İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Es-Seyyid Mehmed Paşa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 592–594 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Amasyalıdır. “Deli Emîr” demekle meşhûrdur. 1082 senesi şevvâlinin dördüncü günü ikinci defa Amasya mutasarrıfı olup Kara Abdî Beyzâde Mehmed Ağa Amasya mütesellimi oldu. Kendi bir müddet sonra geldi. [156]

1083 senesi muharreminde Amasya mutasarrıfı es-Seyyid Mehmed Paşa, kadı Abdulbâki Efendi, müftü Fâzıl Hızır Efendi, nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı kudât-ı meşhûreden Hakâlalızâde es-Seyyid Abdurrahman Efendi, alaybeyi Kadızâde Hüseyin Bey idi.

Rebîülevvelde esbak Amasya Mutasarrıfı Deli Murtezâ Paşa Sivas beylerbeyi olup⁶⁷⁰ Amasya’ya geldi. Birkaç gün oturup sonra Sivas’a gitdi. Müteâkiben bir vak’a-i şenâ’at, Amasya’yı alt üst etdi. Şöyle ki:

Ziyareli seyyidlerden birinin şâbb-ı emred oğlu, Ziyâre’den sabahleyin Amasya’ya gelirken Aynalı Mağara önünde uğruna bir şahs-ı meçhûl çıkıp cebren ırzına geçmiş. Bunu duyan Nakîbü’s-seyyid Abdurrahman Efendi, derhal mutasarrıf ve kadıya gitdi. Fâilin tutulup icrâ-yı siyâset edilmesini talep etdi. Sâdât arasında bir kızıl kıyâmet koptu.

Ziyarelilerden hayli adamlar tevkîf edildi. Kadı Abdülbâkî Efendi bir şahs-ı meçhûl uğruna bu kadar bî-günâh adamlar hapsedilemez diyerek cümlesini çocuğa gösterdikten ve fâilin bunlar olmadığı anlaşıldıktan sonra salıverdi.

Sâdât, mahkemeye hücûm ederek salıverilen adamları, mübâşirleri, muhzırları fena halde dövdüler. Mühin-i sâdât, düşman-ı Âl-i Resûl diyerek bîçâre kâdının kaçıp sığındığı hânesini taşladılar.

Mutasarrıf, seyyid olduğundan sâdâtın tarafını iltizâm etmekle beraber [157] kadıya revâ görülen muâmelâtı takbîh ederek azgın haşerâtı te’dîbe kıyâm etdi. Bu yüzden halk iki taraf oldu. Ulemâ ve a‘yândan bir kısmıyla sipâhiler kadı tarafını tutdu. Diğer kısmıyla yeniçeriler de sâdâta uydu.

Mutasarrıf, alaybeyi, çeribaşı, kethüdâyeri, yeniçeri serdarı, subaşılar, bir taraftan fâil-i meçhûlü arayıp bulmakta iken diğer taraftan halkın efkârını teskîn etmeye uğraşdılar.

Nikâbet, yirmi otuz yıldan beri birtakım ağaların elinde olduğundan müteseyyidler çoğalmış, zî-nüfûz olan seyyidlere çatanlar davayı siyâdet ederek yeşil sararlar, tekâlif-i örfiyyeden muaf olarak teneffüz ederlerdi. Bunlar, kendilerini Ehl-i Beyt-i Risâlet sayarlar, herkesin kendilerine hürmet etmelerini muktezâ-yı diyânet bilirlerdi.

Bunun için kendilerine iltihâk eden yeniçeriler sâyesinde tegallüb ederek bîçâre Ziyarelileri fenâ halde tazyîk etdiler. Bunlardan yüz kadar bî-günahı ya fâilini bulup teslim edeceksiniz yahut hepiniz de öleceksiniz diye haps u ta‘zîb etdiler.

Ulemâ, a‘yân ve sipâhiler ittihâd ederek feryâd u istimdâd eden Ziyarelileri kâmilen salıverdiler. Müteseyyidlerin ve yeniçerilerin nüfûz ve şiddetlerini oldukça kırdılar. Lâkin yeniçeriler, bütün köpürdüler sipâhilere karşı nümâyişlere başladılar.

Bu kadar ifrât ve tefrît arasında fâilin taharriyât ve tahkîkâtı âdetâ unutuldu. Ziyarelilerin hânmânı perişan oldu. Nihayet bunlar da [158] ayaklanıp sâdâta hücûm etdiler. Arbede birkaç kimsenin ölümüyle hitâm buldu.

Bu arbede, sipâhi yeniçeri bölüklerine sirayet ederek büyük bir fitnenin hudûsu kuvve-i garîbeye gelmiş iken mutasarrıf ve ulemâ araya girdiler. Arbedeyi çıkaran ve büyülten Koca Emîr es-Seyyid Mahmûd Ağa ve ba’zı müteneffizânın üzerlerinde icrâ-yı nüfûz ederek fitneyi bastırdılar.

Bu teskîn-i fitnede müftü Fâzıl Hızır Efendi’nin büyük bir te’sîri görüldü. Bu esnada Sultân Bâyezîd Câmii imâm-ı evveli şeyhü’l-kurrâ Hâfız Ahmed Efendi vefât edib yerine imâm-ı sânî Nasûh Efendi imâm-ı evvel ve Hocazâde Halil Efendi imâm-ı sânî oldu.

Rebîülâhirin on yedisinde mîrâhûr-ı evvel Amasyalı Bayburdluoğlu Kara İbrâhim Ağa’nın tâbi‘i Gürcü Pîrî Ağazâde İbrâhim Ağa evkâf-ı Sultâniyye mütevellîsi olup Amasya’ya geldi. Hâdisenin def‘ ve teskîninde bunun da oldukça te’sîri oldu.

Fakat seyyidler tarafından her tarafa şikâyetler yağmış, İstanbul’da Nakîbü’l-eşrâf Seyrekzâde es-Seyyid Abdurrahman Efendi bile alâkadar olmuşdu. Cumâdelûlâ gurresinde kâdının müddeti bitdiğinden Hayreddînzâde Mustafa Efendi Amasya kadısı oldu.

Cumâdelûlâ evâilinde Serdâr Ahmed Ağa’nın azliyle meşhûr Ya’kûb Ağa yeniçeri serdârı oldu. Vâlî Murtezâ Paşa da Sivas’tan gelip ba’zı sâdâtı haps ederek şikâyetlere ma’rûz kaldı.

Cumâdelâhirede Vâlî Murtezâ Paşa’nın azliyle yerine Zileli Çavuş [159] zâde Mehmed Paşa Sivas vâlisi olup geldi. Hülâsa fâil-i meçhûl bulunamadı. Asıl fiilin vukûu, seyyid çocuğunun kavl-i mücerredinden ibâret kaldı.

Ancak ifrâta mağlup olan Murtezâ Paşa’dan da şikâyetler olduğundan zilhiccede Kayseriyye sancağına tahvîl edilerek Amasya sancağı Karahisar-ı Şarkî Mutasarrıfı Ömer Paşa’ya tevcîh edildi.

Dipnotlar

  • 670 Rûznâme-i Târih-i Osmânî’de böyle yazılıdır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. "Deli Emîr" diye tanınır. 1082 yılı Şevval ayının dördüncü günü [Şubat 1672] ikinci defa Amasya mutasarrıfı oldu; Kara Abdî Beyzâde Mehmed Ağa da Amasya mütesellimi oldu. Kendisi bir süre sonra geldi.

1083 yılı Muharreminde [Mayıs 1672] Amasya mutasarrıfı es-Seyyid Mehmed Paşa, kadısı Abdülbâkî Efendi, müftüsü Fâzıl Hızır Efendi, nakîbüleşraf kaymakamı ünlü kadılardan Hakâlalızâde es-Seyyid Abdurrahman Efendi, alaybeyi de Kadızâde Hüseyin Bey idi.

Rebîülevvel'de eski Amasya mutasarrıfı Deli Murtezâ Paşa Sivas beylerbeyi olarak Amasya'ya geldi; birkaç gün kalıp sonra Sivas'a gitti. Bunun ardından çirkin bir olay Amasya'yı altüst etti. Olay şöyledir:

Ziyareli seyyidlerden birinin henüz sakalı bitmemiş delikanlı oğlu, sabahleyin Ziyare'den Amasya'ya gelirken Aynalı Mağara önünde karşısına kim olduğu bilinmeyen biri çıkmış ve zorla ırzına geçmiş. Bunu duyan nakîbüssâdât Abdurrahman Efendi hemen mutasarrıfa ve kadıya gitti, failin yakalanıp cezalandırılmasını istedi. Seyyidler arasında kıyamet koptu.

Ziyarelilerden epeyce adam tutuklandı. Kadı Abdülbâkî Efendi, kim olduğu bilinmeyen bir kişi yüzünden bu kadar suçsuz adamın hapsedilemeyeceğini söyleyerek hepsini çocuğa gösterdi; failin bunlar olmadığı anlaşılınca serbest bıraktı.

Seyyidler mahkemeye saldırarak serbest bırakılan adamları, mübaşirleri ve mahkeme çavuşlarını fena halde dövdüler. "Seyyidleri aşağılayan, Peygamber soyunun düşmanı" diyerek zavallı kadının kaçıp sığındığı evini taşladılar.

Mutasarrıf, kendisi de seyyid olduğundan seyyidlerin tarafını tutmakla birlikte kadıya reva görülen davranışları kınadı ve azgın kalabalığı cezalandırmaya girişti. Bu yüzden halk ikiye bölündü. Âlimlerin ve ileri gelenlerin bir kısmıyla sipahiler kadının tarafını tuttu, öteki kısmıyla yeniçeriler de seyyidlere uydu.

Mutasarrıf, alaybeyi, çeribaşı, kethüdâyeri, yeniçeri serdarı ve subaşılar bir yandan kim olduğu bilinmeyen faili arayıp bulmaya çalışırken, öte yandan halkın kafasını yatıştırmaya uğraştılar.

Nakîblik yirmi otuz yıldan beri bir takım ağaların elinde bulunduğundan sahte seyyidler çoğalmıştı. Nüfuzlu seyyidlere sığınanlar seyyidlik iddiasıyla yeşil sarık sarıyor, örfî vergilerden muaf olarak sözü geçen kişiler haline geliyorlardı. Bunlar kendilerini Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden sayıyor, herkesin kendilerine saygı göstermesini dinin gereği biliyorlardı.

Bu yüzden kendilerine katılan yeniçeriler sayesinde üstünlük kurarak zavallı Ziyarelileri fena halde sıkıştırdılar. Bunlardan yüz kadar suçsuzu "Ya faili bulup teslim edeceksiniz ya da hepiniz öleceksiniz" diyerek hapsedip işkence ettiler.

Âlimler, ileri gelenler ve sipahiler birleşerek feryat edip yardım isteyen Ziyarelilerin hepsini serbest bıraktılar. Sahte seyyidlerin ve yeniçerilerin nüfuzunu ve şiddetini epeyce kırdılar. Fakat yeniçeriler büsbütün köpürüp sipahilere karşı gösterilere başladılar.

Bu kadar aşırılık ve taşkınlık arasında failin aranması ve soruşturulması adeta unutuldu. Ziyarelilerin evi barkı perişan oldu. Sonunda onlar da ayaklanıp seyyidlere saldırdılar. Arbede birkaç kişinin ölümüyle sona erdi.

Bu arbede sipahi ve yeniçeri bölüklerine yayılarak büyük bir fitne çıkmak üzereyken mutasarrıf ve âlimler araya girdiler. Kavgayı çıkaran ve büyüten Koca Emîr es-Seyyid Mahmûd Ağa ile bazı nüfuzlu kişiler üzerinde etkilerini kullanarak fitneyi bastırdılar.

Bu fitnenin yatıştırılmasında Müftü Fâzıl Hızır Efendi'nin büyük etkisi görüldü. Bu sırada Sultan Bayezid Camii'nin birinci imamı, kurrâ şeyhi Hâfız Ahmed Efendi vefat etti; yerine ikinci imam Nasûh Efendi birinci imam, Hocazâde Halil Efendi de ikinci imam oldu.

Rebîülâhir'in on yedisinde birinci mirahur Amasyalı Bayburdluoğlu Kara İbrâhim Ağa'nın adamı Gürcü Pîrî Ağazâde İbrâhim Ağa, Sultan vakıflarının mütevellisi olarak Amasya'ya geldi. Olayın giderilip yatıştırılmasında onun da epeyce etkisi oldu.

Fakat seyyidler her yere şikâyetler yağdırmış, İstanbul'da Nakîbüleşraf Seyrekzâde es-Seyyid Abdurrahman Efendi bile işle ilgilenmişti. Cemâziyelevvel başında kadının görev süresi dolduğundan Hayreddînzâde Mustafa Efendi Amasya kadısı oldu.

Cemâziyelevvel başlarında Serdar Ahmed Ağa'nın görevden alınmasıyla meşhur Yakub Ağa yeniçeri serdarı oldu. Vali Murtezâ Paşa da Sivas'tan gelip bazı seyyidleri hapsetti ve bu yüzden şikâyetlere uğradı.

Cemâziyelâhir'de Vali Murtezâ Paşa görevden alındı, yerine Zileli Çavuşzâde Mehmed Paşa Sivas valisi olarak geldi. Kısacası kim olduğu bilinmeyen fail bulunamadı. Olayın gerçekten yaşandığı da seyyid çocuğunun sözünden başka bir dayanağa sahip olmadı.

Ancak aşırılığa kapılan Murtezâ Paşa'dan da şikâyetler geldiğinden, Zilhicce'de mutasarrıf Kayseri sancağına nakledildi ve Amasya sancağı Karahisar-ı Şarkî Mutasarrıfı Ömer Paşa'ya verildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • vak'a-i şenâat: çirkin, utanç verici olay
  • şâbb-ı emred: henüz sakalı bitmemiş delikanlı
  • şahs-ı meçhûl: kim olduğu bilinmeyen kişi
  • icrâ-yı siyâset: ceza uygulama, özellikle ölüm cezası
  • sâdât: seyyidler, Peygamber soyundan gelenler
  • muhzır: mahkemeye kişileri getirmekle görevli mübaşir, mahkeme çavuşu
  • mühin-i sâdât: seyyidleri aşağılayan
  • takbîh: kınama
  • nikâbet: nakîblik, seyyidlerin işlerine bakma görevi
  • müteseyyid: seyyid olmadığı halde seyyidlik iddia eden
  • tekâlîf-i örfiyye: padişahın emriyle konan, şer'î olmayan vergiler
  • tegallüb: zorla üstünlük kurma
  • ta'zîb: işkence etme
  • ifrât ve tefrît: aşırılık ve taşkınlık
  • taharriyât: araştırmalar
  • kavl-i mücerred: delilsiz söz
  • mîrâhûr-ı evvel: saray ahırlarının başı olan büyük ağa

Ziyare ve Aynalı Mağara

Olayın geçtiği Ziyare, bugün Amasya merkez ilçesine bağlı Ziyaret beldesidir. Beldenin kendi yayınladığı tarihçe, Hüsameddin'in tasvirine dayanarak Ziyaret'in Yeşilırmak'ın iki kıyısında, kuzeydoğudan güneybatıya uzanan yaklaşık on üç kilometrelik bir vadide kurulduğunu aktarır. Aynı tarihçede, Bedreddin Mahmud el-Aynî'nin İkdü'l-cümân'ında geçen Zemendu kalesinin adının zamanla "Ziyere"ye dönüştüğü, Amasyalı kadınların cuma günleri buraya gezintiye geldikleri ve Ziyere bağlarının ünlü olduğu da belirtilir. 2021 yılında nüfusu 4.084 olarak kaydedilen belde, XVII. yüzyılda da kendi ileri gelenleri olan bir yerleşimdi. Hüsameddin'in sonraki bir maddesine göre 1087 yılında "Ziyare eşrafından" el-Hâc Halil Ağazâde el-Hâc İbrâhim Ağa burada bir mescit, mektep ve çeşme yaptırarak mahallesini yeniden canlandırmıştır.

Seyyid çocuğunun saldırıya uğradığı Aynalı Mağara, Amasya'nın en tanınmış antik eserlerindendir. Şehir merkezine yaklaşık üç kilometre uzaklıkta, Ziyaret yolu üzerinde bulunan bu kaya mezarı, Helenistik dönemde, MÖ II. yüzyılda yaşamış Mitra rahibi Tes'e adanmış olarak kabul edilir. Düz bir kayaya oyulmuş anıtın genişliği 9,8, yüksekliği 13 metredir; perdahlanmış cephesi güneş vurunca parladığı için "Aynalı" adını almıştır. Mezar odası XI. yüzyılda Bizanslılar tarafından keşişhane olarak kullanılmış, tonozuna on iki havarinin resimleri yapılmıştır. Hüsameddin'in kaydı, XVII. yüzyılda Ziyare'den Amasya'ya giden yolun da bugünkü gibi Aynalı Mağara'nın önünden geçtiğini gösterir.

Seyyidler, Sahte Seyyidler ve Nakîbüleşraf

Hüsameddin'in olay anlatısının ortasına yerleştirdiği değerlendirme, maddenin en dikkat çekici bölümüdür. Ona göre Amasya'da nakîblik yirmi otuz yıldır birtakım ağaların elinde olduğu için seyyid olmadığı halde seyyidlik iddia edenler çoğalmış, bunlar yeşil sarık sarıp örfî vergilerden muaf tutularak nüfuz kazanmışlardı. Mustafa Sabri Küçükaşçı'nın seyyidler üzerine yazdığı madde, bu şikâyetin kurumsal arka planını açıklar. Osmanlı Devleti'nde seyyid ve şerifler avârız-ı dîvâniyye ve tekâlîf-i örfiyye gibi vergilerden muaftı; onlara ayrıca maaş ve ihsanlar verilirdi. Seyyidlerin yeşil giyme geleneği Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd döneminde kurala bağlanmıştı. Nakîbüleşraflık kurumunun başlıca görevi de seyyidlerin soy kütüklerini araştırıp kaydetmek ve sahte nesep iddiasında bulunanları cezalandırmaktı. Küçükaşçı, sahte seyyidlere "müteseyyid" denildiğini ve bunların İslâm tarihinin erken dönemlerinden beri görüldüğünü belirtir.

Bu çerçevede Amasya olayı, vergi muafiyeti ve toplumsal itibar sağlayan bir statünün denetimsiz kaldığında neler doğurabileceğinin yerel bir örneğidir. Hüsameddin'in ifadesiyle seyyidlik iddiası, yeniçerilerle kurulan ittifak sayesinde bir güç aracına dönüşmüş, şehir sipahiler ile yeniçeriler arasında ikiye bölünmüştür. Mutasarrıfın kendisinin de seyyid olması ve buna rağmen kadıya yapılan saldırıyı kınaması, olayın yalnızca seyyidler ile öbür halk arasındaki bir çatışma olarak okunamayacağını gösterir.

İstanbul'da olayla ilgilendiği söylenen Nakîbüleşraf Seyrekzâde es-Seyyid Abdurrahman Efendi, dönemin tanınmış ilmiye ailelerindendir. Şair Uşşâkîzâde Seyyid Abdullah Efendi'nin (Nesîb) biyografisinde, annesinin nakîbüleşraf Seyrekzâde Seyyid Abdurrahman Efendi'nin kız kardeşi olduğu kaydedilir; bu da onun nakîbüleşraflık görevini doğrular.

Olayın Kişileri Sonraki Yıllarda

Fitneyi büyüttüğü söylenen Koca Emîr es-Seyyid Mahmûd Ağa'nın adı Hüsameddin'in sonraki maddelerinde yeniden geçer: 1087 yılında "seyyidler arasında nüfuz sahibi" nakîb Koca Emîr Mahmûd Ağa görevden alınmış, yerine âlimlerden es-Seyyid Mustafa Efendi nakîbüleşraf kaymakamı olmuştur. Deli Emîr Mehmed Paşa ise aynı yıl dördüncü defa Amasya mutasarrıfı olmuştur. Maddenin son cümlesi, Kayseri sancağına nakledilen kişinin Murtezâ Paşa mı, yoksa mutasarrıf es-Seyyid Mehmed Paşa mı olduğu bakımından belirsizdir; izleyen maddede Amasya sancağının ek olarak "Kayseriyye Mutasarrıfı es-Seyyid Mehmed Paşa"ya verildiği söylendiğine göre Kayseri'ye geçen, Deli Emîr Mehmed Paşa'dır. Murtezâ Paşa ise Cemâziyelâhir'de Sivas valiliğinden azledilmiştir. Murtezâ Paşa'nın Sivas beylerbeyliği için Hüsameddin Rûznâme-i Târih-i Osmânî adlı esere dayanır. Olayın asıl mağduru olan Ziyareli çocuğun ve ailesinin adı metinde geçmez; Hüsameddin'in de vurguladığı gibi fail hiçbir zaman bulunamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cilt, s. 592–594; ayrıca s. 597. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.