Usûlî Mehmed Çelebi'nin şiirleri bir kitapla birlikte yandı: Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre hayatı ve şiirleri Abdî Efendi'nin Amasya şairleri tezkiresinde yazılıydı ve o tezkireyle birlikte yok oldu. Fatih devrinin elçisi Uzun Mustafa Çelebi'nin soyundan gelen bu XVII. yüzyıl kâtibi, Amasya'da beytülmal ve cizye kâtipliğiyle başlamış, İstanbul'da Divan-ı Hümâyun kâtipliğine ve haraç muhasebeciliğine yükselmiş, 1051 (1641-42) yılında Amasya'da ölmüştür. Bugün onun hakkında bilinenler, Amasya Tarihi'nin yedinci cildindeki kısa maddeyle kitabın başka ciltlerinde ailesine ve hamisine dair dağınık bilgilerden ibarettir.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya'da mahallesi olan Uzun Mustafa Çelebi evlâdından Pîr Mustafa Çelebi bin el-Hâc Hasan Çelebi el-Hâc Muhyiddîn Mehmed Çelebi bin Uzun Mustafa Çelebi mahdûmudur. Amasya'da tahsîl-i maârif ederek beytü'l-mâl emânet kâtibi oldu. Ba'dehû cizye muhassılı, Amasya sancağı dîvan kâtibi olup 1038 vak'asında İstanbul'a gönderildi. Orada Bayram Paşa'ya intisâb edib Dîvân-ı Hümayûn kâtiblerinden olup müşârün-ileyhin sadâretinde harâç muhâsebecisi oldu. 1049'da ma'zûlen Amasya'ya gönderildi. 1051'de vefât etdi. Kâtib, şâir, maârif-âşinâ, hat ve tab'ı latîf idi. "Tezkîre-i Abdî Efendi"de terceme ve eşârı vardı. Eş'ârı tezkire ile beraber yandı. Mahdûmları Mustafa, Ahmed Beylerdir. Bunlara "Usûlîzâde" ve avâm dilinde "Usûl Oğulları" dendi.

Bugünkü dille madde şöyledir: Amasya'da adına bir mahalle bulunan Uzun Mustafa Çelebi'nin torunlarından Pîr Mustafa Çelebi'nin oğludur; soy zinciri Hacı Hasan Çelebi ve Hacı Muhyiddin Mehmed Çelebi üzerinden Uzun Mustafa Çelebi'ye çıkar. Amasya'da okuyup beytülmal emanet kâtibi oldu. Sonra cizye tahsildarı ve Amasya sancağının divan kâtibi oldu; 1038 olayında İstanbul'a gönderildi. Orada Bayram Paşa'ya bağlanarak Divan-ı Hümâyun kâtipleri arasına girdi ve paşanın sadrazamlığı sırasında haraç muhasebecisi oldu. 1049'da görevinden alınıp Amasya'ya gönderildi, 1051'de öldü. Kâtip ve şairdi, ilim ve irfanla ilgiliydi; yazısı da huyu da güzeldi. Abdî Efendi Tezkiresi'nde hayatı ve şiirleri vardı; şiirleri tezkireyle birlikte yandı. Oğulları Mustafa ve Ahmed Beylerdir; bunlara "Usûlîzâde", halk ağzında "Usûl Oğulları" denmiştir. Kelime açıklamaları ve Bayram Paşa üzerine bir not, maddenin sitedeki Usûlî Mehmed Çelebi-Uzun Mustafazâde sayfasında bulunur.

Uzun Mustafa Çelebi'nin Soyu

Madde başlığındaki "Uzun Mustafazâde" lakabı, ailenin XV. yüzyıldaki atasından gelir. Hüsameddin onuncu ciltte, Hâce Rüstem Çelebi'nin maddesinde bu atayı tanıtır: Rüstem Çelebi'nin torunu Hâce Musliheddin Mustafa Çelebi, Osmanlı elçilerinden olup "Uzun Mustafa Çelebi" diye tanınmıştır; Amasya'da mescidi, mahallesi ve çeşmesi vardır, oğlu Muhyiddin Mehmed Çelebi de ulemadandır. Altıncı ciltteki bir başka madde, Fatih tarafından Mısır'a elçi gönderilen Uzun Mustafa Çelebi'nin maiyetinde Şam'a giden bir Amasyalı âlimden söz eder. Usûlî'nin maddesindeki soy zinciri bu Muhyiddin Mehmed Çelebi'den geçer. Zincirde Hacı Hasan Çelebi ile Hacı Muhyiddin Mehmed Çelebi arasında "bin" sözü bulunmaz; iki adın baba-oğul olduğu yalnız sıralamadan çıkarılabilir.

Aile, Usûlî'den sonra onun mahlasıyla anılmıştır. Oğulları Mustafa ve Ahmed Beyler "Usûlîzâde" adını almış, halk bunu "Usûl Oğulları"na çevirmiştir. Hüsameddin dokuzuncu ciltte 1203 (1788-89) dolaylarında ölen Amasya ayanından Hacı Hüseyin Ağa bin Hacı Ömer Ağa için "Usûlî oğullarından olmalıdır" der; kesin bir bağ kurmaz.

Kâtiplik Yılları ve 1038 Olayı

Hüsameddin'in "1038 vak'ası" dediği olay, dördüncü cildin kroniğinde ayrıntısıyla anlatılır. Amasya sancakbeyi olan Gürcü asıllı Hüftâdî Ahmed Bey'in adamları şehirde gençleri kaçırmaya başlayınca, 13 Ramazan 1038 (6 Mayıs 1629) günü halk ayaklanmış; Hüftâdî Bey ile amcası Keyhüsrev Bey ve pek çok Gürcü öldürülmüş, beyin konağı yağmalanmıştır. Olay İstanbul'a bildirilince Şevval ayında gelen fermanla Amasya ileri gelenlerinin Divan-ı Hümâyun'da yargılanmak üzere İstanbul'a gönderilmesi istenmiş, giden kafile Şevval sonunda Yedikule Zindanı'na konmuştur. Sadrazam Hüsrev Paşa, Hoca Ahmed Paşa'nın anlatması üzerine onların suçsuz olduğuna kanaat getirip affedilmelerini sağlamış, ayan Zilhicce ortalarında Amasya'ya dönmüştür. Hüsameddin'in kroniğinde saydığı adlar arasında Usûlî yoktur. Sancak divanının kâtibi olarak bu kafileyle mi, yoksa olayın yazışmaları için ayrıca mı gönderildiği maddeden anlaşılmaz; Usûlî'nin ötekiler gibi Amasya'ya dönmeyip İstanbul'da kaldığı ise açıktır.

İstanbul'da bağlandığı Bayram Paşa, Hüsameddin'e göre İstanbul'da doğmuş, Amasya'da büyümüş, Lâdikli Kurd Ağa'nın oğludur ve 1 Ramazan 1039'da (14 Nisan 1630) Amasya sancağı ona has olarak verilmiştir. Yusuf Halaçoğlu'nun TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi, paşanın IV. Murad devrinde sadrazamlığa getirildiğini ve Bağdat seferine giderken 16 Rebîülâhir 1048'de (27 Ağustos 1638) Urfa yakınlarında Cüllâb mevkiinde ansızın öldüğünü yazar. Usûlî'nin haraç muhasebeciliği bu sadaret yıllarına düşer. 1049'da görevden alınması paşanın ölümünden yaklaşık bir yıl sonradır; azlin hamisini kaybetmesiyle ilgisi olup olmadığını kaynak söylemez.

Şiiri

Hüsameddin, Usûlî'nin "terceme ve eş'âr"ının, yani hayat hikâyesiyle şiirlerinin müderris Abdî Efendi'nin tezkiresinde yer aldığını, şiirlerin de tezkireyle birlikte yandığını açıkça yazar; bu yüzden Usûlî Mehmed Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Abdî Efendi'nin 1591-1671 arasında yetişen Amasya şairlerini topladığı bu kayıp eser ve ondan kalan parçalar Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri yazısında anlatılmıştır; tezkirecinin kendisi için Abdî Efendi sayfasına bakılabilir. Usûlî'nin mahlası, bir divanı ya da başka bir eseri olup olmadığı hakkında başka bir kayıt bulunamamıştır.

Usûlî mahlasını bir mutasavvıf şair de kullanmıştır. Bayram Ali Kaya'nın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre bu öteki Usûlî Yenice-i Vardar'da doğmuş, İbrâhim Gülşenî'ye intisap etmiş ve 945 (1538-39) yılında ölmüştür. Amasyalı kâtipten bir asır önce yaşamış olan bu şairle Usûlî Mehmed Çelebi'yi karıştırmamak gerekir.

Kronoloji

13 Ramazan 1038 (6 Mayıs 1629): Amasya'da Hüftâdî Ahmed Bey'e karşı ayaklanma çıkar; ardından şehrin ileri gelenleri İstanbul'a gönderilir. Usûlî de bu olay dolayısıyla İstanbul'a gider.

1 Ramazan 1039 (14 Nisan 1630): Amasya sancağı Bayram Paşa'ya has olarak verilir.

16 Rebîülâhir 1048 (27 Ağustos 1638): Sadrazam Bayram Paşa Bağdat seferi yolunda ölür.

1049 (1639-40): Usûlî görevden alınıp Amasya'ya gönderilir.

1051 (1641-42): Usûlî Mehmed Çelebi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar