Şükrullah Çelebi, XV. yüzyılda II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed dönemlerinde yaşamış âlim, kadı, elçi ve tarihçidir. Kaynaklarda Şükrullah b. Şehâbeddin Ahmed, Şükrullah Amasyavî ve Ahmedoğlu Şükrullah adlarıyla geçer. Adını yaşatan eser, Osmanlı hanedanından söz eden ilk Farsça düzyazı eser sayılan Behcetü't-tevârîh'tir. Bunun yanında dinî ve ahlâkî konularda Farsça kitaplar yazmıştır. Kendisine nispet edilen Türkçe bir mûsikî risâlesinin ona ait olup olmadığı ise tartışmalıdır. Amasya'nın tarihçisi Hüseyin Hüsameddin onu "Osmanlı Devleti'nde ilk müverrih" diye anar ve eserinin Amasya'ya dair kayıtlarını kendi kitabında defalarca kullanır.
Kendi ifadesine göre 790'da (1388) doğdu ve 812'de (1409) Osmanlıların hizmetine girdi. Kaynakların çoğu onu Amasyalı sayar; Hüsameddin Amasya'da doğduğunu, amcası Yâr Ali'den Arap ve Fars edebiyatını, Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi'den usul ve kelâmı okuduğunu yazar. Bursa ve Edirne'de müderrislik, Bursa'da kadılık yaptı; II. Murad onu 1444'te Karamanoğlu İbrâhim Bey'e, 1448'de Karakoyunlu Cihan Şah'a elçi olarak gönderdi. Fatih döneminin başlarında Bursa'da yaşadı. Ölüm tarihi kaynaklarda 864, 894 ya da 1464 sonrası olarak farklı verilir. Hayatı, elçilikleri ve karıştırıldığı öteki Şükrullahlar Şükrullah biyografisinde ayrıntısıyla anlatılmıştır.
Eserleri
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Şükrullah eserlerini Farsça yazmıştır. Kesin olarak ona ait sayılan beş eser vardır: bir genel tarih, bir dua kitabı, bir dinî-ahlâkî derleme, kayıp bir hikmet kitabı ve bir akaid kasidesi şerhi. Bunlara aidiyeti tartışılan bir mûsikî risâlesi ile cifre dair bir kitap eklenir. Kendi eserlerinde verdiği tarihler, onun en verimli yıllarının yetmişli yaşları olduğunu gösterir.
Behcetü't-tevârîh
Türü ve dili: Farsça düzyazı bir genel tarih. Adı "tarihlerin güzelliği" anlamına gelir. Yazılış tarihi ve yeri: Yazar kitaba 861 Muharreminde (Aralık 1456) başladığını, o sırada yetmiş yaşını geçtiğini söyler. Eser 1456-1459 yıllarında Bursa'da yazılmış ve Sadrazam Mahmud Paşa'ya ithaf edilmiştir. TDV'ye göre yazar bu kitap karşılığında sadrazam tarafından 1000 akçe ile ödüllendirilmiştir. Şükrullah kitabın sonunda yirmi iki yaşından beri Osmanoğullarına hizmet ettiğini ve o günden bu yana elli bir yıl geçtiğini yazar; Kamiloğlu bu ifadelerden kitabın 863'te (1459) tamamlandığı sonucunu çıkarır.
İçeriği: Eser on üç bölümden (bab) oluşur. İlk bölüm kâinatın ve Hz. Âdem'in yaratılışını anlatır ve bunu Zerdüştîlerin, Musevîlerin, Bizans ve Roma kiliselerine bağlı Hıristiyanların ve Müslümanların rivayetlerini, coğrafya bilgilerini, dört unsuru ve melekût âlemini ele alarak yapar. Sonraki bölümler Çin, Türk, Rum, Hint ve Habeş kavimlerine, İsrâiloğulları peygamberlerine, Hz. Peygamber'e ve ailesine, sahâbîlere, mezhep imamlarına, tanınmış âlimlere ve şeyhlere ayrılmıştır. Onuncu bölüm Yunan filozoflarını, on birincisi Keyûmers'ten başlayarak eski İran hükümdarlarını ve Emevîleri, on ikincisi Abbâsî ve Fâtımîlerden Selçuklulara kadar İslâm hanedanlarını anlatır ve Moğol istilâsıyla biter. On beş yapraklık son bölüm Osmanlı tarihidir ve Fatih ile Mahmud Paşa'ya övgüyle kapanır; yazar Fatih döneminin tarihini ayrı bir ciltte yazmayı düşündüğünü de söyler.
Eserin en özgün kısımları, yazarın kendi yaşadığı Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fatih dönemleridir. Şükrullah Osmanlıların ve genel olarak Oğuz Türklerinin dünya hükümdarlıkları arasındaki önceliğini öne çıkarır, Yazıcızâde'ninkinden daha ayrıntılı bir Oğuz şeceresi verir ve Osmanoğullarının gazâ ve cihad anlayışını vurgular. Kâinatın yaratılışını anlatırken İbnü'l-Arabî'nin düşünce sisteminden gelen nûr-ı Muhammedî kavramından hareket eder. Kitabın ilk redaksiyonu gibi görünen Nuruosmaniye nüshasında Ertuğrul Bey'in soyunun Gökalp b. Oğuz'a ulaştığını söyler ve bu bilgiyi, 1448'de elçi olarak gittiği Cihan Şah'ın meclisinde gösterilen Moğol yazısıyla yazılmış bir kitaptan aldığını belirtir.
Kaynakları: Mukaddimede Beyzâvî, Taberî, İbnü'l-Cevzî, İbn Hallikân ve Hasan b. Ali b. Hammâd'ın Kūtü'l-ervâh'ı anılır. Osmanlı kısmında Ahmedî'nin İskendernâme'si ile yazarı ve mahiyeti bilinmeyen Sahîhu't-tevârîh kullanılmıştır. Kamiloğlu, yazarın yararlandığı kaynaklar arasında bugüne ulaşmamış coğrafya eserlerinin de bulunduğunu, bu yüzden kitabın coğrafya bakımından da değer taşıdığını yazar.
Yazma nüshaları: İstanbul'da Nuruosmaniye nr. 3059, Beyazıt Devlet nr. 4902, Topkapı Sarayı Revan Köşkü nr. 1538 ve 1539, İstanbul Üniversitesi FY nr. 811, Süleymaniye Fatih nr. 4203, Ayasofya nr. 2990 ve Serez nr. 1891; yurt dışında Viyana, Londra, Paris, Petersburg ve Münih kütüphanelerinde nüshaları vardır. Kamiloğlu dünyada yedisi Türkiye'de olmak üzere on üç yazma sayar. On iki bab olan Nuruosmaniye nüshası öteki nüshalardan farklıdır; Mahmud Paşa'nın adı yalnız burada "sebeb-i telif" kısmında II. Mehmed'den sonra geçer. Ayla Demiroğlu bu farkın Paşa'nın sadaretten azli gibi siyasî sebeplerden kaynaklanmış olabileceğini düşünür.
Çevirileri ve neşirleri: Kanuni döneminde Mustafa b. Ahmed Ali Fârisî eseri Mahbûbü kulûbi'l-ârifîn adıyla, bazı değişiklik ve kısaltmalarla Türkçeye çevirmiş ve Sadrazam İbrâhim Paşa'ya sunmuştur (937/1530-31). Kamiloğlu'na göre çeviriye yeniçeri ağası Mehmed Ağa'nın isteğiyle 13 Eylül 1530'da başlanmış ve ağdalı bir dille yapılmıştır. Osmanlılara dair bölüm Theodor Seif tarafından Farsça metni ve Almanca çevirisiyle Mitteilungen zur osmanischen Geschichte'nin ikinci cildinde (1925, s. 63-128) Münih ve Viyana nüshalarına dayanılarak yayımlandı. Nihal Atsız eserin baş tarafını, eski Türklere ve Osmanlılara dair bölümlerini 1939'da Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi adıyla çevirdi; 1949'da yalnız Osmanlı bölümünü Osmanlı Tarihleri içinde yeniden yayımladı. Eserin tamamı Hasan Almaz tarafından doktora tezi olarak hazırlanıp Türkçeye çevrilmiştir (Ankara Üniversitesi, 2004).
Menhecü'r-reşâd
Dinî ve ahlâkî bir derlemedir. Kamiloğlu yazılış yılını 1460 olarak verir. On dokuz babdan oluşur ve TDV'ye göre 144 kaynaktan derlenmiştir. Kaynak olarak adı geçen elli sekiz kitap arasında Kudûrî'nin el-Muhtasar'ı, Merginânî'nin el-Hidâye'si ve şerhi, Fetâvâ-yı Tatarhâniyye gibi fıkıh, hadis ve fetva kitaplarıyla birlikte Sühreverdî'nin Avârifü'l-maârif'i ve Ebû Ya'kūb es-Sicistânî'nin Kitâbü'l-Yenâbî'i gibi tasavvufî ve bâtınî eserler de vardır. Kitap tevhid ve muvahhid bahsiyle başlar, ehl-i tahkik, namaz, oruç, hac, umre, evliya ve dünyanın yaratılışı konularıyla devam eder. Son bölümde, Ebû Dâvûd es-Sicistânî ve Necmeddin el-İsfahânî gibi kaynaklara dayanılarak İstanbul'un fethinden sonra mehdî ile deccâlin ortaya çıkışına dair haberler aktarılır. Bilinen nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih nr. 2112'dedir. Hüsameddin bu eseri "Minhâcü'r-Reşâd" adıyla Behcetü't-tevârîh ile birlikte yazarın "pek makbul" iki eserinden biri sayar.
Câmiu'd-deavât
Bir dua kitabıdır. Yazara göre 140 eserden derlenmiş, yirmi iki bölümde 472 duayı içerir ve çeşitli hâllerde, zamanlarda ve yerlerde okunacak duaları faziletleriyle birlikte verir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde Ayasofya nr. 2793'te bu adla, Fatih nr. 2774'te Kitâbü'd-Deavât, Fatih nr. 2554'te Ed'iye-i Me'sûre adıyla nüshaları vardır. Hüsameddin, Ayasofya Kütüphanesi'ndeki bir nüshanın dibacesinde yazarın kitaba 868 Muharreminde başladığını ve sonunda Bursa'da 868 Cemâziyelâhirinin ortasında bitirdiğini yazdığını kaydeder. 868 yılı 1463-64'e denk gelir. Bu kayıt, yazarın 864'te öldüğü yolundaki rivayeti geçersiz kılar ve Şükrullah'ın belgeli son eserinin bu kitap olduğunu gösterir.
Enîsü'l-ârifîn
Kâtib Çelebi bu eserden Fatih döneminde âlimlere dair yazılmış bir biyografi kitabı olarak söz eder. Atsız kitabın âlimler hakkında değil mûsikîye dair olabileceğini ileri sürmüştür. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Manisa İl Halk Kütüphanesi'nde (nr. 1169) bu adla kayıtlı, hikmet ve ahlâka dair bir kitap muhtemelen Şükrullah'ın bu eseridir. Eserin içeriği bu nüsha incelenmeden kesinleşmez.
Kasîde-i Emâlî Şerhi
Ali b. Osman el-Ûşî'nin akaid konusundaki el-Emâlî kasidesine yazılmış bir şerh olmalıdır. Yazar bu eserinden Menhecü'r-reşâd'ın girişinde söz eder. Bugüne ulaşmış bir nüshasına dair bilgi yoktur.
Aidiyeti Tartışmalı Eserler
Safiyyüddin Urmevî'nin Kitâbü'l-Edvâr'ının geniş eklemelerle yapılmış Türkçe tercümesi olan mûsikî risâlesinin yazarı da kendini "Ahmedoğlu Şükrullah" diye tanıtır. Kamiloğlu bu eseri Amasyalı Şükrullah'ın eserleri arasında sayar ve II. Murad'ın emriyle yapıldığını, Urmevî'nin on beş faslına yirmi fasıl eklendiğini, eklenen kısımlarda çalgıların yapılışının anlatıldığını yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi ise iki Şükrullah'ın aynı kişi olup olmadığı konusunda kesin bilgi bulunmadığını belirtir. Zümrüt Şirinova, risâlenin yazarının bir şiirinde "kadîm yurdu"nun Çemişgezek olduğunu söylediğini, başka bir eserinde de kendini Çemişgezek kadısı Ahmed'in oğlu olarak tanıttığını göstererek bunların ayrı kişiler olduğunu savunur. Fütûhât fi'l-cifr adlı eseri M. Orhan Bayrak Amasyalı Şükrullah'a verir; Atsız bu eserin Şirvanlı Şükrullah'a ait olduğunu söyler. Bu iki eser burada tarihçinin eserleri arasında sayılmamıştır.
Eserlerinde Amasya
Behcetü't-tevârîh'in Farsça metnine ve tam Türkçe çevirisine erişemediğimiz için kitaptaki Amasya pasajlarını özgün dilinden veremiyoruz. Buna karşılık Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde şehrin Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerini anlatırken Behcetü't-tevârîh'e sık sık başvurur ve kitabın Amasya'ya dair kayıtlarını kendi Türkçesiyle aktarır. Aşağıdaki pasajlar bu aktarımlardır; Behcet'teki asıl ifadelerle karşılaştırılamamıştır.
Hüsameddin'e göre Behcetü't-tevârîh, Selçuklu Sultanı Mesud'un Amasya'yı yurt edinip yakınında yeni bir şehir kurduğunu kaydeder. Amasya yakınındaki "Simre" adlı yerin hangisi olduğu tartışmasında Hüsameddin ilk tanık olarak Şükrullah'ı gösterir:
Asıl "Simre"nin ta'yîn-i mekânına dâ'ir "Behcetü't-Tevârîh"de "Şükrullâh Çelebi" diyor ki: "Sultân Mes'ûd Selçûkî" Amasya'da tavattun ve "Sîmre" nâmıyla bir şehr-i cedîd binâ ve burada câmi ve medrese inşâ ederek orada yapdırdığı türbe-i âliyede defn edilmişdir."
Günümüz Türkçesiyle: Asıl Simre'nin yerinin belirlenmesi konusunda Şükrullah Çelebi Behcetü't-tevârîh'te şöyle der: "Selçuklu Sultanı Mesud Amasya'yı yurt edindi, Simre adıyla yeni bir şehir kurdu, orada bir cami ve medrese yaptırdı ve yine orada yaptırdığı yüce türbeye gömüldü." Hüsameddin aynı bilgiyi Cenâbî Mustafa Efendi'nin el-Aylemü'z-zâhir'i ile Derviş Ahmed Efendi'nin Câmiu'd-düvel'inden de aktarır ve "Sîmre" kelimesinin Behcetü't-tevârîh'te sîn harfi esreli, mîm harfi sükûnlu ve râ harfi üstünlü olarak zaptedildiğini belirtir. Aynı eserin Sultan Mesud'un Amasya'da yaptırdığı hankâhı (Hânkâh-ı Mes'ûdî) da kaydettiğini, bunun sonradan Şeyh Kırık Tekkesi diye bilindiğini yazar.
Hüsameddin'in Behcetü't-tevârîh'ten en önemli aktarımı, II. Murad'ın büyük oğlu Şehzade Ahmed'in mezarına dairdir. Amasya valiliği sırasında ölen şehzadenin Bursa'da gömülü olduğu yaygın kanaatine karşı şunu yazar:
Türkiye müverrihleri, Sultân Ahmed'in Bursa'da medfûn olduğunu, levhasına da 845 senesinde vefât etdiğini sonradan yazmışlardır. Hâlbuki 841 senesinde ber-hayât olan müverrih-i meşhûr Amasyalı Şükrullâh Çelebi, Behcetü't-Tevârîh'inde bu şehzâdenin Amasya'da medfûn olduğunu ve târîh-i vefâtını kayd etmişdir.
Günümüz Türkçesiyle: Türk tarihçileri Sultan Ahmed'in Bursa'da gömülü olduğunu, levhasına da 845 yılında öldüğünü sonradan yazmışlardır. Oysa 841 yılında hayatta olan ünlü tarihçi Amasyalı Şükrullah Çelebi, Behcetü't-tevârîh'inde bu şehzadenin Amasya'da gömülü olduğunu ve ölüm tarihini kaydetmiştir. Hüsameddin bu kayda dayanarak Narlıbahçe Mezarlığı'nın kuzeybatısındaki, kitabesi olmayan Şehzade Türbesi'ni Şehzade Ahmed'in türbesi sayar. Şükrullah olayların çağdaşı olduğu için bu kayıt, Amasya'daki türbenin kimliği bakımından ayrı bir ağırlık taşır.
Hüsameddin ayrıca Amasya'nın eski adlarını sayarken şehrin "Rûmiyye-i Suğrâ" (Küçük Roma) ve "Ermeniyye-i Kübrâ" diye anıldığını Behcetü't-tevârîh'te de bulduğunu söyler; Selçuklu döneminde Amasya'yı yöneten şehzadelerden Gıyâseddin Muhammed'in ölüm yılını da Behcet'e göre 580 olarak verir. Bu kayıtlar birlikte düşünüldüğünde, Amasyalı bir yazarın genel tarihinin, kendi şehrinin geçmişine dair Hüsameddin'in elindeki en eski yazılı kaynaklardan biri olduğu anlaşılır.
Etkisi ve Kaynaklarda Değerlendirilmesi
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Behcetü't-tevârîh önemli bir kaynak olduğu hâlde Câmiu't-tevârîh müellifi Zaîm Mîr Mehmed dışında tarihçilerin dikkatini pek çekmemiştir. Babinger, Zaîm'in eserinin Osmanlı bölümünü Şükrullah'ın kitabının bir tercümesi sayar. Kanuni döneminde yapılan Türkçe çevirinin çeşitli nüshalarla yayılması ise kitabın XVI. yüzyılda hâlâ okunduğunu gösterir. Modern tarih yazımında eser, Osmanlı hanedanının Oğuz soyuna bağlanmasının erken ve ayrıntılı bir örneği olarak değerlendirilir.
Hüsameddin, Şükrullah'ı Amasya Tarihi'nin biyografi ciltlerinde "Şükrullah Çelebi-Mevlânâ Zeyneddîn" başlığıyla anar. Maddesinin eserlerle ilgili kısmı şöyledir:
Gâyet fâzıl, muhakkik, kaffe-i ulûmda mâhir, edîb, mütekellim, şâir, natûk bir zât idi. Ba'zı husûsât-ı mühimmede hayırhâhâne ihtârâtıyla Sultân Murad'ı ve Sultân Murad'ın ikinci cülûsunda Fatih Sultân Mehmed'i gücendirdiğinden kazaskerliğe terfî edemedi. Bununla beraber her iki pâdişâhın nezdinde pek muhterem, ulemâ ve halk arasında pek muvakkar idi. "Behcetü't-Tevârih", "Minhâcü'r-Reşâd" adlı eserleri pek makbûldur. Osmanlı Devletinde ilk müverrih tanınmıştır.
Günümüz Türkçesiyle: Çok faziletli, araştırıcı, bütün ilimlerde usta, edip, kelâm âlimi, şair ve güzel konuşan bir kişiydi. Bazı önemli konularda iyi niyetli uyarılarıyla Sultan Murad'ı ve Sultan Murad'ın ikinci tahta çıkışında Fatih Sultan Mehmed'i gücendirdiği için kazaskerliğe yükselemedi. Bununla birlikte her iki padişahın yanında çok saygın, âlimler ve halk arasında çok itibarlıydı. "Behcetü't-tevârîh" ve "Minhâcü'r-reşâd" adlı eserleri pek beğenilir. Osmanlı Devleti'nde ilk tarihçi olarak tanınmıştır.
Şükrullah'ın Osmanlı kısmında Ahmedî'nin manzum tarihinden yararlandığı ve Yazıcızâde'nin Oğuz şeceresini ondan önce yazdığı düşünülürse, Hüsameddin'in "ilk müverrih" nitelemesi kelimenin tam anlamıyla doğru sayılamaz; bu bizim değerlendirmemizdir. Buna karşılık Behcetü't-tevârîh'in Osmanlılardan söz eden ilk Farsça düzyazı eser olduğu bugün de kabul edilir. Kamiloğlu da eserlerinin kendi döneminin tarihini, kültürünü ve ilmini günümüze aktardığını, eserleri Farsça olduğu için derin bir incelemenin henüz yapılmadığını ve yapılması gerektiğini yazar. Dinî eserlerinin bugüne kadar yayımlanmamış olması, Şükrullah'ın bir tarihçi olarak tanınmasına karşın yazarlığının geniş bir kısmının hâlâ yazmalarda beklediğini gösterir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, "Şükrullah Çelebi-Mevlânâ Zeyneddîn" maddesi (e-kitap s. 398). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page398.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, Simre bahsi (e-kitap s. 209-210) ve "Şeyh Kırık Tekkesi" (e-kitap s. 153). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page210.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, Şehzade Ahmed bahsi, dipnot 563 (e-kitap s. 471). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page471.html
Akademik çalışmalar
- Sara Nur Yıldız, "Şükrullah", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 257-258. https://islamansiklopedisi.org.tr/sukrullah
- Ayla Demiroğlu, "Behcetü't-tevârîh", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 349-350. https://islamansiklopedisi.org.tr/behcetut-tevarih
- Ramazan Kamiloğlu, "Amasyalı (Ahmedoğlu) Şükrullah'ın Hayatı ve Eserleri", Hikmet Yurdu, 1(2), 2008, s. 103-110. https://isamveri.org/pdfdrg/D03434/2008_2/2008_2_KAMILOGLUR.pdf
- Zümrüt Şirinova, "Ahmedoğlu Şükrullah: Tarihçi mi, Musiki Nazariyatçısı mı?", Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, İstanbul Üniversitesi. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/157489
Çevrimiçi kaynaklar
