İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · ESER VE YAZAR HAKKINDA · 1. MÜELLİF HAKKINDA

1.6. Tarihçiliği

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, Giriş: Eser ve Yazar, s. 21–25 • Hazırlayan: Doç. Dr. Songül KEÇECİ KURT

Özgün Metin

Hakkı Tarık Us’a “Tarih, gençliğin ilmidir, o insanı ihtiyarlatmaz, insanı öz ve hakikate sönmez bir aşkla bağlar. Tarih insanlığın, milliyetin ilmidir.”³¹ diyen Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, tarih ilmi ile ilgili fikirlerini Amasya Tarihi’nin birinci cildinde de ifade etmiştir. Ona göre tarih, farklı toplumlar hakkında bilgi edinmemizi sağlayan, onların fikirlerini orta çıkaran, eserlerini takdir eden bir bilim dalıdır. Muhtelif şekillerdeki hadiseler ve tekerrür eden olaylar tedkik edilirse bunun dünya için bir tecrübe olduğunu belirtmiştir. Müellif, bu dünyada meydana gelen hadiselerin birer ibret timsali olduğunu dolayısıyla bu hadiselerde hikmet ve sonucunda bin nasihat gizli olduğunu düşünmektedir. Dünyadaki hadiselerin meydana gelişinde ise ilahi bir kudretin bulunduğu ve bunun dışındaki her şeyin sonunun fena olduğunun sabit olduğunu belirtir. Tarihteki olaylarda bulunan hikmetin insana basiret kazandıracağı ve olaylarla ilgili nasihatlerinse her düşünen insanın dine bağlılığını artıracağını vurgulamaktadır. Müellif tarih ilmini içine birçok hikmetler alan bir bilim olarak düşünmektedir. Tarihin dünyadaki kavimlerin gelişme sebeplerini ve yaşadığı felaketleri tasvir eden bir ilim olmasından dolayı bir kavmin saadetini artırmasının ve azametini devam ettirmesinin sebeplerinden birinin de tarih ilmini hakkıyla bilmesi olarak görmektedir. Dünyada meydan gelen olaylara dikkatli bir gözle bakmayan milletlerin siyasi hayatlarına devam edemeyeceği ve yavaş yavaş yok olacağı değerlendirmesini yaparak, bunu önleyebilmek için büyük devletlerin tarih ilmine çok fazla ihtimam ederek bu alanda pek çok eser telif ettiği ve pek çok değerli kitap tasnif ettiklerini belirtmiştir.

Bu manada müellif Buhârâ, Bağdâd, Hicâz, Haleb, Semerkand, Kudüs, Merv, Mısır ve Yemen gibi önemli şehirlerin geçmişine ait tarih kitaplarını çok önemli görmektedir. Ona göre bu eserlerin her biri aynı zamanda ait olduğu şehirlerde yetişen fakîh, yönetici ve sanat sahiplerinin biyografileri o şehirdeki önemli hadiseleri güvenilir bir biçimde kaydederek ibret alınacak yönlerini tüm dünyaya anlatabilmektedir. Bu konuyla ilgili Ebû Bekir el-Hatîb el-Bağdâdî’nin “Târîh-i Bağdâd”ı ve Lisâneddîn el-Hatîb et-Tilimsânî’nin “El İhâta”sındaki ifadelerin kendi düşüncelerini desteklediğini belirterek, bu kıymette eserlerin henüz bizde olmadığından büyük bir üzüntü duymaktadır.”³² Müellifin bahsettiği Tarih-i Bağdad, yirmi yıldan fazla bir sürede tamamlanmış, 1058 yılından önce Bağdat’ta yaşayan veya bir şekilde buraya gelen şahsiyetlerin, halife, vezir ve kumandan gibi devlet adamlarının, şair, kadı ve diğer mesleklere mensup 7831 kişinin hayatına dair bilgi verilen alfabetik bir eser olup adı Muhammed olanlarla başlamaktadır. I. cildi Bağdat’ın kuruluşu, tarihi ve müslümanlar tarafından fethi gibi konulardan oluşmaktadır.³³ Bu eser muhtemelen müellif tarafından Amasya Tarihi için bir örnek olarak düşünülmüştür. Zira müellifin benzer bir metodoloji izlediği görülmektedir. Aynı şekilde diğer bir örnek olan “el-İhâta fî ahbâri (târîhi) Gırnâta” adlı eserde Lisâneddin el-Hatîb, Gırnata’nın tarih, coğrafya ve topografyasına dair bilgileri ve yine şehirde yaşayan veya bağlantısı olan önemli şahsiyetlerin biyografilerini anlatmış olup onların eserlerinden örnekler vermiştir.³⁴ Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn için bu eser de bir emsal teşkil etmektedir.

Bu örneklerden hareketle Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn’in “Amasya Tarihi”ni bir tarihçi disiplini içerisinde kaleme aldığı görülmektedir. Türklerin tarihi ve kültürü hakkında ayrıntılı bilgiler vermek amacıyla geniş bir kaynak literatürü kullanmıştır. Vakanüvis tarihlerinden arşiv vesikalarına, mahkeme kayıtlarından kitabelere birinci elden pek çok kaynağa ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra genel tarih, biyografi, coğrafya, lûgat, dini bilimler gibi farklı alanlarda ve Arapça, Farsça gibi farklı dillerde yazılmış pek çok eseri de tahlil ve tenkid ederek, karşılaştırmalar yapıp çeşitli sonuçlara ulaşmıştır. Özellikle tarih biliminin önemli unsurlarından kronoloji konusundaki hassasiyeti de dikkate değerdir. Kullanmış olduğu belgelerle alakalı dipnotlarda belgelerin bulundukları yerler ve isimleri konusunda bilgiler vermiştir.

Amasya Tarihi’nin büyük bir bölümünü teşkil eden biyografiler, insanın tarih içerisindeki rolünün önemli oluşu nedeniyle tarih yazıcılığı içerisinde en kadim türlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu tür bir tarih yazıcılığı aslında oldukça zor bir iştir. Çünkü tarih akışını bozmadan objektif bir biçimde ferdin kendi tarihi gerçeklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. İslam tarihinde “tabakât” adı verilen biyografi yazıcılığı köklü bir geçmişe sahip olup Osmanlı tarih yazıcılığında ise ilk müstakil eserlerin 15. yüzyılda verilmeye başlandığı düşünülürse biyografi tarzı tarih yazıcılığında Osmanlı’nın geç kaldığı söylenebilir. Aslında Osmanlı tarihçiliğinin geniş ölçüde etkilendiği İslâm tarih yazıcılığında özellikle ulema tarafından tabakât ve terâcim-i ahvâl kitaplarının te’lifine büyük önem verilmiştir. Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, eserinde gerek İslam tarihçilerinin gerekse daha sonra gelişmeye başlayan Osmanlı biyografi tarihçilerinin eserlerini kullanarak Amasya’nın önemli simalarının hayat hikayelerine kaynak oluşturmuştur. Özellikle Taşköprüzâde’nin, kuruluştan 1858’e kadar Osmanlı’da yaşamış olan tarikat şeyhleri ve âlimlerin biyografilerini ihtiva eden Arapça eş-Şakâyıku’n-Nu’mâniyye’si ve Mecdî Mehmed Efendi tarafından “Şakâyık Tercümesi” adıyla yaptığı tercüme müellifin en önemli kaynaklarından biridir. Ayrıca, Şakâyık zeyillerinin en mükemmeli ve meşhuru Nev‘îzâde Atâî’nin “Hadâiku’l-hakâyık fî tekmileti’ş-Şakâyık” adlı kitabı ve diğer Şakayık zeylleri de kaynak olarak kullanılmıştır. İslâm dünyasında hat sanatında meşhur olmuş pek çok kişinin biyografisinin alfabetik olarak yer aldığı Müstakîmzâde Süleymân Sa’deddîn Efendi “Tuhfetü’l-hattâtîn” adlı eseri de kullanılan önemli biyografik kaynaklardandır. Amasyalı Akif Efendizâde es-Seyyid Abdürrahim Efendi’nin “el-Mecmû‘ fi’l-meşhûd ve’l-mesmû‘” adlı eseri de bin yüz on üç âlimin biyografisini ihtiva etmesi yönüyle müellifin yararlandığı önemli bir çalışmadır. Mehmet Süreyya Bey’in Sicill-i Osmanî’si, Bursalı Mehmed Tahir Bey’in Osmanlı Müellifleri de kullanılan diğer biyografi kaynaklarındandır.

Müellif eserinde sadece bu kaynakları kullanmakla kalmamış, biyografi yazarlarının veya tarihçilerin göremediği Amasya’daki şahsiyetleri özellikle ele almış ve haklarında farklı kaynaklarda tespit ettiği ihtilafları düzeltmeye çalışmıştır. Bu çerçevede pek çok tarih kitabını özellikle Amasyalıları başka şehirli gösteriyor diye eleştirmiştir. Örneğin Zeynelâbidîn Paşa (Darbhânecizâde)’nın terceme-i hâlini Amasya sicillâtıyla Ayasofya ve Bâb-ı âlî mahzenlerinde bulduğu ahkâm ve tevcîhât defterlerinden tespit edebilmiştir. “Nâ’imâ”, “Vecîhî”, “Kâtib Çelebî” Vekâyi-nâmelerinde bu şahsın terceme-i hâlinin olmayışını ise eleştirmiş sadece Nâ’îmâ Tarihi’nde Kıbrıs beylerbeyiliği münâsebetiyle yer verildiğini belirtmiştir.³⁵

Ayrıca müellif eserinde biyografik eserlerin hatalarını tek tek düzeltip kişilerin silsilelerini, akrabalık bağlarını incelemiştir. Meşkûk durumların üzerine uzun uzun gidip en doğru biyografiyi çıkarmak için pek çok eser ve vakfiye ile kanıtlar sunmuştur. Böylece biyografi tarihçiliğinde de maharetini ispatlamıştır.

Biyografi tarihçiliğindeki şahısların soylarını tespit etmedeki hassasiyetini seyyid ve şerifler için de hassaten taşımıştır. Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, Âl-i Abâ’ya oldukça saygı duyan ve o soyun sâdâd adıyla anılan şecerelerini dikkatle inceleyen bir tarihçidir. Özellikle iyi bir şecere takipçisi olması kendisini seyyid veya şerif gösteren müteseyyidlerin sahtekarlıklarını ortaya çıkarmıştır. Hazret-i Ali soyundan olmayı en önemli şereflerden sayan müellif bu konudaki titizliği ile Ehl-i beyt ve onun soyundan olan kişilere isim isim dikkat etmiştir.

Dolayısıyla biyografi eserlerinde bulunması gereken tarafsız olmak, gerçekçi olmak, bilgi, belge ve tanıklara dayanmak, kronolojik akışı dikkate almak ve kişinin benzerlerinden ayrılan yanlarını belirlemek³⁶ gibi hususlara müellifin mümkün mertebe dikkat ettiğini, fakat zaman zaman bazı şahısların Amasyalı olduğunu kanıtlamak için olağanüstü bir çaba içerisine girdiğini söylemek mümkündür.

Bu amaçla zaman zaman arkeolejik çalışmalar da yapan müellif, bazı önemli şahısların mezarlarını ve mezar taşlarını bizzat kendisi tespit etmiştir. Örneğin Melik Dânişmend Ahmed Gâzî’nin kerîmesi olan Ilduk Hatun’un oğulları Arslan Toğmuş ve Uluğ Beyler, Kızoğulları diye meşhûr olmuş, Lâdik’de Kızoğulları’nın ceddi Uluğ Bey ve Niksar’da Kızoğulları’nın ceddi de orada medfûn olan Arslan Toğmuş Bey’dir. Bunun oğlu Emîr-i Kebîr Bedreddîn Şâhinşâh’ın kabirlerini Niksar’da kadı iken Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn meydana çıkarmıştır.³⁷ Müellif özellikle Hacı Şâdgeldi Paşa hakkındaki araştırmalarının önemine dikkat çekerek onun adının, hükûmetinin, sülâlesinin Türkiye tarihinde çok bilinmediğini,“Hacı Şâdgeldi Paşa ve pederi Kutlu Şâh, kendi zamânlarında Anadolu'nun ortasında adları, vak'aları, eserleri pek meşhûr ve târîhî birer şahsiyet-i mümtâze iken ma'a'l esef Türkiye târîhi, Osmanlı müverrihleri tanımıyordu. Bunları âlem-i târîhe tanıtan; medfenlerini, sülâlesini bulan âcizleri oldu.” şeklindeki ifadesiyle bu amaçla yaptığı çalışmaları sıralamıştır. Bu araştırmasında hem İstanbul’daki kütüphanelerdeki eserleri inceleyip tercüme etmiş, hem türbeleri dolaşarak kitabeleri okuyup değerlendirmiş, vakıf kayıtlarını tetkik etmiş, bütün bu çalışmalarını delilleriyle beraber eserine dahil etmiş ve araştırmasının sonucunu şu şekilde ifade etmiştir: “Bunlardan başka Hacı Şâdgeldi Paşa'ya, pederi Hacı Kutlu Şâh'a, dedesi Kürt Bey'e, bunun pederi Kayı Bey bin Buşak Bey'e ve bunların bulduğum son evlâdına âid kuyûd ve ma'lûmât-ı târîhiyye vardır ki bunlar uzun ve pek yorucu emeklerimin mahsûlüdür. Yalnız bunlar için bir cild yazmalıdır. Buna da vakt ve nakdin müsâ'adesi yokdur. Şu kadar edille-i sarîha isbât ediyor ki, Hacı Kutlu Şâh ve mahdûmu Hacı Şâdgeldi Pâdişâh, Amasya'da müstakillen emâret ve hükûmet etmiş birer yüksek sîmâdır. Amasya'da Hacı Kutlu Şâh tarafından te'sîs edilmiş bir emâret ve hükûmet-i müstakille vardır. Bu emâret-i müstakille, Karaman emâretinden yüksek; Saruhân, Germiyân, Aydın emâretlerinden daha büyük, daha kavî, daha milliyet perver, daha nâfizü'l kelim idi.”³⁸

Ne yazık ki Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, kabir taşlarını ortaya çıkarmak amacıyla yapmış olduğu kazılar nedeniyle bazen define arayıcı gibi güvenlik güçlerine ihbar edilmiş, zaman zaman zor durumda da kalmıştır.³⁹

Dipnotlar

  • 31 Hüseyin Menç, Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Efendi Hayatı, Eserleri Hakkında Yazılanlar, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2012.
  • 32 Amasya Tarihi, c. 1, s. 3-4.
  • 33 M. Yaşar Kandemir, “Hatîb el-Bağdâdî”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1997, c.16, s. 452-460.
  • 34 Câsim el-Ubûdî, Cengiz Tomar, “İbnü’l-Hatîb, Lisânüddin” TDV İslam Ansiklopedisi, 2000, c.21, s. 74-76.
  • 35 Amasya Tarihi, c. 10, s.164.
  • 36 Necati Çavdar, Tarihsel Biyografi İnşasında Sübjektiflik Sorunu, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi -Journal of Turkish Researches InstituteTAED-60, Eylül -September 2017, s. 629-644.
  • 37 Amasya Tarihi, c. 7, s. 394.
  • 38 Amasya Tarihi, c. 3, s. 111-112.
  • 39 Amasya Tarihi, c. 7, s. 122.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı Tarık Us'a "Tarih, gençliğin ilmidir; insanı ihtiyarlatmaz, insanı öze ve hakikate sönmez bir aşkla bağlar. Tarih, insanlığın ve milletin ilmidir." diyen Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, tarih ilmine dair düşüncelerini Amasya Tarihi'nin birinci cildinde de dile getirmiştir. Ona göre tarih, farklı toplumlar hakkında bilgi edinmemizi sağlayan, onların fikirlerini ortaya koyan, eserlerini takdir eden bir bilim dalıdır. Çeşitli biçimlerdeki olaylar ve tekrar eden olaylar incelenirse bunun dünya için bir tecrübe olduğunu belirtmiştir. Yazar, bu dünyada meydana gelen olayların birer ibret örneği olduğunu, dolayısıyla bu olaylarda bir hikmet ve sonuçta bin öğüdün gizli bulunduğunu düşünmektedir. Dünyadaki olayların meydana gelişinde ilahî bir gücün bulunduğunu, bunun dışındaki her şeyin sonunun kötü olduğunun sabit olduğunu belirtir. Tarihteki olaylarda bulunan hikmetin insana basiret kazandıracağını, olaylarla ilgili öğütlerin de düşünen her insanın dine bağlılığını artıracağını vurgulamaktadır. Yazar, tarih ilmini içine birçok hikmet alan bir bilim olarak düşünmektedir. Tarih, dünyadaki kavimlerin gelişme sebeplerini ve uğradıkları felaketleri anlatan bir ilim olduğu için, bir kavmin mutluluğunu artırmasının ve büyüklüğünü sürdürmesinin sebeplerinden birini de tarih ilmini hakkıyla bilmesinde görmektedir. Dünyada meydana gelen olaylara dikkatli bakmayan milletlerin siyasi hayatlarını sürdüremeyeceği ve yavaş yavaş yok olacağı değerlendirmesini yapar; bunu önlemek için büyük devletlerin tarih ilmine çok önem vererek bu alanda pek çok eser telif ettiklerini ve pek çok değerli kitap derlediklerini belirtmiştir.

Bu bakımdan yazar, Buhara, Bağdat, Hicaz, Halep, Semerkand, Kudüs, Merv, Mısır ve Yemen gibi önemli şehirlerin geçmişine ait tarih kitaplarını çok önemli görmektedir. Ona göre bu eserlerin her biri, ait oldukları şehirlerde yetişen fakihlerin, yöneticilerin ve sanat sahiplerinin biyografilerini ve o şehirdeki önemli olayları güvenilir biçimde kaydederek, bunların ibret alınacak yönlerini bütün dünyaya anlatabilmektedir. Bu konuda Ebû Bekir el-Hatîb el-Bağdâdî'nin "Târîh-i Bağdâd"ının ve Lisâneddîn el-Hatîb et-Tilimsânî'nin "el-İhâta"sındaki ifadelerin kendi düşüncelerini desteklediğini belirterek, bu değerdeki eserlerin henüz bizde bulunmamasından büyük üzüntü duyduğunu söyler. Yazarın sözünü ettiği Tarih-i Bağdad, yirmi yıldan fazla bir sürede tamamlanmış, 1058 yılından önce Bağdat'ta yaşayan ya da bir şekilde buraya gelen kişilerin hayatına dair bilgi veren alfabetik bir eserdir. Halife, vezir ve komutan gibi devlet adamlarından, şair, kadı ve diğer mesleklere mensup kişilerden toplam 7831 kişinin biyografisi bu eserde yer alır; eser adı Muhammed olanlarla başlar. Birinci cildi Bağdat'ın kuruluşu, tarihi ve Müslümanlar tarafından fethi gibi konulardan oluşur. Bu eser, büyük olasılıkla yazar tarafından Amasya Tarihi için bir örnek olarak düşünülmüştür; çünkü yazarın benzer bir yöntem izlediği görülmektedir. Aynı şekilde diğer bir örnek olan "el-İhâta fî ahbâri (târîhi) Gırnâta" adlı eserde Lisâneddin el-Hatîb, Gırnata'nın tarih, coğrafya ve topografyasına dair bilgileri ve yine şehirde yaşayan ya da şehirle bağlantısı olan önemli kişilerin biyografilerini anlatmış, onların eserlerinden örnekler vermiştir. Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn için bu eser de bir örnek oluşturmaktadır.

Bu örneklerden hareketle, Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn'in "Amasya Tarihi"ni bir tarihçinin disiplini içinde kaleme aldığı görülmektedir. Türklerin tarihi ve kültürü hakkında ayrıntılı bilgi vermek amacıyla geniş bir kaynak literatürü kullanmıştır. Vakanüvis tarihlerinden arşiv belgelerine, mahkeme kayıtlarından kitabelere kadar birinci elden pek çok kaynağa ulaşılmıştır. Bunun yanında genel tarih, biyografi, coğrafya, sözlük, dinî ilimler gibi farklı alanlarda ve Arapça, Farsça gibi farklı dillerde yazılmış pek çok eseri de inceleyip eleştirerek karşılaştırmalar yapmış ve çeşitli sonuçlara ulaşmıştır. Tarih biliminin önemli unsurlarından olan kronolojiye gösterdiği özen de dikkate değerdir. Kullandığı belgelerle ilgili dipnotlarda, belgelerin bulunduğu yerler ve adları konusunda bilgi vermiştir.

Amasya Tarihi'nin büyük bir bölümünü oluşturan biyografiler, insanın tarih içindeki rolü önemli olduğu için tarih yazıcılığının en eski türlerinden biri sayılır. Bu türden bir tarih yazıcılığı aslında oldukça zor bir iştir; çünkü tarihin akışını bozmadan, tarafsız bir biçimde kişinin kendi tarihî gerçeklerinin ortaya çıkarılması gerekir. İslam tarihinde "tabakât" adı verilen biyografi yazıcılığı köklü bir geçmişe sahiptir. Osmanlı tarih yazıcılığında ilk müstakil eserlerin 15. yüzyılda verilmeye başlandığı düşünülürse, biyografi tarzı tarih yazıcılığında Osmanlı'nın geç kaldığı söylenebilir. Aslında Osmanlı tarihçiliğinin geniş ölçüde etkilendiği İslam tarih yazıcılığında, özellikle âlimler arasında tabakât ve tercüme-i hâl kitaplarının yazılmasına büyük önem verilmiştir. Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn eserinde hem İslam tarihçilerinin hem de sonradan gelişmeye başlayan Osmanlı biyografi tarihçilerinin eserlerini kullanarak Amasya'nın önemli simalarının hayat hikâyelerine kaynak oluşturmuştur. Özellikle Taşköprüzâde'nin, kuruluştan 1858'e kadar Osmanlı'da yaşamış tarikat şeyhlerinin ve âlimlerin biyografilerini içeren Arapça eş-Şakâyıku'n-Nu'mâniyye'si ve Mecdî Mehmed Efendi'nin "Şakâyık Tercümesi" adıyla yaptığı çevirisi, yazarın en önemli kaynaklarından biridir. Ayrıca Şakâyık zeyillerinin en mükemmeli ve en ünlüsü olan Nev'îzâde Atâî'nin "Hadâiku'l-hakâyık fî tekmileti'ş-Şakâyık" adlı kitabı ve diğer Şakâyık zeyilleri de kaynak olarak kullanılmıştır. İslam dünyasında hat sanatıyla ünlenmiş pek çok kişinin biyografisinin alfabetik olarak yer aldığı Müstakîmzâde Süleymân Sa'deddîn Efendi'nin "Tuhfetü'l-hattâtîn" adlı eseri de kullanılan önemli biyografik kaynaklardandır. Amasyalı Akif Efendizâde es-Seyyid Abdürrahim Efendi'nin "el-Mecmû' fi'l-meşhûd ve'l-mesmû'" adlı eseri de bin yüz on üç âlimin biyografisini içermesiyle yazarın yararlandığı önemli bir çalışmadır. Mehmet Süreyya Bey'in Sicill-i Osmanî'si ile Bursalı Mehmed Tahir Bey'in Osmanlı Müellifleri de kullanılan diğer biyografi kaynaklarıdır.

Yazar eserinde yalnızca bu kaynakları kullanmakla kalmamış, biyografi yazarlarının ya da tarihçilerin göremediği Amasya'daki kişileri özellikle ele almış ve haklarında farklı kaynaklarda tespit ettiği çelişkileri düzeltmeye çalışmıştır. Bu çerçevede pek çok tarih kitabını, özellikle Amasyalıları başka şehirli gösteriyor diye eleştirmiştir. Örneğin Zeynelâbidîn Paşa'nın (Darbhânecizâde) hâl tercümesini, Amasya sicilleriyle Ayasofya ve Bâb-ı âlî arşivlerinde bulduğu hüküm ve tevcih defterlerinden tespit edebilmiştir. Na'îmâ, Vecîhî ve Kâtib Çelebî'nin vekâyi-nâmelerinde bu kişinin hâl tercümesinin bulunmayışını eleştirmiş; yalnızca Na'îmâ Tarihi'nde Kıbrıs beylerbeyiliği vesilesiyle yer verildiğini belirtmiştir.

Ayrıca yazar eserinde biyografik eserlerin hatalarını tek tek düzeltmiş, kişilerin soy zincirlerini ve akrabalık bağlarını incelemiştir. Şüpheli durumların üzerinde uzun uzun durarak en doğru biyografiyi ortaya çıkarmak için pek çok eser ve vakfiyeyle kanıt sunmuştur. Böylece biyografi tarihçiliğinde de ustalığını kanıtlamıştır.

Biyografi tarihçiliğinde kişilerin soyunu belirlemedeki titizliğini seyyidler ve şerifler için de özellikle göstermiştir. Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, Âl-i Abâ'ya (Hz. Peygamber'in ehl-i beytine) oldukça saygı duyan ve o soyun "sâdât" adıyla anılan şecerelerini dikkatle inceleyen bir tarihçidir. Özellikle iyi bir şecere takipçisi olması, kendisini seyyid ya da şerif gösteren sahte seyyidlerin sahtekârlıklarını ortaya çıkarmasını sağlamıştır. Hazret-i Ali soyundan olmayı en önemli şereflerden sayan yazar, bu konudaki titizliğiyle ehl-i beyte ve onun soyundan gelen kişilere isim isim dikkat etmiştir.

Bu nedenle, biyografi eserlerinde bulunması gereken tarafsız ve gerçekçi olmak, bilgiye, belgeye ve tanıklara dayanmak, kronolojik akışı dikkate almak ve kişinin benzerlerinden ayrılan yönlerini belirlemek gibi hususlara yazarın elinden geldiğince dikkat ettiğini, ancak zaman zaman bazı kişilerin Amasyalı olduğunu kanıtlamak için olağanüstü bir çabaya girdiğini söylemek mümkündür.

Bu amaçla zaman zaman arkeolojik çalışmalar da yapan yazar, bazı önemli kişilerin mezarlarını ve mezar taşlarını bizzat kendisi tespit etmiştir. Örneğin Melik Dânişmend Ahmed Gâzî'nin kızı Ilduk Hatun'un oğulları Arslan Toğmuş ve Uluğ Beyler "Kızoğulları" diye ünlenmiştir; Kızoğulları'nın ceddi Uluğ Bey Ladik'te, Niksar'da ise Kızoğulları'nın ceddi olan Arslan Toğmuş Bey medfundur. Bunun oğlu Emîr-i Kebîr Bedreddîn Şâhinşâh'ın kabirlerini Niksar'da kadı iken Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn ortaya çıkarmıştır. Yazar özellikle Hacı Şâdgeldi Paşa hakkındaki araştırmalarının önemine dikkat çekerek onun adının, hükûmetinin ve sülalesinin Türkiye tarihinde pek bilinmediğini şu sözlerle belirtmiş ve bu amaçla yaptığı çalışmaları sıralamıştır: "Hacı Şâdgeldi Paşa ile babası Kutlu Şâh, kendi zamanlarında Anadolu'nun ortasında adları, olayları, eserleri çok meşhur ve tarihî birer seçkin kişi iken maalesef Türkiye tarihi ve Osmanlı tarihçileri onları tanımıyordu. Bunları tarih âlemine tanıtan, mezarlarını ve sülalesini bulan bu âciz kişi oldu." Bu araştırmasında hem İstanbul'daki kütüphanelerde bulunan eserleri inceleyip tercüme etmiş, hem türbeleri dolaşarak kitabeleri okuyup değerlendirmiş, vakıf kayıtlarını incelemiş, bütün bu çalışmalarını delilleriyle birlikte eserine katmıştır. Araştırmasının sonucunu şöyle ifade etmiştir: "Bunlardan başka Hacı Şâdgeldi Paşa'ya, babası Hacı Kutlu Şâh'a, dedesi Kürt Bey'e, onun babası Kayı Bey bin Buşak Bey'e ve bunların bulduğum son çocuklarına ait tarihî kayıtlar ve bilgiler vardır ki bunlar uzun ve çok yorucu emeklerimin ürünüdür. Yalnız bunlar için bir cilt yazmak gerekir. Buna ise zaman ve para elverişli değildir. Şu kadar açık delil ispat ediyor ki Hacı Kutlu Şâh ve oğlu Hacı Şâdgeldi Padişah, Amasya'da bağımsız olarak emirlik ve hükümet etmiş birer yüksek şahsiyettir. Amasya'da Hacı Kutlu Şâh tarafından kurulmuş bağımsız bir emirlik ve hükümet vardır. Bu bağımsız emirlik, Karaman emirliğinden daha yüksek; Saruhan, Germiyan, Aydın emirliklerinden daha büyük, daha güçlü, daha milliyetçi ve sözü daha geçer idi."

Ne yazık ki Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn, kabir taşlarını ortaya çıkarmak amacıyla yaptığı kazılar yüzünden bazen define arayıcısı diye güvenlik güçlerine ihbar edilmiş, zaman zaman zor durumda da kalmıştır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • tedkik, tahlil, tenkid: inceleme, çözümleme, eleştiri
  • telif, tasnif: eser yazma, derleyip düzenleme
  • müellif: yazar
  • fakîh: İslam hukuku âlimi
  • terceme-i hâl, terâcim-i ahvâl: hayat hikâyesi, biyografiler
  • tabakât: kuşaklara ya da meslek gruplarına göre sıralanmış biyografi kitapları
  • zeyil: bir eserin devamı niteliğindeki ek
  • silsile, şecere: soy zinciri, soy ağacı
  • müteseyyid: seyyid olmadığı hâlde kendini seyyid gösteren kimse
  • Âl-i Abâ, sâdât: Hz. Peygamber'in aile çevresi, seyyidler
  • medfun: gömülü
  • vakfiye: bir vakfın kuruluş belgesi
  • ahkâm ve tevcîhât defterleri: görev ve gelir tahsisi kararlarının kaydedildiği defterler

Şehir Tarihi ile Biyografinin Birleştiği Gelenek

Metinde örnek gösterilen iki eser, Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ni nasıl kurduğunu anlamaya yardım eder. Hatîb el-Bağdâdî'nin Bağdat Tarihi iki bölümden oluşur: birincisi Irak'ın fethini, Bağdat'ın kuruluşunu, coğrafyasını, camilerini, köprülerini ve mezarlıklarını anlatan geniş bir giriştir; ikincisi Bağdat'ta yaşayan ya da oraya gelen 7831 kişinin biyografisidir. Amasya Tarihi'nin düzeni de buna benzer. İlk ciltler şehrin dinî ve kültürel kurumlarını, mahallelerini, camilerini ve türbelerini anlatır; 6. ciltten sonrası ise Amasya ve çevresinde yetişmiş kişilerin alfabetik biyografilerine ayrılmıştır.

Giriş yazısındaki "1058'den önce" kaydı ile ansiklopedi bilgisi arasında küçük bir fark vardır. Ansiklopedi maddesine göre Hatîb el-Bağdâdî eseri otuz yaşlarında yazmaya başlamış, yirmi yıl sonra 444'te (1052-53) tamamlamıştır; 463'e (1070-71) kadar ölen bazı kişilere de yer verilmesi, yazarın esere sonradan eklemeler yaptığını gösterir. Giriş yazısı 1058 tarihinin neye dayandığını belirtmez. Aynı madde, yazarın yaklaşık 180 müellifin eserinden alıntı yaptığını, en geniş biyografiyi Ebû Hanîfe'ye ayırdığını ve eserin sonradan yazılan şehir tarihlerine örnek olduğunu bildirir.

Lisânüddîn İbnü'l-Hatîb 1313'te Loja'da doğmuş, Gırnata (Granada) Nasrî sarayında vezirlik yapmış bir devlet adamı ve yazardır. "el-İhâta" adlı eserini 1359-1368 yılları arasında yazmış, kitabın sonuna kendi hayat hikâyesini de eklemiştir. Eserde şehrin tarihi, coğrafyası ve topografyası ile şehirle bağlantısı olan önemli kişilerin biyografileri bulunur; biyografisi verilen kişilerin eserlerinden örnekler de aktarılır. İbnü'l-Hatîb saraydaki husumetler yüzünden Fas'a sığınmış, 1374'te orada tutuklanmış ve kısa süre sonra öldürülmüştür. Hüsameddin'in bu iki kitabı özellikle anması, kendi çalışmasını şehir tarihi ile biyografi kitabının birleştiği bu geleneğe bağlamak istediğini gösterir.

Hüsameddin'in Yöntemi ve Eleştiriler

Giriş yazısı, yazarın belge ve kitabe başta olmak üzere birinci elden kaynaklara dayandığını vurgular. Ansiklopedi maddesi de aynı noktayı doğrular: Hüsameddin el yazmaları, mahkeme sicilleri, vakfiyeler, kitabeler ve mezar taşları gibi ilk kaynaklara başvurmuştur. Aynı madde, başvurduğu kaynakları çoğunlukla göstermemiş olmasını ve bazı konularda aşırı etimolojik benzetmelere kalkışmasını da eleştirir; bu iki husus eserin bilimsel değeri konusunda tereddüt doğurmuştur. Buna karşın Franz Babinger, eserin bazı konularda gerçek bir hazine olduğunu söylemiş ve en azından kısmen bir Batı diline çevrilmesini önermiştir. Giriş yazısındaki "belgelerin bulundukları yerleri dipnotlarda belirtti" cümlesi ile ansiklopedideki "kaynakları çoğunlukla göstermemiş" değerlendirmesi birbirine tam uymaz; okurun iki görüşü birlikte tartması yerinde olur. Giriş yazarı da Hüsameddin'in bazı kişilerin Amasyalı olduğunu kanıtlamak için olağanüstü çaba gösterdiğini not eder.

Kızoğulları ve Mezar Araştırmaları

Metindeki Niksar bilgisi, yazarın görev yerlerinin araştırmasına nasıl katkı verdiğini gösterir. Ansiklopedi maddesine göre Hüsameddin 1903 Martında Vezirköprü naipliğine başlamış, 1905 Ekiminde Osmancık'a, ardından Niksar'a gönderilmiştir. Kızoğulları'nın mezarlarını Niksar'da kadı iken bulması bu görev döneminin ürünüdür. Kazılar yüzünden define arayıcısı sanılması, kabir taşı arayışının o dönemde güvenlik görevlilerinin gözünde nasıl yorumlanabildiğini gösterir.

Hacı Şâdgeldi Paşa Meselesi

Hüsameddin'in Hacı Kutlu Şah ve Hacı Şadgeldi için ileri sürdüğü bağımsız Amasya emirliği tezi, metinde en uzun alıntıyı oluşturan konudur. Alıntıdaki sözler yalnızca bir iddiayı değil, bir araştırma emeğini de anlatır: İstanbul kütüphanelerindeki eserleri tercüme etmek, türbe kitabelerini okumak, vakıf kayıtlarını taramak. Kimi kaynaklarda Şadgeldi'nin 1359'da Amasya emiri olduğu, 1381'deki ölümüne kadar görevde kaldığı, başlangıçta Eretna Bey'e bağlı iken onun ölümünden sonra özerkliğini ilan ettiği yazılır. Bu bilgi Hüsameddin'in tezinin ana hatlarıyla örtüşür. Şadgeldi'nin Karaman, Saruhan, Germiyan ve Aydın emirliklerinden daha güçlü olduğu yolundaki karşılaştırma ise yazarın kendi değerlendirmesidir; bağımsız bir kaynakla doğrulanamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, Giriş Cildi, s. 21–25. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

  • Turgut Akpınar, "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 551-552. (https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar)
  • M. Yaşar Kandemir, "Hatîb el-Bağdâdî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, 1997, s. 452-460; ayrıca "Târîḫu Bağdâd" maddesi. (https://islamansiklopedisi.org.tr)
  • Câsim el-Ubûdî, Cengiz Tomar, "İbnü'l-Hatîb, Lisânüddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 21, 2000, s. 74-76. (https://islamansiklopedisi.org.tr)
  • Mehmet Fatih Köksal, Amasya Tarihi üzerine bildiri, Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu, 2017.
  • "Hacı Şadgeldi Paşa", Vikipedi (Uzunçarşılı, "Sivas-Kayseri ve Dolaylarında Eretna Devleti", Belleten 32/126 atfıyla). (https://tr.wikipedia.org)

Giriş: Eser ve Yazar içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.