Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Çü şāh-ı ṣubḥ irüp ḳodı cihāna
Ḳurıldı çetr-i zerrīn āsumāna
Ṣular şūrīde-ḥāl olmışdı ġāyet
Geçen aḥvāli eylerdi şikāyet
Ṣu raḥmet āyetin eylerdi taḥrīr
Nesīm ol āyeti eylerdi tefsīr
Anuñ gibiydi naḳş içinde üstād
Ṣu üzre naḳş iderdi ṣanasın bād
Giyüp başdan ayaġa cümle cevşen
Deñiz bir demde oldı şāha düşmen
Yüzüni çīn idüp gürler ü gümler
Lebinden ṣaçılur her dem köpükler
Ne şey’e ‘ışḳ irişse cevher eyler
Ayırur ḳalbı misden pür zer eyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Sabahın padişahı, yani güneş, gelip dünyaya konunca göğe altın bir saltanat şemsiyesi kuruldu. ("Çetr", hükümdarların başı üzerinde tutulan büyük şemsiye ya da gölgeliktir; güneşin ışığı göğe gerilmiş altın bir çetre benzetilir.)

2. Sular son derece coşkun, perişan bir hale gelmişti; geçmiş halleri şikâyet ediyorlardı. (Suyun şırıltısı bir şikâyete benzetilir.)

3. Su, rahmet ayetini yazıyordu; seher yeli de o ayeti tefsir ediyordu. (Su yüzeyindeki çizgiler bir yazıya, onları dalgalandıran rüzgâr da o yazıyı açıklayan bir müfessire benzetilir. "Rahmet" kelimesi yağmur anlamını da çağrıştırır.)

4. O, nakışta öyle bir ustaydı ki sanki rüzgâr gibi su üzerine nakış yapardı. (Âşık Çelebi bu beyti bir nakkaşın tasviri olarak verir; rüzgârın su üzerinde oluşturduğu desenler, ustanın nakışlarına benzetilir.)

5. Deniz baştan ayağa zırh giyip bir anda şaha düşman kesildi. (Dalgalı denizin yüzeyi zırhın pullu, halkalı görünüşüne benzetilir.)

6. Yüzünü buruşturup gürlüyor, gümbürdüyordu; dudağından her an köpükler saçılıyordu. (Kızgın bir insanın görüntüsü denize verilir.)

7. Aşk neye erişse onu cevher yapar; kalbi bakırdan ayırır, altınla doldurur. ("Kalb" hem gönül hem de içine değersiz maden katılmış sahte para demektir; aşk, kimyagerlerin aradığı iksir gibi bakırı altına çevirir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu yedi beyit tek bir parça değildir; Hubbî'nin kayıp Cemşîd ü Hurşîd mesnevisinden tezkirelerde ayrı ayrı alıntılanan tasvir beyitleri burada sırayla bir araya getirilmiştir. İlk beyit, yani sabah tasviri, Âşık Çelebi'de yoktur; Kınalızâde Hasan Çelebi ile Gelibolulu Âlî'nin aktardığı beyittir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddede Hasan Çelebi'nin Âşık Çelebi'den fazla olarak zikrettiği söylenen beyit budur. İkinci ve üçüncü beyitler Âşık Çelebi'de "Der-vaṣf-ı āb-ı revān" (akarsuyun tasviri), dördüncü beyit "Der-vaṣf-ı naḳḳāş" (nakkaşın tasviri), beşinci ve altıncı beyitler "Der-vaṣf-ı ḫurūş-ı baḥr" (denizin coşmasının tasviri), yedinci beyit de "Der-ṣıfat-ı ‘ışḳ" (aşkın niteliği) başlıklarıyla yer alır. Âlî üçüncü ve dördüncü beyitleri de verir, fakat dördüncü beytin mısralarını yer değiştirmiş olarak ve üçüncü beyitte "āyetin" yerine "ḫaṭṭını" okuyarak. Vezin, mesnevinin geneli gibi "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır.

Anlam ve Söz Sanatları

Bu beyitler, Hubbî'nin tasvir gücünü gösterir. Mesnevilerde hikâyenin akışı içinde sabah, bahar, su, deniz ve savaş sahneleri uzun tasvirlerle verilir; tezkireciler de şairin ustalığını göstermek için bu bölümlerden örnekler seçmiştir. Sabah tasvirinde güneş bir padişah olarak düşünülür; sabahın şahı dünyaya gelip konunca gökyüzüne altın bir çetr, yani hükümdar şemsiyesi kurulur. Gün doğumunun altın rengi bu saltanat imgesiyle anlatılır.

Su tasvirindeki iki beyit, mesnevinin en ince buluşlarını taşır. Akan sular "şûrîde-ḥâl", yani coşkun ve perişandır; şırıltıları geçmişi şikâyet eden bir sese benzer. Üçüncü beyitte yazı ile ilgili bir benzetme kurulur: su "raḥmet âyeti"ni yazar, seher yeli de o ayeti tefsir eder. Suyun yüzeyindeki ince çizgiler bir yazıya, rüzgârın onları dalgalandırması da bir açıklamaya benzetilir. "Taḥrîr" (yazma) ile "tefsîr" (açıklama), "âyet" ile "raḥmet" kelimeleri arasında güçlü bir tenasüp vardır. Nakkaş tasvirinde aynı imge tersine çevrilir: usta nakkaşın işi, rüzgârın su üzerine çizdiği desen kadar ince ve canlıdır.

Deniz tasviri ise öfkeli bir varlığın tasviridir. Deniz baştan ayağa zırh giyer ve bir anda şaha düşman olur; dalgaların pullu görünüşü zırhın halkalarına benzetilir. Yüzünü buruşturur, gürler, dudaklarından köpük saçar. Kızgın bir insana ait bu özelliklerin denize verilmesi teşhis sanatının güçlü bir örneğidir. Son beyitte ise aşk bir iksir gibidir: neye dokunsa onu cevher yapar, kalbi bakırdan ayırıp altınla doldurur. "Ḳalb" kelimesi hem gönül hem de sahte, ayarı bozuk para anlamına geldiği için beyitte bir tevriye vardır.

Tarihî Bağlam

Cemşîd ü Hurşîd, İran ve Türk edebiyatlarında birçok şairin mesnevi olarak işlediği bir aşk hikâyesidir. Hasan Aksoy'un TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre hikâyenin ana çizgisi şöyledir: Çin hükümdarının oğlu Cemşîd rüyasında gördüğü bir kıza âşık olur; bu kız Rum kayserinin kızı Hurşîd'dir. Cemşîd, dostu bezirgân Mihrâb ile birlikte yollara düşer, pek çok güçlük, cenk ve mücadeleden sonra sevdiğine kavuşur, onunla evlenip Çin'e döner ve babasının tahtına çıkar. Aksoy, bu konudaki mesnevilerde zengin savaş sahnelerinin de bulunduğunu belirtir; denizin "şaha düşman" kesildiği beyitler böyle bir yolculuk ya da çatışma sahnesine ait olabilir. Aynı madde, Kâtib Çelebi'nin tezkirelerde Amasyalı Hubbî Hatun'a nispet edilen Cemşîd ü Hurşîd'in Ahmedî'ye ait olabileceğini kaydettiğini de bildirir. Ancak Âşık Çelebi ile Kınalızâde eseri açıkça Hubbî'nin kitabı olarak anar, Âlî'nin metninde de mahlas geçer. Hubbî'nin mesnevisinin hikâyeyi nasıl işlediği, nüshası bulunamadığı için bilinmiyor.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 496, ‘Â'işe Hâtûn (Hubbî) maddesi; nüsha farkları aynı sayfanın dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 288, Hubbî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 1994, s. 302, Hubbî Hatun maddesi.

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar