İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Es’ad Efendi-Küçük Sinânzâde

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 7. Cilt, s. 290 • Hazırlayan: Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ- Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ

Özgün Metin

Amasya ulemâsından ve kibâr-ı meşâyihden eş-Şeyh Ya’kub Efendizâde Küçük el-Hâc Sinan Efendi’nin mahdûmudur. Buna (Şeyh Ya’kubzâde) dahi denirdi. Şeyh Mehmed Çelebi [85] zâde Veliyüddîn Efendi’den ahz-ı ulûm edib ders-i âm ve Sultân Bâyezîd câmi-i şerîfi vâizi oldu.

1027 senesi evâhirinde İstanbul’a gidip Ayasofya câmi-i şerîfinde ders-i âm ve Sultân Bâyezîd Câmii vâizi olduğu halde 1049 senesi zilka’desinde vefât eyledi. Ulemâ ve sulehâdan bir zât idi. Mahdûmu Ömer Avni Efendi’dir.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya âlimlerinden ve büyük şeyhlerinden Şeyh Ya'kub Efendi'nin oğlu Küçük Hacı Sinan Efendi'nin oğludur. Buna "Şeyh Ya'kubzâde" de denirdi. Şeyh Mehmed Çelebi'nin oğlu Veliyyüddîn Efendi'den ilim alıp genel ders verdi ve Sultân Bâyezîd Camii vaizi oldu.

1027 [1618-19] yılı sonlarında İstanbul'a gidip Ayasofya Camii'nde genel ders verdi ve Sultân Bâyezîd Camii vaizi olduğu hâlde 1049 [1639-40] yılı zilkade ayında vefat etti. Âlimlerden ve iyi kişilerden bir zattı. Oğlu Ömer Avnî Efendi'dir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • kibâr-ı meşâyih: büyük şeyhler
  • -zâde: oğlu, soyundan olan
  • ahz-ı ulûm: ilim alma
  • ders-i âm: herkese açık genel ders verme
  • vâiz: camide halka öğüt veren kişi
  • evâhir: sonları
  • ulemâ ve sulehâ: âlimler ve iyi, dindar kişiler

Aynı Ad, Ayrı Aile

Bu maddedeki Küçük Sinânzâde, kitabın bir önceki maddesindeki Sinânzâde'den ayrı bir kişidir. Önceki madde, Mekke'de Şeyhü'l-Harem Yûsuf Sinâneddîn Efendi'nin oğlu İbrâhim Efendi'yi anlatıyordu; buradaki ise "Küçük el-Hâc Sinan Efendi"nin oğludur ve dedesi Şeyh Ya'kub Efendi'dir. Metin onun "Şeyh Ya'kubzâde" diye de anıldığını söyler, yani aile adı bakımından iki ayrı Sinan'dan söz edilmektedir. "Küçük" sıfatı ikisini birbirinden ayırmak için kullanılmış olabilir. Bu ayrımı destekleyen başka bir kaynağa rastlanmadı.

Vaizlik Nedir

Osmanlı'da büyük camilerde ve sultan camilerinde cuma namazından sonra yapılan vaaz görevine "cuma vaizliği", "kürsü şeyhliği" ya da "selâtin şeyhliği" denirdi. Bu görevi yapanlar ilk dönemlerde çoğunlukla tekke şeyhleri arasından seçilirdi. XVII. yüzyılda yedi sultan camiinden oluşan bir silsile vardı: en alt basamakta Eyüp Sultan Camii, ardından Sultan Selim, Fâtih, Sultan Beyazıt, Süleymaniye ve Sultan Ahmed camileri gelir, en üst basamakta ise Ayasofya-i Kebîr Camii'ndeki kürsü şeyhliği bulunurdu. Bir vaiz Eyüp'te göreve başlar, boşalan yerlere göre sırayla yükselirdi.

Metindeki "Sultân Bâyezîd Câmii vâizi" ifadesi iki yerde geçer. İlk geçişi Amasya'daki, ikincisi İstanbul'daki Beyazıt Camii olabilir; metin bunu belirtmez. İstanbul'daki sıralamada Beyazıt Camii, Ayasofya'ya giden silsilenin orta basamaklarından biridir; Hüsameddin'in aynı kişiyi hem Ayasofya'da genel ders verirken hem Beyazıt'ta vaiz olarak anması bu çerçevede anlaşılabilir. Ancak bu görevlerin sırası ve süresi ayrıca doğrulanamadı.

Amasya'daki Sultan Bayezid Külliyesi

Amasya'daki Sultan II. Bayezid Külliyesi, Yeşilırmak kenarında, ortada cami, sağında medrese, solunda aşhane-imaret ve tabhâne olacak biçimde kurulmuştur. Üç parçalı inşa kitabesine göre cami Receb 891'de (Temmuz 1486) tamamlanmıştır; Hüsameddin ise inşaatın 886 Receb'inde (1481) Bayezid'in tahta çıkmasının hemen ardından başladığını ileri sürer. Vakfiyesi 901'de (Ocak 1496) yazılmıştır ve külliyeyi cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebi olarak gösterir.

Külliye depremlerden ve taşkınlardan zarar görmüştür: 999'daki (1590) depremde kubbe ve kemerleri yıkılmış, 1079'daki (1668-69) depremde minareler eğrilmiş ve kubbeler çökmüştür. Mütevellisi Merzifonlu İbrâhim Ağa bir yıl içinde bütün zararı gidermiştir. 1197'de (1782-83) bir hayır sahibi su ısıtma yeri yaptırmış, 1256'da (1840) Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi bir muvakkithâne-kütüphane ile şadırvan eklemiştir. 1939 depreminde yine hasar görmüş, 1960'lı yıllarda onarılmıştır. Medrese ve imaret yurda çevrilmiş, sıbyan mektebi ortadan kalkmıştır.

Ders-i Âm ve Ayasofya

"Ders-i âm", halka açık ders anlamına gelir; bu işi yapan müderrisin unvanı olarak sık kullanılması ise XVII. yüzyıla aittir. Sonraki bir örnek olarak, 1869 tarihli bir listeye göre Ayasofya Medresesi'nde on dersiâm görev yapıyordu.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 290–290. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

7. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.