İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · ESER VE YAZAR HAKKINDA · 1. MÜELLİF HAKKINDA

1.9. Diğer Eserleri

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, Giriş: Eser ve Yazar, s. 32–36 • Hazırlayan: Doç. Dr. Songül KEÇECİ KURT

Özgün Metin

1. Evkâf-ı Hümâyun Nezâretinin Târihçe-i Teşkîlâtı ve Nüzzârın Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1335). İbnü’l-emin Mahmud Kemal ile birlikte kaleme aldıkları bir eserdir. Hüseyin Hüsâmeddin eserin tarihçe kısmını yazmıştır. Eser Nazif Öztürk tarafından sadeleştirilerek yayımlanmıştır.⁵⁴

2. Temel: Hüseyin Hüsameddîn Türk dilinin çeşitli yönlerini keşfetmek için yıllarca uğraştığını, pek çok uygulamalar yaptığını, sonunda adını Temel koyduğu eserini yazdığını ifade etmektedir. “Türk dilinde harflerin vaziyet ve ma’nalarını, kelimelerin teşkilât ve iştikaklarını keşf ve isbât etmek” amacıyla yazdığını belirttiği eserin 1926’da sadece mukaddimesi İstanbul’da yayımlanmıştır. Amacı Türkçe’nin bilimsel bir dil haline gelmesini sağlamaktır. Temel’in birinci cüz’ü, İfâde-i Merâm, Türk Dilinde Harfler ve Taksimatı, Temel ve Yedek Harfler, İydil Harfler, Harekeler ve Envâ‘ı, Noktalar, Harflerin Ma‘naları, Kelimelerin Teşkilâtı Sîgaların Envâ‘ı ve Istılahâtı, Ak Kelimesi Hakkında Tatbikât bölümlerinden oluşmaktadır.⁵⁵

3. Paşa Armağanı: Paşa kelimesinin Türkçe olduğunu göstermek amacıyla kaleme alınmıştır. Tarih-i Osmanî Encümeni üyesi olarak dil alanındaki çalışmalara yaşadığı dönemde katkı sunan Hüseyin Hüsameddîn Efendi, Mustafa Kemal Paşa’nın dil konusunda görüşlerine başvurduğu kişilerdendir. Türk Tarih Tezi ve Güneş-dil teorisi etkisiyle yazılmış olduğu “Dünyada ilk medeniyeti, şarlığı kuran Türklerin dili bütün dillerin temeli olacak denlü eskidir…” şeklinde bir cümle ile başlamasından anlaşılmaktadır. Eserde “paşa” unvanının Türkçe bir kelime olduğu “ispat” edilmeye çalışılmıştır.⁵⁶

4.Dîvân Anahtarı: Hüseyin Hüsameddîn’in bu eseri, bir indeks çalışmasıdır. Bu indeks Kilisli Rıfat tarafından (1915-1917) yayımlanan üç ciltlik Dîvân-ı Lügâti’t-Türk neşri için hazırlanmıştır. Türk dili ve tarihi için önemli bir eser olan Dîvân-ı Lügâti’t-Türk için hazırlanan ilk indeks olması yönüyle ehemmiyet arz etmektedir. ⁵⁷

Yapılan araştırmalarda tespit edilen diğer eserleri şunlardır:⁵⁸

Kitapları

Dîvân-ı Vezâret

Kitabü’t-Tasrif (Temel Külliyatından Fiiller Hakkında Mülahazât-ı Sarfiyye)

Türk Sıfatları: Türk Çavları

Nişancılar Durağı

Osmanlı Meşâhiri

Türk Takvimi

Et-Tuhfetü’z-Zekiyye Fi-Lugati’t-Türkiyye Çevirisi

Türk Emniyet Teşkilatı

Arşiv kayıtlarında Hüseyin Hüsameddîn’in “Türk Irkından Bir Yaprak” adlı bir eserinin olduğu görülmektedir. Telif ve Tercüme Heyeti reisinin İstanbul Maârif Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda müellifin bu eseri Maârif vekaletine göndermiş olduğu yapılan tetkik sonucunda eserde kaynak ve eski Türkçe kelimelerin izah edilmesi gerektiği ve eğer tamamlanırsa halk kütüphaneleri için çok istifade edilebilecek bir eser olduğu belirtilmiş ve eksiklerin müelliften istenmesi talep edilmiştir.⁵⁹

Biyografik Makaleleri: Konu ile ilgili Prof. Dr. Eyüp Baş tarafından yapılan araştırmada makalelerin içeriği hakkında bilgiler verilmiştir. Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuasında yayınlanan bu makaleler şunlardır:

1.“Koca Mehmed Paşa”: Amasyalı Hüseyin Hüsameddîn imzasıyla yayımlanan bu makalede Candarlı İbrahim Paşa’dan sonra oğlu Halil Paşa’nın değil Koca Mehmed Paşa’nın sadrazam olduğunu çeşitli delillerle ispat edilmeye çalışılmıştır. Bu manada müellif, Osmanlı tarihinin devletin kuruluşundan ilk yüz elli yılının daha sonra gelen tarihçiler tarafından nakil ve istima yoluyla kayda alınmaya başlandığını belirtmiştir. Sonra gelen müverrihlerin de bunları tekrar ettiği bu nedenle bunların teyidine muhtaç olan bazı hususlarının bulunduğunu ifade etmiştir. Nakledilen bu hikayelerin daha sonra birer tarih-i ananeye ve genel kanaate dönüşmesini eleştirmiştir. Tarih araştırmalarında bu tür kanaatleri bir vesika olmadan red etmenin mümkün olamayacağını, elde vesika olmadan bu tür ananelere karşı çıkılamayacağını ancak delillere ulaşıldıkça eski kanaatlerin tadilinin gerektiğini vurgulamıştır. Bu şekilde oluşmuş genel kanaatlerden birinin de makalenin konusu olan Fatih dönemine kadar vezirlik makamının Candarlıoğlu ailesine mahsus olduğu meselesidir. Ona göre bu kanaatin oluşmasındaki en büyük etken, Candarlıoğlu sülalesinden ilk defa Hayreddin Halil Paşa, sonra oğullarından Ali ve İbrahim Paşalar, sonra İbrahim Paşazâde Halil Paşa daha sonra da Halil Paşazâde İbrahim Paşa’nın Osmanlı devletinde vezirlik makamı görevinde bulunduklarıdır. Koca Mehmed Paşa’ın Atallu Türkmen beylerinden Hamza Beyzâde Dânişmend Hazar Çelebi oğlu olduğunu belirterek pederi ulemâdan olup Osmancık’da medfûn ve kendisi “Danişmen oğlu” diye meşhur olduğunu vakfiyesindeki kayıtlardan aktarmaktadır. Asya’da neş’et ederek iştihar etmiş ve Amasya ümerasından Kutlubeyzâde Kutlu Paşa’ya damad olarak itibara nail olmuştur. Bu bilgiye dipnot olarak “halilesinin seng-i mezarında mahkuktur kaydını düşmüştür”. Böylece vakfiye ve mezar taşlarını inceleyerek, Taşköprülüzâde’nin Şakâyık-ı Numaniyye, ve diğer vakıf kayıtlarından Koca Mehmed Paşa’nın kimliği ve görev zamanı ile ilgili daha detaylı malumata sahip olmuştur. Bu edindiği bilgiler neticesinde Koca Mehmed Paşa’nın Candarlı İbrahim Paşa’dan sonra oğlu Halil Paşa’nın değil Koca Mehmed Paşa’nın sadrazam, Halil Paşa’nın da H.836 (M. 1432-1433)’da kazasker olduğunu, Koca Mehmed Paşa’nın 832 yılında sadaret makamına gelip H.842 Ramazanı (M. Şubat/Mart 1439) ile H.843 Muharremi (M. Haziran/ Temmuz 1439) arasında bu görevinden ayrılarak yaklaşık on yıl kadar sadrazamlık yaptığını tespit etmiştir. Böylece müellif yukarıda belirtilen ananeyi çürütmüş ve Koca Mehmed Paşa gibi Osmanlı tarihinin kaydedemediği nice önemli devlet ricalinin arayıp bulunmasının Encümen’in önemli vazifelerinden biri olması gerektiğini belirtmiştir.⁶⁰

2. Alaaddin Bey: Bu makalede müellif Osman Gazi’nin büyük oğlu Alaaddin Bey ile ilgili Osmanlı tarihlerindeki tutarsız bilgileri ortaya koyarak onun Osman Gazi’nin veziri Alaaddin Paşa ile karıştırıldığını ifade etmiştir. Burada da Tevârih-i Âli Osman, Camiü’t Tevarih, Kemalpaşazâde Tarihi, Zübdedü’t-Tevarih, Ravzatü’l ebrar, Camiü’d düvel gibi pek çok tarih kitabı ve vakıf kaydından faydalanarak Alaaddin Bey’in Osman Gazi’nin büyük oğlu olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.⁶¹

3.Sultan Altunbaş: Bu makalede Sultan Mesud’un oğlu Gazi Çelebi ile ilgili rivayetler aktarıldıktan sonra Sultan Altunbaş’ın kendisine ait iki vakfiye ile babası Sultan Mesud adına tanzim ettirdiği vakfiyedeki bilgilerden yararlanarak, Moğolların Amasya civarından çıkarılmasından sonra Sultan Altunbaş’ın Simre hükümdarı olarak Amasya havalisinde hangi tarihlerde hüküm sürdüğü, türbe ve zaviyelerinin yerleri de tespit edilerek tarih kitaplarındaki eksik ve yanlış bilgiler tashih edilmiştir. Ayrıca vakfiyelerde imzaları bulunan kadı ve şahitlerden yola çıkılarak Amasya’daki devlet adamları ve Amasya eşrafının kimlikleri tespit edilmeye çalışılmıştır.⁶²

4. Molla Fenari: Mecmuadaki dördüncü biyografik makalesinde Amasya Müverrihi Hüseyin Hüsameddîn imzası görülmektedir. Osmanlı’nın ilk Şeyhülislamı olarak tarihe kaydedilmiş olan Molla Fenari’nin terceme-i hâlinin vefatından bir asır sonra yazılabildiğinden bahisle terceme-i hâline bazı efsaneler karışmış olduğunu, bununla beraber ne tarih-i hayatı ne de tarih-i vefatının doğruca tespit edilemediğini belirterek bulabildiği vesikalara dayanarak onun terceme-i halini yeniden tetkik ettiğini belirtmiştir. Makalesinde “Enbâi’l-gumr fî ebnâi’l-umr”, Defter-i Mücedded Anadolu, Şakâyık-ı numaniye, Kitab-ı fî ahvâli’l-acâib ve’l-garâib gibi kaynaklardan tashihler yaparak Molla Fenari’nin biyografisini yazmıştır. Molla Fenari’nin ilmî müzakere ve mübahaselerden hoşlandığı, fakat münazarayı sevmediğini belirtmiştir.⁶³

5. Orhan Bey Vakfiyesi: Bu makalede müellif H.1231 tarihli bir vakfiyeden hareketle hüccet, vakfiye ve i’lamların tarihi kıymetine vurgu yaptıktan sonra bu vakfiyenin aydınlattığı konuları beş maddede açıklamıştır. Bu maddelerde yer alan bilgiler vasıtasıyla Kadı Mahmud bin Seyyid Ahmed’in önemli devlet ricalinden olmasına rağmen, Taşköprülüzade’nin Şakâyik-i Nu’maniye Fî Ulemâi’d-Devleti’l Osmâniyye isimli biyografik eserinde yer almadığını belirtmiştir. Vakıf kayıtları vasıtasıyla görev yıllarını belirlemiş, vakfiyede adı geçenlerin isimlerinin ve kimliklerinin doğruluğu, yine vakfiye kayıtlarında Orhan Bey’in vezirinin halk arasında Sinan Paşa diye meşhur olan Mevlânâ Sinanüddin Yusuf Paşa olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla Sinanüddin Yusuf Paşa’nın beşinci vezir ve ilk vezir olarak bilinen Hayreddin Halil Paşa’nın da yedinci Osmanlı veziri olduğunu, ilk Osmanlı vezirinin Kemaleddin Mehmed Paşa olduğunu ve Orhan Gazi’nin H.761 senesi Cumâdelâhire’sinin evâilinden sonra vefat ettiğini tespit etmiştir.⁶⁴

Abdîzâde Hüseyin Hüsameddîn’in İkdam Gazetesi’nde ve diğer gazetelerde çıkan yazılarından bazıları ise aşağıdaki gibidir.

1. “İran’da Türkler” Türk Yurdu, 14. Cilt, 1 (151) sayı, sayfa 4033-4035.

2. “Milli Tarih Hakkında”, Vakit, 16 Eylül 1920.

3. “Tarih-i Osmanîye Hizmet”, İkdam, 9 Temmuz 1921.

4. “Tarihimiz”, İkdam, 6 Eylül 1920.

5. “Türk Devletleri”, İkdam, 17 Teşrin-i sâni 1922.

6. “Türk Dili” İkdam, 24 Rebiulevvel 1339.

7. “Azerbaycan” (1-4), İkdam, nr. 7682, 28 Haziran 1918, s. 2; nr. 7683, 29 Haziran 1918, s. 2, nr. 7697, 15 Temmuz 1918, s. 2; 7699, nr. 17 Temmuz. 1918, s. 2 (Azerbaycan’ın tarihine dair.).

8. “Bakü’de Ermeniler” -1-, İkdam, nr. 7741, 29 Ağustos 1918, s. 2 (Bir Türk şehri olan Bakü’nün son zamanlarda Ermeni şehri olduğunun dillendirilmesi nedeniyle Bakü tarihi hakkındadır.).

9. “Boğdı Han” (1-3), İkdam, nr. 7592, 30 Mart 1918, s. 2; nr. 7599, 6 Nisan 1918, s. 1; nr. 7608, 15 Nisan 1918, s. 2. (Boğdı Han’ın hayatı ve yaptıkları ve Kırım Türklerinin tarihine dair tarihi bilgiler verilmektedir.).

10. “Türk Hakanları” (1-2), İkdam, nr. 7544, 10 Şubat 1918, s. 2; nr. 7545, 11 Şubat

1918, s. 2.

11. “Türklerde “Han” Unvanı” (1-2), İkdam, nr. 7513, 10 Kanun-i sani 1918, s. 2;

nr. 7528, 25 Kanun-i sani 1918, s. 2. (Türk devletlerinde hükümdarların kullandıkları

unvanlara dair.).

Dipnotlar

  • 54 Turgut Akpınar, “Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1998, c. 18, s. 551-552.
  • 55 Erol Öztürk, Amasyalı Hüseyin Hüsâmeddîn'in Temel Adlı Eserinin Birinci Cüz'ü. Electronic Turkish Studies, 2013,8(1).
  • 56 İbrahim Serbestoğlu,, & Turan Açık, Hüseyin Hüsâmeddîn’in Bilinmeyen Bir Eseri: Paşa Armağanı. History Studies, 2014, 6(4), 155-178.
  • 57 Çimen, a.g.m., s. 136-151.
  • 58 Akpınar, a.g.m.; Çimen, a.g.m., Aydın-Dündar, a.g.m.
  • 59 BCA, 180-9-0-0 / GENEL, 47 - 243 – 21, 02.08.1924
  • 60 Amasyalı Hüseyin Hüsâmeddîn “Koca Mehmed Paşa”, Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası, S: 37, 1 Nisan 1332/14 Nisan 1916, s. 43-49.
  • 61 Hüseyin Hüsâmeddîn, “Alaaddin Bey” (Osman Gazi’nin en büyük oğlu), Türk Tarih Encümeni Mecmuası, S. 5, (82), 1Eylül 1340/1 Eylül 1924, s. 307-318; S. 6 (83), 1 Teşrin-i Evvel 1340/1 Ekim 1924, s. 380-384; S. 8 (85), 1 Mart1341/1 Mart 1925, s.128-133; S. 9 (86), 1 Mayıs 1341/ 1 Mayıs 1925, S. 9 (86), 1 Mayıs 1341/ 1 Mayıs 1925, s. 200-210.
  • 62 Baş, a.g.m., s. 195.
  • 63 Hüseyin Hüsâmeddîn, “Molla Fenari”, TOEM, S. 19, s. 148-158; S. 95, 1 Teşrin-i Evvel 1926, s. 368-383.
  • 64 Baş, a.g.m., s. 195.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

1. Evkâf-ı Hümâyun Nezâretinin Târihçe-i Teşkîlâtı ve Nüzzârın Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1335). İbnü'l-emin Mahmud Kemal ile birlikte yazdıkları bir eserdir. Hüseyin Hüsâmeddin eserin tarihçe kısmını yazmıştır. Eser, Nazif Öztürk tarafından sadeleştirilerek yayımlanmıştır.

2. Temel: Hüseyin Hüsâmeddin, Türk dilinin çeşitli yönlerini keşfetmek için yıllarca uğraştığını, pek çok uygulama yaptığını, sonunda adını Temel koyduğu eseri yazdığını söylemektedir. "Türk dilinde harflerin durumunu ve anlamlarını, kelimelerin yapısını ve türeyişini keşfetmek ve ispat etmek" amacıyla yazdığını belirttiği eserin 1926'da yalnızca önsözü İstanbul'da yayımlanmıştır. Amacı, Türkçenin bilimsel bir dil hâline gelmesini sağlamaktır. Temel'in birinci cüzü şu bölümlerden oluşmaktadır: Amacın Açıklanması (İfâde-i Merâm), Türk Dilinde Harfler ve Bölümleri, Temel ve Yedek Harfler, İydil Harfler, Harekeler ve Çeşitleri, Noktalar, Harflerin Anlamları, Kelimelerin Yapısı, Kalıpların Çeşitleri ve Terimleri, Ak Kelimesi Üzerine Uygulama.

3. Paşa Armağanı: "Paşa" kelimesinin Türkçe olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır. Tarih-i Osmânî Encümeni üyesi olarak yaşadığı dönemde dil alanındaki çalışmalara katkı sunan Hüseyin Hüsâmeddin Efendi, Mustafa Kemal Paşa'nın dil konusunda görüşüne başvurduğu kişilerdendir. Eserin Türk Tarih Tezi ve Güneş-dil teorisinin etkisiyle yazıldığı, "Dünyada ilk medeniyeti, şarlığı kuran Türklerin dili bütün dillerin temeli olacak kadar eskidir…" biçimindeki bir cümleyle başlamasından anlaşılmaktadır. Eserde "paşa" unvanının Türkçe bir kelime olduğu "ispat" edilmeye çalışılmıştır.

4. Dîvân Anahtarı: Hüseyin Hüsâmeddin'in bu eseri bir dizin (indeks) çalışmasıdır. Dizin, Kilisli Rıfat tarafından 1915-1917 arasında yayımlanan üç ciltlik Dîvânü Lügâti't-Türk neşri için hazırlanmıştır. Türk dili ve tarihi için önemli bir eser olan Dîvânü Lügâti't-Türk için hazırlanan ilk dizin olması bakımından önem taşımaktadır.

Yapılan araştırmalarda tespit edilen diğer eserleri şunlardır:

Kitapları

Dîvân-ı Vezâret (Vezirlik Divanı)
Kitâbü't-Tasrif (Temel Külliyatından Fiiller Hakkında Sarf Üzerine Düşünceler)
Türk Sıfatları: Türk Çavları
Nişancılar Durağı
Osmanlı Meşâhiri (Osmanlı Ünlüleri)
Türk Takvimi
Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lugati't-Türkiyye'nin Çevirisi
Türk Emniyet Teşkilatı

Arşiv kayıtlarında Hüseyin Hüsâmeddin'in "Türk Irkından Bir Yaprak" adlı bir eserinin bulunduğu görülmektedir. Telif ve Tercüme Heyeti başkanının İstanbul Maarif Müdürlüğü'ne gönderdiği yazıda, yazarın bu eseri Maarif Vekâletine göndermiş olduğu, yapılan incelemede eserde kaynakların gösterilmesi ve eski Türkçe kelimelerin açıklanması gerektiği, tamamlanırsa halk kütüphaneleri için çok yararlı bir eser olacağı belirtilmiş ve eksiklerin yazardan istenmesi önerilmiştir.

Biyografik Makaleleri: Bu konuda Prof. Dr. Eyüp Baş'ın yaptığı araştırmada makalelerin içeriği hakkında bilgi verilmiştir. Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası'nda yayımlanan bu makaleler şunlardır:

1. "Koca Mehmed Paşa": Amasyalı Hüseyin Hüsâmeddin imzasıyla yayımlanan bu makalede, Çandarlı İbrahim Paşa'dan sonra sadrazam olanın oğlu Halil Paşa değil Koca Mehmed Paşa olduğu çeşitli kanıtlarla gösterilmeye çalışılmıştır. Yazar bu bağlamda, Osmanlı tarihinin devletin kuruluşundan sonraki ilk yüz elli yılının, sonradan gelen tarihçiler tarafından anlatılanlar ve işitilenler yoluyla kayda geçirilmeye başlandığını belirtmiştir. Sonra gelen tarihçilerin de bunları tekrarladığını, bu yüzden doğrulanmaya muhtaç bazı noktaların bulunduğunu söylemiştir. Anlatılan bu hikâyelerin zamanla birer geleneksel tarih anlayışına ve genel kanaate dönüşmesini eleştirmiştir. Tarih araştırmalarında bu tür kanaatleri belge olmadan reddetmenin mümkün olmadığını, belge olmadan bu gibi geleneklere karşı çıkılamayacağını, ancak kanıtlara ulaşıldıkça eski kanaatlerin düzeltilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu biçimde oluşmuş genel kanaatlerden biri de makalenin konusu olan, Fatih dönemine kadar vezirlik makamının Çandarlıoğlu ailesine özgü olduğu düşüncesidir. Ona göre bu kanaatin oluşmasındaki en büyük etken, Çandarlıoğlu soyundan önce Hayreddin Halil Paşa'nın, sonra oğullarından Ali ve İbrahim Paşa'ların, sonra İbrahim Paşazâde Halil Paşa'nın, daha sonra da Halil Paşazâde İbrahim Paşa'nın Osmanlı devletinde vezirlik makamında bulunmuş olmalarıdır. Hüseyin Hüsâmeddin, Koca Mehmed Paşa'nın Atallu Türkmen beylerinden Hamza Beyzâde Dânişmend Hazar Çelebi'nin oğlu olduğunu belirtir; babasının ulemâdan olduğunu ve Osmancık'ta gömülü bulunduğunu, kendisinin de "Dânişmend oğlu" diye tanındığını vakfiyesindeki kayıtlardan aktarır. Asya'da yetişip ün kazanmış, Amasya beylerinden Kutlubeyzâde Kutlu Paşa'ya damat olarak itibar bulmuştur. Bu bilgiye dipnot olarak, eşinin mezar taşında yazılı olduğu kaydını düşmüştür. Böylece vakfiye ve mezar taşlarını inceleyerek, Taşköprizâde'nin Şakâyık-ı Nu'mâniyye'sinden ve diğer vakıf kayıtlarından Koca Mehmed Paşa'nın kimliği ve görev zamanı hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmiştir. Elde ettiği bilgiler sonucunda şunları tespit etmiştir: Çandarlı İbrahim Paşa'dan sonra sadrazam olan, oğlu Halil Paşa değil Koca Mehmed Paşa'dır; Halil Paşa ise hicrî 836'da (1432-1433) kazasker olmuştur; Koca Mehmed Paşa 832 yılında sadaret makamına gelmiş, hicrî 842 Ramazanı (Şubat/Mart 1439) ile 843 Muharremi (Haziran/Temmuz 1439) arasında bu görevden ayrılmış ve yaklaşık on yıl sadrazamlık yapmıştır. Böylece yazar yukarıda belirtilen geleneği çürütmüş; Koca Mehmed Paşa gibi Osmanlı tarihinin kaydedemediği nice önemli devlet adamının aranıp bulunmasının Encümen'in önemli görevlerinden biri olması gerektiğini belirtmiştir.

2. Alaaddin Bey: Bu makalede yazar, Osman Gazi'nin büyük oğlu Alaaddin Bey ile ilgili Osmanlı tarihlerindeki tutarsız bilgileri ortaya koyarak onun, Osman Gazi'nin veziri Alaaddin Paşa ile karıştırıldığını söylemiştir. Burada da Tevârih-i Âl-i Osman, Câmiü't-Tevârih, Kemalpaşazâde Tarihi, Zübdetü't-Tevârih, Ravzatü'l-Ebrâr, Câmiü'd-Düvel gibi pek çok tarih kitabından ve vakıf kaydından yararlanarak Alaaddin Bey'in Osman Gazi'nin büyük oğlu olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.

3. Sultan Altunbaş: Bu makalede Sultan Mesud'un oğlu Gazi Çelebi ile ilgili rivayetler aktarıldıktan sonra, Sultan Altunbaş'ın kendisine ait iki vakfiyeden ve babası Sultan Mesud adına düzenlettiği vakfiyedeki bilgilerden yararlanılarak, Moğolların Amasya çevresinden çıkarılmasından sonra Sultan Altunbaş'ın Simre hükümdarı olarak Amasya yöresinde hangi tarihlerde hüküm sürdüğü, türbe ve zaviyelerinin yerleri de tespit edilerek tarih kitaplarındaki eksik ve yanlış bilgiler düzeltilmiştir. Ayrıca vakfiyelerde imzası bulunan kadı ve şahitlerden yola çıkılarak Amasya'daki devlet adamlarının ve ileri gelenlerin kimlikleri belirlenmeye çalışılmıştır.

4. Molla Fenarî: Mecmuadaki dördüncü biyografik makalesinde "Amasya Tarihçisi Hüseyin Hüsâmeddin" imzası görülmektedir. Osmanlı'nın ilk şeyhülislamı olarak tarihe geçmiş olan Molla Fenarî'nin hâl tercümesinin, ölümünden bir asır sonra yazılabildiği için içine bazı efsanelerin karıştığını, bununla birlikte ne yaşam öyküsünün ne de ölüm tarihinin doğru olarak tespit edilemediğini belirten yazar, bulabildiği belgelere dayanarak onun hâl tercümesini yeniden incelediğini söylemiştir. Makalesinde "Enbâü'l-Gumr fî Ebnâi'l-Umr", Defter-i Mücedded Anadolu, Şakâyık-ı Nu'mâniyye, Kitâb fî Ahvâli'l-Acâib ve'l-Garâib gibi kaynaklardan düzeltmeler yaparak Molla Fenarî'nin biyografisini yazmıştır. Molla Fenarî'nin ilmî görüşme ve tartışmalardan hoşlandığını, fakat münazarayı sevmediğini belirtmiştir.

5. Orhan Bey Vakfiyesi: Bu makalede yazar, hicrî 1231 tarihli bir vakfiyeden yola çıkarak hüccet, vakfiye ve ilâmların tarihî değerine vurgu yaptıktan sonra, bu vakfiyenin aydınlattığı konuları beş maddede açıklamıştır. Bu maddelerdeki bilgilerle, Kadı Mahmud bin Seyyid Ahmed'in önemli devlet adamlarından olmasına rağmen Taşköprizâde'nin Osmanlı âlimlerinin biyografilerini içeren Şakâyık-ı Nu'mâniyye adlı eserinde yer almadığını belirtmiştir. Vakıf kayıtlarıyla görev yıllarını belirlemiş, vakfiyede adı geçenlerin adlarının ve kimliklerinin doğruluğunu, yine vakfiye kayıtlarına dayanarak Orhan Bey'in veziri olan ve halk arasında Sinan Paşa diye ünlenen kişinin Mevlânâ Sinaneddin Yusuf Paşa olduğunu söylemiştir. Bunun sonucunda, Sinaneddin Yusuf Paşa'nın beşinci vezir olduğunu, ilk vezir olarak bilinen Hayreddin Halil Paşa'nın yedinci Osmanlı veziri olduğunu, ilk Osmanlı veziri olanın ise Kemaleddin Mehmed Paşa olduğunu ve Orhan Gazi'nin hicrî 761 yılı Cemâziyelâhir ayının başlarından sonra öldüğünü tespit etmiştir.

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin'in İkdam Gazetesi'nde ve diğer gazetelerde çıkan yazılarından bazıları ise şunlardır:

1. "İran'da Türkler", Türk Yurdu, 14. cilt, 1 (151) sayı, sayfa 4033-4035.

2. "Millî Tarih Hakkında", Vakit, 16 Eylül 1920.

3. "Tarih-i Osmânîye Hizmet", İkdam, 9 Temmuz 1921.

4. "Tarihimiz", İkdam, 6 Eylül 1920.

5. "Türk Devletleri", İkdam, 17 Kasım 1922.

6. "Türk Dili", İkdam, 24 Rebîülevvel 1339.

7. "Azerbaycan" (1-4), İkdam, no. 7682, 28 Haziran 1918, s. 2; no. 7683, 29 Haziran 1918, s. 2; no. 7697, 15 Temmuz 1918, s. 2; no. 7699, 17 Temmuz 1918, s. 2 (Azerbaycan'ın tarihine dair).

8. "Bakü'de Ermeniler" -1-, İkdam, no. 7741, 29 Ağustos 1918, s. 2 (Bir Türk şehri olan Bakü'nün son zamanlarda Ermeni şehri olduğunun söylenmesi üzerine Bakü tarihi hakkındadır).

9. "Boğdı Han" (1-3), İkdam, no. 7592, 30 Mart 1918, s. 2; no. 7599, 6 Nisan 1918, s. 1; no. 7608, 15 Nisan 1918, s. 2 (Boğdı Han'ın hayatı ve yaptıkları ile Kırım Türklerinin tarihine dair bilgiler verilmektedir).

10. "Türk Hakanları" (1-2), İkdam, no. 7544, 10 Şubat 1918, s. 2; no. 7545, 11 Şubat 1918, s. 2.

11. "Türklerde 'Han' Unvanı" (1-2), İkdam, no. 7513, 10 Ocak 1918, s. 2; no. 7528, 25 Ocak 1918, s. 2 (Türk devletlerinde hükümdarların kullandıkları unvanlara dair).

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • nüzzâr: nazırlar, bakanlar (Evkâf-ı Hümâyun Nezâreti'nin başındaki görevliler)
  • terâcim-i ahvâl: hâl tercümeleri, yaşam öyküleri
  • mukaddime: önsöz, giriş bölümü
  • cüz: bölüm, kitabın bir parçası
  • iştikak: bir kelimenin başka bir kelimeden türemesi; köken bilgisi
  • vesika: belge
  • vakfiye: bir vakfın kurucusunun mal varlığını ve amacını yazdığı belge
  • hüccet, ilâm: mahkemece verilen, hüküm ve kararı kaydeden belgeler
  • tadil: düzeltme, değiştirme
  • nakil ve istimâ: anlatma ve dinleme; yazılı belgeye değil sözlü aktarıma dayanma
  • ricâl: devlet adamları
  • kazasker: başkadı; Rumeli ve Anadolu'nun yüksek yargı görevlisi
  • mübâhase, münâzara: ilmî tartışma, karşılıklı söz yarışı
  • tevriye: bir sözün iki anlamı arasında oynanan söz sanatı

Hüseyin Hüsâmeddin'in Dil Çalışmaları

Madde, Hüsâmeddin'in yazarlığını tarihle sınırlı tutmaz; dil üzerine kaleme aldığı eserleri de sayar. Hayatını anlatan ansiklopedi maddelerinde de aynı çizgi görülür: çocukluğunda Amasya ileri gelenlerinin hâl tercümelerini araştırıp "Asrî" mahlasıyla manzumeler yazmaya başlayan Hüsâmeddin, sonraki yıllarda bütün çalışmalarını Türk dili ve tarihi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Aynı maddeye göre bu eserlerin bir bölümü yayımlanmamıştır; Türk Emniyet Teşkilâtı Tarihi ise kaybolmuştur.

Hüsâmeddin, dönemin dil tartışmalarının içinde yer almış, "dilde Türkçülük" akımına katılmıştır. Hakkında yazanlar, etimolojide aşırı benzetmelere gittiğini, bu yüzden yazdıklarının bilimsel değerinin tartışıldığını da belirtir. Temel ve Paşa Armağanı okunurken bu çekince göz önünde tutulmalıdır.

Temel için kitap, 1926'da yalnızca önsözün yayımlandığını söyler; ansiklopedi maddesi ise yalnızca birinci cüzün basılabildiğini kaydeder (İstanbul 1926). İki anlatım arasındaki bu fark, metinde sayılan bölümlerin basılan kısmın tamamı mı yoksa taslak içindekiler mi olduğu sorusunu açık bırakır.

Paşa Armağanı

Eserin tek bilinen nüshası, yazarın kendi el yazısıyla olup Amasya'da Hüseyin Menç'in özel kütüphanesindedir. Giriş ve dört bölümden oluşur, 68 sayfadır. Adı, bir söz oyunudur: "paşa" hem bir unvan hem de armağan anlamıyla düşünülmüştür. Yazar "paşatmak" fiilini, bir kimsenin damarını yarıp kan almak ya da bir insana bağış vermek, ihsanda bulunmak anlamında açıklar.

Eserin ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Metinde 1926'da yayımlanan Temel'e atıf yapıldığı için bu tarihten sonra yazıldığı anlaşılmaktadır. 26 Kasım 1934'te çıkan 2590 sayılı kanunla paşa, ağa, hacı, hafız, molla, efendi, bey gibi unvanlar kaldırılmıştır. Eseri inceleyen araştırmacılar, yazarın "paşa" kelimesinin Türkçe olduğunu ispatlamaya çalışmasını bu kanundan önceki yıllara, büyük olasılıkla 1930 ile 1934 arasına yerleştirir. Aynı araştırmacılar, eserin Mustafa Kemal Paşa'ya gerçekten sunulup sunulmadığına dair bir bilgi bulunmadığını ve bu konuda kesin karar verilemeyeceğini belirtir. Bu yüzden eserin amacı hakkındaki yorumlar, çıkarımdan ibarettir.

Dîvân Anahtarı ve Dîvânü Lügâti't-Türk

Kâşgarlı Mahmud'un on birinci yüzyılda yazdığı Dîvânü Lügâti't-Türk uzun yıllar bilinmiyordu; II. Meşrutiyet'ten sonraki yıllarda İstanbul'da bulunup Ali Emîrî tarafından satın alındı. Eseri ilk kez Kilisli Rıfat Bilge inceleyip Arap harfleriyle üç cilt hâlinde yayımladı (İstanbul 1333-1335, yani 1915-1917). Hüsâmeddin'in dizini bu neşir için hazırlanmıştır. Besim Atalay da sonradan, 1943'te Ankara'da bir dizin yayımlamıştır. Hüsâmeddin'in Dîvân Anahtarı'nın bugün nerede bulunduğuna dair okuduğum kaynaklarda bilgi yoktur; kitaptaki "ilk dizin" iddiası da bağımsız bir kaynakta doğrulanamamıştır.

Koca Mehmed Paşa Makalesi

Kitabın en ayrıntılı anlattığı makale, Hüsâmeddin'in belgeye dayanan tarih anlayışını da gösterir. Makalede ileri sürülen sıralama, bugün kullanılan sadrazam listeleriyle uyuşur: bu listelerde Çandarlı İbrahim Paşa'dan sonra Koca Mehmed Nizâmüddin Paşa gelir, Çandarlı Halil Paşa ise ondan sonra sadrazam olur. Listelerde Koca Mehmed Paşa'nın görev süresi 1429-1438 ya da 1429-1439 olarak verilir; Hüsâmeddin'in 832'de (1428-29) göreve gelişi ve 1439'da ayrılışı bu aralığa yakındır.

Kimi kaynaklarda Koca Mehmed Paşa'nın babası olarak, Osmancıklı İmamzâde Halil Paşa (1406-1413 arasında sadrazam) anılır; Hüsâmeddin ise babasının Hamza Beyzâde Dânişmend Hazar Çelebi olduğunu yazar. Bu fark makalenin dayandığı vakfiyelerle karşılaştırılmadan çözülemez. Aynı kaynaklar, Koca Mehmed Paşa'nın Osmancık'ta doğduğunu, Amasya sancağına bağlı bu yerleşimin o dönemin idarî düzeninde Amasya sayıldığını, eşlerinden birinin Amasya'nın ileri gelenlerinden Kutlu Paşa'nın kızı Cihan Hatun olduğunu, 1439'da Osmancık'ta ölüp adını taşıyan caminin bahçesine gömüldüğünü yazar. Hüsâmeddin'in "Kutlubeyzâde Kutlu Paşa'ya damat" bilgisi bununla örtüşür.

Alaaddin Bey, Sultan Altunbaş ve Orhan Bey Vakfiyesi makaleleri hakkında bu çalışma sırasında bağımsız bir kaynak okunamadığından bugünkü araştırmalarla karşılaştırma yapılamadı. Orhan Bey vakfiyesi için kitapta verilen "hicrî 1231" tarihi, Orhan Gazi'nin hicrî 761'de ölmesiyle bağdaşmaz; bu bir yazım ya da baskı hatası olabilir, doğrulanamadı. Orhan Bey'in vezirleri konusunda da bugün yaygın listeler ilk vezir olarak Alâeddin Paşa'yı (1320-1331) verir; Hüsâmeddin'in Kemaleddin Mehmed Paşa adı bu listelerde görünmez.

Molla Fenarî ve Ölüm Tarihi

Molla Fenarî, Amasya'yla da bağlıdır: ansiklopedi maddesine göre İznik'te hocasıyla bir ilmî tartışma yüzünden ayrılıp Amasya'ya gitmiş, Cemâleddin Aksarâyî'nin öğrencisi olmuş ve 778'de (1376) ondan icazet almıştır. Ölüm tarihi bugün 1 Receb 834 (15 Mart 1431) olarak kabul edilir. Aynı madde, Hüsâmeddin'in kimi vakıf kayıtlarına ve kitabelere dayanarak Fenarî'nin 838'de (1434-35) öldüğünü yazdığını da kaydeder. Yani Hüsâmeddin'in tarihi bugünkü genel kabulden ayrılır. Maddede ayrıca Fenarî'nin "ilk şeyhülislam" sayılmasının, müftülük makamının on altıncı yüzyıl ortasında kazandığı anlamla düşünülmemesi gerektiği belirtilir.

Tarih-i Osmânî Encümeni

Makalelerin yayımlandığı Tarih-i Osmânî Encümeni, II. Meşrutiyet'te, halka millî bilinç ve vatan sevgisi aşılamak amacıyla 27 Kasım 1909'da kurulmuştur. Hüsâmeddin kuruluşundan itibaren üyesidir. Toplantılar ilk olarak Vakanüvis Abdurrahman Şeref Bey'in Babıâli'deki odasında başlamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Giriş: Eser ve Yazar içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.