İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İbrâhim Efendi-Halîl Ağazâde

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 76 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Mecidözülüdür. Oranın eşrâfından Hasan Ağa bin Halîl Ağa’nın oğludur. 1230’da doğdu. Biraz tahsîl-i ulûm ve ma’rifet ederek 1265’de Mecidözü kazâsı kâtibi olup teneffüz etdi. Bundan dolayı 1270’de Rumeli’ne kaldırıldı. 1273’de Toyran, Küçük Zağra, Büyük Zağra kasabalarına sırasıyla mâl müdürü olup 1280’de avdet etdi. Ba’dehû meclis-i idâre-i kazâ a’zâsından olduğu hâlde 1290’da vefât etdi. Şi’a a’yânından nâfizü’l-kelim, hânesi küşâde, müdebbir, Alevî meşreb bir kimse idi. Oğulları a’yân-ı kazâdan Hasan, Hüseyin, Mehmed Efendilerdir. 1317’de Hasan Efendi’nin hânesinde birkaç gün kaldım. Mükrim ve misâfir perverdi. [221]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Mecidözülüdür. Oranın ileri gelenlerinden Hasan Ağa bin Halîl Ağa'nın oğludur. 1230 [1814-15] yılında doğdu. Bir miktar ilim ve bilgi edinerek 1265 [1848-49] yılında Mecidözü kazası kâtibi oldu ve nüfuz kazandı. Bu yüzden 1270 [1853-54] yılında Rumeli'ye gönderildi. 1273 [1856-57] yılında sırasıyla Toyran, Küçük Zağra ve Büyük Zağra kasabalarında mal müdürü oldu ve 1280 [1863-64] yılında memleketine döndü. Daha sonra kaza idare meclisi üyesi iken 1290 [1873-74] yılında öldü. Şia ileri gelenlerinden, sözü geçer, kapısı herkese açık, tedbirli, Alevî meşrepli bir kimseydi. Oğulları kazanın ileri gelenlerinden Hasan, Hüseyin ve Mehmed efendilerdir. 1317 [1899-1900] yılında Hasan Efendi'nin evinde birkaç gün kaldım. İkram eden, konuksever bir kimseydi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • eşrâf: ileri gelenler
  • teneffüz etmek: nüfuz kazanmak, sözü geçer hâle gelmek
  • kaldırılmak: burada bulunduğu yerden alınıp başka yere gönderilmek
  • mâl müdürü: kazanın ya da kasabanın mali işlerine bakan memur
  • avdet: geri dönüş
  • meclis-i idâre-i kazâ: kaza idare meclisi
  • nâfizü'l-kelim: sözü geçer
  • hânesi küşâde: evi herkese açık
  • müdebbir: tedbirli, işin sonunu düşünen
  • meşreb: yaratılış, mizaç, yol
  • mükrim: ikram eden, cömert

Mecidözü ve Kaza Olma Tarihi

Mecidözü, bugün Çorum'a bağlı Mecitözü ilçesidir. Uzun yıllar Sivas vilayetinin Amasya sancağına bağlı kalmış, 1916'da Ankara vilayetinin Çorum sancağına bağlanmıştır. Kasabanın gelişmesi bir ailenin çabasıyla başlamıştır: Avukatlızâde el-Hâc Ali Ağa 1728'den itibaren o zaman köy olan bu yerde oturarak büyük bir nüfuz ve itibar kazanmış, burada bir cami, bir hamam, bir mektep ve kendine ait büyük bir konak yaptırmış, torunu da caminin önüne bir medrese inşa ettirmiştir. Yerleşmenin halkı arasında Bayındır ve Kayı aşiretlerinden gelenlerin yanında Tatarlar ve Çerkezler de bulunuyordu.

Mecidözü'nün kaza olma tarihi kaynaklarda farklı verilir. Kaymakamlığın tarihçesi ve kimi ansiklopedi kayıtları kazanın 1874'te kurulduğunu ve buraya ilk kaymakamın o zaman atandığını yazar. Hamdullah Dedeoğlu ise Mecidözü'nün 1868'den 1918'e kadar Amasya'ya bağlı bir kaza olduğunu, aynı bölgedeki Zünnunâbâd'ın 1642'den 1868'e kadar kaza, sonra nahiye olduğunu belirtir. Hüsameddin ise İbrâhim Efendi'nin 1265 [1848-49] yılında "Mecidözü kazası kâtibi" olduğunu söyler. Bu tarihte bölgedeki kaza merkezinin kaynaklarda Zünnunâbâd olarak görünmesi, Hüsameddin'in kazayı kendi döneminde taşıdığı adla anmış olabileceğini düşündürür; ancak bu bir tahmindir.

Tanzimat'ın İlk Yıllarında Kaza Yönetimi

İbrâhim Efendi'nin kâtip olarak nüfuz kazanması ve bunun üzerine Rumeli'ye gönderilmesi, Tanzimat'ın ilk yıllarındaki kaza yönetiminin özellikleriyle birlikte okunmalıdır. Musa Çadırcı'nın incelemesine göre 1842 Mart'ından itibaren uygulanan düzenle her kazada ileri gelenler toplanarak aralarından birini müdür seçiyor, seçilen müdürden zimmetine devlet geliri geçirmemesi için kefil isteniyordu. Kaza müdürlerinin başlıca görevi aşar ve benzeri vergilerin zamanında toplanmasını sağlamaktı. Uygulamada sancak yöneticilerinin akrabalarını bu göreve getirdiği, halkın buna tepki gösterdiği de olurdu; valiler, hazine gelirini zimmetine geçiren ya da halktan fazla vergi toplayan müdürleri görevden alabiliyordu. Hüsameddin, İbrâhim Efendi'nin kazandığı nüfuzun neden sakıncalı görüldüğünü ve Rumeli'ye kimin kararıyla gönderildiğini söylemez. Dikkat çekici olan, onun Rumeli'de cezalandırılmayıp üç yıl sonra mal müdürlüğü gibi devlet gelirleriyle ilgili sorumlu bir göreve getirilmesidir; bu da gönderilişinin bir cezadan çok memleketinden uzaklaştırma amacı taşıdığını düşündürür, ancak bu konuda bir belgeye rastlanmadı.

Rumeli'deki Görev Yerleri

Toyran, bugün Kuzey Makedonya'nın güneydoğu köşesinde, aynı adı taşıyan gölün kıyısındaki Doyran kasabasıdır. Osmanlı idaresinde bir kaza merkezi olmuş, 1668'de buraya gelen Evliya Çelebi kasabayı Selanik topraklarında, bahçeler ve üzüm bağları arasında taş evleriyle müreffeh bir yer olarak tarif etmiştir. 1831 Osmanlı sayımında kasabada 716 Müslüman erkek bulunduğu, toplam 3430 kişilik nüfusun yüzde kırk ikisinin Müslüman olduğu anlaşılmaktadır.

Rumeli'de Zağra adını taşıyan iki kaza merkezi bilinir: bugün Bulgaristan'da Stara Zagora adıyla anılan Eski Zağra ile Nova Zagora adıyla anılan Yenice-i Zağra (Yeni Zağra). Eski Zağra, muhtemelen 1371'de Osmanlıların eline geçmiş eski bir şehirdir; 1831'de toplam nüfusu 18.368 kişiydi ve 1878 Berlin Antlaşması'ndan sonra Doğu Rumeli vilayetinin sınırları içinde kalmıştır. Hüsameddin'in "Küçük Zağra" ve "Büyük Zağra" dediği yerlerin bu iki kasaba olması muhtemeldir; hangisinin hangisine karşılık geldiği doğrulanamamıştır. Doyran ile Zağralar arasındaki uzaklık, İbrâhim Efendi'nin on yıla yakın bir süre Rumeli'nin farklı köşelerinde görev yaptığını gösterir.

"Şia A'yânından" ve "Alevî Meşreb"

Hüsameddin, İbrâhim Efendi'yi "Şia ileri gelenlerinden" ve "Alevî meşrepli" diye niteler. Yazarın kendi döneminin terimleriyle yaptığı bu tanım, Mecidözü yöresindeki Alevî toplulukların içinden gelen ve kaza yönetiminde söz sahibi olan bir eşraf ailesini anlatır. Aynı satırlarda onun sözünün geçtiğini, evinin herkese açık olduğunu, oğullarının da kazanın ileri gelenleri arasında bulunduğunu yazması, ailenin yerel toplumdaki saygınlığını gösterir.

Maddenin sonunda Hüsameddin, 1317 [1899-1900] yılında İbrâhim Efendi'nin oğlu Hasan Efendi'nin evinde birkaç gün kaldığını ve onun konukseverliğini anlatır. Bu cümle, yazarın bilgilerinin bir kısmını bizzat yaptığı yolculuklarda ve ailelerle kurduğu ilişkilerle topladığını gösteren bir tanıklıktır. Halil Ağazâde ailesine dair Hüsameddin dışında bir kayda rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 76–76. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.