Amasyalıdır. “Saru Kâdı” demekle meşhûr, Amasya kâdısı Rükneddîn Mahmûd Pûrânîzâde eş-Şeyh Musliheddîn Mustafa Dede’nin mahdûmu ve Şükrullah Çelebi ile Mahmûd Çelebi birâderidir. Amasya’nın Eslem Hâtun⁴¹ Mahallesi’nde 840’da doğdu.
Gençliğinde Amasya’da hattât-ı meşhûr olan Hayreddîn Halîl bin Ali el-Mar’aşî’ye mülâzemet ederek ondan hutût-ı mütenevvi’ayı ahz ve temeşşük esnâsında kendisine mahsûs olan tavr u vâdî-yi asâr-ı eslâf-ı kirâm ve hutût-ı Yâkût-ı be-nâmdan [231] istinbâta fevkalâde çalıştı.
Hatt-ı Yâkût’u daha güzel bir şekle koyarak ıslah etmek için sahife-i zihninde tersim etdiği sûret-i kuvveden fiile çıkarmaya bezl-i makdûr edib on yıl kadar uğraşıb nihayet muvaffak oldu. Yazısını, Sultân Bâyezîd Amasya’da vâlî iken beğenib kendisine muallim-i hatt nasb etdi.
Fakat hutût-ı mütenevvi’ayı Hayreddîn Mar’aşî’nin de Amasya’da üstâzı olan Sofu Yahya Çelebizâde Ali Çelebi’den de ahz ü temeşşük etmişdi. Ali Çelebi Fatih Sultân Mehmed Hân’ın kâtibi oldukda Hayreddîn Mar’aşî’den me’zûn oldu. Hadd-i zâtında kendisinin hattı üstâzından yüksekdi.
Dayıları bulunan hattât-ı meşhûr Celaleddîn Ahmed Çelebi’ye dâmâd olup Eslem Mahallesi’nin üstünde olan yüksek ve üstü düz bir tepede yaz günleri ta’lîm-i hatt eylediğinden oraya “meşk-gâh” dendi. Amasya’nın yazı meraklıları ekseriyetle müşârün-ileyhin telâmizesi oldu. Bu esnâda Amasyalı Abdullah Efendi de pek meşhûr bir hattât idi. [232] Ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyeyi Hatib Kasım Efendi’den ahz ve tahsîl edib Tarikât-ı Halvetîyeyi de pederi eş-Şeyh Mustafa Dede’den telakkun ve tekmîl-i sülûk etdi. Her iki tarîkden esâtize ve meşâyih-i kirâmını kendi kalemiyle yazdı. Bunların sûretleri Es’ad Efendi Kütübhânesinde görüldü.
886 senesi rebîülevvelinde Sultân Bâyezîd-i Sânî Amasya’dan İstanbul’a gidip saltanat tahtına cülûs etdikde şehzâdesi Sultân Ahmed’e muallim-i hatt oldu. 896’da sünnet vak’asında Sultân Bâyezîd kendisini İstanbul’a davet eylediğinden aile ve evlâd ve dâmâdıyla İstanbul’a gitdi.
Bâ’dehû Sultân Bâyezîd kendisini Saray-ı Hümayûnâ alıb mükellef bir dâire tahsis etdi. Orada müsteşâr-ı saltanatvârî ikâmet edib saray-ı hümâyûn huddâmına ta’lîm-i hatt etdi. Haftada iki gün harice çıkıb telâmizesine yazı ta’lîm eylerdi.
911’de Sultân Bâyezîd’in Câmi-i şerîfi yazılarını yazdı. Kırk yedi adet kebîr ve sagîr mushaf-ı şerîf ve binlerce sûreler, cüzler nice tomar kıtaât ve murakka’ât [233] yazıb müzelere yâdigâr etdi.
Sultân Bâyezîd-i Sânî’nin evâhir-i saltanatında fevkâlade nüfûz ve itibâra nâil olduğundan 918 senesi saferinde Sultân Selîm-i Evvel’in cülûsunda canından korkub ihtifâ ederek Üsküdar’a geçti. Alemdağı civârında gizlendi. Bâ’dehû Sultân-ı müşârün-ileyhin daveti üzerine gelip Üsküdar’da oturdu.
Sekiz yıl kadar münzevî bir halde ta’lîm ve şakirdân ile imrâr-ı hayat edib 926’da Sultân Süleyman’ın cülûsunda müşârün-ileyhin davetiyle İstanbul’a gelip huzûr-ı hümâyûna kabûl edildi. Padişah fevkalâde ikrâm ve mushaf-ı şerîf yazmasını irâde etdikde gâyet pîr-i fânî olmasıyla i’tizâr ve birkaç mâh sonra azm-i dâru’l-karâr etdi.
Hutût-ı mütenevvianın hepsinde üstâd-ı küll, Türk hattâtlarının pirî, halûk, kerîm, müdebbir, müeddeb, sâhib-i ilm ü irfân bir şeyh-i celilü’ş-şân idi. Hattâtlar arasında “Şeyh” demekle meşhûr olup üstâzı Sofuzâde Ali Çelebi’nin medfûn olduğu Üsküdâr’da kâin dâiresinde [234] medfûndur. Dayfullah (926) târih-i irtihâlidir.
Amasya’da bu zât-ı şerîfe Hamdullah-ı evvel denirdi. Mahdûmu Mustafa Dede ve bunun mahdûmları Derviş Mehmed, Hamza Çelebiler ve dâmâdı Şükrullah Çelebi ve bunun mahdûmu Pir Mehmed Çelebi ve akrâbâsından Hasan Çelebi bin Hamza Çelebi meşâhîr-i hattâtînden idiler. Birâderzâdesi de Hamdullah Çelebi’dir.
Hattât-ı müşârün-ileyhi pek çok ulemâ ve şuarâ medh ü senâ etmişlerdir. Şu beyit ol cümledendir:
Şeyh-i sâhib tarz-ı âlî ihtisâs
Ab-ı rû-yı cevher-i Yâkût-ı hâs
Diğer:
Şeyhoğlu Hamdi hattı
Tâ kim zuhûr buldu.
Âlemde bu muhakkak
Nesh oldu hatt-ı Yâkût
Türk elinde Şeyh Hamdullah Efendi üstazü’l-esâtize olduğundan bütün hattâtların medâr-ı iftihârı, müntahâ-yı silsile-i i’tibârı olmuşdu. Kendi kalemiyle yazdığı silsile-i esâtizesi şöyledir: [235]
Hamdullah bin Mustafa el-Amâsî, Alaeddîn Ali bin es-Sûfî Yahya el-Amâsî ve Hayreddîn Halîl el-Mar’aşî, Yahya bin Mahmûd es-Sûfî, Ahi Hasan es-Sayrefî, Argun el-Kâmil Abdullah el-Bağdâdî, es-Seyyid Haydar el-Kirmânî, Cemâleddîn Yâkût bin Abdullah el-Musta’sımî el-Amâsî Safiyüddîn Abdülmü’min el-Amâsî, Eminüddîn Yâkût el-Mülki el-Mevsılî, Zeyneb eş-Şehde, Mehmed bin Ali el-Bağdâdî, Alaeddîn Ali bin Hilâl el-Bağdâdî, Mehmed bin Esed el-Irakî, Hasan bin Abdullah el-Merzebân es-Seyrâfî, el-Vezîr Mehmed bin Ali bin Mukle ez-Zeyyât, el-üstâzü’l-Ahvâl, İbrâhim es-Siczî, İshâk bin Hammâd el-Bağdâdî Hasan bin Ebî Saîd el-Basrî, emîrü’l-mü’minîn Ebi’l-Hasan Ali bin Ebî Tâlib el-Haşimî el-Mekkî.
Silsile-i meşâyîhi de yine kendi kalemiyle yazdığı tomarda şöyledir: eş-Şeyh Hamdullah el-Halvetî el-Amâsî, pederi eş-Şeyh Musliheddîn Mustafa el-Amâsî el-Halvetî, eş-Şeyhü’l-celîl Şücaeddîn Ebû’l-bekâ Pir İlyas el-Halvetî el-Amâsî. Bakiyye-i meşâyihi yukarıda yazıldı. Pederi “Sarı Kâdızâde” demekle meşhûr idi.[235]
Hamdullah Efendi pek meşhûr bir hattât olduğu münâsebetle terceme-i hâline ba’zı efsaneler de girmişdir. Mesela: ba’zı tezkirelerde yaşının yüz yirmiye kadar iblağ edildiği görülmektedir ki pek yanlışdır. Seksen altı yaşında vefât etdiği kayden sâbitdir.
Müstakîmzâde Süleyman Saadeddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn”de diyor ki: “Şeyh Hamdullah bin Mustafa Dede-Kıbletü’l-küttâb ve kudvetü ehlü’l-hatt-ı ulü’l-elbâb bunlardır. Amasyadandır. Pederi Mustafa Dede Buhâra’dan Amasya’ya hicret ve onda tavattun edib...”
Eş-Şeyh Hamdullah Efendi’nin Amasyalı olduğu muhakkakdır. Pederi eş-Şeyh Mustafa Dede Buhara’dan Amasya’ya hicret etmiş değildir. Belki Amasya’da doğmuş bir azizdir. Buhara’dan Amasya’ya hicret eden bu azizin pederi Mevlânâ Rükneddîn Mahmûd bin Mehmed el-Buharî el-Pûrânî’dir. Eş-Şeyh Ebû Yezid Pûrânî akrâbasından olduğu Nefahât’da mezkûrdur. Bu zât Amasya’da “Sarı Kâdı” demekle meşhûrdur. Müstakîmzâde diyor ki: “Tarîka-i Sühreverdiye’ye [237] intisâbları münâsebetiyle şeyh Efendi diye ma’rûf ve fazl ve kemâl ile mevsûf idi.” Daha aşağıda “tarîka-i aliyye-i Zeyniyye’den Sarı Kâdızâde Şeyh Mustafa’dan ahz ü dest-i inâbet edib onların rihlet-i cennet eylediklerinden sonra Hazret-i Emîr Buharî Seyyid Ahmed Efendi ile dahi sohbet ve ahz-ı nisbet-i tarikat eylemişlerdir.”
Tarîkat-ı Halvetiyye esasen Şehabeddîn Ömer Sühreverdî Hazretleri’nin tarikinden teşaub etmiş olduğu muhakkakdır. Tarîkat-ı Sühreverdiyye, burada tarîkat-ı Halvetiyye demekdir. Bu da hazret-i şeyhin kendi kalemiyle yazdığı silsile-i meşâyîhiyle sâbitdir.
Sarı Kâdızâde Şeyh Mustafa, hazreti şeyhin kendi hattıyle sâbit olduğu üzere pederi olduğu muhakkakdır. Şeyh Mustafa Dede tarîkat-ı Halvetiyye’yi Amasya’da medfûn ve kabri ve türbesi ziyâret-gâh-ı enâm olan Hazreti Pir İlyas Halvetî’den aldığı gibi tarîkat-ı Zeyniyye’yi de pir-i tarikât olan Hazreti Zeyneddîn Mehmed Havâfî’den ahz ve telakkun edebilir. Çünkü zaman-ı ömrü buna müsâiddir. [238]