İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Hulûsî Efendi-Şirvânîzâde es-Seyyid

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 236–237 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalıdır. Amasya’da medfûn olan kibâr-ı meşâyih-i [761] Nakşîbendiyyeden Şirvânî el-Hâc Siraceddîn İsmâil Efendi’nin üçüncü mahdûmu olup 1249’da doğdu. Vâlidesi evkâf-ı hümâyûn müfetdişi Amasyalı Akifzâde es-Seyyid Abdürrahim Efendi’nin kerîmesi olup siyâdeti vâlide tarafındandır.

Amasya’da Şirvânî el-Hâc Mustafa Efendi’den tahsîl-i ulûm edib 1268’de İstanbul’a gitdi. Orada Şehrî Hâfız Ahmed Efendi’7den ikmâl-i tahsîl edib mücâz ve ders-i âm ve 1274’de bâ-rü’ûs-i hümâyûn-ı müderris ve 1276’da fetvâ-hâneye girip müsevvid oldu.

1281’de meclis-i teftîş-i evkâf a’zâsı olup 1282 senesi cumadelûlâsında birâderi Mehmed Rüştü Paşa evkâf-ı hümâyûn nâzırı olarak İstanbul’a geldikde nüfûz ve mevki yükseldi. 1283’de şûrâ-yı devlet a’zâsı 1284 senesi muharreminde Galata Mollası oldu. Sene-i mezbûrenin gurre-i recebinde haremeyn pâyesiyle taltîf edildi.

1285’de Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye a’zâsı olarak mecelle cemiyyet-i ilmiyyesine girdi. 1288’de İstanbul pâyesiyle şûrâ-yı askerî müftüsü olup 1291 senesi muharreminde [762] İstanbul kadısı oldu. Müte’âkiben Anadolu Kazâskerliği pâyesiyle tebcil edildi.

1292 senesi recebinde hasmı bulunan Mehmed Nedim Paşa sadr-ı a’zam olduğunu müte’âkib azledildi. 1293 senesi rebîülevvelinde teceddüd-perver olan Midhat Paşa ve Ziya, Namık Kemal Beylerle birleşip sadr-ı müşârün-ileyhin azli için talebeyi tahrîk ve kıyâma teşvik edenlerin başına geçti. Emeline muvaffak olup Mütercim Mehmed Rüştü Paşa sadârete geldikte meclis-i intihâb-ı hukkâm ve tedkikât-ı şer’iyye reisi oldu.

1293 senesi şa’bânında Sultân Abdülaziz Han’ın hal’inde hizmeti ve iş-güzârlığı sebk eylediğinden Sultân Abdülhamid Hân-ı Sânî cülûsunda mimlendi. 1294 senesi muharreminde Midhat Paşa sadâretden azl ve nefyine binâ’en sene-i mezbûre recebinde riyâset uhdesinde kalmak üzere Afganistan sefiri olarak Kabil’e gönderildi.

1295 senesi zilhiccesinde Kâbil’den avdetinde Afgan hükümdarının Sultân Abdülhamid Hân’a gönderdiği hediyeler kendisine bahş ve in’âm edilerek 1296 senesi evâ’ilinde Diyarbekir [763] vilâyeti merkez niyâbetine tayin edilip Diyarbekir’e gönderildi. Bu sûretle İstanbul’dan uzaklaştırıldı.

1298 senesi evâ’ilinde niyabetden de azledilip Amasya’da me’mûr-ı ikâmet oldu. Amasya’da Eski Kethüdâ Mahallesi’nde kâin konağında kazâskerliğe mahsûs ma’aş ve yüksek muhassasâtını alıp huzur ve istirahatle imrâr-ı hayat etdi. Ancak pederinin tilmîz ve halifesi olan Hacı Hamza Nigarî Efendi ile bir türlü uyuşamadı.

1301’de Hacı Hamza Efendi’nin aleyhinde onun yapamayacağı şeyleri isnâd ederek Sultân Abdülhamid Hân’ı fevkalâde tevhîm eylediğinden şeyh-i müşârün-ileyhi Amasya’dan kaldırtıp İstanbul’a ve oradan da Harput’a nefyen göndermeğe bâ’is-i müstakil oldu. Bu sûretle hem Amasya ulemâsını kendisine minnetdar etdi. Hem de sultân-ı müşârün-ileyhin teveccüh ü iltifâtını kazandı.

1303 senesi şa’bânında Amasya Müftüsü Sofizâde Mehmed Hulûsî Efendi’nin vefâtına binâ’en Hacı Hamza Efendi meselesinde kendisine mû’in olan Batumlu Gürcü Osmân Efendi’yi Amasya Müftüsü nasb etdirdi. Bundan sonra Dırağiyye [764] Medresesi ittisâlinde aldığı cesîm bahçede Yeşilırmak üzerinde bir değirmen yaptırdığı esnâda 1306 senesi cumâdelûlâsının beşinci cumartesi günü vakt-i duhâda füc’eten vefât etdi.

Âlim, müşârik-i ulûm, nâfizü’l-kelim, beşûş, mükrim, nâtıka-perdâz, tab’an müteharrik, satranç oyununda mâhir, orta boylu, tıknaz, âlî-himmet, sahî bir zât idi. Cenazesi mu’azzam bir ihtifâl ile Sultân Bâyezîd’e getirilip nâmazını Müftü Osmân Efendi kıldırdı. Ba’dehû aynı ihtifâl ile kaldırılıp parmak üzerinde pederinin türbesine götürüldü. Eniştesi Hacı İsa Efendi’nin yanına defnedildi.

Şeyhülislâm Uryânîzâde Ahmed Esat Efendi’nin vefâtında Şeyhülislâm olacağını ümit ederdi. Bu durumu Ömer Lütfi Efendi’nin meşîhatı kendisini pek müte’essir etmişdi. Müte’âkiben vefâtı, derece-i te’essürünü gösterdi. Merhûmun bu te’essürü, Osmanlı târîhine ve Osmanlı Pâdişâhlarının an’anevî ruhuyâtına vâkıf olmadığını göstermektedir.

Osmanlı pâdişâhlarının hal’ine teşebbüs ve hizmet edenleri halefleri asla sevmezler, işbaşına getirmezler. Mümkün [765] olduğu kadar İstanbul’dan uzaklaşdırırlar. Hele mübâşeret edenleri er geç her halde i’dâm iderler. Sultân Osmân-ı Sânî, Sultân İbrâhim, Sultân Mustafa Sânî, Sultân Ahmed-i Sâlis, Sultân Selîm-i Sâlis vak’alarında zî-medhal olanların akıbetleri târîhen ma’lûmdur.

Şâyân-ı hayretdir ki birâderi Mehmed Rüşdü Paşa, ser-asker Hüseyin Avni Paşa’nın hal’ teklifine karşı cevab-ı red verdiğinden dolayı sadâret-i uzmâyı fedâ ederek nimet-şinaslık gösterdi. Kendisi tedkikât-ı şer’iyye riyâseti uğrunda bu hal’i kabûl ederek ahz-ı sâre kalkıştı. Bunun da akıbetini gördü.

Mahdûmları Siraceddîn İsmâil, Halid Ziya, Mehmed Cemal, İbrâhim Beylerdir. Siraceddîn Bey, mahrec-i mevâlîden olup mahkeme-i hukûk re’isi iken meşrûtiyyeti müte’âkib 1326’da bilâ-veled vefât etdi. Konağı yanıb gitdi. Halid Ziya Bey mîr-âlây olup Nâfi’a nezâreti hey’et-i fenniyesinden iken karısı olan Alman bir kadının si’âyesiyle 1325’de Konya’ya nefy edildi. Altı mâh sonra orada [766] vefât etdi.

Mehmed Cemal Bey evkâf müdürlüklerinde hayli zaman dolaşıp şu kardeşlerinden evvel bilâ-veled vefât etdi. İbrâhim Bey tıbbiyye-i askeriyyeden muharrec bir doktor iken şu’ûr ve dimağı muhtel olduğu halde genç yaşında fevt oldu. Yalnız Halid Ziya Bey’in amcası Mehmed Rüşdü Paşazâde Hakkı Bey’in kerîmesinden mütevellîd Mehmed Fu’ad Bey adlı bir mahdûmu kaldı. Ceddînin metrûkâtına vâris oldu.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Amasya'da gömülü olan Nakşibendiyye büyük şeyhlerinden Şirvânî Hacı Sirâceddin İsmail Efendi'nin üçüncü oğludur; 1249'da [1833-34] doğdu. Annesi, evkâf-ı hümâyun müfettişi Amasyalı Akifzâde Seyyid Abdürrahim Efendi'nin kızıdır; seyyidliği anne tarafındandır.

Amasya'da Şirvânî Hacı Mustafa Efendi'den ilim öğrenip 1268'de [1851-52] İstanbul'a gitti. Orada Şehrî Hâfız Ahmed Efendi'den öğrenimini tamamlayıp icazet ve genel ders verme yetkisi aldı. 1274'te [1857-58] hümâyun rüûsuyla müderris oldu, 1276'da [1859-60] fetvahaneye girip müsevvid (tasarı yazıcısı) oldu.

1281'de [1864-65] evkaf teftiş meclisi üyesi oldu. 1282 senesi Cemaziyelevvel ayında [1865] kardeşi Mehmed Rüştü Paşa evkâf-ı hümâyun nâzırı olarak İstanbul'a gelince nüfuzu ve mevkii yükseldi. 1283'te [1866-67] Şûrâ-yı Devlet üyesi oldu, 1284 senesi Muharrem ayında [1867] Galata Mollası oldu. Aynı yılın Receb ayının ilk gününde Haremeyn payesiyle ödüllendirildi.

1285'te [1868-69] Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye üyesi olarak Mecelle ilim heyetine girdi. 1288'de [1871-72] İstanbul payesiyle Şûrâ-yı Askerî müftüsü oldu; 1291 senesi Muharrem ayında [1874] İstanbul kadısı oldu. Hemen ardından Anadolu Kazaskerliği payesiyle şereflendirildi.

1292 senesi Receb ayında [1875] hasmı Mehmed Nedim Paşa sadrazam olunca hemen azledildi. 1293 senesi Rebiülevvel ayında [1876], yenilik yanlısı Mithat Paşa ile Ziya ve Namık Kemal Beyler'le birleşip adı geçen sadrazamın azli için talebeleri tahrik edip ayaklanmaya teşvik edenlerin başına geçti. Muradına erdi; Mütercim Mehmed Rüştü Paşa sadrazamlığa gelince Hükkâm Seçim Meclisi ve Tedkikât-ı Şer'iyye Meclisi başkanı oldu.

1293 senesi Şaban ayında [1876] Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirilmesinde hizmeti ve işgüzarlığı öne geçtiğinden Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkışında hedef işaretlendi. 1294 senesi Muharrem ayında [1877] Mithat Paşa sadrazamlıktan alınıp sürgüne gönderildiği için, aynı yılın Receb ayında [1877] başkanlık görevi üzerinde kalmak kaydıyla Afganistan elçisi olarak Kâbil'e gönderildi.

1295 senesi Zilhicce ayında [1878] Kâbil'den dönüşünde Afgan hükümdarının Sultan Abdülhamid'e gönderdiği hediyeler kendisine bağışlandı. 1296 yılı başlarında [1879] Diyarbekir vilayeti merkez naipliğine atanıp Diyarbekir'e gönderildi. Böylece İstanbul'dan uzaklaştırıldı.

1298 yılı başlarında [1880] naiplikten de azledilip Amasya'da ikamete memur edildi. Amasya'da Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağında kazaskerliğe ait maaşı ve yüksek tahsisatını alarak huzur ve rahatlık içinde ömür geçirdi. Ancak babasının talebesi ve halifesi olan Hacı Hamza Nigârî Efendi ile bir türlü geçinemedi.

1301'de [1883-84] Hacı Hamza Efendi'nin aleyhinde, onun yapamayacağı şeyleri ona isnat ederek Sultan Abdülhamid'i son derece şüpheye düşürdü; böylece adı geçen şeyhin Amasya'dan kaldırılıp İstanbul'a, oradan da Harput'a sürgün edilmesinin tek başına sebebi oldu. Bu yolla hem Amasya ulemasını kendisine minnettar etti hem de adı geçen sultanın teveccüh ve iltifatını kazandı.

1303 senesi Şaban ayında [1886] Amasya müftüsü Sofizâde Mehmed Hulûsî Efendi'nin ölümü üzerine, Hacı Hamza Efendi meselesinde kendisine yardımcı olan Batumlu Gürcü Osman Efendi'yi Amasya müftüsü olarak tayin ettirdi. Bundan sonra Dırağiyye Medresesi'ne bitişik olarak aldığı büyük bahçede Yeşilırmak üzerine bir değirmen yaptırırken, 1306 senesi Cemaziyelevvel ayının beşinci cumartesi günü kuşluk vaktinde ansızın vefat etti.

Âlim, ilimlerde ortaklığı olan, sözü geçer, güler yüzlü, ikram sahibi, söz söylemekte usta, tabiatıyla hareketli, satrançta mahir, orta boylu, tıknaz, yüce himmetli ve cömert bir zattı. Cenazesi büyük bir törenle Sultan Bayezid Camii'ne getirildi; namazını Müftü Osman Efendi kıldırdı. Sonra aynı törenle kaldırılıp el üstünde babasının türbesine götürüldü. Eniştesi Hacı İsa Efendi'nin yanına defnedildi.

Şeyhülislâm Uryânîzâde Ahmed Esat Efendi'nin ölümünde şeyhülislam olmayı umardı. Ömer Lütfi Efendi'nin şeyhülislamlığı onu çok üzmüştü. Hemen ardından ölümü bu üzüntüsünün derecesini gösterdi. Merhumun bu üzüntüsü, Osmanlı tarihine ve Osmanlı padişahlarının geleneksel ruh hâline vâkıf olmadığını göstermektedir.

Osmanlı padişahlarının tahttan indirilmesine girişenleri ve bu işte hizmet edenleri halefleri asla sevmez, işbaşına getirmez. Mümkün olduğu kadar İstanbul'dan uzaklaştırırlar. Hele bu işi bizzat yapanları er geç her hâlde idam ederler. Sultan II. Osman, Sultan İbrahim, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan III. Selim olaylarında rolü olanların sonları tarihen bilinmektedir.

Şaşırtıcıdır ki kardeşi Mehmed Rüşdü Paşa, serasker Hüseyin Avni Paşa'nın tahttan indirme teklifine ret cevabı verdiği için sadareti feda ederek vefa göstermiştir. Kendisi ise Tedkikât-ı Şer'iyye başkanlığı uğruna bu indirmeyi kabul edip öç almaya girişmiştir. Bunun da sonunu gördü.

Oğulları Siraceddin İsmail, Halid Ziya, Mehmed Cemal ve İbrahim Beylerdir. Siraceddin Bey, müderrislik derecesi olan mahrec-i mevâlîden olup Hukuk Mahkemesi başkanı iken Meşrutiyet'in ardından 1326'da [1908-09] çocuksuz öldü. Konağı yanıp gitti. Halid Ziya Bey miralay (albay) olup Nafia Nezareti fen heyeti üyesi iken karısı olan Alman bir kadının ihbarı üzerine 1325'te [1907-08] Konya'ya sürüldü. Altı ay sonra orada öldü.

Mehmed Cemal Bey evkaf müdürlüklerinde epey dolaşıp bu kardeşlerinden önce çocuksuz öldü. İbrahim Bey askerî tıbbiyeden mezun bir doktor iken şuuru ve aklı bozulmuş olarak genç yaşta öldü. Yalnız Halid Ziya Bey'in amcası Mehmed Rüşdü Paşa'nın oğlu Hakkı Bey'in kızından doğma Mehmed Fuad Bey adında bir oğlu kaldı. Dedelerinin mirasına o vâris oldu.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • kibâr-ı meşâyih: büyük şeyhler
  • mücâz ve ders-i âm: icazet almış ve herkese ders verme yetkisi olan
  • bâ-rü'ûs-i hümâyûn müderris: padişah onayıyla ruûs (müderrislik izni) verilmiş hoca
  • fetvâ-hâne müsevvidi: şeyhülislamlık fetva dairesinde fetva tasarılarını yazan görevli
  • Galata Molla'sı: Galata kadısı; ilmiye basamaklarından biri
  • Haremeyn pâyesi: Mekke ve Medine kadılığı derecesi; fiilî görev olmadan verilen rütbe
  • Anadolu Kazaskerliği: Anadolu kadıaskerliği, ilmiye sınıfının en yüksek mevkilerinden biri
  • ma'zûl: görevden alınmış
  • teceddüd-perver: yenilik yanlısı
  • nefy: sürgün
  • tevhîm: şüpheye düşürme, vehim uyandırma
  • me'mûr-ı ikâmet: belirli bir yerde oturmakla görevlendirilmiş (zorunlu ikamet)
  • nâtık-perdâz: söz söylemekte usta
  • mahrec-i mevâlî: müderrislik basamaklarından biri
  • bilâ-veled: çocuksuz
  • Paşazâde: paşanın oğlu

Şirvânî Ailesi ve Amasya

Ahmed Hulûsî Efendi'nin babası İsmail Sirâceddin Şirvânî, Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye kolunun şeyhidir. Şirvan Hanlığı Rus idaresine geçtikten sonra ailesi Şirvan'ın Kürdemir köyünden önce Ahıska'ya, 1827'de de Anadolu'ya gelmiştir. Amasya'da dört yıl kaldıktan sonra Sivas'a geçmiş, dokuz yıl orada oturmuş, ardından yeniden Amasya'ya dönmüştür. Kardeşi Mehmed Rüşdü Paşa, Amasya'da doğmuş, 1853'te Amasya evkaf müdürlüğüne atanmış, sonra İstanbul'da Fuad Paşa'nın dikkatini çekerek yükselmiştir. Ahmed Hulûsî'nin İstanbul'daki kademeleri de bu kardeşin yükselişiyle birlikte hızlanmıştır; metin bunu açıkça belirtir. Annesinin Amasyalı Akifzâde Seyyid Abdürrahim Efendi'nin kızı olduğu ve seyyidliğinin anne tarafından geldiği bilgisi başka kaynaklarda doğrulanamadı.

Kariyer Basamakları

Hüsameddin'in verdiği basamaklar, ansiklopedik biyografiyle büyük ölçüde örtüşür. Galata mollalığı 1284 Muharrem ayına, yani Mayıs 1867'ye denk gelir; İstanbul kadılığı 1874'tür. Mecelle çalışmasında Divan-ı Ahkâm-ı Adliye üyesi olarak mühür taşımış, Mecelle'nin ilk beş kitabında bu unvanla görülür. Sonraki kitaplarda Şûrâ-yı Askerî müftüsü, Dârülhilâfe kadısı ve Tedkikât-ı Şer'iyye ile Hükkâm Seçim Meclisi başkanı unvanlarıyla görünür; bunlar Hüsameddin'in sıraladığı görevlerle uyuşur. Müstakil bir eseri yoktur.

Afganistan elçiliği 1877'de, Rus harbi sırasında verilmiştir. Amaç, Afganistan'ın Rusya'ya saldırarak Osmanlı'ya yardım etmesini ve aynı zamanda İngiltere ile ilişkiye girmesini sağlamaktı. Elçi, sır kâtibi Mektûbîzâde Ahmed Bahâî Efendi ve başka kişilerle birlikte Hindistan yoluyla gitmiş, Ağustos'ta Kâbil'e varabilmiş, Emir Şîr Ali Han tarafından birçok güçlükten sonra kabul edilmiştir. İstenen sonuç alınamamış, heyet padişahın mektup ve hediyelerini verip dönmüştür. Dönüşte Diyarbekir naipliğine tayin edilmiş (ansiklopedi 1878 der, Hüsameddin 1296 başları [1879]), iki yıl sonra Amasya'da oturmakla görevlendirilmiş, 17 Ocak 1889'da orada ölmüştür. Hüsameddin'in "Cemaziyelevvel ayının beşinci cumartesi günü" ifadesi ile ansiklopedinin 15 Cemaziyelevvel 1306 (17 Ocak 1889) kaydı arasında gün bakımından fark vardır; yıl ve ay uyuşur.

Mehmed Rüşdü Paşa'nın Sürgünü ve Sonu

Metindeki "kardeşi" Mehmed Rüşdü Paşa, 1873 baharında sadrazam olmuş ve Şubat 1874'te azledilmiştir. Kaynaklara göre serasker Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunu açtığında Rüşdü Paşa bu fikre yanaşmamış, bunun üzerine Hüseyin Avni Paşa onu İstanbul'dan uzaklaştırmak için harekete geçmiştir. Hüsameddin'in "sadareti feda etti" cümlesi bu anlatımla uyuşur. Rüşdü Paşa Cidde valiliğine giderken Taif'te ölmüştür (13 Eylül 1874); kimi anlatılarda Hüseyin Avni Paşa'nın adamlarınca zehirlendiği söylenir, ancak Mekke emirinin bahçesinde ateşli bir hastalıktan öldüğü de yazılmıştır. Rüşdü Paşa bundan önce, 1871'de Maliye nâzırlığından azledilip 30 Ekim'de Amasya'da ikamete mecbur edilmiş, Temmuz 1872'de affedilmiştir. İki kardeş de ömürlerinin bir bölümünde Amasya'da zorunlu ikamette bulunmuştur.

1876 Olayları

Metin, Mahmud Nedim Paşa'nın sadaretten uzaklaştırılmasında Ahmed Hulûsî'nin rolünü anlatır. Mahmud Nedim Paşa'yı sadaretten uzaklaştırıp iktidarı ele geçirmek isteyen Mithat Paşa ile Hüseyin Avni Paşa'nın etkisiyle İstanbul'daki medrese talebeleri ayaklanmış, göstericiler şeyhülislamın ve sadrazamın azlini istemiş, kalabalığın artması üzerine Mahmud Nedim Paşa 11 Mayıs 1876'da sadaretten alınmıştır. Hüsameddin olayın ayını Rebiülevvel olarak yazar; Mayıs 1876 hicrî takvimde Rebiülahir'e denk düştüğünden ayda küçük bir kayma olabilir. Ahmed Hulûsî'nin bu olaylardaki rolü ile Ziya ve Namık Kemal Beylerin adı, başka kaynaklarda doğrulanamamıştır.

Nigârî Meselesi

Hacı Hamza Nigârî, İsmail Şirvânî'nin müridi olup Karabağ'da doğmuş, Amasya ve Merzifon'da geniş bir çevre edinmiştir. Hüsameddin'in aktardığına göre Ahmed Hulûsî, onun aleyhinde padişaha olmayan şeyler isnat etmiş ve sürgününe sebep olmuştur. Ansiklopedi maddesinde sürgün şöyle anlatılır: Nigârî'nin sohbetlerinden ve şiirlerinden rahatsız olan kimseler, onun çok sayıda müridiyle isyan edebileceğini ileri sürerek Amasya'dan çıkarılmasını isteyen bir mazbata hazırlamış, Bâbıâli'ye şikâyet etmiştir. Nigârî 28 Şubat 1885'te Merzifon'dan ayrılmış, 30 Mayıs 1885'te sürgün yeri Harput'a ulaşmış, Eylül 1886'da orada ölmüştür. Naaşı vasiyeti gereği Amasya'ya getirilmiş, mezarının bulunduğu yere 1894'te Şirvanlı Camii yapılmıştır. Hüsameddin sürgün tarihini 1301 [1883-84] verir; ansiklopedide 1885 geçer. Ansiklopedide Ahmed Hulûsî'nin adı anılmaz; onun rolü bu madde dışında doğrulanamamıştır.

Hüsameddin'in Yorumu

Maddenin son bölümünde yazar, Ahmed Hulûsî'nin şeyhülislamlık beklentisini ve hal'e katılanların sonunu bir tarih dersi gibi anlatır. Burada sıralanan padişahların hal ya da ölümünde rol alanların akıbeti, Hüsameddin'in kendi yorumudur ve burada ayrıca doğrulanmamıştır.

Başka Kaynaklarda Aile

Oğullarından Siraceddin İsmail, Halid Ziya, Mehmed Cemal ve İbrahim Beyler hakkında, Batumlu Gürcü Osman Efendi ve Sofizâde Mehmed Hulûsî Efendi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Dırağiyye Medresesi'nin ve Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağın bugünkü durumu doğrulanamadı.

Kaynakça

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.