Bâkî Paşazâde Ahmed Çelebi iki kez sürgünle Amasya'ya gönderildi. Birincisi bir sadrazamın öldürülmesinin ardından gelen tasfiyeden, ikincisi bir paşayı sadaret hevesine kışkırttığı söylentisinden doğmuştu. Enderun'da yetişip Divan-ı Hümayun kâtipleri arasına katılmış bir kalem adamıydı; hayatını memleketinde vakıf kâtipliğiyle tamamladı, Bekâyî mahlasıyla şiir yazdı ve 1090 (1679) dolaylarında öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Bekâyî maddesi onu "şâir, kâtib, me'ârif-âşinâ" diye niteler, ama şiirinden bir örnek vermez.
Amasya Tarihi'nde Bekâyî
Bekâyî Ahmed Çelebi-Bâki Paşazâde Amasyalıdır. Beylerbeyilerden Rıdvân Paşa bin Bâkî Paşa mahdûmudur. Sadr-ı esbak Bayrâm Paşa'nın himmetiyle sarây-ı hümâyûna girip Enderûn'da terbiye gördü. Sultân Mehmed Hân-ı Râbi'in cülûsunda taşra çıkarılıp Dîvân-ı hümâyun kâtibleri zümresine ilhâk edildi.
1065'de İbşir Paşa'nın kethüdâ-yı sadâreti olan eniştesi Sâlih Ağa'nın kâtibi oldu. Sene-yi mezbûre recebinde sadr-ı müşârün-ileyhin katlinde eniştesiyle beraber Amasya'ya gönderildi. 1067'de Köprülü Mehmed Paşa'nın sadâretinde İstanbul'a gidip Ankebût Ahmed Paşa'ya çatıp kâ'im-makâmlığında kâtib-i dîvânı olduysa da 1068'de menkûben Amasya'ya geldi.
1073'de Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın himmetiyle Hüseyin Ağa ve Fîrûz Ağa evkâfı kâtibi olup 1090 hudûdunda vefât etdi. Şâ'ir, kâtib, me'ârif-âşinâ idi. Ancak Ankebût Ahmed Paşa'yı sadârete tahrîs etdiği söylenmekle menkûb olmuşdu.
Bugünün Türkçesiyle söylenirse: Amasyalıdır. Beylerbeyilerden Rıdvân Paşa'nın oğludur; Rıdvân Paşa da Bâkî Paşa'nın oğludur. Eski sadrazam Bayram Paşa'nın yardımıyla saraya girip Enderun'da yetişti. Sultan IV. Mehmed tahta çıkınca saraydan çıkarılarak Divan-ı Hümayun kâtiplerinin arasına katıldı. 1065'te, İbşir Paşa'nın sadaret kethüdası olan eniştesi Sâlih Ağa'nın kâtibi oldu. Aynı yılın Recebinde sadrazam öldürülünce eniştesiyle birlikte Amasya'ya gönderildi. 1067'de, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadaretinde İstanbul'a gidip Ankebût Ahmed Paşa'ya bağlandı ve onun sadaret kaymakamlığı sırasında divan kâtibi oldu; ama 1068'de sürgün edilerek Amasya'ya geldi. 1073'te Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın yardımıyla Hüseyin Ağa ve Fîrûz Ağa vakıflarının kâtibi oldu ve 1090 dolaylarında öldü. Şair, kâtip ve bilgili biriydi. Ancak Ankebût Ahmed Paşa'yı sadrazamlığa göz dikmeye kışkırttığı söylendiği için sürgün edilmişti.
Hayatı
Saraya girişini sağlayan Bayram Paşa, IV. Murad'ın sadrazamıydı ve 16 Rebîülâhir 1048'de (27 Ağustos 1638) Bağdat seferine giderken Urfa yakınlarında öldü; Ahmed Çelebi'nin Enderun'a alınışı bu tarihten önceye düşer. Enderun'dan "taşra çıkmak", saray hizmetinden dışarıdaki bir göreve geçmek demektir. IV. Mehmed'in 1058'de (1648) tahta çıkışıyla yapılan bu çıkışta Ahmed Çelebi'ye Divan-ı Hümayun'da kâtiplik verildi.
Hayatının bundan sonraki her dönemeci, bağlandığı büyüklerin kaderine göre değişti. Eniştesi Sâlih Ağa, sadrazam İbşir Mustafa Paşa'nın kethüdası olunca Ahmed Çelebi onun kâtibi oldu; 1065 Recebinde (Mayıs 1655) İbşir Paşa öldürülünce ikisi birlikte Amasya'ya yollandı. İki yıl sonra İstanbul'a döndü ve Amasyalı Ankebût Ahmed Paşa'nın sadaret kaymakamlığında divan kâtibi oldu. 1068'de (1657-58) yeniden sürüldü. Hüsameddin sürgünün nedenini maddenin sonunda, ayrı bir cümleyle verir: kâtibin, efendisini sadrazamlığa kışkırttığı söyleniyordu. Bu söylentinin doğru olup olmadığını kaynak tartışmaz. Fâzıl Ahmed Paşa'nın 1072'deki sadaretinden sonra durumu düzeldi ve 1073'te (1662-63) Hüseyin Ağa ve Fîrûz Ağa vakıflarının kâtipliğine getirildi. Ömrünün son on yedi yılını bu görevde geçirdiği anlaşılır.
Ailesi
Aile adını, Hüsameddin'in "Mîr-i mîrân Kalender Çavuşzâde meşhûr Abdulbâkî Paşa" diye andığı dededen alır. Babası Rıdvân Ağa, onuncu ciltteki kendi maddesine göre 1031'de (1621-22) sipahi oldu, 1034'te dergâh-ı âlî çavuşlarından Ahmed Ağa'nın kızı Emîne Hanım ile evlendi; Amasya beytülmal emini, defterdar kethüdası, Zile ve Tokat voyvodası, iki kez Amasya kethüdayeri ve iki kez Türkmen ağası oldu. Kamerüddîn Mahallesi'ndeki cami, mektep ve çeşmesiyle tanınır. Aynı madde onun çocuklarını "Ahmed Ağa" ve Fatma Hanım, damadını da "kethüdâ-yı sadr-ı âlî Sâlih Ağa bin Ahmed Ağa" olarak verir. Bu, Bekâyî'nin maddesindeki eniştesi Sâlih Ağa ile örtüşür ve iki maddenin aynı aileyi anlattığını doğrular. Rıdvân, kendi maddesinde "Ağa", oğullarının maddelerinde ise "Beylerbeyi Rıdvân Paşa" diye anılır.
Dördüncü ciltteki olaylar kısmında, Ankebût Ahmed Paşa'nın 1066 Saferinde Amasya mutasarrıfı olunca kethüdası "Bâkî Paşazâde Rıdvan Ağa"yı mütesellim olarak Amasya'ya gönderdiği yazılıdır. Bu Rıdvan Ağa Bekâyî'nin babasıysa, oğlunun bir yıl sonra Ankebût Ahmed Paşa'nın divan kâtibi olması bir aile intisabının sonucudur. Hüsameddin iki bilgiyi birbirine bağlamaz; bağlantı bizim kurduğumuz bir ihtimaldir. Kardeşi Habîb Bey, Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadaretinde müteferrika olmuş, 1097'de İçil, sonra Bozok sancakbeyliği yapmış ve 1099 dolaylarında ölmüştür.
Amasya ile Bağı
Amasya onun için hem memleket hem sürgün yeriydi. Hüsameddin onu Amasyalı sayar; babası şehrin idarî kadrolarında yer almış, kendisi iki sürgününü burada geçirmiştir. Son görevi olan Hüseyin Ağa vakfı Amasya'dadır; ömrünün sonunu da büyük ihtimalle burada geçirdi.
Şiiri
Mahlas, edebiyat tarihinde daha tanınmış bir şairle karışmaya açıktır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Bekāyî" maddesi, Gül ü Bülbül mesnevisinin yazarı İznikli Macuncuzâde Mehmed Bekāyî'yi anlatır; o şair 1003'te (1595) İstanbul'da öldürülmüştür ve Amasyalı Ahmed Çelebi ile bir ilgisi yoktur. Amasyalı Bekâyî Ahmed Çelebi'nin şiirlerine ise ulaşılamamıştır; ondan kaydedilmiş tek bir beyit bile yoktur.
Kronoloji
1048 (1638): Saraya girişini sağlayan Bayram Paşa ölür.
1058 (1648): IV. Mehmed'in tahta çıkışıyla Enderun'dan çıkıp Divan-ı Hümayun kâtibi olur.
1065 (1655): Eniştesi Sâlih Ağa'nın kâtibi olur; Recebde İbşir Paşa öldürülünce Amasya'ya gönderilir.
1067-1068 (1656-58): Ankebût Ahmed Paşa'nın divan kâtibi olur, ardından sürgünle Amasya'ya döner.
1073 (1662-63): Hüseyin Ağa ve Fîrûz Ağa vakıflarının kâtibi olur.
1090 (1679) dolayları: Ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 519-520 (e-kitap s. 419), "Bekâyî Ahmed Çelebi-Bâki Paşazâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page419.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 107-108 (e-kitap s. 223), "Rıdvân Ağa-Bâkî Paşazâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page223.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 294-295 (e-kitap s. 568), "Habîb Bey-Bâkî Paşazâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page568.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 4, s. 119 (e-kitap s. 580), 1066 olayları. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page580.html
Akademik çalışmalar
- Yusuf Halaçoğlu, "Bayram Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayram-pasa
- Hasan Aksoy, "Bekāyî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bekayi
Çevrimiçi kaynaklar
