İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Efendi-Sofu

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 237–238 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Caniklidir. Canik nahiyesi dâhilinde Eğrikum adlı köy halkından Mustafa bin Osmân bin Abdullah bin İbrâhim’in mahdûmudur. 1258’de doğup 1275’de Amasya’ya tahsîl-i ulûm için geldi. İçerişehir’de Tekke Medresesinde ikâmetle İbikli el-Hâc Hasan Efendi’den altı yıl kadar okudu.

1281’de mûmâ ileyhin Hicâz’a azîmetinde Şirvânî el-Hâc Mustafa Efendi’nin dersine devam ve ondan ikmâl-i tahsîl ederek icâzet-nâme aldı. Bir müddet ders-i âm olup te’ehhül ederek ders okutdu. Medresesi civârında bir evceğiz edindi. [767] 1296’da Halîlesinin vefâtından pek müte’essir oldu. Ruhunu tesliye eden bir işâret-i kutsiye üzerine tedrîs ve te’ehhül fikrinden vazgeçti. O işâret-i kutsiyenin ta’yin etdiği yöne gitdi. Üveysî meşreb olup vefâtına kadar bu yoldan ayrılmadı.

1312 senesi zilka’desinin evâilinde dâr-ı kutse irtihâl etdi. Vefâtından hiçbir kimse haberdâr olmadığından günlerce cesedi evceğizinde kaldı. Zilka’denin on ikinci gecesi şerik-i dersi olan Müftü el-Hâc Osmân Efendi’ye rüyâsında vefât etdiğini haber verip defn edilmesini söyledi.

Ertesi gün ulemâdan birkaç zât ile beraber Hacı Osmân Efendi, hânesine gidip girdi. Yorgan altında çıplak olan cesedinde ne dendân-ı fareden bir zarar ne de yazın sıcağına rağmen ufûnetden bir eser görülemedi. Cenazesi o gün kaldırılıp Çatal Hâfız Ahmed Efendi’nin yanına defnedildi.

Âlim, gâyet âbid, halîm, tam manasıyla zâhid, ortaboylu, bünyesi nahîf, seyrek sakallı, sarışın benizli yeşil cübbeli, beşûş, sukûtî-meşreb, mazınne-i [768] kerâmet bir zât-ı şerîf idi.

Merhûm ahyânen hediye kabûl ederdi. Fakat nüzûr ve sadakât almaz, ta’ayyüşüne akıl ermezdi. Sâ’imü’d-dehr olup ekser eyyâmda su ile iftâr iderdi. Gâyet latîf, sabûr, halûk idi. Sultân Bâyezîd Câmii avlusunda yukarı çınarın dibinde oturur, evkât-ı salâtı gözler. Uyur gibi gözleri yumuk dururdu. Ne güler, ne ağlar, ne de söylerdi. Hâlini kimseye sezdirmezdi.

Birgün merhûmun yanına gitdim. Terceme-i hâlini sordum. Derhal elimi tutdu ve buyurdu ki; “Sen ulemâ-yı ümmetin, a’yân-ı memleketin, vatanın târîhini yazıyorsun, bundan büyük hayırlı hizmet olmaz. Bâdi-i mağfiretin olur inşâllah. Lâkin dikkat ki yazdıklarını yakmayasın, yangından sakın. Elinde yarısı bile kalsa yine bir menfa’atdir. Diğer yarısını sonra da yazabilirsin.

Terceme-i hâlini yazacağın kimselerin uyûb u nevâkısını yazmakta pek ziyâde dikkat et. Ya müşâhade yahud ihbârât-ı sâdıka ile sâbit olan seyyi’âtı ibret için yazmakta bir [769] be’is yoktur. Bu halde sakın garaz karıştırma. Hasenâtı istediğin kadar yazarsın. Mümkün olduğu kadar seyyi’âtdan taharrüz et, sonra o mağfûr olur, sen mu’azzeb olursun.”

Merhûmun bu sözlerini kaydetdim. Şayânı hayretdir ki 1331’de İstanbul’da Molla Hüsrev Mahallesi’ndeki Acı Çeşme Sokağında bir hânede müste’ciren ikâmet ederdim. Bu hânenin karşısından çıkan bir yangında eşya ve kitaplarım yandı. Refikâmın kurtarabildiği eşya içinde Amasya Târîhi’nin harfi “şîn”e kadar olan yarısı da vardı. Harf-i “şîn”dan aşağısı kâmilen yandı.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Canikli'dir. Canik nahiyesi sınırları içindeki Eğrikum adlı köyün halkından Mustafa'nın oğludur; Mustafa, Osman'ın oğlu, Osman Abdullah'ın oğlu, Abdullah da İbrahim'in oğludur. 1258'de [1842-43] doğdu, 1275'te [1858-59] ilim öğrenmek için Amasya'ya geldi. İçerişehir'deki Tekke Medresesi'nde kalarak İbikli Hacı Hasan Efendi'den altı yıl kadar okudu.

1281'de [1864-65] adı geçen Hasan Efendi'nin Hicaz'a gitmesi üzerine Şirvânî Hacı Mustafa Efendi'nin dersine devam etti, ondan öğrenimini tamamlayıp icazetname aldı. Bir süre herkese açık ders verdi, evlenip ders okuttu. Medresesinin yakınında küçük bir ev edindi. 1296'da [1878-79] eşinin ölümüne çok üzüldü. Ruhunu teselli eden kutsal bir işaret üzerine ders vermekten ve evlilik düşüncesinden vazgeçti. O kutsal işaretin gösterdiği yöne gitti. Üveysî meşrepli olup ölümüne kadar bu yoldan ayrılmadı.

1312 yılı Zilkade ayının başlarında [1895] ahirete göçtü. Ölümünden kimsenin haberi olmadığı için cesedi günlerce küçük evinde kaldı. Zilkade'nin on ikinci gecesi ders arkadaşı olan Müftü Hacı Osman Efendi'ye rüyasında öldüğünü bildirip defnedilmesini söyledi.

Ertesi gün Hacı Osman Efendi, ulemadan birkaç zatla birlikte evine gidip içeri girdi. Yorgan altında çıplak duran cesedinde ne fare dişinden bir zarar ne de yaz sıcağına rağmen çürümeden bir iz görüldü. Cenazesi o gün kaldırılıp Çatal Hâfız Ahmed Efendi'nin yanına defnedildi.

Âlim, son derece ibadete düşkün, yumuşak huylu, tam anlamıyla dünyadan elini çekmiş, orta boylu, bünyesi zayıf, seyrek sakallı, sarışın benizli, yeşil cübbeli, güler yüzlü, suskun yaradılışlı, keramet sahibi olduğu sanılan mübarek bir kişiydi.

Merhum ara sıra hediye kabul ederdi, ama adak ve sadaka almaz, geçimine akıl ermezdi. Sürekli oruç tutar, çoğu günler su ile iftar ederdi. Çok nazik, sabırlı, güzel huyluydu. Sultan Bayezid Camii'nin avlusunda, yukarıdaki çınarın dibinde oturur, namaz vakitlerini gözlerdi. Uyur gibi gözleri kapalı dururdu. Ne güler, ne ağlar, ne de konuşurdu. Halini kimseye sezdirmezdi.

Bir gün merhumun yanına gittim. Hal tercümesini sordum. Hemen elimi tuttu ve şöyle buyurdu: "Sen ümmetin âlimlerinin, memleketin ileri gelenlerinin, vatanın tarihini yazıyorsun; bundan daha hayırlı hizmet olmaz. İnşallah mağfiretine vesile olur. Ama dikkat et, yazdıklarını yakma, yangından sakın. Elinde yarısı bile kalsa yine bir yararı vardır. Öbür yarısını sonra da yazabilirsin.

Hal tercümesini yazacağın kimselerin kusurlarını ve eksiklerini yazmakta çok dikkatli ol. Ya bizzat görülerek ya da doğru haberlerle kesinleşmiş kötülükleri ibret için yazmakta bir sakınca yoktur. Ama bu durumda sakın garaz karıştırma. İyiliklerini istediğin kadar yazarsın. Mümkün olduğu kadar kötülüklerden kaçın; sonra o bağışlanır, sen azap görürsün."

Merhumun bu sözlerini kaydettim. Şaşılacak şey ki 1331'de İstanbul'da Molla Hüsrev Mahallesi'ndeki Acı Çeşme Sokağı'nda bir evde kirada otururdum. Bu evin karşısından çıkan bir yangında eşyam ve kitaplarım yandı. Eşimin kurtarabildiği eşya içinde Amasya Tarihi'nin "şîn" harfine kadar olan yarısı da vardı. "Şîn" harfinden sonrası tamamen yandı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • tahsîl-i ulûm: ilim öğrenme
  • icâzet-nâme: hocanın, öğrencisine ders verme ve kitap okutma yetkisini bildirdiği belge
  • ders-i âm: herkese açık ders veren, bu yetkiyi kazanmış müderris
  • te'ehhül: evlenme, aile kurma
  • halîle: eş
  • üveysî meşreb: bir hocadan yüz yüze değil, manevi yoldan terbiye gördüğüne inanılan kişi
  • dâr-ı kutse irtihâl: ahirete göçme, ölme
  • şerik-i ders: ders arkadaşı
  • ufûnet: çürüme kokusu
  • nahîf: zayıf, ince
  • beşûş: güler yüzlü
  • sukûtî-meşreb: az konuşan, suskunluğu huy edinmiş
  • mazınne-i kerâmet: keramet sahibi olduğu sanılan
  • nüzûr ve sadakât: adaklar ve sadakalar
  • sâ'imü'd-dehr: yıl boyu oruç tutan
  • uyûb u nevâkıs: kusurlar ve eksikler
  • seyyi'ât ve hasenât: kötülükler ve iyilikler
  • müste'ciren: kiracı olarak

Üveysî Yol

Metinde Ahmed Efendi'nin yolu için kullanılan "üveysî meşreb" sözü, tasavvuf kaynaklarında, bir kimsenin görmediği kişi ya da kişilerden rüya veya başka manevi yollarla eğitim alması anlamına gelir. Terim adını, Hz. Peygamber zamanında Yemen'de yaşayıp müslüman olan ama onunla bizzat görüşemeyen Üveys el-Karanî'den (Veysel Karanî) alır. Ansiklopedi maddesine göre bu sıfat dört gruba verilir: Hz. Peygamber'den, Veysel Karanî'den, Hızır'dan ya da bir mürşidden ruhanî yolla eğitim gördüğüne inanılanlar. Üveysîliğe ilk kez Ferîdüddin Attâr'ın 618 [1221] yılında tamamladığı Tezkiretü'l-evliyâ'da değinilmiştir. Hüsameddin, Ahmed Efendi'nin bu yola hangi işaretle girdiğini ve kimden feyiz aldığına inandığını yazmaz; yalnızca eşinin ölümünden sonra bir "işaret" aldığını ve ömrünün sonuna kadar o yönde yürüdüğünü bildirir. Bu yüzden, Ahmed Efendi'nin herhangi bir tarikata bağlı olup olmadığı metinden anlaşılmaz.

Amasya Medreseleri ve Hocaları

Hüsameddin, kitabının birinci cildinde, Amasya'da ilim yayan âlimleri sayarken İbikli Hacı Hasan'ı ve Şirvânî Hacı Mustafa'yı da adlarıyla anar; ikisi için "fevkalâde ünlü" ifadesini kullanır. Ahmed Efendi'nin hocaları olarak verdiği adlar, böylece yazarın başka bir yerde de saygıyla andığı isimlerdir. Tekke Medresesi, yirminci yüzyıl başında Amasya'da eğitim vermeye devam eden yirmi küsur medreseden biri olarak kayda geçmiştir. Amasya'da medrese sayısı, Osmanlı döneminde kırkın üzerine çıkmıştır. Metinde geçen "Müftü Hacı Osman Efendi"nin kimliği kesinleşmemiştir: Meşîhat arşivine dayanan bir çalışma, Amasya müftüsü olarak Hacı Mehmed oğlu Osman Hilmi Efendi'yi anar, fakat bu kişiyle Hüsameddin'in andığı Hacı Osman Efendi'nin aynı olup olmadığı doğrulanamamıştır. Çatal Hâfız Ahmed Efendi ve Eğrikum köyü hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Sultan Bayezid Camii

Ahmed Efendi'nin oturduğu avlu, Amasya'daki II. Bayezid Camii ve Külliyesi'nin avlusudur. Kitabesine göre cami Receb 891'de [Temmuz 1486] tamamlanmıştır; Hüsameddin ise inşaatın 886 Receb'inde [Eylül 1481] başladığını ileri sürer. Yaklaşık 160 x 120 metrelik bir dış avlunun ortasında yer alan yapının ağaçlarla gölgelenen geniş avlusunda iki şadırvan ve on dokuzuncu yüzyılda yapılmış bir muvakkithane bulunur. Metindeki "yukarı çınar"ın bugün ayakta olup olmadığı, incelenen kaynaklardan anlaşılamamıştır.

Yangın ve Amasya Tarihi'nin Yarısı

Maddenin son paragrafı, kitabın kaderi hakkında Hüsameddin'in kendi ağzından verdiği nadir bilgilerden biridir. Metinden anlaşıldığına göre Amasya Tarihi'nin tercümeleri harf sırasına göre dizilmiştir ve İstanbul'daki yangında "şîn" harfinden sonrası yok olmuştur. Hüsameddin 1869'da Amasya'da doğmuştur ve ansiklopedi maddesine göre eser aslında on iki ciltlik bir çalışma olup 1912-1928 arasında ancak dört cildi basılabilmiştir; beşinci cildin kayıp olduğu, altıncıdan on ikinciye kadar olan ciltlerin yazma halinde Süleymaniye Kütüphanesi'nde durduğu bildirilir. Yangında yanan bölümle bu kayıp ciltler arasında bir bağ bulunup bulunmadığı kaynaklardan anlaşılmaz. Metindeki 1331 yılının hicrî mi mâlî mi olduğu açık değildir; hicrî sayılırsa 1912-13'e, mâlî sayılırsa 1915-16'ya denk gelir. Ahmed Efendi'nin sözleri, Hüsameddin'in tercüme-i hâl yazarken benimsediği ilkeyi de özetler: yazılanlar yakılmamalı, kusurlar yalnızca görülmüş ya da doğruluğu kesinleşmiş olanlar için ve ibret amacıyla anılmalı, garaz karıştırılmamalıdır. Nitekim bu ciltteki Kofuoğlu Hacı Ahmed Ağa maddesinde iyilikler ve kusurlar yan yana verilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 237–238. amasya.bel.tr
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1. cilt, Amasya'da ilim ve ulemâya dair bölüm (özgün baskı s. 260-261).

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

  • "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi.

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.