Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Bu lāzım mı ki sen monlā olasın
Cihānda cümleden dānā olasın
Çün olduñ nāḳıṣātü’l-‘aḳldan sen
Degül lāzım k’ola her sözüñ aḥsen
Sözüñe dir isen ‘āḳil diye lā
Saña ġam yoḳ ḫaṭā ḳılur ol illā
Budur ‘ādet olaldan işbu ‘ālem
Kişi baḥs̱ eyler aḳrān ile her dem
Zemānuñda nisā baḥs̱i çün āsān
Ricālüñ ‘ālimi ḫod olmaz aḳrān
Saña daḫl itse bir ‘aḳl ile fā’iḳ
Saña faḫr u aña ‘ār ola lāḥıḳ
Ger aḳrāniyyet is̱bāt itse fāżıl
Bu işden bī-ḥużūr olur mı ‘āḳıl
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin büyük bir âlim olman, dünyada herkesten bilgili olman gerekli mi?
2. Mademki sen "aklı eksik" sayılanlardan, yani kadınlardan oldun, her sözünün en güzel söz olması gerekmez. ("Nâḳıṣâtü'l-‘aḳl", aklı eksik olanlar demektir ve eski metinlerde kadınlar için kullanılan bir ifadedir.)
3. Sözüne akıllı biri "olmaz" derse sana bir gam yoktur; o ancak hata etmiş olur. (Beyit iki türlü anlaşılabilir: ya bir kadının sözünü eleştiren kişinin yersiz bir iş yaptığı ya da eleştirinin kadın şairi zaten bağlamayacağı söylenmektedir.)
4. Bu dünya var olalı âdet budur: kişi her zaman kendi akranıyla tartışır.
5. Senin zamanında kadınlarla tartışmak kolaydır; erkeklerin âlimi ise zaten sana akran olmaz.
6. Aklı üstün biri sana dil uzatsa, bundan sana övünç, ona da utanç kalır.
7. Faziletli bir kişi seninle akranlık iddia etse, akıllı biri bundan huzursuz olur mu? (Yani bir âlimin seninle tartışmaya girmesi sana bir şeref sayılır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu yedi beyit de Hubbî'nin kayıp Cemşîd ü Hurşîd mesnevisinden Âşık Çelebi'nin aktardığı parçalardandır. Tezkireci onları, önceki özür beyitlerinin hemen ardından "Yine bu vech ile kendin tesliyet itmişdür ki", yani "yine bu şekilde kendini teselli etmiştir ki" diyerek verir. Parça, mesnevinin giriş bölümünde şairin kendine seslendiği bir iç konuşmadır. Her beyit kendi içinde kafiyelidir (olasın / olasın, sen / aḥsen, lā / illā, ‘ālem / dem gibi). Vezin, mesnevinin geneli gibi aruzun hezec bahrinden "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır. Tezkirenin bir nüshasında ilk beyitteki "sen monlā" yerine "mevlānā", son beyitteki "olur mı" yerine "olur bī" okunur.
Anlam ve Söz Sanatları
Önceki parçada Hubbî, hadis ya da tefsir yazacak kadar büyük bir âlim olmadığını söyleyerek özür dilemişti. Bu parçada ise kendine seslenir ve bunun bir eksiklik sayılmaması gerektiğini anlatır. Şairin dayandığı fikir ilk bakışta bir kendini küçümseme gibidir: o, "nâḳıṣâtü'l-‘aḳl", yani aklı eksik sayılanlardandır; bu yüzden her sözünün en güzel olması beklenmez. Kadınlar için eski metinlerde kullanılan bu ifadeyi şair kendi ağzıyla tekrar eder. Ancak beyitler ilerledikçe söz bir savunmaya dönüşür.
Dördüncü beyitten itibaren Hubbî, tartışmanın akranlar arasında olduğunu hatırlatır. Kendi zamanında kadınlarla tartışmak kolaydır, ama erkek âlimler ona akran sayılmaz. Asıl ince nokta altıncı ve yedinci beyitlerdedir. Aklı üstün bir kişi onun sözüne karışsa, bundan Hubbî'ye övünç, karışan kişiye ise utanç kalır; çünkü bir âlim, kendinden aşağı saydığı biriyle uğraşmaya kalkmış olur. Faziletli biri onunla akranlık iddia etse, akıllı biri bundan rahatsız olmaz; tersine, bu bir şereftir. Böylece şair, kadınların bilgisini küçümseyen bir kalıbı alıp onu kendi lehine çevirir: eleştiri ona zarar vermez, eleştireni küçültür.
Parçada "‘āḳil" (akıllı), "fāżıl" (faziletli), "‘ālim" ve "dānā" (bilgili) kelimeleri sık sık tekrar edilir; "aḳrān" ve "aḳrāniyyet" kelimeleri de aynı kökten gelerek akranlık fikrini öne çıkarır. Bu kelime seçimi, parçanın bilgi ve tartışma üzerine kurulu düşünce düzenini destekler. Divan edebiyatında kadın şairin kendi konumu hakkında bu kadar açık konuştuğu metinler azdır; bu yüzden parça, Hubbî'nin şairliği kadar dönemin kadınlara bakışını da yansıtan değerli bir belgedir.
Tarihî Bağlam
Tezkireciler Hubbî'nin şiirini "merdâne" bulur. Kınalızâde Hasan Çelebi, onun sözlerinin "kız nakşı değil hayli merdâne" olduğunu ve kendi cinsi arasında eşsiz sayıldığını söyler; Âşık Çelebi de onu İran ve Rum'un bütün kadın şairlerinden üstün tutar. Bu parça, kadın şairin şiirini nasıl savunduğunu kendi sesinden gösterir. Mesnevinin ne zaman yazıldığı bilinmiyor; Hubbî'nin II. Selim'in şehzadeliğinden padişahlığına kadar sarayda bulunduğu, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde nüfuzlu bir kişi olduğu bilinir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 495-496, ‘Â'işe Hâtûn (Hubbî) maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 287, Hubbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
Kitaplar
- Mustafa İsmet Uzun, "Hubbî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 265-266. islamansiklopedisi.org.tr






