Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Olur her yılda zinde mürde ‘ālem
Gidince līk artuḳ gelmez ādem
Selefden ger ṣorarsañ ḫāṣ u ‘āmı
Ya nāmıdur bilinen yā kelāmı
Bunı fikr eyleyüben eyledüm āh
Meger luṭf ide didüm saña Allāh
O kārı ḳılmadum ben kim olup yād
Du‘āyile ḳılalar rūḥumı şād
Daḫı mālum yoḳ eyleyem ‘imāret
Sebeb olup añılam tā ḳıyāmet
Çü bād üstindedür bünyād-ı evlād
Ne deñlü olur anuñla kişi yād
Sa‘ādet ol kişinüñ k’ide te’līf
Ola ḳādir kitāb eyleye taṣnīf
Degüldüm anda da monlā-yı devrān
Ḥadīs̱ idem yaḫūd tefsīr-i Ḳur’ān
Daḫı bābum degül hergiz naṣīḥat
Naṣīḥat eylesem olur fażīḥat
Benem bir ‘ācize ḫār u ḥaḳīre
Ża‘īfe vü ġarībe vü faḳīre

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya her yıl ölür ve yeniden dirilir; ama insan bir kez gidince bir daha gelmez. (Tabiat kışın ölür, baharda canlanır; insan için böyle bir dönüş yoktur.)

2. Geçmişte yaşamış olanları, seçkin olsun sıradan olsun, sorarsan, onlardan bilinen ya adlarıdır ya da sözleri.

3. Bunu düşünüp âh ettim ve kendi kendime "belki Allah sana lütfeder" dedim.

4. Ben, insanların beni anıp dualarıyla ruhumu şad edecekleri o hayırlı işi yapmadım.

5. Bir de, kıyamete kadar anılmama sebep olacak bir hayır yapısı yaptıracak malım yok.

6. Evlat binası rüzgâr üstüne kurulmuştur; kişi onunla ne kadar anılabilir ki. (Evlatlar da geçicidir, insanın adını uzun süre yaşatamaz.)

7. Asıl mutluluk, eser telif eden, kitap yazmaya gücü yeten kişinindir.

8. Bu konuda da zamanın büyük âlimi değildim ki hadis kitabı ya da Kur'an tefsiri yazayım.

9. Nasihat de hiç benim işim değil; nasihat etmeye kalksam rezil olurum.

10. Ben aciz, hor ve hakir; zayıf, garip ve fakir bir kadınım. (Mısralardaki Arapça sıfatlar dişil biçimleriyle kullanılmıştır: ‘âcize, ḥaḳîre, ża‘îfe, ġarîbe, faḳîre.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu on beyit, Hubbî'nin üç bin beyitten fazla olduğu bildirilen Cemşîd ü Hurşîd adlı mesnevisinden kalan parçalardandır. Mesnevinin nüshası bugüne kadar bulunamamıştır; beyitleri, eseri yakından tanıyan Âşık Çelebi Meşâ'irü'ş-şu'arâ'da aktarmıştır. Âşık Çelebi bu beyitleri, "Evvelā ol kitābda böyle mu‘terif-i ‘acz u taḳṣīr ve ‘öẕr-ḫāh u pūziş-peẕīr itmişdür", yani "o kitapta önce böylece aczini ve kusurunu itiraf etmiş, özür dilemiştir" diyerek verir. Buna göre parça, mesnevinin giriş bölümündendir.

Mesnevi, her beytin kendi içinde kafiyelendiği bir nazım şeklidir ve uzun hikâyeler için kullanılır. Bu parçada da her beyit kendi kafiyesini taşır: ‘âlem / âdem, ‘âmı / kelâmı, âh / Allâh gibi. Vezin aruzun hezec bahrinden "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır; bu kalıp, Hüsrev ü Şîrîn ve Leylâ vü Mecnûn gibi aşk mesnevilerinde sık kullanılır. Tezkirenin bazı nüshalarında küçük farklar vardır; örneğin bir nüshada ilk beyitteki "mürde" yerine "merd-i", son beyitte "‘ācize ḫār u" yerine "‘āciz u ḫūr" okunur.

Anlam ve Söz Sanatları

Divan edebiyatında mesneviler çoğunlukla bir "sebeb-i telif" bölümüyle açılır; şair burada eseri neden yazdığını anlatır. Hubbî'nin bu parçası böyle bir bölümün kendine özgü bir örneğidir. Şair önce ölümü düşünür: dünya her yıl ölüp dirilir, ama insan geri gelmez. "Zinde" ile "mürde", yani diri ile ölü arasında kurulan tezat ilk beyti taşır. Geçmiş kuşaklardan geriye ya adları ya da sözleri kalmıştır. Bu düşünce, kalıcı bir eser bırakma isteğinin gerekçesi olur.

Ardından şair, insanı ölümden sonra yaşatan yolları tek tek sayar ve kendisi için her birinin kapalı olduğunu söyler. İnsanların dua ile anacağı hayırlı işleri yapmamıştır; cami, imaret gibi bir hayır yapısı yaptıracak malı yoktur. Evlat da kalıcı bir anılma sebebi değildir, çünkü "evlat binası rüzgâr üstüne kurulmuştur". Gerçek mutluluk kitap yazabilenlerindir; ama şair hadis ya da tefsir yazacak kadar büyük bir âlim değildir, nasihat etmeye kalksa da rezil olacaktır. "Naṣīḥat" ile "fażīḥat" kelimelerinin aynı beyitte kafiye olması, ses benzerliğiyle anlam karşıtlığını birleştirir.

Son beyit parçanın en dikkat çekici yeridir. Şair kendini "‘ācize, ḥaḳīre, ża‘īfe, ġarībe, faḳīre" diye tanıtır. Bu Arapça sıfatlar dişil biçimleriyle kullanılmıştır; yani konuşan açıkça bir kadındır. Klasik edebiyatta şairin kendini küçük göstermesi yaygın bir alçakgönüllülük kalıbıdır; Hubbî bu kalıbı kadın sesiyle kurar. Sıfatların art arda sıralanması ve hepsinin aynı sesle bitmesi beyte tok bir ahenk de kazandırır. Hubbî'nin evladının olduğu, oğullarının ve kızının bulunduğu bilindiği halde altıncı beyitte evlattan anılma umudu taşımaması da dikkat çekicidir; şair kalıcılığı sözde arar.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi, Hubbî maddesine kadın şairler hakkında uzun bir değerlendirmeyle başlar. Ona göre kadınlar arasında şiir söyleyen çoktur, ama vezin, nazım güzelliği ve söyleyiş inceliği bakımından Hubbî'nin eşi yoktur. İran'ın kadın şairlerinden Cilâyî, Âfâkî, Cihan Hatun ve Dilşad Hatun'u, Rum'un kadın şairlerinden de Mihrî ile Zeyneb'i anar ve hepsini Hubbî'nin hizmetine layık görür. Mihrî Hatun'un Amasyalı, Zeyneb Hatun'un da Amasya şiir çevresiyle ilişkilendirilen bir şair olması, tezkirecinin karşılaştırmasını Amasya açısından ilginç kılar. Âşık Çelebi, Hubbî'nin Cemşîd ü Hurşîd'inin üç bin beyitten fazla olduğunu ve içinde pek çok güzel ve ince söz bulunduğunu söyler. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Cemşîd ü Hurşîd maddesine göre Kâtib Çelebi, tezkirelerde Hubbî'ye nispet edilen bu mesnevinin Ahmedî'ye ait olabileceğini kaydetmiştir; ancak eseri gören Âşık Çelebi, beyitlerini açıkça Hubbî'nin kitabından aktarır ve son beyitteki dişil sıfatlar da konuşanın bir kadın olduğunu gösterir. Mesnevinin ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 494-495, ‘Â'işe Hâtûn (Hubbî) maddesi; nüsha farkları aynı sayfaların dipnotlarında. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar