Ikdu'l-Cümân gibi tevârîh-i mühimmede "Ferûh, Ferûc" nâmıyla mezkûr [421] olan emîr-i müşârün-ileyhin nâmı binâ eylediği Burma Minâre Câmii kapısında "Ferruh bin Selçûk bin Yûsuf" şeklinde mahkûk olup "Buruk" lafzından mu'arreb olduğu şübhesizdir. 665 târîhli vesâ'ik-i atîkada "el-emîrü'l-kebîr Necmeddîn Buruk" şeklinde görülmüşdür. Alîşîr Bey'in yeğeni olan Necmeddîn Ferruh Bey 681 evâsıtında Amasya vâlîsi olmuşdur.
Teküdar Ahmed Hân, Kongurtay'ı azl etdikden sonra Anadolu'ya üç nâzır ta'yîn edib oldukça akıl ve insâf ile meşhûr ve Niksâr'da el-yevm Samgar Karyesi demekle ma'rûf olan çiftliğinde mukîm Samgar Noyin'i Amasya'da, Uygur beylerinden meşhûr Tagrilbay'ı Kayseriyye'de ve Tatar beylerinden Molay Balargı nâm noyini de Aksarây'da ikâme etmişdir.
682 târîhinde Amasya kadısı Ziyâ'eddîn Îsâ bin Alî el-Hakkârî olduğu taharriyât-ı kaydiyyeden nümâyân ise de târîh-i nasbı anlaşılamadı. Bu târîhde kadı nâibi Şemseddîn Muhammed bin el-Hallâtî ve kâtibi Hayreddîn Hızır bin et-Tiflîsî bulunup Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî sadru'l-ulemâ ve me'zûn bi'l-iftâ ve Alâ'eddîn Alî Dede mevlevî şeyhi ve Baba İlyâs Horasânîzâde Ebu'l-Fazl Muhlis Baba Hânkâh-ı Mes'ûdî şeyhi idi.
Moğol hükümdârı Teküdar Ahmed Hân Tatarlar'ı kabûl-i İslâma imâle ve ahkâm-ı Cengiziyye'den muhâlif-i şer'-i şerîf olan ba'zılarını izâle etmesi, Hristiyânlara vesîle-i igfâl olarak Tatar beylerini husûsiyle [422] Âl-i Cengiz'i muttasıl tahrîk ediyorlardı. Nihâyet 683'de ta'assubât-ı câhiliyyesi galeyâna gelen Tatar beyleri hân-ı müşârün-ileyhi hal' ve şehîd ederek Abaka Hân'ın oğlu Argun Hân'ı serîr-i İlhânî'ye iclâs etdiler.
Argun Hân Moğol hükümdârı oldukda derhâl eski mezâlim avdet edib sultân-ı sâbık Gıyâseddîn Keyhusrev bin Kılıç Arslan'ı Erzincan'a celb ve katl ediyor, Sultân Gıyâseddîn Mes'ûd Hân'ı azl ve hal' ederek Gıyâseddîn Keyhusrev bin Keykubâd'ı Anadolu hükümdârı nasb eyliyor, pervâne-i sultânî İzzeddîn Muhammed Bey eski makâmını tutuyor, Mücîreddîn Emîr Şâh Bey dahi nâib-i saltanat olarak Anadolu a'yânı arasında mümtâz oluyordu.
684 evâ'ilinde sadru'l-ulemâ Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî Amasya kadısı olup kibâr-ı fuzalâdan Sa'deddîn İsmâ'il er-Rûmikî sadru'l-ulemâ ve me'zûn bi'l-iftâ ve sâbık Amasya vâlîsi Nâsıreddîn Muhammed Bey emîrü's-sevâhil olduğu taharriyât-ı kaydiyyeden anlaşılmış ve Seyfeddîn Sunkurca Bey kale dizdârı ve Hâbiloğlu İzzeddîn Hasan Bey Amasya'da subaşı bulunmuşdur.
685'de Argun Hân'ın birâderi Geyhatu Hân ile Hülâcu Hân Erzincan kışlağına gelip birkaç ay sonra avdet ederken etbâ'ları Erzurum ve Sivas vilâyetlerini yağmâ eyledikleri cihetle her tarafda zuhûr eden kaht u galâ, halkı fenâ hâlde ifnâ ediyordu. Kedi, [423] fâre, köpek gibi hayvânât etleri bile kesb-i nedret ederek keçi, koyun ve öküz etleri gibi narha tâbi' olmuşdur.
Târîh-i İbni Bîbî, Câmiu'd-Düvel, Ikdu'l-Cümân, Uyûnü't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr gibi müdevvenât-ı târîhiyyede mestûr olduğu üzere bu esnâda Tatar beyleri bir tarafdan, Sultân Gıyâseddîn Keyhusrev'in erkân-ı devleti diğer tarafdan erkân-ı devlet-i İlhâniyye'yi memnûn edebilmek için tahsîl-i emvâl uğurunda irtikâb-ı mezâlim ediyorlardı. Bunların mezâlimi zâten kaht u galâya ma'rûz olan Anadolu halkını cânından bîzâr ediyor, bundan dolayı halkın ref' etdikleri şikâyâtı Argun Hân'a vâsıl olamıyor, olsa da ısgâ edilmiyordu.
Binâ'en-aleyh Mısriyyûn'a karşı iki def'a mağlûb olarak nüfûz-ı idârîlerini izâ'a eden Tatarlar'ın ve halkı tenfîr eden erkân-ı devlet-i Selçûkiyye'nin nüfûz ve haysiyetleri gitdikçe azalıyor, Anadolu'da meskûn olan Türkmen beylerinin her biri kendi oymağının kesret ve kuvvetine istinâden bunların mezâliminden dolayı i'lân-ı istiklâl ederek kendi ilini kurmak istiyor, bunların etrâfında bulunan halk dahi dînini, cânını, evlâd ve ayâlini mezâlim ve mehâlikden kurtarmak için i'lân-ı istiklâl eden beylere ilticâ ve onları mâlen, bedenen takviye ediyorlardı.
Argun Hân, Türkmen beylerinin ve Anadolu halkının bu hissiyâtına vâkıf oldukda Anadolu sükkânını memnûn etmek için pek ziyâde lisâna gelmiş olan Tatar ümerâsını 686'da geri çağırıyor, devlet-i Selçûkiyye'nin erkânını [424] azl ediyor, halkın bir derece memnûn olduğu sâhib-i a'zam Fahreddîn Alî bin Hüseyin el-Konevî'ye nüfûz ve istiklâl veriyordu.
Fakat yeni ta'yîn olunan Tatar şıhneleri eski hâli idâme etdikleri cihetle eşhâsın tebeddülünden bir fâ'ide-i mâddiye görülemiyor, müte'âkiben 687 evâsıtında sâhib-i müşârün-ileyhin vefâtına binâ'en nüfûz ve istiklâli Sultân Gıyâseddîn Keyhusrev'e intikâl etmekle Türkmen beylerinin muzâhareti Argun Hân'ı telâşa düşürüyordu.
Târîh-i İbni Bîbî, Heşt Behişt, Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere Argun Hân, derhâl birâderi Keyhatu Hân'ı Anadolu nâzır-ı umûmisi nasb ve irsâl etdikden sonra memleket-i Selçûkiyye'yi iki kısma taksîm ederek Kızılırmak'ın cihet-i şarkiyyesini ya'nî memleket-i Dânişmendiye'yi Simre (Amasya)'de birâderleriyle beraber sâkin olan Sultân Mes'ûd'a i'tâ ve bi'l-istiklâl idâre-i memleketi nâib-i saltanat ta'yîn eylediği Mücîreddîn Muhammed Emîr Şâh Bey'e tefvîz eyledi.
Günümüz Türkçesiyle
Ikdu'l-Cümân gibi önemli tarihlerde "Ferûh, Ferûc" adıyla anılan bu emirin adı, yaptırdığı Burma Minare Camii'nin kapısında "Ferruh bin Selçuk bin Yûsuf" biçiminde kazılıdır ve "Buruk" sözcüğünün Arapçalaşmış biçimi olduğu şüphesizdir. 665 [1266-67] tarihli eski belgelerde "el-emîrü'l-kebîr Necmeddîn Buruk" biçiminde görülmüştür. Alîşîr Bey'in yeğeni olan Necmeddîn Ferruh Bey 681 [1282-83] ortalarında Amasya valisi oldu.
Teküdar Ahmed Han, Kongurtay'ı azlettikten sonra Anadolu'ya üç nâzır atadı. Akıl ve insafıyla oldukça tanınan, Niksar'da bugün Samgar Köyü denilen çiftliğinde oturan Samgar Noyin'i Amasya'ya, Uygur beylerinden ünlü Tagrilbay'ı Kayseri'ye, Tatar beylerinden Molay Balargı adında bir noyini de Aksaray'a yerleştirdi.
682 [1283-84] tarihinde Amasya kadısının Ziyâ'eddîn Îsâ bin Alî el-Hakkârî olduğu kayıt araştırmalarından anlaşılıyorsa da atanma tarihi anlaşılamadı. Bu tarihte kadı naibi Şemseddîn Muhammed bin el-Hallâtî, kâtibi Hayreddîn Hızır bin et-Tiflîsî idi. Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî sadru'l-ulemâ (âlimlerin başı) ve fetva yetkilisi, Alâ'eddîn Alî Dede Mevlevî şeyhi, Baba İlyâs Horasânî'nin oğlu Ebu'l-Fazl Muhlis Baba ise Hankâh-ı Mes'ûdî şeyhi idi.
Moğol hükümdarı Teküdar Ahmed Han'ın Tatarları İslâm'a çekmeye ve Cengiz yasalarından şeriata aykırı olanları kaldırmaya çalışması, Hristiyanlara Tatar beylerini, özellikle Cengiz hanedanını sürekli kışkırtma fırsatı verdi. Sonunda 683'te [1284] Tatar beylerinin cahiliye taassubu coşup adı geçen hanı tahttan indirip öldürdüler ve Abaka Han'ın oğlu Argun Han'ı İlhanlı tahtına oturttular.
Argun Han Moğol hükümdarı olunca hemen eski zulümler geri geldi. Eski sultan Gıyâseddîn Keyhusrev bin Kılıç Arslan'ı Erzincan'a çağırtıp öldürdü; Sultan Gıyâseddîn Mes'ûd Han'ı azledip tahttan indirdi; Gıyâseddîn Keyhusrev bin Keykubad'ı Anadolu hükümdarı atadı. Sultanî pervane İzzeddîn Muhammed Bey eski makamını aldı, Mücîreddîn Emîr Şâh Bey de saltanat naibi olarak Anadolu ileri gelenleri arasında seçkin oldu.
684 [1285-86] başlarında sadru'l-ulemâ Gıyâseddîn Mahmûd el-Garmînî Amasya kadısı oldu. Kayıt araştırmalarından anlaşıldığına göre büyük fazıllardan Sa'deddîn İsmâ'il er-Rûmikî sadru'l-ulemâ ve fetva yetkilisi, eski Amasya valisi Nâsıreddîn Muhammed Bey kıyılar emiri; Seyfeddîn Sunkurca Bey kale dizdarı ve Hâbiloğlu İzzeddîn Hasan Bey Amasya'da subaşı idi.
685'te [1286-87] Argun Han'ın kardeşi Geyhatu Han ile Hülâcu Han Erzincan kışlağına gelip birkaç ay sonra dönerlerken adamları Erzurum ve Sivas vilâyetlerini yağmaladıkları için her yerde ortaya çıkan kıtlık ve pahalılık halkı kötü bir hâle soktu. Kedi, fare, köpek gibi hayvan etleri bile bulunması zor hâle gelerek keçi, koyun ve öküz etleri gibi pahalı satıldı.
İbn Bîbî tarihi, Câmiu'd-Düvel, Ikdu'l-Cümân, Uyûnü't-Tevârîh, Mesâlikü'l-Ebsâr gibi tarih kitaplarında yazıldığına göre bu sırada Tatar beyleri bir yandan, Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev'in devlet erkânı öbür yandan İlhanlı devlet erkânını memnun edebilmek için para toplama uğrunda zulüm işliyorlardı. Bunların zulmü zaten kıtlığa uğramış olan Anadolu halkını canından bezdiriyor; halkın şikâyetleri Argun Han'a ulaşamıyor, ulaşsa da dinlenmiyordu.
Bunun üzerine Mısırlılara karşı iki kez yenilerek yönetim nüfuzlarını kaybeden Tatarların ve halkı kendinden soğutan Selçuklu devlet erkânının itibarı ve saygınlığı gitgide azalıyordu. Anadolu'da yaşayan Türkmen beylerinin her biri kendi oymağının kalabalığına ve gücüne dayanarak bunların zulmü yüzünden bağımsızlığını ilân edip kendi ilini kurmak istiyordu. Çevrelerindeki halk da dinini, canını, çoluk çocuğunu zulüm ve felaketlerden kurtarmak için bağımsızlık ilân eden beylere sığınıyor, onları mal ve bedenle destekliyordu.
Argun Han, Türkmen beylerinin ve Anadolu halkının bu duygularını öğrenince Anadolu halkını memnun etmek için 686'da [1287-88] çok dile düşmüş olan Tatar emirlerini geri çağırdı, Selçuklu devlet erkânını azletti ve halkın bir ölçüde memnun olduğu sâhib-i a'zam Fahreddîn Alî bin Hüseyin el-Konevî'ye nüfuz ve bağımsız yetki verdi.
Fakat yeni atanan Tatar şıhneleri (valileri) eski durumu sürdürdükleri için kişilerin değişmesinden maddî bir yarar görülemedi. Ardından 687 ortalarında [1288] sâhib-i a'zamın ölümü üzerine nüfuz ve bağımsız yetkisi Sultan Gıyâseddîn Keyhusrev'e geçti; Türkmen beylerinin dayanışması Argun Han'ı telâşa düşürüyordu.
İbn Bîbî tarihi, Heşt Behişt, Câmiu'd-Düvel'de anıldığına göre Argun Han hemen kardeşi Keyhatu Han'ı Anadolu genel nâzırı atayıp gönderdi. Sonra Selçuklu ülkesini ikiye böldü: Kızılırmak'ın doğu yakasını, yani Dânişmendiye ülkesini, Simre'de (Amasya'da) kardeşleriyle beraber oturan Sultan Mes'ûd'a verdi ve ülke yönetimini bağımsız olarak, saltanat naibi atadığı Mücîreddîn Muhammed Emîr Şâh Bey'e bıraktı.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- sadru'l-ulemâ: âlimlerin başkanı
- me'zûn bi'l-iftâ: fetva vermeye yetkili
- kadı nâibi: kadının vekili
- emîrü's-sevâhil: kıyılar emiri
- kaht u galâ: kıtlık ve pahalılık
- şıhne: Moğol yönetiminde bir bölgenin askerî ve idarî sorumlusu, vali
- ta'assub-ı câhiliyye: kör bağlılık, taassup
- hâzin-i sultânî: sultanın hazine görevlisi
Burmalı Minare Camii
Metinde adı geçen cami bugün Burmalı Minare Camii adıyla bilinir; Ulu Camii ya da Mahkeme Camii olarak da anılır. Kapısı üzerindeki kitabeye göre cami, Selçuklu sultanı II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında (1237-1246) onun emirlerinden Ferruh (ya da Ferah) bin Selçuk tarafından yaptırılmıştır. İ. Hakkı Uzunçarşılı'nın okuyuşuna göre kitabede kardeşi hazinedar Yusuf'un da adı geçer. Hüsameddin ise aynı kişiyi, yarım yüzyıla yakın bir süre sonra, 681 [1282-83] dolaylarında Amasya valisi ve sonraki maddede vezir olarak anlatır. Kitabedeki Ferruh ile Hüsameddin'in Necmeddin Ferruh'unun aynı kişi olup olmadığı, tarihler arasındaki bu fark yüzünden başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Caminin yanında kurucunun ve oğlu Yusuf Bey'in gömülü olduğu, piramit çatılı bir türbe bulunur. Hüsameddin, Ferruh Bey'in damadı İzzeddin Mehmed Pervâne Bey'in 699'da [1299-1300] cami için bir vakfiye düzenlettiğini yazar. TDV maddesi bu bilgiyi Hüsameddin'e atıfla aktarır.
TDV maddesinin yazarı Hüsameddin'in iki görüşünü doğrudan düzeltir. Birincisi, Hüsameddin'in bu caminin esasında Komnenoslar devrine ait bir Bizans kilisesi olduğunu söylemesidir; yazar, Hüsameddin'in dayandığı eserde camiye hiçbir gönderme olmadığını, orada yalnızca Amasya'da Komnenos dönemine ait bir kilise kalıntısından söz edildiğini belirtir. İkincisi minaredir: Hüsameddin'e göre minare 1143'te (1730-31) Hacı Ahmed Efendi tarafından yaptırılmıştır; TDV yazarı ise burmalı gövdeli bir minarenin Osmanlı sanatına Batı etkilerinin sızmaya başladığı geç bir dönemde yapılmış olmasını zor bulur ve minarenin XVIII. yüzyıla değil, caminin kendi dönemine ya da erken Osmanlı dönemine ait olduğunu düşünür. Hüsameddin'in aktardığına göre cami 999'da [1590-91] depremden zarar görmüş, 1011'de [1602-03] yanmış, 1143'te [1730-31] yeniden yanmıştır; mütevellilik sonradan Müeyyedzâdeler'e geçmiştir.
Yapı uzun süre terk edilip harap olmaya bırakılmış, 1930'larda Ziraat Bankası'nın tarım aletleri ambarı olarak kullanılmıştır. 1962'de esaslı biçimde onarılıp ibadete açılmış, 1974'te kubbeleri bakırla kaplanmıştır. Cami, kıble yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır ve orta eksende peş peşe üç kiremit örtülü kubbesi vardır. Planı bakımından Amasya'daki Torumtay Camii ile Divriği Ulucamii gibi yapılarda uygulanan plan tipinin daha küçük ve sade bir örneğidir. Mihrabında lacivert çinilerden bir çerçeve ve "amel-i Muhammed bin Mahmûd el-Errânî" yazısı vardır; bu kişinin mimar mı, mihrap ustası mı, çini ustası mı olduğu belli değildir.
Kıtlık ve Argun Dönemi
Hüsameddin'in anlattığı 685'teki kıtlık ve pahalılık, Moğol ordularının Anadolu'ya gelişinin halka getirdiği yükün bir yansımasıdır. Kaynaklara göre Argun Han 684'te (1285) kardeşi Geyhatu komutasında 20.000 kişilik bir kuvveti Anadolu'ya göndermiş, masrafları halktan toplanan vergilerle karşılanmıştır. Anadolu'ya Moğol ordularının gelişinin halktan alınan vergilerin artması, açlık ve sefalet anlamına geldiği yazılır.
Teküdar'ın Düşüşü
Hüsameddin, Teküdar Ahmed Han'ın tahttan indirilmesini Tatar beylerinin taassubuna bağlar. Bu yorumu doğrulayan bağımsız bir kaynağa ulaşamadık; kaynaklarda yalnızca Argun'un Ahmed Teküder'i yenerek han olduğu bildirilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 364–365. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar