair Ziya Paşa) başlattığı imar çalışmaları sırasında kurşun kaplaması sökülerek kubbeleri yıkılmış, yerine yapılan çatı kısa sürede çökmüş, Yeşilırmak'a bakan bir bölümü 1950'lerde yıkılarak yerine iş hanı yapılmış, 1971'de de Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün restorasyonuyla bugünkü hâlini almıştır. Bu uzun hasar ve onarım dizisi, caminin bulunduğu çarşı kesiminin kentin en sık yenilenen bölgelerinden biri olduğunu gösterir.
Amasya'yı etkileyen büyük depremlerin tarihleri de bilinmektedir. II. Bayezid Camii, Kasım 1590 depreminde büyük ölçüde zarar görmüş, kubbe ve kemerleri yıkılmış ve hemen onarılmıştır. 1668-69 depreminde yıkım daha büyük olmuş, kubbeler çökmüş, minareler eğilmiş, ancak mütevellisi Merzifonlu İbrahim Ağa bir yıl içinde bütün zararları gidermiştir. Hüsâmeddîn'in vakayinamesi bu depremi 1079 yılı rebiülevvelinde (Ağustos 1668) bir cuma sabahı başlayan, günlerce aralıklarla süren bir sarsıntı olarak anlatır. Kalenin duvarları, Sultan Bayezid Camii'nin kubbeleri, kârgir evler, "ekser câmiin kubbeleri" ve "bedestenin çok yerleri" yıkılmış, halk meydanlara kurulan çadırlarda yaşamak zorunda kalmıştır. Bedestenin önündeki kubbeli küçük caminin bu sarsıntıdan etkilenmemiş olması pek mümkün görünmez, fakat ona ait ayrı bir kayıt yoktur. 1147 yılı cemaziyelevvelinin yirmi yedisinde (Ekim 1734) olan bir başka depremde de Yukarıkale'deki Bey Camii, Ayas Ağa Camii'nin minaresi, Hüseyin Ağa Medresesi ve "Yâkût Paşa bedestânı" kısmen yıkılmıştır. 1939'da çok şiddetli bir deprem Amasya'da yeniden büyük tahribata yol açmış, II. Bayezid Camii'nin son cemaat yerindeki bazı kemer ve kubbeler yıkılmıştır. Süleyman Ağa Camii'nin bu depremlerden hangisinde ne kadar zarar gördüğüne ilişkin ayrı bir kayıt bulunmamakla birlikte, kaynakların "depremlerden zarar gördü ve birçok kez onarıldı" ifadesi bu tarihlerle uyumludur.
Dere Mahallesi, 22 Temmuz 1915'te Amasya'da çıkan büyük yangında etkilenen mahallelerden biridir. Yangın Sultan Bayezid Camii çevresini, Kuyumcular Çarşısı'nı, Kethüda, Fethiye, Şehirüstü ve Devehane mahallelerini, Dere Mahallesi'nin bir bölümünü ve Selağzı'na kadar uzanan geniş bir alanı yok etmiştir. Taşhan da bu yangında harap olmuştur; Olcay'ın kitabında yer alan 1930 tarihli fotoğraflar hanın iç ve dış cephesini hâlâ onarım bekler durumda gösterir. Süleyman Ağa Camii'nin yangında ne ölçüde zarar gördüğüne ilişkin elimizde belge yoktur.
Koruma ve Kullanım
Cami, kültür envanterinde anıt olarak kayıtlıdır ve bakımından sorumlu kuruluş Vakıflar Genel Müdürlüğü'dür. Envanterde yapının özgün, bugünkü ve önerilen kullanımı olarak üç alanda da cami yazılıdır; yani yapı yüzyıllar boyunca işlevini değiştirmemiştir. Yapıyı ayrıntılı tanıtan yayın olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 1972'de Ankara'da yayımladığı Türkiye'de Vakıf Abideler ve Eski Eserler kitabı gösterilir.
Bugün cami çarşının içinde ibadete açıktır ve namaz vakitleri dışında gündüz saatlerinde ziyaret edilebilir. Taşhan ve bedesten çevresindeki yürüyüş güzergâhının doğal bir durağıdır. Kesme taş duvarları, son cemaat yerinin tuğla ve taş karışımı kemerleri ve tek şerefeli minaresi, Amasya'daki XV. yüzyıl sonu mimarisinin ölçülü bir örneğini sunar. Kapısındaki tarih beyti, Şehzade Ahmed'in Amasya'sından kalan ve banisinin adı ile yapının yılını taşıyan bir yazılı belge olarak yerinde durmaktadır.
Kronoloji
1402-03: Mahalleye eski adını veren Kaya Paşa'nın hamam ve mektebini yaptırması (Hüsâmeddîn'e göre 805).
1481: II. Bayezid'in tahta çıkması; Şehzade Ahmed'in 11 Mayıs'ta Amasya sancakbeyliğine getirilmesi ve Süleyman Ağa'nın onun kilercibaşısı olması.
1483: Kapıdaki tarih mısraının ebced değeri ve Hüsâmeddîn'in onuncu cildine göre caminin tamamlanması ve vakfiyesinin düzenlenmesi (888). Amasya Bedesteni'nin yapımı için de bu yıl verilir.
1485: Hüsâmeddîn'in birinci ciltte verdiği, sonra düzelttiği tamamlanma yılı (890).
1486: II. Bayezid Külliyesi camisinin tamamlanması (kitabeye göre).
1489: Kültür envanterinde ve il kültür müdürlüğüne dayanan kayıtlarda caminin yapım yılı.
1494-95: Hüsâmeddîn'in birinci ciltte şer'iyye sicillerine dayanarak verdiği vakfiye yılı (900).
1506-07: Süleyman Ağa'nın Şehzade Ahmed'in maiyetindeyken ölümü (912).
1513: Şehzade Ahmed'in ölümü ve Amasya'daki sancakbeyliğinin sona ermesi.
1661-62: Müftülükten azledilen Yeğenzâde Ebussuud Efendi'nin Kilârî Süleyman Ağa vakfının mütevellisi olması (1072).
1668: Ağustos'taki depremde Amasya'daki camilerin çoğunun kubbelerinin ve bedestenin büyük kısmının yıkılması.
1699: Komşu Taşhan'ın yapımı.
1734: Ekim'deki depremde Yâkût Paşa bedesteninin kısmen yıkılması.
1865: Ziya Bey'in imar çalışmaları sırasında bedestenin kubbelerinin yıkılması.
1915: Amasya'nın büyük yangını; Dere Mahallesi'nin bir kısmı ve Taşhan zarar görür.
1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bedesten restorasyonu.
1972: Caminin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Türkiye'de Vakıf Abideler ve Eski Eserler kitabında yer alması.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 127 (Kazancı Mahallesi, Kilârî camii ve kitabesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page127.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 167 (Medrese-i Hüseyniyye ve bedesten kitabesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page167.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 4, s. 592 ve 645 (1079 ve 1147 depremleri). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page592.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6, s. 83 ("Yeğenzâde Ebussuud Efendi" maddesi). amasya.bel.tr
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 9, s. 151 ("Hayreddîn Halîl Çelebi-Hattât" maddesi ve dipnotu). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page151.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 10, s. 295-296 ("Süleyman Çelebi-Emîn Mi'mâr" ve "Süleyman Ağa-Ser-Kilârî" maddeleri). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page296.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 10, s. 315 ("Sinâneddîn Yûsuf Çelebi-Mar'aşîzâde" maddesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page315.html
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, "Taş Han ve Civarında Bulunan Dükkanlar" bölümü, s. 58-59. amasya.bel.tr
- Amasya İl Kültür Müdürlüğü kaydı (Erol Şaşmaz arşivi), Kilari Süleyman Ağa Cami, Amasya Merkez. amasya.edu.tr
Akademik çalışmalar
- İnan Demirtaş, "Şehzade Ahmed'in Amasya Sancak Beyliği", Hasan Yerkazan ve Önder Eryılmaz (ed.), Sosyal Bilimler Araştırmaları-13, Amasya Üniversitesi Yayınları, Amasya 2024, s. 133 vd.
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, Kilari Süleyman Ağa Cami (Amasya kültür envanteri, anıt kaydı). kulturportali.gov.tr
- Amasya Bedesteni, Kültür Portalı, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaydı.
- Türkiye'de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1972, s. 236-239.
Diğer kaynaklar
- Mehmet İpşirli, "Enderun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 11, İstanbul 1995, s. 185-187. islamansiklopedisi.org.tr
- Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi, Şeyh", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, İstanbul 1997, s. 449-452. islamansiklopedisi.org.tr
- Tarih Gezisi, Kilari Süleyman Ağa Camii, Amasya.
- Selim Özcan, Amasya Taşhan, Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019.
- Matbah-ı Âmire, TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Semavi Eyice, Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya), TDV İslâm Ansiklopedisi, 1992.









