Esbak kul kethüdâsı olup 1024’de vefât eden [452] Lâdikli Kurt Ağa’nın mahdûmudur. İstanbul’da doğdu. Küçük yaşında pederiyle beraber Amasya’ya gelip yerleşti. Amasya’da büyüdü. 1017’de pederiyle beraber İstanbul’a gitdi.
Pederi gibi yeniçeri olup iki yüz onuncu bölüğe kaydedildi. Lâdikli Mustafa Paşa’nın vezâretinde yanına ta’yîn edilip Bağdâd Harbi’nde fevkalâde yararlıklar gösterdiğinden terakkîler gördü.
1030 tarihli yeniçeri defterinde Bekir Ağa bin Süleyman’ın çorbacısı olduğu iki yüz onuncu bölükte Bayrâm Kurt ve künyesi bâlâsında gayr-ı mevcûd yazılı olup bunun yanında Mustafa Paşa yanında hizmette diye yazılı görüldü.
1030 senesi zilhiccesinde Hâce-i Sultânî Amasyalı Ömer Efendi’nin himmeti sâyesinde muhzır ağası, 1031 cumâdelâhiresinde zağarcıbaşı olup birkaç gün sonra Sultân Ahmed Hân kerîmesiyle izdivâc ederek dâmâd-ı pâdişâhî oldu.
1031 senesi recebinde Genc Sultân Osmân vak’a-i hâ’ilesinde Sultân’ın himâyesiyle belâdan kurtuldu. 1032 şa’bânında kul kethüdâsı, zilka’desinin birinci günü cülûs eden [453] Sultân Murâd-ı Râbi’in cülûsunu müte’âkib yeniçeri ağası oldu. 1033 senesi muharreminde yeniçeri odabaşıları silâhdâr-ı şehriyârî Hüsrev Ağa’nın tahrîkâtıyla ictimâ’ ederek Ocakdan Ağa istemezüz diye azlini taleb etmelerine binâen ma’zûl olup Silahdâr Hüsrev Ağa yeniçeri Ağası oldu.
Fakat işin iç yüzüne vâkıf olan Sultân Murâd-ı Râbi’ bir kaç gün sonra vezâret-i hâsslarıyla tatyîb ve müte’âkiben Niğbolu Sancâğını hâss ta’yîn ederek vezîr-i kubbe-nişîn oldu. Hüsrev Ağa’nın yaptığı yolsuzluk bu sûretle telâfi edildi.
1035 senesi muharreminde Sadr-ı a’zam Hâfız Ahmed Paşa’nın istirkâbı yüzünden Mısır vâlisi olup gitdi. Orada vilâyetin ahvâl-i mâliye ve mülkiyesini ıslâh ve tensîka bezl-i makdûr etmekle üç yıl kadar vilâyette kaldı.
Ancak hasmı bulunan Hüsrev Paşa 1037 şa’bânında sadrâzam olduğuna binâen zilhiccesinde azl ve İstanbul’a da’vet edildi. 1038 saferinde vüsûlünü müte’âkib kubbe-i hümâyûnda altıncı vezîr oldu. [454]
Bu teveccüh-i pâdişâhî Hüsrev Paşa’nın hased ve rekâbet damarlarını tahrîk eylediğinden hazîne-i Mısriyye’nin muhâsebesini vesîle ittihâz ederek 1038 senesi rebiülâhirinde arz ve ısrârına binâen kubbe vezâretinden azliyle Yedikule’de habs ve bütün emvâl ve emlâki müsâdere edildi.
Bir ay sonra Hüsrev Paşa te’dîb edildiğinden afv ve ıtlâk edilerek sâlisen kubbe-i hümâyûn vezîri oldu. Dört yıl kadar kubbe-i hümâyûn vezâretinde mevki’ini hüsn-i muhâfaza ederek bütün ihtirâsât ve teşevvüşât-ı dâhiliyyede muslihâne bir meslek tutdu. Vüzerâ ve erbâb-ı garezin istirkâbından âzâde kalıp teveccühât-ı pâdişâhîye mazhar oldu.
1039 senesi ramazânının gurresinde Amasya sancâğı ber-vech-i hâssı uhdesine tevcîh edilip 1040 tarihli muhâsebe defterinde Amasya’nın bedel-i ze’âmet hâsılâtından 39920 akçenin Geldiklanlı Alî Ağa yedi ile kendisine teslim edildiği görüldü.
1041 senesi recebinde Sadr-ı a’zam Arnavut Tabanı Yassı Mehmed Paşa’nın istirkâbı yüzünden 1042 senesi rebiülâhirinin onuncu günü Rûmeli vâlisi olarak Belgrad’a [455] gönderildi. Vilâyet-i mezbûrede mu’ârızları te’dîb ve umûr-i mülkiyyeyi tensîk ederek muvaffakiyetler gösterdi.
Mukaddemen kendisinin sevk ve ta’rîfiyle yeniçeri ağası olan Amasyalı Köse Mehmed Ağa’nın şefâ’ati ve kendisinin muvaffakiyyeti sâyesinde 1043 senesi rebiülâhirinde sadr-i müşârün-ileyhin serdâr olarak harbe me’mûriyetinde kâ’im-makâm-ı sadr-i âlî olup İstanbul’a geldi.
Sadr-i müşârün-ileyh Mehmed Paşa bundan telâşa düşüp 1044 senesi muharreminde Budin dolayında vücûdu elzem olduğundan bahisle Budin vâlisi nasbetdirmiş ise de bunun bir hile olduğu anlaşılmağla azîmetinden evvel makâmında ibkâsına fermân-ı âlî sâdır oldu.
1044 senesi recebinin gurresinde Sultân Murâd-ı Râbi’ Revân seferine azîmet etdiğinden İstanbul muhâfızı ve saltanât kâ’im-makâmı oldu. 1046 senesi ramazânının yedisinde hasmının azli üzerine sadrâzam oldu. Müte’âkiben vatanı olan Amasya’ya gelip Bağdâd seferi tedârikâtını ikmâle çalışdı. [456]
Amasya’da hayrât ve tedârikâtını ikmâl ederek 1048 senesi rebiülevvelinde Bağdâd’a müteveccihen hareket etdi. Yolda hasta olup Urfa havâlisinde Cüllâb mevki’ine vüsûlünde sene-i mezbûrenin rebiülâhirinde dâr-i bekâya irtihâl etdi. Cenâzesi İstanbul’a gönderilip câmii ve zâviyesi ittisâlinde türbe-i mahsûsâsına defn edildi.
Âkil, reşîd, müdebbir, gayûr, fa’al, basîretkâr ve sâhib-i hayrât idi. Mahdûmları Ahmed, Hasan Beylerle kerîmesi Fatıma Hânım olduğu defter-i muhâsebe-i vakfından anlaşıldı. Birâderi Mahmûd Ağa olduğu da yeniçeri defterinde altmış üçüncü bölükte onuncu Mahmûd Kurt Lâdik diye görüldü.
Amasya’da Kocacık Mahallesi’nde Yeşilırmak’ın kenarında müceddeden bir mevlevîhâne ve mebâliğ-i azîme sarfıyla uzak yerlerden sular getirip çeşmeler yaptırdı. İçerişehir’de Kadı Alî Çelebi mescidini müceddeden binâ ve minber vaz’ıyla câmiye tahvîl etdi. İstanbul’da câmi, zâviye ve kendisine türbe yaptırdı. Evkâfı vefâtından sonra tanzîm edildiğinden vakfiyesi bulunamadı. [457]
Vakfının defter-i muhâsebesinde mestûr olduğu üzere evkâfına ibtidâ büyük mahdûmu Ahmed Bey mütevellî olup 1051’de vefâtıyla ikinci mahdûmu Hasan Bey mütevellî oldu. Bunun da 1066 senesi şa’bânının yirmi altıncı günü vefâtıyla kerîmesi Fatıma Hânım mütevellî oldu.
Kethüdâsı ve dâmâdı Geldiklanlı Köse Alî Paşa ve hazînedârı Amasyalı Kağnılı Alî Ağazâde İbrâhim Ağa ve hâssları muhassılı da diğer Amasyalı Alî Ağa’dır.
Sadr-i müşârün-ileyh gâyet âli-himmet, kerîm, vatan-perver olduğundan sâye-i ikbâlinde hayli Amasyalıları yetiştirdi. Kendisine halef olan Lâdikli Tayyar Mehmed Paşa da bunun sevk ve tavsiyesiyle sadrâzam olmuşdu.
Sadr-ı a’zam Bayrâm Paşa’ya mu’âsır olan diğer iki Bayrâm Paşa daha vardır. Birincisi Bostancı-başı iken 1014’den i’tibâren mîrlivâ, ba’dehû mîr-i mîrân ve vezîr olup 1036’da vefât etdi. Diğer Arnavut Bayrâm Paşa olup 1036’da yeniçeri ağalığından vezîr ve dâmâd olarak 1043’de vefât etdi. “Sicill-i Osmânî”de bu üç Bayrâm [458] Paşa’nın tercemeleri birbirine karışdırılmışdır.
Şâ’ir-i meşhûr Ziya Paşa “Harabât”ında şâir-i ateş-zebân Nef’î Ömer Bey’in maktûl olmasını sâhib-i tercemeyi hicvetmesinden dolayı merhûma isnâd ederek beyhûde ta’arruz etmişdir. Şâ’ir-i mûmâileyh, Sultân Murâd’ı ba’zı ta’rîzât ile hicvetdiğinden bâ-fermân-ı âlî maktûl oldu. Pâdişâh, Bayrâm Paşa’nın hicviyelerini lezzetle okurdu.
Günümüz Türkçesiyle
Eski kul kethüdası olup 1024'te [1615-16] ölen Ladikli Kurt Ağa'nın oğludur. İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Amasya'ya gelip yerleşti ve Amasya'da büyüdü. 1017'de [1608-09] babasıyla birlikte İstanbul'a gitti.
Babası gibi yeniçeri olup iki yüz onuncu bölüğe kaydedildi. Ladikli Mustafa Paşa'nın vezirliği sırasında onun yanına verilerek Bağdat Savaşı'nda olağanüstü yararlıklar gösterdiğinden yükselmeler gördü.
1030 [1620-21] tarihli yeniçeri defterinde, Bekir Ağa bin Süleyman'ın çorbacı olduğu iki yüz onuncu bölükte Bayram Kurt adıyla kayıtlı olup kaydının yukarısında "mevcut değil" yazılıdır; bunun yanında "Mustafa Paşa yanında hizmette" diye de yazılı görüldü.
1030 senesi zilhiccesinde, padişah hocası Amasyalı Ömer Efendi'nin gayreti sayesinde muhzır ağası, 1031 [1621-22] cemâziyelâhiresinde zağarcıbaşı oldu ve birkaç gün sonra Sultan Ahmed Han'ın kızıyla evlenerek padişah damadı oldu.
1031 senesi recebinde, Genç Sultan Osman'ın başına gelen büyük felaket olayında Sultan'ın himayesiyle beladan kurtuldu. 1032 [1622-23] şabanında kul kethüdası oldu; zilkadesinin birinci günü tahta çıkan Sultan IV. Murad'ın cülusunu izleyen günlerde yeniçeri ağası oldu. 1033 [1623-24] senesi muharreminde yeniçeri odabaşıları, silahdar Hüsrev Ağa'nın kışkırtmasıyla toplanıp "Ocaktan ağa istemeyiz" diye azlini istediler; bunun üzerine görevden alındı ve Silahdar Hüsrev Ağa yeniçeri ağası oldu.
Fakat işin iç yüzünü bilen Sultan IV. Murad birkaç gün sonra kendisine vezirlik vererek gönlünü aldı, ardından Niğbolu Sancağı'nı has olarak verip kubbe vezirliği payesine çıkardı. Hüsrev Ağa'nın yaptığı haksızlık bu yolla giderildi.
1035 [1625-26] senesi muharreminde, Sadrazam Hâfız Ahmed Paşa'nın kendisinden çekinmesi yüzünden Mısır valisi olarak gitti. Orada vilayetin mali ve idari işlerini düzeltmek ve düzene koymak için elinden geleni yaparak üç yıl kadar vilayette kaldı.
Fakat düşmanı olan Hüsrev Paşa 1037 [1627-28] şabanında sadrazam olduğundan, zilhiccesinde görevden alınıp İstanbul'a çağrıldı. 1038 [1628-29] saferinde İstanbul'a varmasının ardından kubbe altında altıncı vezir oldu.
Bu padişah teveccühü Hüsrev Paşa'nın kıskançlık ve rekabet damarlarını harekete geçirdiğinden, Mısır hazinesinin hesabını bahane edip padişaha arz ve ısrar etmesi üzerine, 1038 senesi rebiülâhirinde kubbe vezirliğinden azledilerek Yedikule'de hapsedildi ve bütün mal ve mülkü müsadere edildi.
Bir ay sonra Hüsrev Paşa cezalandırıldığından bağışlanıp salıverilerek üçüncü kez kubbe vezirliğine getirildi. Dört yıl kadar kubbe vezirliğinde konumunu iyi koruyarak bütün iç hırs ve karışıklıklar sırasında barışçı bir yol tuttu. Vezirlerin ve garez sahiplerinin çekincelerinden uzak kalıp padişahın teveccühüne erdi.
1039 [1629-30] senesi ramazanının başında Amasya sancağı has olarak kendisine verildi; 1040 [1630-31] tarihli muhasebe defterinde Amasya'nın zeamet bedeli gelirinden 39920 akçenin Geldiklanlı Ali Ağa eliyle kendisine teslim edildiği görüldü.
1041 [1631-32] senesi recebinde, Sadrazam Arnavut Tabanıyassı Mehmed Paşa'nın çekinmesi yüzünden, 1042 [1632-33] senesi rebiülâhirinin onuncu günü Rumeli valisi olarak Belgrad'a gönderildi. Anılan vilayette karşı çıkanları cezalandırıp mülkî işleri düzene koyarak başarılar gösterdi.
Daha önce kendi yönlendirmesi ve tanıtmasıyla yeniçeri ağası olan Amasyalı Köse Mehmed Ağa'nın aracılığı ve kendi başarısı sayesinde, 1043 [1633-34] senesi rebiülâhirinde sadrazamın serdar olarak savaşa görevlendirilmesi üzerine sadrazam kaymakamı olup İstanbul'a geldi.
Sadrazam Mehmed Paşa bundan telaşa düşüp, 1044 [1634-35] senesi muharreminde Budin dolaylarında bulunması gerektiğini ileri sürerek onu Budin valisi atatmış ise de bunun bir hile olduğu anlaşılınca, yola çıkmadan önce makamında kalmasına yüksek ferman çıktı.
1044 senesi recebinin başında Sultan IV. Murad Revan seferine çıktığından İstanbul muhafızı ve saltanat kaymakamı oldu. 1046 [1636-37] senesi ramazanının yedisinde hasmının azli üzerine sadrazam oldu. Ardından vatanı olan Amasya'ya gelip Bağdat seferi hazırlıklarını tamamlamaya çalıştı.
Amasya'da hayır işlerini ve hazırlıklarını tamamlayarak 1048 [1638-39] senesi rebiülevvelinde Bağdat'a doğru yola çıktı. Yolda hastalanıp Urfa dolaylarında Cüllâb mevkiine varınca, aynı yılın rebiülâhirinde öldü. Cenazesi İstanbul'a gönderilip camisine ve zaviyesine bitişik özel türbesine gömüldü.
Akıllı, olgun, tedbirli, namuslu, faal, görüş sahibi ve hayır sahibi idi. Oğulları Ahmed ve Hasan Beyler ile kızı Fatıma Hanım olduğu vakfının muhasebe defterinden anlaşıldı. Kardeşi Mahmud Ağa olduğu da yeniçeri defterinde altmış üçüncü bölükte onuncu "Mahmud Kurt Lâdik" diye görüldü.
Amasya'da Kocacık Mahallesi'nde Yeşilırmak kıyısında yeniden bir mevlevîhâne yaptırdı; çok büyük harcamayla uzak yerlerden sular getirip çeşmeler yaptırdı. İçerişehir'de Kadı Ali Çelebi mescidini yeniden yaptırıp minber koyarak camiye çevirdi. İstanbul'da cami, zaviye ve kendisine türbe yaptırdı. Vakıfları ölümünden sonra düzenlendiği için vakfiyesi bulunamadı.
Vakfının muhasebe defterinde yazılı olduğu üzere vakıflarına önce büyük oğlu Ahmed Bey mütevelli oldu; 1051'de [1641-42] ölümüyle ikinci oğlu Hasan Bey mütevelli oldu. Bunun da 1066 [1655-56] senesi şabanının yirmi altıncı günü ölümüyle kızı Fatıma Hanım mütevelli oldu.
Kethüdası ve damadı Geldiklanlı Köse Ali Paşa, haznedarı Amasyalı Kağnılı Ali Ağazade İbrahim Ağa, has gelirleri tahsildarı da diğer Amasyalı Ali Ağa'dır.
Adı geçen sadrazam çok yüksek himmetli, cömert ve vatansever olduğundan, himayesi altında epeyce Amasyalı yetiştirdi. Kendisine halef olan Ladikli Tayyar Mehmed Paşa da onun yönlendirmesi ve tavsiyesiyle sadrazam olmuştu.
Sadrazam Bayram Paşa'nın çağdaşı iki Bayram Paşa daha vardır. Birincisi bostancıbaşı iken 1014'ten [1605-06] itibaren mirliva, sonra beylerbeyi ve vezir olup 1036'da [1626-27] öldü. Öteki Arnavut Bayram Paşa olup 1036'da yeniçeri ağalığından vezir ve damat olarak 1043'te [1633-34] öldü. "Sicill-i Osmânî"de bu üç Bayram Paşa'nın hal tercümeleri birbirine karıştırılmıştır.
Ünlü şair Ziya Paşa "Harabât"ında, ateşli şair Nef'î Ömer Bey'in öldürülmesini, kendisini hicvettiği için merhum Bayram Paşa'ya yükleyerek boşuna saldırmıştır. Adı geçen şair Sultan Murad'ı bazı dokundurmalarla hicvettiği için yüksek ferman üzerine öldürüldü. Padişah Bayram Paşa'nın hiciv şiirlerini zevkle okurdu.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kul kethüdâsı: yeniçeri ağasının yardımcısı, ağanın vekili
- çorbacı: yeniçeri ortasının (bölüğünün) yöneticisi
- muhzır ağası: divanda ve mahkemelerde çağırma işlerine bakan görevli
- zağarcıbaşı: yeniçeri ocağında zağarcı bölüklerinin başı
- dâmâd-ı pâdişâhî: padişah damadı
- vak'a-i hâ'ile: korkunç olay, büyük felaket
- kubbe vezîri: Divan'da kubbealtında toplanan vezirlerden biri
- istirkâb: bir kişiden çekinip kuşkulanma (anlamı bağlamdan çıkarılmıştır)
- kâ'im-makâm: vekil
- hâss: yüksek gelirli dirlik; sancağın geliri şahsa has olarak verilir
- bedel-i ze'âmet: zeamet karşılığı olarak alınan gelir
- tevcîh: bir göreve verme
- ma'zûl: görevden alınmış
- muhassıl: vergi toplayıcı
- mütevellî: bir vakfın işlerini yürüten görevli
- ta'arruz: saldırı, dil uzatma
- maktûl: öldürülmüş
Kimliği ve Kökeni
Bayram Paşa, aslen Samsun'un Ladik ilçesinden olup babasının adı kaynaklarda Kurd Ağa diye geçer; İstanbul'da, Davutpaşa'da doğmuş ve yeniçeri ocağında yetişmiştir. Hüsameddin de aynı şeyi yazar: İstanbul'da doğmuş, küçükken Amasya'ya gelmiş ve orada büyümüştür. Bu nedenle ona "Amasyalı" denmesi doğum yerinden çok yerleşme ve büyüme yerinden gelir. Ansiklopedi maddesi de Amasya'dan "memleketi" diye söz eder.
Kariyerinin Seyri ve Tarih Farkları
Hüsameddin'in verdiği sıra genel olarak ansiklopedik kayıtla örtüşür: yeniçeri kethüdâlığı sırasında I. Ahmed'in kızı Hanzâde Sultan'la evlenme, yeniçeri ağalığından ocağın ocaktan ağa istememesi üzerine alınma, kubbe vezirliği, Mısır valiliği, Hüsrev Paşa'nın çekişmesi, Rumeli valiliği, Revan seferinde sadaret kaymakamlığı ve sadrazamlık. Birkaç noktada ayrılık vardır. Ansiklopedi maddesi, 1623'te yeniçeri kethüdâsı olan Bayram Paşa'nın bu görevdeyken evlendiğini yazar; Hüsameddin evlenmeyi 1031'de [1621-22], zağarcıbaşılıktan birkaç gün sonra verir. Mısır valiliği için Hüsameddin 1035'i [1625-26] yazar, ansiklopedi 1625 der, kimi kaynaklarda 1626 geçer. Sadrazamlık tarihi için ansiklopedinin Bayram Paşa maddesinde Şubat 1636, Tayyar Mehmed Paşa maddesinde ise 1046 Ramazanı (Şubat 1637) yazılıdır; Hüsameddin'in 1046 tarihi ikinci kayıtla uyuşur.
Hüsameddin'in aktardığı bazı kişiler (Amasyalı Ömer Efendi, Köse Mehmed Ağa, Geldiklanlı Köse Ali Paşa, Kağnılı Ali Ağazade İbrahim Ağa) ve Mısır'daki hazine hesabı konusundaki çekişme, okunan kaynaklarda geçmez. Bu kayıtlar Hüsameddin'in sicil ve defter taramalarına dayanır ve doğrulanamadı.
Ölümü ve Türbesi
Bayram Paşa, Bağdat seferi sırasında Halep'ten Bağdat'a hareket eden padişahın maiyetinde, Urfa yakınında Cüllâb mevkiinde aniden öldü. Sefer menzilnamesindeki kayda göre ölüm günü 16 Rebîülâhir 1048'dir (27 Ağustos 1638); Hüsameddin de aynı ayı verir. IV. Murad'ın onun ölümüne ağladığı rivayet edilir. Cenazesi İstanbul'a nakledilmiş, bugün Haseki semti Keçi Hatun Mahallesi'ndeki türbesine gömülmüştür. "Eyledi Bayram Paşa adn-i a'lâyı makam" mısraı ölümüne düşülen tarihtir. Yerine Tayyar Mehmed Paşa geçti.
Amasya'daki ve İstanbul'daki Hayırları
Amasya'ya yaptığı hizmet, ansiklopedi maddesinde şöyle özetlenir: memleketinde su sıkıntısı olduğunu görünce kendi cebinden harcadığı yirmi bin kuruşla şehre su getirtip çeşmeler yaptırdı; ayrıca bir mevlevîhâne yaptırıp şeyhine günlük yetmiş akçe, giderleri için de yeterli vakıf ayırdı. Hüsameddin yeni mevlevîhânenin Kocacık Mahallesi'nde, Yeşilırmak kıyısında olduğunu yazar. Kadı Ali Çelebi Mescidi'nin camiye çevrilmesi okunan kaynaklarda geçmez.
İstanbul'da Haseki semtinde, Fatih ilçesinde, medrese, sıbyan mektebi, tekke, türbe, sebil, çeşme ve dükkânlardan oluşan bir külliye yaptırdı; külliyenin 1634-35'te (1044) kurulduğu bildirilir. Külliyenin ansiklopedi maddesine göre bünyesinde cami yoktur; Hüsameddin ise İstanbul'da "cami" yaptırdığını yazar. Maddeler arasındaki bu fark, Hüsameddin'in cami sözünü tekke mescidi için kullandığı ya da başka bir yapıyı kastettiği yönünde yorumlanabilir; bu bir çıkarımdır. Paşa'nın medresesine bağışladığı ve sayısı mükerrerlerle birlikte yetmiş dokuz olan kitaplar sonradan Nuruosmaniye Kütüphanesi'ne nakledilmiştir. Kayseri'de bir mevlevîhâne ve Tarsus'un Kosun nahiyesinde, sonradan Çakıd Hanı denen bir kervansaray yaptırdığı da bilinir; Hüsameddin bunları anmaz.
Üç Bayram Paşa ve Nef'î
Hüsameddin'in anlattığı üç Bayram Paşa ayrımı, onun sicil kayıtlarına bakarak yaptığı bir düzeltmedir. Ansiklopedi maddesi bu karışıklığı anmaz. Şair Nef'î'nin ölümü konusunda ise Hüsameddin, Ziya Paşa'nın suçlamasını reddeder ve şairin Sultan Murad'ı hicvettiği için padişah fermanıyla öldürüldüğünü yazar. Ansiklopedi maddesi, Bayram Paşa'nın sadareti sırasında bir hiciv nedeniyle şair Nef'î'yi haksız yere idam ettirmekle suçlandığını belirtir; yani suçlama kaynaklarda yer alır ve Hüsameddin bu yaygın görüşe karşı çıkmaktadır. Kimi tarihçiler, padişaha çok yakın bir şairin sadrazam tarafından öldürülemeyeceğini ileri sürer.
Bugüne Kalanlar
Bayram Paşa'nın İstanbul'daki külliyesi sıbyan mektebi dışında esas biçimlerini koruyarak günümüze ulaşmıştır. İstanbul'da bugün Bayrampaşa adını taşıyan semt onun adıyla ilişkilendirilir. Amasya'daki çeşmeler ve mevlevîhâne hakkında bugünkü durumlarına dair okunan kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Oğulları Ahmed ve Hasan Beyler, kızı Fatıma Hanım ve vakıf mütevellileri hakkında da başka kaynak bulunamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 399–400. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Yusuf Halaçoğlu, "Bayram Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayram-pasa
- M. Baha Tanman, "Bayram Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayram-pasa-kulliyesi
- Gülnur Hediye Çınar, Sadrazam Bayram Paşa ve İcraatları, yüksek lisans tezi, FSM Vakıf Üniversitesi, 2016. https://acikerisim.fsm.edu.tr/items/855594f1-e0c2-4324-be2c-5d4cef790456
Kitaplar
- "Tayyar Mehmed Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi.
Diğer kaynaklar