Amasyalıdır. Saraçhâne hatîbi el-Hâc Mehmed Efendi’nin mahdûmu ve es-Seyyid el-Hâc Ömer Efendi’nin birâderidir. İstanbul’a gelip Müftü Es’ad Efendi Medrese-i cedîdesinde ikâmetle bir tarafdan tahsîl-i ulûma gayret ve diğer tarafdan Kettânîzâde Ali Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahze himmet etdi.
Üstâdından ketebe vaz’ına icâzet alıp bütün şürekâ ve akrânına tefevvuk etdi. Medrese-i mezkûrede sâkin ü ta’lîm-i hatt ile müşteğil iken 1168’de vefât etdi. Âlim, kâtib bir hattât-ı meşhûr idi.
Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eserinde diyor ki: “Anadolu’da Ereğli nâm kasabadandır. Hatîpzâde derlerdi. İstanbul’a geldikde zümre-i talebede suhte-i medrese-nişîn-i hamûl olup Kettânîzâde Ali Efendi’den te’allümle sülüs ve nesihde vaz’-ı ketebeye [162] me’zûn olup isti’dâd-ı ezelîsinden nâşî bi’l-cümle şürekâsına tefavvuk ile “menem diğer nist” vâdîsinde zamânının üstâdlarından kat’-ı nazar-ı sad nâ-şinâsâne “Ez-nefes-i pîr be-ters ey cevân” pendiyle bend olmayıp pîrân-ı kudemâya dâhi zebân-dırâz-ı tekebbür idi. Müftü Es’ad Efendi medrese-i cedîdesinde sâkin iken vakt-i kühûlette letame-i te’dîb-i tâ’un ile hâmuş olduğunu bu mısra ile ifâde eylemişlerdir. Mevt-i nârı yakdı İbrâhimi bâd-ı âhdan 1168”
Hattât-ı müşârün-ileyhin 1161’de yazdığı Şifâ-yı Şerîf enderûn kütübhânesinde manzûrum olup bu kitabın âhirinde “Ketebehü ez’afü’l-ibâdi es-Seyyid İbrâhim el-Amâsî min telâmizi’l-meşhûri bi-Kettânî hüve min-telâmizi’l-kâmilü’l-ma’rûf bi-ebci” yazmıştır. İnce nesîh olup fevkalâde güzel ve şâyân-ı ziyâretdir. Binâen aleyh: Hattât es-Seyyid İbrâhim Efendi “Anadolu’da Ereğli nam kasabadan” değil, Anadolu’da Amasya şehrindendir.
1168’de Amasya’da Saraçhâne hatîbi olan birâderi Hatîbzâde es-Seyyid el-Hâc Ömer Efendi, hattât-ı müşarün ileyhin bilâ-veled vefâtına binâen li-ebeveyn birâderi olmak hasebiyle muhallefâtına vâris olduğu da müsecceldir. Bir hattâtı Amasyalı [163] yapmak gayretiyle değil, bir hakîkati tenvîre hizmet emeliyle bu terceme yazıldı. Amasya’nın yüzünü güldüren hattâtlarımız pek çokdur.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Saraçhane hatibi el-Hâc Mehmed Efendi'nin oğlu, es-Seyyid el-Hâc Ömer Efendi'nin kardeşidir. İstanbul'a gelip Müftü Es'ad Efendi'nin Yeni Medresesi'nde kaldı; bir yandan ilim öğrenmeye gayret etti, bir yandan da Kettânîzâde Ali Efendi'den çeşitli yazı türlerini öğrenmeye çalıştı.
Hocasından yazı yazma icazeti (izni) alıp bütün arkadaşlarından ve akranlarından üstün oldu. Adı geçen medresede oturup yazı öğretmekle meşgulken 1168'de [1754-55] vefat etti. Âlim, kâtip, ünlü bir hattattı.
Müstakîmzâde Süleyman Sa'deddîn Efendi "Tuhfetü'l-Hattâtîn" adlı eserinde şöyle der: "Anadolu'da Ereğli adlı kasabadandır. Hatîpzâde derlerdi. İstanbul'a geldiğinde medrese talebeleri arasında, sessiz ve mütevazı bir medrese sakini idi. Kettânîzâde Ali Efendi'den öğrenerek sülüs ve nesih yazılarında yazı yazma iznini aldı. Doğuştan gelen yeteneği sayesinde bütün arkadaşlarından üstün oldu. 'Benden başkası yok' sevdasına kapılıp zamanının ustalarını yüz kere tanımazlıktan gelerek, 'Ey genç, yaşlının nefesinden kork' öğüdüne bağlanmadı; eski ustalara karşı bile kibirle dil uzatırdı. Müftü Es'ad Efendi'nin yeni medresesinde otururken, olgunluk çağında, veba terbiye tokadıyla susturuldu. Bunu şu mısra ile anlatmışlardır: 'Ölüm ateşi İbrâhim'i âh rüzgârından yaktı 1168'."
Adı geçen hattatın 1161'de [1748] yazdığı Şifâ-yı Şerîf'i Enderun kütüphanesinde gördüm. Kitabın sonuna şunu yazmıştır: "Bunu, kulların en zayıfı Amasyalı es-Seyyid İbrâhim yazdı; Kettânî diye meşhur olanın öğrencilerindendir; o da 'Ebcî' diye bilinen kâmil öğrencilerdendir." İnce nesih bir yazıdır, son derece güzeldir ve görülmeye değer. Bu yüzden: Hattat es-Seyyid İbrahim Efendi "Anadolu'da Ereğli adlı kasabadan" değil, Anadolu'da Amasya şehrindendir.
1168'de Amasya'da Saraçhane hatibi olan kardeşi Hatîbzâde es-Seyyid el-Hâc Ömer Efendi'nin, adı geçen hattatın çocuksuz ölmesi üzerine ana baba bir kardeşi olması sebebiyle mirasına vâris olduğu da kayıtlıdır. Bu biyografi, bir hattatı Amasyalı yapmak gayretiyle değil, bir gerçeği aydınlatma amacıyla yazıldı. Amasya'nın yüzünü güldüren hattatlarımız pek çoktur.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- hatîb: camide hutbe okuyan görevli
- Hatîbzâde: hatibin oğlu; aile lakabı
- hutût-ı mütenevvi'a: çeşitli yazı türleri
- ketebe vaz'ı: yazı yazma, hat yazma işi
- icâzet: bir sanatı ya da ilmi öğretme izni, diploma
- şürekâ ve akrân: arkadaşlar ve akranlar
- sülüs, nesih: Osmanlı hat sanatının iki temel yazı türü
- zebân-dırâz: dil uzatan, saygısızca konuşan
- telâmiz: öğrenciler
- muhallefât: ölenin bıraktığı mal, miras
- li-ebeveyn birâder: ana baba bir kardeş
Bir Hattatın Memleketi Tartışması
Hüsameddin bu maddede başka bir yazarın hatasını düzeltmek için kalem alır. Hattatlara dair Müstakîmzâde'nin "Tuhfetü'l-Hattâtîn"i, Hatîbzâde İbrahim Efendi'yi "Anadolu'da Ereğli kasabasından" sayar. Hüsameddin ise Enderun kütüphanesinde gördüğü 1161 tarihli Şifâ-yı Şerîf nüshasının sonundaki kayda dayanır; hattat orada kendini "el-Amâsî", yani Amasyalı diye tanıtmaktadır. Nispet (memleket) kelimesini yazanın kendisi kullandığı için bu kanıt, bir başkasının aktarımından daha güçlüdür. Hüsameddin'in kaydettiği bir başka belge de kardeşi Ömer Efendi'nin terekeye vâris olması, yani kayıtlarda İbrahim Efendi'nin Amasya'daki ailesiyle birlikte anılmasıdır.
Müstakîmzâde'nin ifadelerinde, ölen hattata karşı bir sertlik dikkat çeker: onu kibirli bulur ve ölümünü "veba tokadı" diye yorumlar. Hüsameddin bu yargıya itiraz etmez; düzeltmesini yalnızca memleket konusunda yapar.
Saraçhane Camii
Babası ile kardeşinin görev yaptığı Saraçhane Camii, Amasya'da bugün de ayaktadır. Kültür Portalı'na göre ilk adı Şadgeldi Paşa Camii'dir; 1372'de Amasya emiri Şadgeldi Paşa yaptırmıştır. Çevresindeki saraç dükkânları yüzünden Çelebi Mehmed döneminden itibaren Saraçhane Camii diye anılır. Kare planlı, tek kubbeli bir yapı iken sonradan bir bölüm eklenerek dikdörtgen plana çevrilmiş, çok onarım görmüştür. Metne göre hattatın babası ile kardeşi bu caminin hatibidir.
Müftü Es'ad Efendi Yeni Medresesi ve Kettânîzâde Ali Efendi hakkında başka kaynaklarda bu çalışma sırasında bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça