Sivâslıdır. İstanbul'da bostancıbaşı olan Sivaslı Mehmed Ağa bin Süleymân Bey'in oğludur. On dört yaşında bir çocuk olduğu hâlde 1131 zilhiccesinin gurresinde Amasya mutasarrıfı oldu. Vusûlüne kadar Amasya alaybeyi Kara Hüseyin Ağa mütesellim olarak sancağı idâreye başladı.
Zilhiccenin sekizinci günü dedikoduya bâ'is olan Emîr Hacı Abdullatîf, Sancı oğlu Hacı Ahmed, serdâr Cebecioğlu İbrâhim Ağalar'ın azline binâ'en Iydîzâde Abdurrahîm Efendi nakîb kâ'im-makâmı, a'yândan Çiğdemoğlu Hacı Alî Ağa şehir kethüdâsı, Hindîoğlu Yirmi Birin Mehmed Ağa da yeniçeri serdârı oldu.
1132 senesi muharrem gurresinde Ömer Paşazâde Osmân Bey baş a'yân seçildi. Birkaç [26] gün sonra mutasarrıf Ahmed Paşa kethüdâsı Sivâslı Yûsuf Ağa⁶⁹⁹ ile Amasya'ya geldi. Sinn ü sâli bir sancağı idâre edecek çağda olmadığından mütesellim Hüseyin Ağa'yı ibkâ ederek kethüdâsı ile işe başladı.
Bu sene Amasya eşrâfından Emîr Hacı Abdullatîf Çelebi Karaağaç Meydânı'nda müceddeden bir mescid ve musallâ binâ etdiği gibi dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından Çorakçıoğlu Hacı Halîl Ağa da Aşağıpazar'da yapdığı musallâya minber koydu.
Safer gurresinde mutasarrıf Ahmed Paşa, pederinin arzı ve ricâsı üzerine Rûmeli pâyesiyle ilâveten Çorum sancağına da mutasarrıf olup ikbâli parladı. Sâbık Çorum mutasarrıfı Mamalıoğlu Ömer Paşa bundan pek ziyâde müte'essir oldu.
Rebî'ulevvelde ulemâdan Şeyh Mehmed Efendi Hızır Paşa Câmi'i vâ'izi olup cemâziyelevvelde mütesellim ve alaybeyi Hüseyin Ağa sancağı teftîşe ve zuhûr eden eşkıyâyı ta'kîbe gidip züamâdan Abdulbâkî Ağa mütesellim kâ'im-makâmı oldu.
Ramazânın gurresinde nakîb Abdurrahîm Efendi Zile kadısı olduğundan sâdât-ı ulemâdan [27] sâbık müftü Zanalı Hacı Ahmed Efendi nakîb kâ'im-makâmı oldu. Baş a'yân ile müftü Âkif Efendi'nin nüfûzlarına karşı durdu.
Şevvâlde Üçler vâ'izi ulemâdan Yahyâ Efendi'nin vefâtıyla vazîfesi kibâr-ı sulehâdan Şeyh İbrâhim Efendi'ye verildi. Zilka'de gurresinde Müftüzâde el-Hâc Halîl Efendi Amasya kadısı ve tarafından Abdulbâkî Efendi Amasya nâ'ibi ve zilhicce gurresinde Şâhinoğlu Osmân Ağa bin Mustafâ Amasya mütesellimi oldu. Bu esnâda Enderûn Câmi'i vâ'izi ulemâdan İsmâ'il Efendi vefât etdi.
1133 senesi muharrem gurresinde Rahtuvân Paşazâde Hacı İbrâhim Bey baş a'yân olup meclis a'yânı ve büyük ağaları murâkabe ve Hicâz'a gidenlerin işlerini rü'yet etmek üzere bir de hacılar meclisi kurulduğundan hacıbaşılığa mevâlîden Kırmacıoğlu Hacı Hüseyin Efendi seçildi.
Safer gurresinde Ahmed Efendi Amasya nâ'ibi olup Abdulbâkî Efendi çekildi. Çünkü mutasarrıf etbâ'ının nüfûz ve sultasına karşı gelemediğinden isti'fâya mecbûr olmuşdu. Ahmed Efendi de bu derde mübtelâ olduğundan Amasya kadılığı sâbık Erzincan kadısı ve hacıbaşı Hüseyin Efendi'ye tevcîh edildi. [28]
Ancak mutasarrıf paşa dâmâd-ı pâdişâhî olmak üzere pederi tarafından da'vet edildiğinden Amasya'dan kalkıp Çorum'a ve buradan da İstanbul'a hareket etmişdi. Bu esnâda Sivâs, Amasya, Çorum sancaklarından yükselen ağır şikâyetler tevâlî ederek bâb-ı âlîye feryâdlar yağıyordu.
Binâ'en-aleyh cemâziyelâhir evâ'ilinde Mehmed Ağa bostancıbaşılıkdan azl ile Üsküdâr'da inzivâ etdi. Oğlu Ahmed Paşa da Amasya ve Çorum sancaklarından azl edilip Sivâs'a i'zâm ve Sivâs vâlîsi Ahi Mehmed Paşa i'dâm edildikde Amasya sancağı Akşehir mutasarrıfı Ebûbekir Paşa'ya ve Sivâs vâlîliği de Topal Yûsuf Paşazâde Mustafâ Paşa'ya verildi.
Günümüz Türkçesiyle
Sivaslıdır. İstanbul'da bostancıbaşı olan Sivaslı Mehmed Ağa bin Süleyman Bey'in oğludur. On dört yaşında bir çocukken, 1131 yılı Zilhicce ayının ilk günü [Ekim 1719] Amasya mutasarrıfı oldu. O gelene kadar Amasya alaybeyi Kara Hüseyin Ağa mütesellim olarak sancağı yönetmeye başladı.
Zilhicce'nin sekizinci günü, dedikodulara sebep olan Emîr Hacı Abdüllatif, Sancıoğlu Hacı Ahmed ve yeniçeri serdarı Cebecioğlu İbrahim Ağaların azledilmesi üzerine Iydîzâde Abdurrahim Efendi nakîb kaymakamı, âyandan Çiğdemoğlu Hacı Ali Ağa şehir kethüdası, Hindîoğlu "Yirmi Birin" Mehmed Ağa da yeniçeri serdarı oldu.
1132 yılı Muharrem ayının ilk günü [Kasım 1719] Ömer Paşazâde Osman Bey baş âyan seçildi. Birkaç gün sonra Mutasarrıf Ahmed Paşa, kethüdası Sivaslı Yusuf Ağa ile birlikte Amasya'ya geldi. Yaşı bir sancağı yönetecek çağda olmadığından Mütesellim Hüseyin Ağa'yı görevinde bıraktı ve kethüdasıyla birlikte işe başladı.
Bu yıl Amasya eşrafından Emîr Hacı Abdüllatif Çelebi Karaağaç Meydanı'nda yeniden bir mescit ve namazgâh yaptırdı; dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından Çorakçıoğlu Hacı Halil Ağa da Aşağıpazar'da yaptırdığı namazgâha minber koydu.
Safer ayının ilk günü Mutasarrıf Ahmed Paşa, babasının arzı ve ricası üzerine Rumeli beylerbeyiliği payesiyle birlikte Çorum sancağına da mutasarrıf olup talihi parladı. Eski Çorum mutasarrıfı Mamalıoğlu Ömer Paşa buna çok üzüldü.
Rebîülevvel ayında âlimlerden Şeyh Mehmed Efendi Hızır Paşa Camii vaizi oldu. Cemâziyelevvel ayında mütesellim ve alaybeyi Hüseyin Ağa sancağı teftiş etmeye ve ortaya çıkan eşkıyayı takip etmeye gitti; zeamet sahiplerinden Abdülbâki Ağa mütesellim vekili oldu.
Ramazan ayının ilk günü Nakîb Abdurrahim Efendi Zile kadısı olduğundan, seyyid âlimlerden eski müftü Zanalı Hacı Ahmed Efendi nakîb kaymakamı oldu. Baş âyan ile Müftü Âkif Efendi'nin nüfuzlarına karşı durdu.
Şevval ayında Üçler vaizi, âlimlerden Yahya Efendi'nin vefatıyla görevi salihlerin büyüklerinden Şeyh İbrahim Efendi'ye verildi. Zilkade'nin ilk günü Müftüzâde el-Hâc Halil Efendi Amasya kadısı, onun tarafından Abdülbâki Efendi Amasya naibi, Zilhicce'nin ilk günü de Şâhinoğlu Osman Ağa bin Mustafa Amasya mütesellimi oldu. Bu sırada Enderun Camii vaizi, âlimlerden İsmail Efendi vefat etti.
1133 yılı Muharrem ayının ilk günü [Kasım 1720] Rahtuvan Paşazâde Hacı İbrahim Bey baş âyan oldu. Âyan meclisini ve büyük ağaları denetlemek ve Hicaz'a gidenlerin işlerine bakmak üzere bir de hacılar meclisi kurulduğundan, hacıbaşılığa mevâlîden (yüksek dereceli kadılardan) Kırmacıoğlu Hacı Hüseyin Efendi seçildi.
Safer ayının ilk günü Ahmed Efendi Amasya naibi oldu, Abdülbâki Efendi çekildi; çünkü mutasarrıfın adamlarının nüfuz ve baskısına karşı koyamadığından istifaya mecbur kalmıştı. Ahmed Efendi de aynı derde uğradığından Amasya kadılığı eski Erzincan kadısı ve hacıbaşı Hüseyin Efendi'ye verildi.
Ancak mutasarrıf paşa, padişaha damat olmak üzere babası tarafından çağrıldığından Amasya'dan kalkıp Çorum'a, oradan da İstanbul'a hareket etmişti. Bu sırada Sivas, Amasya ve Çorum sancaklarından yükselen ağır şikâyetler birbirini izliyor, Bâbıâli'ye feryatlar yağıyordu.
Bunun üzerine Cemâziyelâhir ayının başlarında [Mart-Nisan 1721] Mehmed Ağa bostancıbaşılıktan azledilerek Üsküdar'da inzivaya çekildi. Oğlu Ahmed Paşa da Amasya ve Çorum sancaklarından azledilip Sivas'a gönderildi; Sivas valisi Ahi Mehmed Paşa idam edilince Amasya sancağı Akşehir mutasarrıfı Ebubekir Paşa'ya, Sivas valiliği de Topal Yusuf Paşazâde Mustafa Paşa'ya verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- bostancıbaşı: saray bahçelerini, sahilleri ve padişahın güvenliğini koruyan bostancı ocağının başı
- vusûl: varış, gelme
- sinn ü sâl: yaş
- ibkâ: görevinde bırakma
- müceddeden: yeniden
- musallâ: açık havada kılınan namazlar için yapılmış namazgâh
- ikbâl: talih, yükseliş
- müte'essir olmak: üzülmek
- teftîş: denetleme
- mevâlî: yüksek dereceli kadılar, mollalar
- murâkabe: gözetim, denetim
- rü'yet: bakma, görüp sonuçlandırma
- etbâ': adamlar, maiyet
- dâmâd-ı pâdişâhî: padişah damadı
- tevâlî: art arda gelme
- inzivâ: köşesine çekilme
On Dört Yaşında Bir Mutasarrıf
Bu madde, bir sancağın saray gözdesinin oğluna nasıl bir gelir kaynağı olarak verildiğini açıkça gösterir. Ahmed Paşa'nın babası Sivaslı Mehmed Ağa'nın hayatı Fatih Abonoz'un yakın tarihli bir çalışmasında ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Buna göre Mehmed Ağa, Sivas'ın en eski ailelerinden Selman Bey ailesine mensup Mehmed adlı bir zatın oğluydu. Bostancı Ocağı'nda yetişip haseki ağalığına yükselmiş, 1715'te Bostancıbaşı Halil Ağa'nın Erzurum beylerbeyiliğine gönderilmesiyle bostancıbaşı olmuştu. Vakanüvis Râşid onu Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın adamı olarak tanıtır.
Padişahın gözdesi olan Mehmed Ağa, İbrahim Paşa'nın kendi çevresini kurma yöntemini örnek alarak önce akrabalarını önemli mevkilere getirdi. Kardeşi Mehmed, Sivas'ta bir nalbandın yanında çalışırken Rumeli beylerbeyiliği payesiyle Sivas valisi oldu; mehterlik yapan öteki kardeşi cizye muhasebeciliğine yükseldi; oğlu Ahmed de Rumeli beylerbeyiliği payesiyle Amasya'ya mutasarrıf yapıldı. Hüsameddin'in "babasının arzı ve ricası üzerine" Çorum'un da Ahmed Paşa'ya verildiğini söylemesi bu tabloyla tam olarak örtüşür. Kaynaklar bu akrabaların yönetim anlayışının da Bostancıbaşınınkinden farklı olmadığını, özellikle Nalband Mehmed'in Sivas halkına zulmederek bölgeyi terk etmelerine yol açtığını yazar. Hüsameddin'in "Sivas, Amasya, Çorum sancaklarından yükselen ağır şikâyetler" sözü bu bilgilerle uyuşur.
Bir Damatlık Hevesi ve Düşüş
Hüsameddin, mutasarrıfın "padişaha damat olmak üzere" İstanbul'a çağrıldığını kaydeder. Abonoz'un çalışması bu ayrıntının arka planını aydınlatır. Bostancıbaşının rakibi Nevşehirli İbrahim Paşa, kendisi de damatlık yoluyla yükselmiş bir devlet adamıydı: Petervaradin'de şehit düşen Damad Ali Paşa'dan dul kalan Fatma Sultan'la 19 Şubat 1717'de evlenmiş, 9 Mayıs 1718'de sadrazam olmuştu. III. Ahmed ona diğer sadrazamlardan farklı olarak kendi kullandığı tuğralı zümrüt mührü vermişti. Sadarete göz diken Bostancıbaşı, evlilik yoluyla saraya yakınlaşmak istemiş; önce oğullarından birini İbrahim Paşa'nın kızlarından biriyle evlendirmeyi düşünmüş, kendisi de padişah damadı olarak nüfuzunu artırmayı hedeflemişti. III. Ahmed'in yönetimdeki kişileri kendine damat yaparak hanedanla bağlarını güçlendirmeyi sevmesi, Bostancıbaşının bu hevesini kamçılıyordu. Bu hamleler İbrahim Paşa'yı tedirgin etti. Paşa, eşi Fatma Sultan aracılığıyla padişahı kendi tarafına çekti ve aldığı hatt-ı hümâyunla Bostancıbaşıyı 1 Nisan 1721'de azlettirdi. Hüsameddin'in verdiği "Cemâziyelâhir evâ'ili" tarihi bu güne denk gelir.
Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa'nın anlatımına göre azilden iki gün sonra Bostancıbaşının büyük oğlu Ahmed Paşa'nın tuğu, sancağı ve damatlığı feshedilmiştir. Râşid ise Bostancıbaşının cizye muhasebecisi olan kardeşiyle Amasya mutasarrıfı oğlunun doğdukları yer olan Sivas'a sürüldüğünü yazar; Hüsameddin'in "Sivas'a i'zâm" kaydı bununla örtüşür. Bostancıbaşının kendisinin sonu konusunda ise kaynaklar ayrılır. Hüsameddin onun Üsküdar'da inzivaya çekildiğini söyler; Râşid önce Beylerbeyi'ndeki yalısında tutulduğunu, sonra Sivas'a sürüldüğünü yazar. Bir Venedik elçisinin raporları onun Antep'e yerleştirildiğini, 1723 başında ailesiyle Kıbrıs'a sürüldüğünü bildirir; Sicill-i Osmanî ise azledilip Sivas'a geldikten sonra öldüğünü kaydeder.
Ahi Mehmed Paşa'nın İdamı
Maddenin sonunda idam edildiği bildirilen Sivas valisi Ahi Mehmed Paşa, Bostancıbaşının kardeşi Nalband Mehmed Paşa'dır. Sivas'ta Paşa Camii'nin minaresi dibinde gömülü olan bu valiye Ahi Mehmed Paşa da denildiğini Uzunçarşılı ve Edgüer kaydeder. Sicill-i Osmanî'ye göre 1717'de Sivas defter kethüdası, 1719'da beylerbeyilik rütbesiyle Sivas valisi olmuştur. Hüsameddin bir önceki maddede onu "nalbantlıktan Maraş beylerbeyiliğine yükselen" kişi olarak anar ve 1130'da [1718] Sivas valiliğine nakledildiğini yazar; tarihler arasındaki küçük fark, eski kayıtlarda yaygın olan bir yaklaşıklıktan kaynaklanıyor olabilir.
Kardeşinin azlinden sonra İstanbul'dan gönderilen bir mübaşir Sivas'a vararak Nalband Mehmed'i kaleye hapsettirdi, parasına ve eşyasına el koydu. Zulüm gören halk mallarını geri aldıktan sonra Mehmed Paşa hapsedildiği yerde öldürüldü ve kesilen başı İstanbul'a gönderildi (Eylül-Ekim 1721). Ardından konağı, dükkânları ve eşinin ihbarıyla ortaya çıkan başka malları da müsadere edildi; oğlu Ahmed'in elindeki varlıklar bile sorgulandı. Bu olay, Hüsameddin'in kısa cümlesinin ardında İbrahim Paşa'nın rakip bir saray kliğini tümüyle tasfiye ettiği büyük bir hesaplaşmanın yattığını gösterir.
Hacılar Meclisi ve Diğer Ayrıntılar
Maddede anılan "hacılar meclisi", âyan meclisini ve büyük ağaları denetlemek, Hicaz'a gidenlerin işlerini görmek üzere kurulmuş yerel bir kuruldur. Bu kurumdan başka kaynaklarda söz edildiğine rastlanmadı; Amasya'nın kendi iç işlerinde âyan arasındaki dengeyi korumak için başvurduğu yerel bir çözüm gibi görünmektedir. Âyanın bu dönemde vakıf işlerini yürütmek, şehrin ihtiyaçlarını karşılamak ve kötü yöneticilerin azli için halkın sesini İstanbul'a iletmek gibi işlevler üstlendiği bilinir; Amasya'daki meclislerin bu kadar sık el değiştirmesi de bu gücün paylaşımından kaynaklanan çekişmeleri yansıtır.
Hüsameddin'in dipnotunda, mutasarrıfın kethüdası Sivaslı Yusuf Ağa'nın Amasya'da "Çapkın Yusuf Ağa" diye ün yaptığı kaydedilir. Naiplerin mutasarrıfın adamlarının baskısına dayanamayıp art arda istifa etmesi, on dört yaşındaki bir paşanın adına yönetilen sancakta gerçek gücün kethüda ve maiyetin elinde olduğunu gösterir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cildin Bakiyyesi, s. 634–635. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Fatih Abonoz, "İbrahim Paşa'nın Kapı Halkı Teşekkülünde Çözülme: 'Bostancıbaşı Sivaslı Mehmed Ağa'", KÜLLİYAT Osmanlı Araştırmaları Dergisi, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kulliyat/article/1634120
- M. Münir Aktepe, "Damad İbrâhim Paşa, Nevşehirli", TDV İslâm Ansiklopedisi, VIII, 1993, s. 441-443, https://islamansiklopedisi.org.tr/damad-ibrahim-pasa-nevsehirli
- Özcan Mert, "Âyan", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ayan