XVI. yüzyıl divan şairi Hayâtî, Latîfî'nin 1546'da tamamladığı tezkirede Anadolu vilayetinde Merzifon'dan, çağın şairlerinden ve ileri gelenlerinden biri olarak tanıtılır; Postî mahlaslı bir dostuyla yaptığı latifeyle ve tek bir matlaıyla anılır. Âşık Çelebi ile Kınalızâde Hasan Çelebi ise Hayâtî mahlaslı, asıl adı Mehmed olan, Sultan Selim Camii imamı Fârsî Muslihüddin Halife'nin oğlu ve "Memâtî" lakaplı Ali Çelebi'nin kardeşi bir şairin uzun hikâyesini anlatır. Kınalızâde, Latîfî'nin Merzifonlu Hayâtî'ye verdiği matlaı bu ikinci Hayâtî'nin maddesine koyar; Hüseyin Hüsameddin Yasar da Amasya Tarihi'nde iki kaydı birleştirip şairi "Hayâtî İsa Çelebi" adıyla Merzifonlu bir defterdar olarak kaydeder. Kimlik meselesi aşağıda her kaynağın söylediği ayrı ayrı gösterilerek ele alınmıştır. Şaire verilen beş şiir parçası kategoride ayrı sayfalarda yer alır.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde, Hayâtî mahlaslı üç Amasyalının arasında şairi şöyle tanıtır:
Hayâtî İsa Çelebi-Defterdâr Merzifonludur. Ulemâdan Musliheddîn Halifenin mahdûmudur. Evâil-i hâlinde İstanbul'a gidip Ramazânzâde Mehmed Bey'e intisâb ve ilm ü edeb iktisâb edib Maliye kalemine girdi. Burada tefeyyüz edib Haleb'de zeâmet defterdârı oldu. Ba'dehû Karaman defterdârı olup sonra ma'zûlen İstanbul'a geldi. Bu esnâda bir nev-civânın aşkına mübtelâ olup hayli zaman menkûbâne yaşadı. 990 hudûdunda vefat etdi. Edîb, şâir, latîfe-gû idi. Eş'ârı letâfetten hâlî değildir. Şu matla'ı meşhûrdur. Yâr eğer arz-ı 'izâr eyleye gülzâra gele / Çâk ede gonce yakasını ve gülzâra gele. Birâderi Memâtî Ali Çelebi de şâir idi.
Günümüz Türkçesiyle kayıt şunu söyler: Hayâtî İsa Çelebi Merzifonludur ve ulemadan Muslihüddin Halife'nin oğludur. Gençliğinin başında İstanbul'a gitti, Ramazanzâde Mehmed Bey'e intisap edip ilim ve edep kazandı, maliye kalemine girdi. Orada yetişerek Halep'te zeamet defterdarı, ardından Karaman defterdarı oldu, görevden alınınca İstanbul'a döndü. Bu sırada genç bir güzelin aşkına tutuldu ve uzun süre sefil bir hayat yaşadı. 990 (1582) dolaylarında öldü. Edip, şair ve nüktedandı, şiirleri zarafetten yoksun değildir. Hüsameddin bu sözlerin ardından şairin meşhur matlaını ve kardeşi Memâtî Ali Çelebi'nin de şair olduğunu kaydeder, sonra Latîfî'nin anlattığı Postî latifesini kendi diliyle aktarır. Maddenin Hüsameddin ansiklopedisindeki tam metni sitede ayrıca yayımlanmıştır.
Latîfî'nin Merzifonlu Hayâtî'si
Hayâtî'yi Merzifon'a bağlayan en eski ve tek tezkire kaydı Latîfî'nindir. Latîfî onu Anadolu vilayetinde Merzifon'dan, "bu asrın şairlerinden" ve "ayan ve irfan sahiplerinin zümresinden" sayar. Şiirlerinin zarafet sınırından ve güzellik dairesinden dışarı taşmadığını, değerinin şu matladan anlaşılacağını söyleyerek tek bir beyit verir. Ardından yaygın bir şakayı anlatır. Hayâtî'nin eskiden beri dostu olan Postî adlı bir mevlânâ varmış, mizaçları birbirine uyar, şakalaşırlarmış. Hayâtî bir gün fetva soruyormuş gibi bir kâğıt yazıp Postî'ye gönderir: "It postu, domuz postu tabaklanmakla temiz olur mu olmaz mı, cevap verip sevaba giresiniz." Şaka, dostunun mahlasındaki "post" yani deri kelimesiyle oynar. Postî'nin cevabı da aynı oyunla gelir: "Hayâtı da murdardır, memâtı da." Söz, fıkıh dilindeki dirisi de ölüsü de pis anlamını taşırken Hayâtî'nin mahlasını ve kardeşinin "Memâtî" lakabını birlikte hedef alır.
Latîfî'nin anlattığı bu cevap, iki kaydın aynı kişiye ait olduğunu düşündüren en güçlü işarettir. Postî'nin "hayât" ile birlikte "memât" kelimesini de kullanması, karşısındakinin Memâtî lakaplı bir kardeşi olduğunu bildiğini gösterir gibidir. Bu tespit bizimdir ve kaynaklarda dile getirilmemiştir. Kınalızâde'nin tutumu daha açıktır: Latîfî'deki matlaı, kardeşi Memâtî olan Hayâtî'nin maddesinin sonuna yerleştirir ve böylece iki şairi tek kişi sayar.
Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye Göre Hayatı
Âşık Çelebi'nin 1568'de tamamladığı Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'ya göre Hayâtî, Sultan Selim Camii imamı Fârsî Muslihüddin Halife'nin oğludur. Adı Mehmed Çelebi, mahlası Hayâtî'dir; nükteciler bu yüzden kardeşi Ali Çelebi'ye Memâtî lakabını takmıştır. Âşık Çelebi iki kardeşi tatlı huylu, güzel ahlaklı, nüktedan ve şiirden anlayan, dost canlısı kimseler olarak anlatır. Hayâtî İstanbul'da uzun süre hassa harc-ı âmir ve imaret vakıfları kâtipliği yapmış, Sultan Selim hamamının yakınında yaptırdığı zarif evi şairlerin ve zariflerin buluşma yeri olmuştur. Sonra Arap vilayetlerine, Şam ve Halep tarafına gidip epeyce para kazanmış, yeniden Rum diyarına dönmüş, Eyüp Sultan civarında bahçeli evler yaptırmıştır. Şehrin gençlerine ve âşık meşrepli dostlarına kapısını açmış, yaz kış eğlenceyle vakit geçirmiştir.
Âşık Çelebi'nin anlattığına göre Hayâtî bir süre sonra Nakşbendî yoluna girmiş, ardından Mevlevî olmuş ve gazellerini de tasavvuf tarzında söylemeye başlamıştır. Ancak sonra Saraç Ramazan adlı bir gence tutulmuş, varını yoğunu tüketmiş, evini Nişancı Celâlzâde satın almıştır. Kendisi gemiye binip Mısır'a gitmiş, orada cevâlî gelirinden geçimine yetecek kadar birkaç akçe bağlatmış, kardeşiyle birlikte kâh Mekke ve Medine'de, kâh Cidde'de, kâh Mısır'da yaşamıştır. Âşık Çelebi tezkiresini yazdığı sırada Hayâtî'nin azla yetindiğini, Memâtî'nin ise Cidde emini olup büyük servet ve itibar sahibi olduğunu işittiğini söyler. Kınalızâde Hasan Çelebi'nin 1585-86'da tamamladığı tezkire aynı hikâyeyi kısaltarak verir, ama sonunu ekler: Hayâtî, kardeşi Cidde emini iken Mekke'de bulunduğu sırada ölmüştür. Âşık Çelebi, şairin gemiye binerken "Ṣaldum engine göñül zor ḳanı şâh oñara" beytini söylediğini aktarır; Kınalızâde ise onun "Sabrum dükendi lâzım olupdur bana sefer" diyerek yola çıktığını yazar.
Kaynakların Durumu ve Kimlik Tartışması
Hayâtî hakkındaki kayıtlar birbirini tam olarak tutmaz. Latîfî şairi Merzifonlu sayar, ama adını, babasını ve kardeşini anmaz. Âşık Çelebi ile Kınalızâde baba, kardeş ve hayat hikâyesini ayrıntılı verir, ama Merzifon'dan hiç söz etmez; Âşık Çelebi yalnız kardeşlerin Arap diyarından "vatanları olan Rum'a" döndüğünü söyler. Kınalızâde'nin Latîfî'deki matlaı bu Hayâtî'ye vermesi, onun iki kaydı birleştirdiğini gösterir. Hüsameddin ise Merzifon bilgisini Latîfî'den, baba ve kardeş bilgisini öteki tezkirelerden alıp bunlara Ramazanzâde'ye intisap, Halep ve Karaman defterdarlıkları ve 990 civarındaki ölüm tarihini ekler. Şairin adını Mehmed değil İsa olarak vermesi ve defterdarlık bilgisi, taradığımız tezkirelerde geçmez; bu bilgilerin kaynağını Hüsameddin göstermez.
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde maddeyi yazan Yunus Kaplan, Latîfî'nin Hayâtî'sini ayrı bir şair olarak ele alır, Latîfî'yi onun hakkında bilgi veren tek tezkireci sayar. Latîfî neşrindeki madde başlığında bulunan "rahmetullâhi aleyh" duasından hareketle şairin tezkirenin yazıldığı 1546'dan önce öldüğünü düşünür. Bu çıkarım, Âşık Çelebi'nin 1568'de hayatta olduğunu bildirdiği Hayâtî ile aynı kişi olmayı imkânsız kılar. Aynı dua neşirde komşu maddelerin başlıklarında da yer aldığından bu ölüm tarihi çıkarımı ihtiyatla karşılanmalıdır. Reşad Ekrem Koçu da İstanbul Ansiklopedisi için yazdığı maddede Merzifonlu Hayâtî'yi yalnız Latîfî'ye dayanarak anlatır ve aynı mahlaslı öteki şairlerle karıştırılmaması gerektiğini not eder. Âşık Çelebi tezkiresinin bir nüshasında ise madde "Hayâtî fakîr bildügüm ikidür. Birisi…" (benim bildiğim Hayâtî iki kişidir; biri…) sözleriyle başlar.
Böylece elde iki görüş vardır. Birincisine göre Latîfî'nin Merzifonlu Hayâtî'si ile Memâtî'nin kardeşi Mehmed Çelebi Hayâtî ayrı kişilerdir ve Merzifon bağı yalnız ilkine aittir. İkincisine göre, Kınalızâde ve Hüsameddin'in kabul ettiği gibi, ikisi aynı kişidir; bu durumda İstanbul'da yetişen şairin ailesinin Merzifon kökenli olduğu ve Latîfî'nin kaydettiği şairin sonradan Âşık Çelebi'nin anlattığı hayatı yaşadığı düşünülebilir. Postî'nin "memât" kelimesini kullanan cevabı ikinci görüşü destekler. Hayâtî mahlası XVI. yüzyılda başka şairlerce de kullanılmıştır. Latîfî'nin hemen ardından andığı İstanbullu Hayâtî Çelebi, Kınalızâde'de Hayâtî Beg adıyla geçen ve sipahi zümresinden olan başka bir şairdir. Hüsameddin'in aynı sayfada andığı Merzifonlu Hayâtî Ebûbekir Efendi ise 1068'de (1657-58) ölen bir müderristir ve bu şairle karıştırılmamalıdır; hakkındaki kayıt sitede ayrıca yayımlanmıştır.
Şiiri
Hayâtî'nin bir divanı ya da başka bir eseri bilinmiyor. Tezkirecilerin hükmü olumludur. Latîfî şiirlerini zarif ve güzel bulur, Âşık Çelebi onun gazellerini tasavvuf tarzında ve hakikat ehlinin üslubunda söylediği bir dönemden söz eder, Hüsameddin de şiirlerinin letafetten yoksun olmadığını söyler. Bugüne beş parça ulaşmıştır. Latîfî'nin verdiği ve Kınalızâde ile Hüsameddin'in tekrarladığı "Yâr eger 'arz-ı 'izâr eyleye gülzâra gele" matlaı, sevgilinin gül bahçesine gelip yanağını göstermesi hâlinde goncanın yakasını yırtacağını söyleyen bir güzellik beytidir. Âşık Çelebi'nin aktardığı Türkçe gazelden iki beyit Şirin ile Ferhad hikâyesine dayanır. Aynı kaynaktaki Farsça iki beyit, âşığın sevgilinin yolunda toz ve toprak olmasını anlatır. Âşık Çelebi'nin şaire Mısır yolculuğu sırasında söylettiği "Ṣaldum engine göñül" beyti ile Kınalızâde'nin onun ağzından verdiği "Sabrum dükendi lâzım olupdur bana sefer" mısraı da bu parçalara eklenebilir, ancak bunların Hayâtî'nin kendi sözü mü yoksa okuduğu sözler mi olduğu belli değildir. Bu beş parça kategoride ayrı sayfalarda özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir. Türkçe gazel, Farsça beyitler, yolculuk beyti ve mısra yalnız Merzifonlu Hayâtî ile aynı kişi kabul edilen Mehmed Çelebi Hayâtî'ye verildiği için aidiyetleri de kimlik tartışmasına bağlıdır.
Ailesi ve Çevresi
Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre şairin babası, İstanbul'da Sultan Selim Camii'nin imamı Fârsî Muslihüddin Halife'dir; Hüsameddin onu yalnız "ulemadan Musliheddin Halife" diye anar. Kardeşi Ali Çelebi, ağabeyinin mahlasına karşılık nüktecilerin taktığı "Memâtî" lakabıyla tanınmış, Cidde emini olmuştur. Hüsameddin onun da şair olduğunu söyler. Âşık Çelebi'nin anlattığı Eyüp'teki ev ve Sultan Selim hamamı yakınındaki toplantılar, Hayâtî'yi İstanbul'un şair ve zarif çevresinin içinde gösterir. Latîfî'nin andığı Postî, şairin eski dostlarındandır.
Kronoloji
953 (1546): Latîfî tezkiresini tamamlar; Hayâtî'yi Merzifonlu ve çağın şairlerinden biri olarak kaydeder.
976 (1568): Âşık Çelebi Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'yı tamamlar; Hayâtî'nin kardeşiyle birlikte Hicaz ve Mısır'da yaşadığını işittiğini yazar.
990 (1582) dolayları: Hüsameddin'e göre şairin ölümü.
994 (1585-86): Kınalızâde tezkiresini tamamlar; Hayâtî'nin Mekke'de öldüğünü kaydeder.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 97 (e-kitap s. 98), madde 273 "Hayâtî İsa Çelebi-Defterdâr". https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page98.html
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 203. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 272-273. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 312-313. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Reşad Ekrem Koçu, "Hayâtî (Merzifonlu)", İstanbul Ansiklopedisi arşivi, daktilo metin H28C011, Kadir Has Üniversitesi ve Salt.
Kitaplar
- Yunus Kaplan, "Hayâtî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 13.05.2015 (güncelleme 03.12.2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hayati-mdbir
Çevrimiçi kaynaklar





