Amasyalıdır. Eşrâfdan Büyük Gürcü Ali Bey’in ahfâdından olup 1114 senesinde vefât eden Torumtay vakfı mütevellîsi Mîr-livâ Mehmed Bey bin Ali Bey ibn-i Mustafa Bey bin Gürcü Ali Bey’in mahdûmudur.
Evâ’il-i hâlinde Amasyalı Muslîzâde Mustafa Paşa’nın [155] dâ’iresine girip ağalardan oldu. Ba’dehû Paşa’ya kendisini beğendirip dâmâd ve hazînedârı olup devr-i vilâyâta başladı. 1123’de ba’zı ahvâl-i şedîdesinden dolayı Paşa’nın azl ve habsine sebebiyet verdiğinden Paşa’dan ayrılıp Amasya’ya geldi.
Ba’dehû Mustafa Paşa’nın ibkâ-yı vezâreti ve birkaç yıl sonra da’veti üzerine nezdine gidip kethüdâsı oldu. 1132’de Paşa’nın vefâtıyla avdet edib birâderi el-Hâc İsmâil Bey’in vefâtı üzerine Torumtay vakfına mütevellî olarak servet ü nüfûzu katmerlendi.
Muslîzâde Mustafa Paşa’nın dâmâdı olduğundan baş-defterdâr Muslîzâde el-Hâc İbrâhim Efendi’ye karâbet-i sıhriyesi vardır. Kerîmesini de Amasyalı Ocak İmamı es-Seyyid Halîl Efendi’ye verdiğinden İstanbul’da ma’rûfiyyet kazandı. Bu yüzden 1138 muharrem gurresinde baş-a’yân ve cumâdelûlâsında Amasya mütesellimi oldu.
Ancak ba’zı mezâlime ruhsat verdiğinden dolayı 1139 saferinde ba’de’t-teftîş Samsun’a nefy edildi. [156] Fakat 1140 senesi evâ’ilinde afv ve ıtlâk edilerek Amasya’ya geldi. 1141 muharremi intihâbında meclis-i a’yân a’zâsı ve 1142 muharreminde baş-a’yân olup eski nüfûzunu buldu. Bu yüzden târîh kısmında yazılan hâ’ile çıkdı.
1143 senesi teftişâtında rüfekâsıyla beraber ikinci def’a Samsun’a nefy ve kal’a-bend edildi. 1144 ramazânında yine afv u ıtlâk edilip geldi. 1145 muharremi intihâbında baş-a’yân olup İrân harbine gitdi. Yararlık gösterip dergâh-ı âlî kapıcı-başlığı rütbesini aldı.
Bundan sonra gerek muhârebelerde ve gerek iânelerde hükûmet ve halka yaralıklar gösterip Zanalızâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa’nın sadâretinde 1154’de mîrâhûr-ı evvel rütbesiyle taltîf edildi. Mükerreren baş-‘a’yân ve mütesellim olarak bütün Amasya sancağını kabza-i idâresine alıp şikâyet kapılarını kapadı.
1158 senesi evâ’ilinde İran harbine me’mûr olup bütün kuvve-i askeriyesi ve ma’iyyeti halkıyla gitdi. Fakat vâki’ olan muhârebede sene-i mezbûre rebiülâhirinin ikinci günü vefât etdi. [157] Gâyet zî-nüfûz ve servet, zâbıt, cesûr, şedîd olmakla beraber hânesi açık, fukarası bol, kerîm, dîndâr idi.
Vüzerâyı taklîd eder. Kapıkulu nâmıyla ma’iyyet-i askeriyesi beş yüz kadar vardı. Köleleri, câriyeleri çokdu. Hacı İlyâs Mahallesi’nin ırmak tarafı kâmilen onun konağı idi. Konağında yaldızlı odaları gözleri kamaştıracak bir halde idi. Amasya mutasarrıfları buna karşı mümâşât ederlerdi.
Mahdûmları el-Hâc Mustafa Paşa, Mehmed Hıfzî, Ali Beylerdi. Ali Bey 1157’de, Hacı Mustafa Paşa 1169’da, Hıfzî Mehmed Bey de 1173’de vefât etmişlerdir. Mustafa Paşazâde es-Seyyid Halîl Paşa ve bunun mahdûmu esbak kapudân-ı deryâ Hâfız Ali Paşa vüzerâdandır.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Eşraftan Büyük Gürcü Ali Bey'in torunlarından olup 1114'te [1702-03] ölen Torumtay vakfı mütevellisi Mîr-livâ Mehmed Bey bin Ali Bey ibn-i Mustafa Bey bin Gürcü Ali Bey'in oğludur.
İlk zamanlarında Amasyalı Muslîzâde Mustafa Paşa'nın çevresine girip ağalarından oldu. Sonra Paşa'ya kendini beğendirip damadı ve hazinedarı olarak eyaletleri dolaşmaya başladı. 1123'te [1711-12] bazı sert davranışları yüzünden Paşa'nın görevden alınıp hapsedilmesine sebep olduğundan, Paşa'dan ayrılıp Amasya'ya geldi.
Sonra Mustafa Paşa'nın vezirliğinin korunması ve birkaç yıl sonra da çağırması üzerine yanına gidip kethüdası oldu. 1132'de [1719-20] Paşa ölünce geri dönüp kardeşi el-Hâc İsmâil Bey'in ölümü üzerine Torumtay vakfına mütevelli olarak serveti ve nüfuzu kat kat arttı.
Muslîzâde Mustafa Paşa'nın damadı olduğundan, başdefterdar Muslîzâde el-Hâc İbrâhim Efendi ile evlilik yoluyla akrabalığı vardır. Kızını Amasyalı Ocak İmamı es-Seyyid Halîl Efendi'ye verdiğinden İstanbul'da da tanınmıştı. Bu yüzden 1138 muharrem başında [1725] baş-a'yân, cemaziyelevvelinde Amasya mütesellimi oldu.
Ancak bazı zulümlere izin verdiğinden 1139 saferinde [1726] soruşturma sonunda Samsun'a sürüldü. Fakat 1140 başlarında [1727] affedilip salıverilerek Amasya'ya geldi. 1141 muharrem sonunda [1728] ayan meclisi üyesi, 1142 muharreminde [1729] baş-a'yân olup eski nüfuzuna kavuştu. Bu yüzden tarih bölümünde yazılan felaket (hâ'ile) çıktı.
1143 teftişlerinde arkadaşlarıyla birlikte ikinci kez Samsun'a sürülüp kaleye kapatıldı. 1144 ramazanında [1732] yine affedilip geldi. 1145 muharreminde [1732] yapılan seçimde baş-a'yân olup İran savaşına gitti. Yararlılık gösterip dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı rütbesini aldı.
Bundan sonra gerek savaşlarda gerek yardım toplanmasında devlete ve halka yararlılıklar gösterip Zanalızâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında 1154'te [1741-42] birinci mîrâhûr rütbesiyle ödüllendirildi. Birçok kez baş-a'yân ve mütesellim olarak bütün Amasya sancağını yönetimi altına alıp şikâyet kapılarını kapadı.
1158 başlarında [1745] İran savaşına memur olup bütün askerî gücü ve maiyetindeki halkla birlikte gitti. Ancak olan savaşta aynı yılın rebiülâhirinin ikinci günü öldü. Çok nüfuzlu ve varlıklı, düzen kuran, cesur, sert olmakla birlikte evi açık, yoksulu çok, cömert, dindar biriydi.
Vezirleri taklit ederdi. Kapıkulu adıyla askerî maiyeti beş yüz kadardı. Köleleri, câriyeleri çoktu. Hacı İlyâs Mahallesi'nin ırmak tarafı tamamen onun konağıydı. Konağındaki yaldızlı odalar gözleri kamaştıracak durumdaydı. Amasya mutasarrıfları ona karşı uyumlu davranırlardı.
Oğulları el-Hâc Mustafa Paşa, Mehmed Hıfzî ve Ali Beylerdi. Ali Bey 1157'de [1744], Hacı Mustafa Paşa 1169'da [1755-56], Hıfzî Mehmed Bey de 1173'te [1759-60] öldüler. Mustafa Paşazâde es-Seyyid Halîl Paşa ve onun oğlu eski kaptan-ı derya Hâfız Ali Paşa vezirlerdendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- eşrâf: bir yerin soylu ve saygın kişileri
- ahfâd: torunlar
- mîr-livâ: sancak beyi
- dâ'ire: çevre, hizmet çevresi
- hazînedâr: hazine görevlisi
- devr-i vilâyât: eyaletleri dolaşma
- ibkâ-yı vezâret: vezirliğin korunması
- sıhriyet: evlilik yoluyla akrabalık
- ma'rûfiyyet: tanınma
- nefy ve kal'a-bend: sürgün edip kaleye kapatma
- ıtlâk: salıverme
- intihâb: seçim
- mîrâhûr-ı evvel: birinci ahırbaşı, saray ahırlarının başı
- kabza-i idâre: yönetimi altına alma
- mümâşât: uyumlu, yumuşak davranma
- iâne: savaş için toplanan yardım
Torumtay Vakfı ve Gürcüzâde Ailesi
Hüsameddin'in "Torumtay vakfı" dediği vakıf, Amasya'daki Torumtay Külliyesi ile ilgilidir: Gökmedrese Camii, medrese ve türbeden oluşan bu kapalı külliye Amasya valisi Seyfeddin Torumtay tarafından 1267'de yaptırılmıştır, karşısındaki Torumtay Türbesi ise 1278'de yapılmıştır. Türbede Torumtay'ın yanı sıra çocukları ve torunlarının da mezarları bulunur. Hüsameddin'e göre Gürcü Ali Bey'in soyundan gelenler bu vakfa mütevelli olmuştur; İbrâhim Bey'in 1132'den sonra bu vakfa mütevelli olması, ona hem gelir hem de nüfuz sağlamıştır.
İbrâhim Bey'in hayatı, 18. yüzyılın ilk yarısında bir Amasya ayanının nasıl güçlendiğini ve nasıl sarsıldığını gösterir. Muslîzâde Mustafa Paşa ile kurduğu akrabalık yolu ile hazinedarlıktan kethüdalığa yükselmiş, vakıf tevliyetiyle servetini büyütmüş, iki kez Samsun'a sürülmüş (1139 ve 1143), ikisinde de affedilmiştir. 1143 sürgünü, Patrona isyanı sonrası yapılan teftişlere denk gelir; aynı sürgün olayı 157. maddedeki İbrâhim İlmî Bey için de anlatılır, yani ikisi birlikte sürülmüş olabilir. Hüsameddin onun gücünü etkileyici bir ayrıntıyla verir: beş yüz kişilik silahlı maiyet, Hacı İlyas Mahallesi'nin ırmak tarafını kaplayan konak, yaldızlı odalar.
Muslîzâde Mustafa Paşa ve Muslîzâde İbrâhim Efendi konusunda bu cildin 164. maddesine bakılabilir. İbrâhim Bey'in 1158'de İran savaşında ölümü, Hüsameddin'in 1158 rebiülâhirine koyduğu tarihtir; başka bir kaynakta doğrulanamadı. Gürcüzâde ve Torumtay vakfı tevliyeti ile ilgili Hüsameddin dışında ayrıntıya rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 56–57. amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar