Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Çün gazâdur fahr-i Âlem san’ati
San’atine eyle dilden rağbeti
İşret-i dünyâya rağbet eyleme
Hak yolunda fırsatun fevt eyleme
Nakşına dil bağlamaz dânâ olan
Dil virür mihrine nâ-bînâ olan

Günümüz Türkçesiyle

1. Mademki gaza, âlemin övüncü olan Peygamber'in sanatıdır, onun sanatına gönülden rağbet et.

2. Dünyanın eğlencesine, zevkine rağbet etme; Hak yolunda fırsatını kaçırma.

3. Bilge olan dünyanın süsüne gönül bağlamaz; onun sevgisine gönül veren kördür. (Dünya, insanı aldatan süslü bir nakşa benzetilir; ona kapılan, gerçeği göremeyen biridir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu üç beyit, Hubbî'nin İmâdü'l-cihâd adlı eserinde yer alan kısa bir mesnevidir. Mücahit Kaçar, eserde bazen kısa mesnevilere de yer verildiğini belirterek bu parçayı "11b'de 3 beyitlik bir mesnevi" diye örnek gösterir; varak numarasının hangi nüshaya ait olduğunu açıkça yazmaz. Her beyit kendi içinde kafiyelidir: ṣan‘ati / raġbeti, eyleme / eyleme, dânâ olan / nâ-bînâ olan. İkinci beyitte "eyleme" kelimesi iki mısrada redif olarak tekrarlanır; kafiye "raġbet / fevt" kelimelerindedir. Vezin aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır; bu kalıp, Mevlânâ'nın Mesnevî'si başta olmak üzere öğüt veren mesnevilerde çok kullanılır. Metin Kaçar'ın çeviriyazısıyla verilmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

İmâdü'l-cihâd'da her bölümün sonunda konu, "Nazm" başlığı altında manzum olarak toparlanır ve ardından bir gazel ya da mesnevi gelir. Bu parça da böyle bir toparlayıcı şiir olmalıdır. İlk beyit, aynı eserdeki gazâ gazelinin maktaında da geçen bir düşünceyi tekrarlar: Peygamber gazayı kendi "sanatı" olarak anmıştır; bu yüzden mümin de bu sanata gönülden rağbet etmelidir. "Ṣan‘at" kelimesinin iki mısrada tekrarlanması, bu fikrin üzerinde durulmasını sağlar.

İkinci ve üçüncü beyitler öğüdü genişletir. Dünyanın zevki ile Hak yolu karşı karşıya konur; dünyaya rağbet etmek, Hak yolundaki fırsatı kaçırmak demektir. Üçüncü beyitte bilge ile kör arasında bir tezat kurulur. Dünya bir "nakş", yani süslü bir resimdir; bilge olan ona gönül bağlamaz, onun sevgisine gönül veren ise gözü görmeyen biridir. "Dil" kelimesinin iki mısrada da gönül anlamında kullanılması ve "dânâ" ile "nâ-bînâ" kelimelerinin kafiyede karşılaşması, beytin sade ama dengeli yapısını oluşturur. Dünyayı aldatıcı bir nakşa benzeten bu düşünce, aynı eserdeki "Var iken Nakkâş Hubbî nakşa meyl itmek neden" beytinde de karşımıza çıkar.

Tarihî Bağlam

İmâdü'l-cihâd, cihadın faziletlerini, savaşın âdabını ve gazilerin hallerini anlatan âyet, hadis ve hikâyelerden oluşan bir eserdir. Kaçar'ın aktardığına göre eserin Paris nüshasındaki bir beyitte "Hân Selîm devri" ifadesi geçer; Kaçar buna dayanarak eserin II. Selim'in saltanatında (1566-1574) yazıldığını düşünür. Bu kısa mesnevinin de aynı dönemde, eserin bütünüyle birlikte yazılmış olması gerekir.

Kaynakça

  • Mücahit Kaçar, "Hubbî Hatun'un İmâdü'l-Cihâd İsimli Eseri", Uluslararası Amasya Şairleri Bilim Şöleni Bildiriler Kitabı, ed. M. Fatih Köksal - Sibel Murad - Mevlüt İlhan, Amasya 2018, s. 167-175 (mesnevi: s. 173), https://isamveri.org/pdfdrg/G00431/2018/2018_KACARM.pdf.
  • Mustafa İsmet Uzun, "Hubbî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 265-266. islamansiklopedisi.org.tr

Çevrimiçi kaynaklar