Fedâî Baba, asıl adıyla Konaşoğlu Hüseyin, 1855'te Amasya'nın Yassıçal köyünde doğmuş, 1940'ta yine orada ölmüş bir Hak âşığıdır. Saz çalmaz, ama irticalen şiir söylerdi. Ömrünü okuyup yazmak, çiftçilik yapmak ve kış aylarında Amasya ile çevresindeki köyleri dolaşmakla geçirdi. Geride bıraktığı iki yüz elli iki şiir, Abdullah Çelebi tarafından toplanarak 1991'de Amasya'lı Fedayi Baba Divanı adıyla yayımlandı. Bu şiirler, Amasya çevresindeki Alevî-Bektaşî inanç dünyasının XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başındaki sesini taşır; tasavvufun temel kavramlarını, Ehl-i Beyt ve Kerbelâ sevgisini, gezdiği köy ve türbeleri, Millî Mücadele'yi ve Atatürk'ü aynı divanda bir araya getirir.
Fedâî Baba'nın hayatı sitemizin Tarihî Şahsiyetler bölümünde ayrı bir yazıda anlatılmıştır. Burada ağırlık onun şiirine, divanına, edebî kişiliğine ve şiirlerinin dayandığı inanç dünyasına verilmiştir. Kaynaklarda metni bulunan şiirleri, bu bölümde her biri ayrı bir yazı olarak, özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla birlikte yer alır.
Hayatı
Babası Konaşoğlu İsmail, annesi Zehra Bacı'dır; baba soyu Taşova'ya bağlı Uluköy'de yatan Seyyid Bali Ergonaş'a bağlanır ve "Konaşoğlu" adı buradan gelir. Ailenin tek erkek çocuğu olduğu için babası onun medrese hocası olmasını istedi; çocuk ise evde durmaz, geceleri türbelerde yatardı. Amasya'da Kunç Köprü başındaki Kapıağa Medresesi'nde iki yıl okudu. Divanın giriş yazısındaki rivayete göre hocasının Muâviye'yi övmesine dayanamayıp medreseyi bıraktı ve kendini tasavvufa verdi; Cafer Özdemir ise şiirlerindeki derin bilginin onun medrese eğitimini tamamladığının işareti sayılabileceğini söyler. Tasavvuf terbiyesini Tokat'ın Erbaa ilçesindeki Keçeci Baba Ocağı'nda, Şeyh Mahmud Velî'nin soyundan gelen Derûnî Baba'dan aldı ve Keçeci köyünde yedi yıl imamlık yaparak mürşidinin yanında kaldı. Üç evlilik yaptı: Gülizar Bacı'dan bir oğlu ve iki kızı, Hanife Bacı'dan bir kızı oldu, son olarak Huma adlı dul bir kadınla evlendi. 1934'te Gümüş soyadını aldı ve 26 Ekim 1940'ta öldü. Hayatının ayrıntıları için Fedâî Baba: Yassıçal'ın Hak Âşığı yazısına bakılabilir.
Amasya ile Bağı
Fedâî Baba'nın Amasya ile bağı hem hayatında hem şiirinde açıktır. Doğduğu Yassıçal, eski adıyla Ebemü, Amasya merkezine bağlı bir yerleşimdir; Özdemir makalesinin Türkçe özetinde burayı "merkez mahallelerinden", İngilizce özetinde ise merkez köylerinden biri olarak anar. Medrese eğitimini Amasya'da gördü, ömrünün büyük bölümünü burada çiftçilikle geçirdi ve Amasya çevresindeki Alevî-Bektaşî köylerini dolaşarak bildiklerini aktardı. Ozan memleketini kendi dizelerinde de söyler. Özdemir'in divandan aktardığı iki dörtlükten ilkinde Amasya "vatan ilimiz" diye anılır:
Amasya vatan ilimiz
Arzumuz Hubuyar Sultan
Hakka mâlumdur hâlimiz
Arzumuz Hubuyar Sultan
Öbüründe ise hem şehrini hem doğduğu köyü adıyla anar ve baharda coşan dereleri över:
Fedayi'nin her yeri methetmektir huyu
Şehrimiz Amasya Ebemü köyü
Baharda şenlenir dereler suyu
Coşkun coşkun akar seli Dive'nin
Bugün Yassıçal'da Fedâî Baba'nın türbesi bulunur ve bölgenin ziyaret yerleri arasında anılır. Köyün kendisi ve ozanın dörtlüğündeki Ebemü adı için Yassıçal (Yaylagöl) yazısına, Amasya'daki âşık geleneğinin genel çerçevesi için Amasya'da âşıklık geleneği yazısına bakılabilir.
Divanı ve Şiirlerinin Kaynakları
Fedâî Baba'nın şiirlerine bugün ulaşmanın başlıca yolu, Abdullah Çelebi'nin hazırladığı ve 1991'de İstanbul'da Can Yayınları arasında çıkan Amasya'lı Fedayi Baba Divanı'dır. Divanda iki yüz elli iki şiir bulunur; kitabın giriş bölümü ozanın hayatını, ailesini, menkıbelerini ve rüyasını da anlatır. Hayatına dair bilinenlerin büyük kısmı bu giriş yazısına ve kızı Zehra Demir gibi yakınlarının anlattıklarına dayanır.
Neşrin metni sorunsuz değildir. Özdemir, şiirler yazıya geçirilirken sıklıkla kelime yanlışlıkları ve dil bilgisi hataları yapıldığını, bu yüzden divanın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtir; kendi alıntılarında da yazım ve dil bilgisi düzeltmeleri yaptığını açıkça söyler. Sabri Yücel ise şiirlerdeki bazı biçim hatalarının el yazması metinlerin okunma güçlüğünden kaynaklandığını yazar. Özdemir yine de bu derlemenin ozanın şiirlerinin büyük çoğunluğunu bir araya getirip unutulmasını önlediği için edebiyatımızda büyük bir yeri olduğunu vurgular. Bu bölümde yer alan on altı şiirin metni, divandan alınarak çevrim içi olarak yayımlanmış bir seçkiye dayanır; bu seçki şiirleri divandaki imlâyla ve kimi dizgi hatalarıyla birlikte verir. Metinlere dokunulmamış, yalnız birkaç açık dizgi hatası düzeltilmiş ve bu durum ilgili yazıda belirtilmiştir.
Mahlas benzerliği bazı karışıklıklara yol açmıştır. Mehmet Yardımcı, aynı mahlası kullanan Zileli Fedâî ile Amasyalı Fedâî Baba'nın şiirlerinin birbirine karıştırıldığını kaydeder. Amasya'nın Sarımeşe köyünden, Almanya'da yaşamış çağdaş saz şairi Fedai Koç da aynı mahlası taşır; o, ayrı bir kişidir ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde kendi maddesiyle yer alır.
Âşıklığa Başlaması ve Mahlası
Âşık edebiyatında sıradan bir insanın sanatçıya dönüşmesi çoğu zaman bir rüyaya bağlanır: rüya görülür, pirlerin elinden bade içilir, mahlas verilir. Divanın giriş yazısında anlatılan rüya bu geleneğe tam olarak uyar. Fedâî Baba bir gün köyün karşısındaki "Büyük Evliya" denilen yere gider, dua okurken uyuyakalır. Rüyasında kazdan ve leylekten büyük beyaz bir kuş onu sırtına alıp "Bingaziler" denilen, her kubbesinin altında bir gazi yatan bir yere götürür. Son kubbede biri siyah, biri yeşil, biri kırmızı giyinmiş üç nurani kişi oturmaktadır. Yeşil giyinen, Fedâî'nin elini kendi dizine koyar, Kur'ân'dan âyetler okur, sonra ona süte benzer bir içecek "pir dolusu" diye içirilir. Kapıdaki iki hizmetçi bu üç kişinin Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hacı Bektaş Velî olduğunu söyler. Ailesi onu bulur ama uyandıramaz; kendiliğinden uyanır ve rüyada ona Fedâî mahlası verilmiştir.
Özdemir bu anlatının âşıklık geleneğindeki rüya motifinin bütün unsurlarını taşıdığını belirtir: rüya bir türbede görülür, rüyada dinî kişiler vardır, bade içilir ve âşık kendiliğinden uyanır. Ozan da rüyayı şiirine taşımıştır. Bir dörtlüğünde mahlasının erenler tarafından verildiğini şöyle anlatır:
Cümle erenler bir araya geldiler
Aslımı zatımı sorup bildiler
Hulusî kalbime nazar kıldılar
Koydular ismimi oldum Fedâî
Edebî Kişiliği
Fedâî Baba hem halk şiirinin hem divan şiirinin biçimlerini kullandı. Medrese eğitiminin etkisiyle dörtlük ve hece ölçüsünün yanında beyit birimini ve aruz veznini de denedi, ama divanındaki şiirlerin büyük çoğunluğu âşık geleneğine uygun koşma, deyiş ve nefeslerdir. Özdemir, divan tarzındaki şiirlerin dilinin daha ağır olduğunu ve ozanın halk şiiri geleneğinde söylediği şiirlerde daha başarılı göründüğünü belirtir. Sabri Yücel'e göre o hemen her konuya değinmiş, ama asıl yeteneğini Alevî-Bektaşî düşüncesini, felsefesini ve kültürünü anlattığı şiirlerde göstermiştir; dili sade ve anlaşılırdır.
Divandaki başlıca konular Kur'ân âyetleri, insan, Kerbelâ olayı, Hz. Ali'nin vasıfları, nasihatler ve güzellemeler, Atatürk, Amasya ve gezici âşık olarak gittiği yörelerdir. Ozan didaktik yönü ağır basan nutuk tarzı şiirlere sık başvurur. Nasihatnamelerinde insanın hem dünyayı hem ahireti kazanması için yapması gerekenleri somut örneklerle anlatır; "Malım mülküm deyip dünyaya tapma" diye başlayan dörtlüğü bunun tipik bir örneğidir. Özdemir'e göre bu şiirler kuru bir bilgi aktarımının ötesine geçer; onlardaki coşku, ozanın üslubundaki başarıyı artırır.
Fedâî, kendinden önceki büyük mutasavvıf şairlerden beslenmiştir. Özdemir, onun "Bin hacc'iyle beraberdir sevabı / Âşığın gönlünü görmeli dilber" mısralarında Yunus Emre'nin "Gerekse var bin hacca / Hepisinden iyice / Bir gönüle girmektir" sözünün yankısını görür; ancak Yunus gönle girmeyi bin hacdan üstün tutarken Fedâî'nin ikisini eşit saydığını ekler. "Gerçek ölmez don değişti hay oldu" mısraını da Yunus'un "Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez" sözüne yakın bulur. Fuzûlî'nin "Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb" beytindeki duygu ise Fedâî'nin "Her ne denlü cevrederse yâr bana safâ gelür" beytinde yeniden söylenir. Ozan bazen çevresine karşı sitemkârdır ve doğruları söylemenin, hatta keramet göstermenin bile insanları inandırmaya yetmediğinden yakınır:
Ey Fedâî keşf-i keramet açsan
Dehanından dür ü gevherler saçsan
Pervaz kılıp arş-ı semada uçsan
Gene inanmazlar sihirbaz derler
Şiirinde Tasavvuf ve Alevî-Bektaşî İnancı
Özdemir'in incelemesine göre Fedâî Baba'nın şiirinde en çok üzerinde durulan konu mürşittir. Ozana göre mürşit ancak aranarak bulunur ve mürşidi olmayan kişi âlim de olsa kendini bilemez; dünya bir deniz, gönül bir gemi, mürşit de o geminin kaptanıdır. Mürit tevekkül ve kanaat sahibi olmalı, gönlünde Allah sevgisinden başka bir sevgi taşımamalıdır. Zikir canın gıdası ve kalbin cilasıdır. Vahdet-i vücut anlayışını benimseyen ozan baktığı her yerde Allah'ı gördüğünü söyler ve Hallâc-ı Mansûr'un "ene'l-Hak" sözünü, uğrunda darağacına gitmeyi göze alacak kadar sahiplenir. Dört kapı ve kırk makam, ölmeden önce ölmek, dört unsur, kutup, kırklar ve üç yüzler, ârif olmak ve kurtuluşa erecek "nâciye fırkası" şiirlerinde sık sık karşımıza çıkan öteki temalardır.
Fedâî, Bektaşî yoluna mensubiyetini açıkça söyler: "Biz güruh-ı nâciyânı tarîk-i Bektaşîyiz." Şiirlerinde en çok üzerinde durduğu şahsiyet Hz. Ali'dir; onu velayet sultanı, ledün ilminin hazinesi, dört kapının sahibi ve kurtuluş kapısı olarak anlatır. Düvaznâmelerinde on iki imamı sayar; Hz. Hüseyin, Hz. Hasan, Hz. Fâtıma, Hz. Muhammed ve Hacı Bektaş Velî de şiirlerinde sık geçer. Tevellâ, teberrâ, musahip, muhip, ikrar, lokma ve Mehdî inancı gibi kavramlar divanda yer alır. Namaz, zekât ve hac gibi İslâm'ın temel ibadetleri de anılır, ama çoğu zaman bâtınî bir yorumla. Kâbe'yi insan yüzünde arayan koşması bunun en açık örneğidir.
Ozanın şiirinin belirgin bir yanı da harf simgeciliğidir. Özdemir, Bektaşîlikte harflere gizli anlam yükleme inancının Hurûfîlikten geldiğini hatırlatır; Fedâî "aşk" kelimesini "üç harf beş nokta" diye anlatır, "mim" harfiyle Hz. Muhammed'e, "cim" harfiyle Cebrâil'e işaret eder. Bu bölümdeki Elif'ten Ye'ye uzanan Ali methiyesi ve insan yüzünü on iki imamla okuyan nefes, bu dilin en yoğun örnekleridir.
Çevresi ve Etkisi
Keçeci Baba Ocağı, Tokat, Amasya, Sivas, Çorum, Samsun ve Ordu'yu içine alan geniş bir bölgede canlı bir inanç merkezidir ve buradan pek çok mutasavvıf ve ozan yetişmiştir; Fedâî Baba da bunlardan biridir. Ozan bir şiirinde Keçeci Baba diye bilinen Şeyh Mahmud Velî'yi ziyaret ettiğini söyler; onun soyunu, Anadolu'ya gelişini, ocağın işlevlerini ve menkıbelerini anlatır. Sabri Yücel'in tespitine göre Fedâî, ocaktan aldığı tasavvufî kültürü çevresindeki Engünî, Mevâlî, Ruhânî ve Ligarî gibi genç ozanlara aktarmış ve başka ozanlar da yetiştirmiştir. Gezdiği yerlerden Tokat'ın Ohtab köyü için söylediği bir şiirde köy halkının "nâciye fırkası"ndan olduğunu belirtir. Özdemir, ozanın yaşadığı dönemde halkı eğitmeye ve Anadolu toplumu içinde kardeşlik bağı kurmaya çalıştığını, bölgede güçlü bir etkisi olduğu hâlde hakkında yeterince araştırma yapılmadığını vurgular.
Bu Bölümdeki Şiirler
Kaynaklarda tam metni bulunan on altı şiir ile Cafer Özdemir'in makalesinde alıntılanan ve yukarıda geçen dört dörtlük, bu bölümde ayrı yazılar olarak yer alır. Dörtlükler daha uzun şiirlerden alınmış parçalardır; o şiirlerin tamamı ve divanın geri kalan şiirleri bugün yalnız 1991 neşrinde bulunmaktadır.
- Deyiş 1: "Hak seni kullara yardımcı kıldı" (Hızır'a yakarış)
- Deyiş 2: "Yeri göğü her eşyayı aradım" (özümde buldum)
- Deyiş 3: "Gel ey kardeş hacı olmak dilersen" (Kâbe insanın yüzüdür)
- Deyiş 4: "İlmi câvidandan haber almayan"
- Deyiş 5: "Bu Ledün İlmini ârifler bilir"
- Deyiş 6: "Vücudun evini seyran eyledim"
- Methiye 1: "Söylenir dillerde bir A'licenab"
- Methiye 2: "Eliftir evvela a'lemi yoktan vâr eden" (Ali methiyesi)
- Mersiye 1: "Tabib el çek yarelerim saraman"
- Mersiye 2: "Bir derdimi bin dermana değişmem"
- Mersiye 3: "Mahi Muharremde Mü'min olanlar"
- Gazel 1: "Biz Muhibbi Hanedanı Haydar-ı Kerrar'danız"
- Gazel 2: "Kâinata nizam veren kutup sultanı sen oldun" (Atatürk için)
- Gazel 3: "Biz İslâm-ız dini ba'tıl olanlardan değiliz"
- Nefes 1: "Veçh-in harfi ümmül-kitap"
- Ağıt 1: "Yerden göğe hayıf oldu" (Atatürk'ün ölümü üzerine)
- Dörtlük 1: "Amasya vatan ilimiz"
- Dörtlük 2: "Fedayi'nin her yeri methetmektir huyu" (Ebemü köyü)
- Dörtlük 3: "Cümle erenler bir araya geldiler" (mahlasın verilişi)
- Dörtlük 4: "Ey Fedâî keşf-i keramet açsan"
Kronoloji
1855: Konaşoğlu Hüseyin, Amasya'nın Yassıçal (Ebemü) köyünde doğdu.
Tarihi belirsiz: Amasya'da Kapıağa Medresesi'nde iki yıl okudu.
Tarihi belirsiz: Erbaa'nın Keçeci köyünde mürşidi Derûnî Baba'nın yanında yedi yıl imamlık yaptı.
1934: Gümüş soyadını aldı.
1938-1940: Atatürk'ün ölümü üzerine "Eyvah göçtü Türk atası" nakaratlı ağıtını söyledi.
26 Ekim 1940: Yassıçal'da öldü.
1991: Şiirleri Abdullah Çelebi tarafından Amasya'lı Fedayi Baba Divanı adıyla yayımlandı.
2017: Cafer Özdemir'in "Hak Âşığı Amasyalı Fedâî Baba ve Tasavvuf Kültürü" makalesi, Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu bildirisinin genişletilmiş hâli olarak yayımlandı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdullah Çelebi, Amasya'lı Fedayi Baba Divanı, İstanbul: Can Yayınları, 1991.
Akademik çalışmalar
- Cafer Özdemir, "Hak Âşığı Amasyalı Fedâî Baba ve Tasavvuf Kültürü", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 83, 2017, s. 125-148. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkhcbva/issue/71937/1157386
Kitaplar
- "Fedayi (Amasyalı)", Alevi Deyişleri Nefesler Hakk Âşıkları, 21 Ağustos 2019 (Çelebi 1991'den hayat bilgisi ve on altı şiir). https://www.deyisler-nefesler.com/fedayi-amasyali/
- "Fedai, Fedai Koç", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Ahmet Yesevi Üniversitesi. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fedai-fedai-koc
- Sabri Yücel, Keçeci Ahi Baba ve Zaviyesinden Yetişen Ünlü Kişiler, İstanbul: Can Yayınları, 2003, s. 146-169 (Özdemir 2017'den).
Diğer kaynaklar
- İsa Çolaker, "Aşık Fedai Baba", İsa Çolaker Kişisel Web Sitesi, 20 Kasım 2016. http://www.isacolaker.com/asik-fedai-baba/
Çevrimiçi kaynaklar






