Amasyalıdır. Karaman ilinden Amasya’ya hicret eden [167] Mehmed Çelebi mahdûmudur. Amasya’nın Temennâ Mahallesi’nde doğdu. Sadr-ı esbak Cemâl Aksarâyîzâde Pîrî Mehmed Paşa ile beraber büyüdü. Hattât-ı meşhûr Amasyalı Abdullah Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahz ve temeşşuk etdi.

Bu esnâda mukaddimât-ı ulûmu Amasyalı Şeyhîzâde Abdî Efendi’den görüp İstanbul’a gitdi. Kâdızâde Kâsım ve “Molla Kestelli” demekle meşhûr Musliheddîn Mustafa Efendilerin halka-i füyûzâtında iktisâb-ı fezâ’il etdi.

Yazısı pek güzel olduğundan Sultân Bâyezîd Han-ı Sânî kendisine bir kâfiye metni yazdırıp umduğundan ziyâde ihsân verdi. Bu mebâliğ sâyesinde Hicâz’a gidip orada hattât-ı meşhûr Argûn-ı Kâmil neslinden ve Amasyalı Hamdullâh Efendi’nin şerîki hattât-ı meşhûr Amasyalı Bağdâdîzâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile görüştü.

Bağdâdîzâde’nin elinde ceddi Argûn-ı Kâmil hattıyla muharrer nâdîde bir mushaf-ı şerîf görüp İstanbul’da satmak üzere beraber geldi. Üstâdı Kazasker Molla Kestelli’ye mushaf-ı şerîfi gösterdi. Sâhibi altı bin [168] akçe istedi. Molla bu parayı çoksunduğu hâlde o esnâda on bin akçeye bir Karaman atı aldı.

Sâhib-i terceme Molla’nın bu hâlini beğenmedi. “Âlim olup da böyle olmayayım” diyerek tarîk-i tedrîsi terk edib Amasya’ya geldi. Habîb-i Karamânî hazretlerinin sohbet-i şerîfesine cân attı. Pîr-i müşârün-ileyhin riyâzât-hânesinde mücâhedât-ı şakkaya tahammül ederek füyûzât-ı Halvetiyyeden müstefîz olup hilâfet aldı. “Cemâl Halîfe” demekle iştihâr etdi.

902’de Hazret-i Habîb-i Karamânî dâr-ı kudse irtihâlinde Selâmet Hâtun tekkesi şeyhi olup yirmi iki yıl kadar icrâ-yı meşîhat ve halka va’z ve nasîhat edib tefsîr ve hadîs okuturdu. Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed ahyânen meclis-i va’z ve tedrîsinde hâzır bulunurdu.

918’de Sultân Selîm Han’ın cülûsunda Şehzâde Sultân Ahmed tarafdârı olan bir çok ulemâ ve erkân-ı memleket Amasya’dan kaldırıldığı hâlde buna dokunulmadı. Ancak Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Efendi’nin Amasya’dan kaldırıldığı esnâda Vâlî Şâdî Paşa tarafından ba’zı harekât-ı muhakkirâne [169] vukû’undan müte’essîr olup Amasya’yı terk ederek İstanbul’a gitdi.

Bu esnâda sadr-ı a’zam olan Pirî Mehmed Paşa kendisine fevka’l-âde hürmet ve ihsânlar ederek Molla Gürânî semtinde bir zâviye yaptırıp oranın meşîhatını verdi. Ömrünün hitâmına kadar burada meşîhat, halka va’z ve nasîhat, erbâb-ı ilme nakl-i tefsîr ve hadîs ederek dem-güzâr oldu.

Ancak Ebu Eyyûb Ensârî kasabasının karşısında vaki’ Sütlüce’de bir sayfiye yaptırıp yaz günlerini orada imrâr eylediği esnâda 940’ta dâr-ı kudse irtihâl edib sayfiyesinin bir hücresinde defn edildi. “Şakâyık”da 933’de vefât etdiği mazbûtdur.

Gâyet fâzıl, muhakkik, müfessir, muhaddis, edîb, kâmil, zâhid mazınne-i kerâmet, bir mürşîd-i hakîkat idi. “Tefsîr-i Beyzâvî”ye bir hâşiye, “Sûre-i Mücâdele”den aşağısına bir tefsîr, hadîs-i erba’în-i Nebevîye bir şerh ve fenn-i sarfdan “Nevâbi’-i Sarf” bir metn-i metîn yazdı.

Amasya’da hulefâsı vardır. Bunlardan biri Amasya meşâyih-i kirâmından İmâmzâde eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Îcâdî Efendi’dir. [170] Mahdûmu Şemseddîn Mehmed Efendi de fuzalâdan olup 993’de vefât etdi. Molla Arab, esnâ-yı Zikrullâhda raks ve deverânın harâm olduğuna dâ’ir yazdığı mektuba fâzılâne ve müskitâne cevâb verdi.