İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İsrâfil Çelebi-Mevlânâ Tâcü’ş-Şerîa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 7. Cilt, s. 288–289 • Hazırlayan: Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ- Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ

Özgün Metin

Lâdiklidir. Nasûh bin İsmâil mahdûmudur. Küçük yaşında Amasya‘ya gelip hıfz-ı Kur’ân etdikten sonra fuzalâdan Hüsâmeddîn Hasan Çelebi, Mevlânâ Fahreddîn Osmân Çelebi, Mevlânâ İzzeddîn Mehmed Çelebi’den tahsîl-i ulûm [80] edib Amasya’da ders-i âm oldu.

Yıllarca tedrîs-i ulûma himmet edib fezâil-i ilmiyyesiyle fevkalâde iştihâr etdi. Usûl-i şer’iyye ve kelâmiyyede pek mâhir olduğundan talebe ve şâkirdân-ı ma’rifeti çoğaldı. Medrese-i Şâdiye müderrisi olup iftâya me’zûn olarak ulemâya riyâset ve 818’de dâr-ı kudse rihlet eyledi.

Gâyet fâzıl, muhakkik, usûl ve furûda mütebahhir, hadîs ve tefsîrde pek mâhir idi. “Hidâye”yi şerh edib ulemâ arasında Tacü’ş-Şerîa unvânını aldı. Bu şerhe “İsrâfîliyye” dendi.

Sülâle-i ilmiyyesi şöyledir: Hadîs ve tefsîrde üstâdı Mevlânâ Hüsâmeddîn Hasan el-Amasî, bunun üstâdı Mevlânâ Fahreddîn İlyâs bin Cemâleddîn el-Aksarayî, bunun üstâdı Mevlânâ Şerefeddîn Mehmed bin Ali el-Herevî bunun üstâdı da Allâme Ebû Hâmid Ahmed bin es-Sâ’âtîdir.

Usûl-i fıkıh ve kelâmda üstâdı Mevlânâ Fahreddîn Osmân bin Abdullah er-Rûmî, bunun üstâdı Mevlânâ Şerefeddîn Mehmed el-Erzincanî, bunun üstâdı Mevlânâ Vecîh [81] Ömer bin Abdülmuhsin el-Erzincanî, bunun üstâdı da Mevlânâ Sadru’ş-Şerîa Abidullah bin Mes’ûd el-Buhârîdir.

Ulûm-i edebiyye ve Arabîyye’de üstâdı Mevlânâ İzzeddîn Mehmed bin Mehmed el-Amâsî, bunun üstâdı Mevlânâ Bahaeddîn Mehmed bin Hasan el-Kübrevî, bunun üstâdı Mevlânâ Ebû İshak İsmâil bin Ya’kub es-Sâlârî, bunun üstâdı Mevlânâ Nizameddîn Kutluğ bin Mahmûd el-Cendî’dir.

“İsrâfîliyye” kitâbı, “Hidâye”nin şerh ve hâşiyesi olup müellif bunu Amasya‘da Hidâye’yi okuturken te’lîf ve tedrîs etmişdi. Tilmîzi Mevlânâ Hayreddîn Hızır eş-Şeyh İmâdeddîn İsmâil el-Karamanî bu kitâbı Kudüs’de mücâvir olduğu esnâda eş-Şeyh Abdüsselâm bin Ebî Bekir bin er-Razî’ye tedrîs ve rivâyet ederek ulemâ-yı Arab arasında ma’rûfiyet kazandı.

“İsrâfiliyye” kitâbının zahrında bu rivâyeti hâkî olarak şu ibâre görüldü:

اإلسرافلية فى شرح هداية المرغنانى للشيخ إسرافيل الرومى رواية الشيخ عبد السالم بن أبى بكر الرازى
الحنفى عن الشيخ اإلمام خير الدين [82] خضر بن الشيخ الصالح امام الدين اسماعيل القرمانى المجاور ببيت
المقدس اجازة أنه أخبره بجميع هذا الكتاب مؤلفه الشيخ اإلمام العالمة تاج الشريعة اسرافيل الرومى¹⁰⁵

Müteaddid yerlerde müşârün-ileyhin imzâsı İsrâfil bin Nasûh el-Lâdikî görüldü. Mahdûmu eş-Şeyh Nasûh Çelebi de meşâhir-i ulemâdandır. Bunun mahdûmları Abdullah, Abdülhamid, Abdülmecid, Mehmed ve Yahya Çelebilerdir. Abdullah Çelebi 872’de Çorumlu kadısı görüldü. Yahya Çelebi bin Nasûh, müellif-i “Hâşiye-i İsaguci’dir.

Abdülhamid Çelebizâde Mehmed Çelebi, ilm-i edvâr ve mûsikîde “Zeynü’l-Elhân” müellifi olan bir fâzıl idi. Abdûlmecid Çelebi’nin mahdûmları İsmâil, Mehmed, Mahmûd Çelebilerdir. Kibâr-ı mevâlîden olan Mevlânâ Fahreddîn Mehmed Çelebi 943’de Bursa’da vefât etdi. Diğer İsrâfilzâde Fahredddîn Mehmed Çelebi bin İsmâil Çelebi de kibâr-ı ulemâ ve kudâtdandır. Bunlara cümleten İsrâfilzâdeler denirdi.

Dipnotlar

  • 105 Şeyh İsrâfil er-Rûmî’nin İsrâfiliyye adlı eseri Merğinânî’nin Hidâye’sinin şerhidir. Şeyh Abdüsselâm bin Ebî Bekir er-Râzî el-Hanefî, bu kitâbın tamamını müellif eş-Şeyh el-İmâm el-Allâme Tâcüş’Şerîa İsrâfil er-Rûmîden icâzet ile rivâyet eden Beyt-i Mukaddes mücâviri eş-Şeyh el-İmâm Hayreddîn Hızır bin eş-Şeyhü’s-sâlih İmâmüddin İsmâil el-Karamânî’den rivâyet etmişdir. (Haz.)
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Lâdiklidir. İsmâil'in oğlu Nasûh'un oğludur. Küçük yaşta Amasya'ya gelip Kur'an'ı ezberledikten sonra âlimlerden Hüsâmeddîn Hasan Çelebi, Mevlânâ Fahreddîn Osmân Çelebi ve Mevlânâ İzzeddîn Mehmed Çelebi'den ilim öğrenip Amasya'da genel ders verdi.

Yıllarca ilim öğretmeye gayret edip ilmî üstünlükleriyle çok ün kazandı. Fıkıh usulünde ve kelâmda çok usta olduğundan öğrencileri ve ilim isteyenleri çoğaldı. Şâdiye Medresesi müderrisi olup fetva vermeye izin aldı, âlimlerin başkanlığını yaptı ve 818'de [1415-16] ebedî âleme göç etti.

Son derece bilgili, araştırmacı, fıkhın usûlünde ve ayrıntılarında engin, hadis ve tefsirde çok usta idi. "Hidâye"yi şerh edip âlimler arasında Tâcü'ş-Şerîa unvanını aldı. Bu şerhe "İsrâfîliyye" denildi.

İlim silsilesi şöyledir: Hadis ve tefsirde hocası Mevlânâ Hüsâmeddîn Hasan el-Amasî, bunun hocası Mevlânâ Fahreddîn İlyâs bin Cemâleddîn el-Aksarayî, bunun hocası Mevlânâ Şerefeddîn Mehmed bin Ali el-Herevî, bunun hocası da büyük âlim Ebû Hâmid Ahmed bin es-Sâ'âtî'dir.

Fıkıh usulü ve kelâmda hocası Mevlânâ Fahreddîn Osmân bin Abdullah er-Rûmî, bunun hocası Mevlânâ Şerefeddîn Mehmed el-Erzincanî, bunun hocası Mevlânâ Vecîh Ömer bin Abdülmuhsin el-Erzincanî, bunun hocası da Mevlânâ Sadru'ş-Şerîa Abidullah bin Mes'ûd el-Buhârî'dir.

Edebiyat ve Arap dili ilimlerinde hocası Mevlânâ İzzeddîn Mehmed bin Mehmed el-Amâsî, bunun hocası Mevlânâ Bahaeddîn Mehmed bin Hasan el-Kübrevî, bunun hocası Mevlânâ Ebû İshak İsmâil bin Ya'kub es-Sâlârî, bunun hocası da Mevlânâ Nizameddîn Kutluğ bin Mahmûd el-Cendî'dir.

"İsrâfîliyye" kitabı, "Hidâye"nin şerhi ve haşiyesi olup yazar bunu Amasya'da Hidâye'yi okuturken yazdı ve ders olarak okuttu. Öğrencisi Mevlânâ Hayreddîn Hızır eş-Şeyh İmâdeddîn İsmâil el-Karamanî, Kudüs'e komşu olarak yerleştiği sırada bu kitabı Şeyh Abdüsselâm bin Ebî Bekir er-Râzî'ye okutup rivayet etti ve bu yolla Arap âlimleri arasında tanındı.

"İsrâfiliyye" kitabının kapağında bu rivayeti nakleden şu ibare görüldü:

Anlamı: Şeyh İsrâfil er-Rûmî'nin, Merğinânî'nin Hidâye'sine yazdığı şerh olan "el-İsrâfiliyye"; Hanefî Şeyh Abdüsselâm bin Ebî Bekir er-Râzî'nin, Beyt-i Mukaddes'te komşu olarak bulunan Şeyh İmâm Hayreddîn Hızır bin sâlih Şeyh İmâmüddîn İsmâil el-Karamânî'den, kitabın tamamını yazarı Şeyh, İmâm, büyük âlim Tâcü'ş-Şerîa İsrâfil er-Rûmî'nin kendisine anlattığına dair icâzetle rivayeti.

Birçok yerde adı geçenin imzası "İsrâfil bin Nasûh el-Lâdikî" olarak görüldü. Oğlu Şeyh Nasûh Çelebi de ünlü âlimlerdendir. Bunun oğulları Abdullah, Abdülhamid, Abdülmecid, Mehmed ve Yahya Çelebilerdir. Abdullah Çelebi 872'de [1467-68] Çorum kadısı olarak görüldü. Yahya Çelebi bin Nasûh, "İsagoci Haşiyesi"nin yazarıdır.

Abdülhamid Çelebi'nin oğlu Mehmed Çelebi, mûsiki nazariyatında ve usul ilminde "Zeynü'l-Elhân"ın yazarı olan bir fâzıl idi. Abdülmecid Çelebi'nin oğulları İsmâil, Mehmed ve Mahmûd Çelebilerdir. Büyük mevlâlardan olan Mevlânâ Fahreddîn Mehmed Çelebi 943'te [1536-37] Bursa'da vefat etti. Diğer İsrâfilzâde Fahreddîn Mehmed Çelebi bin İsmâil Çelebi de büyük âlimlerden ve kadılardandır. Bunların hepsine birden İsrâfilzâdeler denirdi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • hıfz-ı Kur'ân: Kur'an'ı ezberleme
  • fuzalâ: fâzıllar, bilgili kişiler
  • ders-i âm: herkese açık genel ders
  • iftâ, me'zûn: fetva verme, fetva vermek için izinli olan
  • riyâset: başkanlık
  • dâr-ı kuds: kutsal yurt; "rihlet" ile birlikte ölümü anlatan bir söyleyiş olarak okunmuştur, Kudüs'e gidiş anlamı metinden çıkmaz
  • usûl ve furû: fıkhın temel ilkeleri ve bunlardan çıkan ayrıntı hükümler
  • kelâm: inanç esaslarını akılla temellendiren ilim
  • mütebahhir: bir ilimde denizler kadar geniş bilgisi olan
  • şerh, haşiye: bir kitabı madde madde açıklayan yazı, şerhin üzerine yazılan not ve açıklamalar
  • mücâvir: kutsal bir kentte komşu olarak yerleşen kişi
  • tilmîz: öğrenci
  • icâzet: bir kitabı okutma ve rivayet etme izni
  • zahr: yazma kitabın kapak veya ilk sayfa yüzü
  • müşârün-ileyh: yukarıda adı geçen kişi
  • kibâr-ı mevâlî: yüksek rütbeli medrese hocaları ve kadılar

Hidâye ve "Tâcü'ş-Şerîa" Unvanı

Hidâye, Burhâneddin el-Merğinânî'nin (ö. 593/1197) yazdığı, Hanefî fıkhının en tanınmış ve itibar gören metinlerinden biridir. Yazarın kendi Bidâyetü'l-mübtedî adlı kitabının şerhidir. Merğinânî eseri on üç yılda yazmıştır.

Hanefî fıkıh yazınında "Tâcüşşerîa" denince akla gelen kişi ise başkasıdır: Buharalı Mahbûbîler ailesinden Ebû Abdullah Ömer b. Sadrüşşerîa. Nihâyetü'l-kifâye adlı eseri Hidâye şerhidir, kardeşi Burhânüşşerîa Mahmûd b. Sadrüşşerîa da el-Viḳāye'nin yazarıdır. Ansiklopedi kaydına göre muteber Hanefî eserlerinde yalın biçimde Tâcüşşerîa dendiğinde Hidâye şârihi kastedilir. Bu Ömer, 675'te (1276) Buhara'dan ayrılmıştır; yani Hüsameddin'in İsrâfil Çelebi'nin öldüğünü söylediği tarihten (818 [1415-16]) epey önce yaşamıştır.

Hüsameddin'in anlatımı bu bilgiyle uyuşmaz: İsrâfil Çelebi'nin Tâcü'ş-Şerîa lakabını Hidâye'yi şerhetmesiyle aldığını söyler. Yapılan aramalarda "İsrâfiliyye" adlı bir şerhe ve İsrâfil Çelebi'nin bu lakapla anıldığına dair başka kaynakta rastlanmadı. Bu sebeple lakap ve eser bilgisi yalnızca Hüsameddin'in aktardığı yazma nüsha kaydına ve imzalara dayanıyor; ayrıca doğrulanamadı.

Lâdik ve İsrâfilzâdeler

İsrâfil Çelebi'nin soyundan gelen Mehmed Çelebi, Hüsameddin'in "Zeynü'l-Elhân müellifi" dediği kişidir. Bu eser, kaynaklarda Lâdikli Mehmed Çelebi'ye bağlanır. Asıl adı Muhyiddin Mehmed olan müellif, Amasya sancağına bağlı Lâdik kasabasındandır. Eserlerinde babasının adı Abdülhamid olarak geçer; Hüsameddin'in "Abdülhamid Çelebizâde Mehmed Çelebi" tanımıyla bu ad uyuşur. Şehzade Bayezid'in Amasya valiliği sırasında onun çevresinde bulunmuş, Bayezid 1481'de tahta çıkınca İstanbul'a gidip müderrislik yapmıştır. Zeynü'l-elhân'ı önce Arapça (888/1483), bir yıl sonra Türkçe yazıp II. Bayezid'e sunmuştur. Ölüm tarihi kesin değildir; bazı kaynaklar 900 (1494-95) verir. Ansiklopedi kaydı onun Arap asıllı olduğu ve eserlerini Amasya'da yazdığı yolundaki görüşleri yanlış bulur.

Ansiklopedide İsrâfil Çelebi ile bir akrabalık bağı anılmaz; Hüsameddin'in bu soy kurgusu başka bir kaynakta doğrulanamadı. Yine de takvim bakımından çelişki yoktur: İsrâfil Çelebi 818'de [1415-16] ölmüşse, torunu Abdülhamid ve onun oğlu Mehmed'in 1480'lerde eser vermesi makul bir zaman aralığıdır.

Şâdiye Medresesi ve Amasya

Metin, İsrâfil'in Şâdiye Medresesi müderrisi olduğunu söyler. Bu medreseye dair okunan kaynaklarda bilgi bulunamadı. Genel çerçeve şudur: XVI. yüzyılın başında Amasya'da on medrese vardı; Lâdik de Amasya sancağının kazalarından biriydi. İsrâfil'in küçük yaşta Amasya'ya gelip Kur'an'ı ezberlemesi ve burada okuması, şehrin çevre kasabalar için bir eğitim merkezi olduğunu düşündürür.

Kaynakça

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 288–289. amasya.bel.tr

7. Cilt içindekiler