1203 senesi cumâdelûlâsında vefât eden rikâb-ı hümâyûn defterdârı Amasyalı İsmâil Efendi bin İbrâhim Ağa’nın mahdûmudur. 1167 senesinde doğup İstanbul’da büyüdü. Genç iken mektûbi-i sadâret kalemine çırâğ olup ilm ü ma’rifet tahsîl ederek güzel bir terbiye gördü.
Re’isü’l-küttâb Amasyalı Bıçakçılar İmâmızâde el-Hâc Mustafa Efendi’ye dâmâd ve müte’âkiben kaleminde ser-halîfe olarak temâyüz edib 1199 senesi recebinin dördüncü günü mektûbi-i sadr-ı âlî oldu. Ancak kendisine kindâr olan Gürcü Koca Yûsuf Paşa 1200 rebiülevvelinde sadr-ı a’zam olup İstanbul’a geldikde ma’zûl olduysa da 1202 senesi muharreminde bâ-irâde-i seniyye sâniyen mektûbi-i sadr-ı âlî olarak ordu-yı hümâyûn ile beraber harbe gitdi.
Ancak 1203 senesi cumâdelûlâsında pederinin vefâtına binâen hem sadr-ı a’zamın ve ordu-yu hümâyunun ahvâlinden ma’lûmat almak, hem de sadr-ı müşârün-ileyhin su’i-kasdından hayâtını kurtarmak için sene-i mezbûre cumâdelâhiresi evâilinde Rusçuk meştâsından [195] celb edilip rikâb-ı hümâyûn kethüdâsı oldu.
1203 recebinin on birinci günü Sultân Selîm Hân-ı Sâlis cülûsunda mevki’ini muhâfaza edib 1204 rebiülevvelinde Cezâ’irli Gâzi Hasan Paşa sadr-ı a’zam oldukta orduda bulunması elzem olduğundan bahisle orduya gönderilmesini taleb etdi. Lâkin bu talebin tazammun etdiği su’i-kasd anlaşıldığından surre-i hümâyûn imâmetini ricâ ederek matlûbuna müsâde buyruldu. Bu sûretle hayâtını Hasan Paşa’nın pençe-i kahrından kurtardı.
Hicâz’dan avdetinde baş-muhâsebeci olup Koca Yûsuf Paşa’nın 1205 senesi cumâdelâhiresinde ikinci def’a sadr-ı a’zam olup İstanbul’a gelmesi üzerine 1206 rebiülevvelinde azledilip ramazânında Melek Mehmed Paşa mesned-i sadârete geldiğinden 1207 senesi muharreminin yirmi altısında kethüdâ-yı sadr-ı âlî ve 1208 şa’bânında baş-defterdâr ve Sultân Selîm’in fevkalâde teveccüh ve i’timâdını kazanıp mânen müsteşâr-ı saltanat oldu.
1209 senesi rebiülevvelinde mesned-i sadârete Za’ferânbolulu Mehmed İzzet Paşa gelince bunu istirkâb eylediğinden sene-i mezbûre zilka’desinin yedisinde defterdârlıkdan kaldırılıp [196] Zahîre Nazırı oldu. Nizâm-ı Cedîd askerinin ihdâsı ve neferâtın Amasya vilâyetinden tedârik ve celbi hakkında irâde-i seniyye istihsâl ederek¹² 1210 senesi ramazânının ikisinde sânîyen baş-defterdâr oldu.
Sadr-ı a’zam Mehmed İzzet Paşa’nın yine istirkâbını da’vet eylediğinden 1211’de rûz-nâme-i evvel ve 1212’de tersâne emîni ve hakîkat hâlde müsteşar-ı saltanat, mü’temen-i devlet olarak icrâ-yı nüfûz etdi. Amasya’dan celb edilen neferât ile Nizâm-ı Cedîd Ocağını açdırdı.
1213 senesi rebiülevvelinde İzzet Mehmed Paşa’nın azl ve i’zâmı üzerine Yûsuf Ziyâ Paşa mesned-i sadârete geldikde sene-i mezbûre zilka’desinin sekizinci günü îrâd-ı cedîd defterdârı olarak altı yıldan ziyâde bu mesnedini muhâfaza etdi.
Ancak 1220 senesi muharreminin dördüncü günü sadr-ı a’zam olan Hâfız İsmâil Paşa’nın akîb-i sadâretinde müşârün-ileyhin ibrâmıyla azledildi. Bir yıl kadar ma’zûl olduğu hâlde mihrimâne tedvîr-i umûr-ı devlet ederek 1221 senesi muharreminde Umûr-ı Bahriyye Nâzırı unvânıyla sânîyen tersâne emîni oldu. [197]
Fakat Nizâm-ı Cedîd Ocağı kuvvet bulup yeniçeri ocağının gayret-keşlerini kızdırmakda idi. 1221 senesi recebinde Hâfız İsmâil Paşa’nın azliyle yerine yeniçeri ağası İbrâhim Hilmî Ağa vezâretle sadr-ı a’zam nasb edilerek bu gayret-keşleri inzibât altında bulundurmaya çalışıldı.
Ne çâre ki 1222 senesi rebiülevvelinde isyân bayrağını açan Kabakcı Mustafa’nın şer zümre-i kalîlesi önünden Sadr-ı a’zam İbrâhim Hilmî Paşa’nın firârı üzerine mezkûr rebiülevvelin yirmi birinci günü Sultân Selîm Hân-ı Sâlîs hal’ ve sâhib-i terceme ile rüfekâsı da eşkiyâ elinde şehîd edildi. Eyüb’de Kâşgarî Dergâhı yolunda medfûndur.
Müşârün-ileyh fenn-i kitâbetde mâhir, tedbîr-i umûrda misli nâdir, gâyet fatîn, vakûr, sâhib-i temkîn, âlî-himmet, mahrem-i esrâr-ı devlet, zübde-i erkân-ı saltanat, teceddüt-perverlerin alemdârı, Nizâm-ı Cedîd’in emekdârı, nahîfü’l-binye bir zât-ı sütûde-simât idi. Amasya’ya ve Amasyalı ricâle ulûvi himmeti bâhir olup İbrâhim Afîf Efendi bunun yetiştirmesidir. Mahdûmu İsmâil Zühdü Bey ve birâderi Mehmed Efendi’dir. [198]
Günümüz Türkçesiyle
1203 yılı cemaziyelevvelinde [Ocak-Şubat 1789] ölen rikâb-ı hümâyûn defterdarı Amasyalı İsmâil Efendi bin İbrâhim Ağa'nın oğludur. 1167 [1753-54] yılında doğdu ve İstanbul'da büyüdü. Gençken sadaret mektubî kalemine (sadrazamlığın yazı işleri dairesine) çırak olarak girdi; ilim ve bilgi edinerek iyi bir terbiye gördü.
Reisülküttâb Amasyalı Bıçakçılar İmâmızâde Hacı Mustafa Efendi'ye damat oldu; ardından onun kaleminde serhalife (kalemin baş kâtibi) olarak öne çıktı ve 1199 yılı receb ayının dördüncü günü [13 Mayıs 1785] sadaret mektupçusu oldu. Ancak kendisine kin besleyen Gürcü Koca Yûsuf Paşa 1200 rebiülevvelinde [Ocak 1786] sadrazam olup İstanbul'a gelince görevinden alındı. Yine de 1202 yılı muharreminde [Ekim-Kasım 1787] padişahın iradesiyle ikinci kez sadaret mektupçusu olarak ordu-yı hümâyûn ile birlikte savaşa gitti.
Fakat 1203 yılı cemaziyelevvelinde babası ölünce, hem sadrazamın ve ordunun durumu hakkında bilgi almak, hem de sadrazamın kendisine yönelik kötü niyetinden hayatını kurtarmak için, aynı yılın cemaziyelahiri başlarında [Şubat-Mart 1789] Rusçuk kışlağından İstanbul'a çağrılarak rikâb-ı hümâyûn kethüdası oldu.
1203 yılı receb ayının on birinci günü [7 Nisan 1789] Sultan III. Selîm Han'ın tahta çıkışında yerini korudu. 1204 rebiülevvelinde [Kasım-Aralık 1789] Cezayirli Gazi Hasan Paşa sadrazam olunca, İbrâhim Efendi'nin orduda bulunmasının zorunlu olduğunu ileri sürerek orduya gönderilmesini istedi. Ne var ki bu isteğin altında bir kötü niyet yattığı anlaşıldığından İbrâhim Efendi surre-i hümâyûn imamlığını rica etti ve dileği kabul edildi. Böylece hayatını Hasan Paşa'nın öfkesinin pençesinden kurtardı.
Hicaz'dan dönüşünde başmuhasebeci oldu. Koca Yûsuf Paşa 1205 yılı cemaziyelahirinde [Şubat 1791] ikinci defa sadrazam olup İstanbul'a gelince 1206 rebiülevvelinde [Kasım 1791] azledildi. Aynı yılın ramazanında [Nisan-Mayıs 1792] Melek Mehmed Paşa sadrazamlık makamına geldiğinden, 1207 yılı muharreminin yirmi altısında [13 Eylül 1792] sadaret kethüdası, 1208 şabanında [Mart 1794] başdefterdar oldu. Sultan Selîm'in olağanüstü teveccüh ve güvenini kazanarak fiilen saltanatın müsteşarı durumuna geldi.
1209 yılı rebiülevvelinde [Eylül-Ekim 1794] sadrazamlık makamına Safranbolulu Mehmed İzzet Paşa gelince İbrâhim Efendi'yi kendisine rakip gördüğünden, aynı yılın zilkadesinin yedisinde [26 Mayıs 1795] defterdarlıktan alınıp Zahire Nâzırı yapıldı. Nizâm-ı Cedîd askerinin kurulması ve neferlerin Amasya vilayetinden temin edilip getirilmesi hakkında padişahın iradesini alarak 1210 yılı ramazanının ikisinde [11 Mart 1796] ikinci defa başdefterdar oldu.
Sadrazam Mehmed İzzet Paşa'nın rekabetini yine üzerine çektiğinden 1211'de [1796-97] rûznâme-i evvel, 1212'de [1797-98] tersane emini oldu; ama gerçekte saltanatın müsteşarı ve devletin güvenilir adamı olarak nüfuzunu yürüttü. Amasya'dan getirilen neferlerle Nizâm-ı Cedîd Ocağı'nı açtırdı.
1213 yılı rebiülevvelinde [Ağustos-Eylül 1798] İzzet Mehmed Paşa azledilip İstanbul'dan uzaklaştırılınca Yûsuf Ziyâ Paşa sadrazamlık makamına geldi; İbrâhim Efendi de aynı yılın zilkadesinin sekizinci günü [13 Nisan 1799] îrâd-ı cedîd defterdarı oldu ve altı yıldan fazla bu makamda kaldı.
Ancak 1220 yılı muharreminin dördüncü günü [4 Nisan 1805] sadrazam olan Hâfız İsmâil Paşa'nın, sadrazamlığının hemen ardından gösterdiği ısrarla azledildi. Bir yıl kadar görevsiz kaldığı halde devlet işlerini perde arkasından yönetmeyi sürdürdü ve 1221 yılı muharreminde [Mart-Nisan 1806] Umûr-ı Bahriyye Nâzırı (deniz işleri nazırı) unvanıyla ikinci defa tersane emini oldu.
Fakat Nizâm-ı Cedîd Ocağı güçlendikçe yeniçeri ocağının yandaşlarını kızdırıyordu. 1221 yılı recebinde [Eylül-Ekim 1806] Hâfız İsmâil Paşa azledilerek yerine yeniçeri ağası İbrâhim Hilmî Ağa vezirlik rütbesiyle sadrazam yapıldı ve bu yolla söz konusu yandaşlar disiplin altında tutulmaya çalışıldı.
Ne çare ki 1222 yılı rebiülevvelinde isyan bayrağını açan Kabakçı Mustafa'nın küçük şer topluluğu önünden Sadrazam İbrâhim Hilmî Paşa'nın kaçması üzerine, sözü geçen rebiülevvelin yirmi birinci günü [29 Mayıs 1807] Sultan III. Selîm Han tahttan indirildi; biyografisini yazdığımız zat da arkadaşlarıyla birlikte eşkıyanın elinde şehit edildi. Eyüp'te Kâşgarî Dergâhı yolunda gömülüdür.
Kendisi kâtiplik sanatında usta, işlerin idaresinde eşi az bulunur, son derece zeki, ağırbaşlı, temkinli, yüksek gayretli, devlet sırlarının mahremi, saltanat erkânının seçkini, yenilik taraftarlarının bayraktarı, Nizâm-ı Cedîd'in emektarı, zayıf yapılı ve övülmeye değer huylara sahip bir zattı. Amasya'ya ve Amasyalı devlet adamlarına yüksek himmeti açıktı; İbrâhim Afîf Efendi onun yetiştirmesidir. Oğlu İsmâil Zühdü Bey, kardeşi Mehmed Efendi'dir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- rikâb-ı hümâyûn defterdarı / kethüdası: ordu sefere çıktığında İstanbul'da padişahın yanında kalan maliye ve sadaret işlerini yürüten görevliler
- mektubî-i sadâret: sadrazamlığın yazışma dairesi; mektupçu: bu dairenin başı
- çırağ: kaleme yeni giren çırak kâtip
- re'isü'l-küttâb: Divan kâtiplerinin başı, dış işleri de yürüten yüksek görevli
- ser-halîfe: bir kalemin kıdemli baş kâtibi
- kindâr: kin besleyen; ma'zûl: görevden alınmış
- bâ-irâde-i seniyye: padişahın iradesiyle
- meştâ: ordunun kışı geçirdiği kışlak
- su'i-kasd: kötü niyet, birine zarar verme tasarısı
- surre-i hümâyûn: her yıl Mekke ve Medine'ye gönderilen padişah bağışı ve onu götüren kafile
- mesned-i sadâret: sadrazamlık makamı
- istirkâb: birini rakip görmek, kıskanmak
- zahîre nâzırı: İstanbul'un hububat iaşesinden sorumlu nazır
- rûz-nâme-i evvel: maliyedeki birinci rûznâmçe kaleminin başı
- îrâd-ı cedîd: Nizâm-ı Cedîd ordusunun giderleri için kurulan yeni hazine
- mihrimâne: metinde böyle geçer; çeviride "perde arkasından" diye karşılanmıştır. Kelimenin "gizlice" anlamındaki mahremâne yerine dizilmiş olması muhtemeldir; bu bir tahmindir
- gayret-keş: bir zümrenin yandaşı, taraftarı
- hal': padişahı tahttan indirme
- sâhib-i terceme: biyografisi yazılan kişi
- fatîn: zeki, anlayışlı; vakûr: ağırbaşlı; sâhib-i temkîn: temkinli
- teceddüt-perver: yenilik taraftarı; nahîfü'l-binye: zayıf yapılı
Kaynaklarda "Gizli Sıtma" Hacı İbrâhim Efendi
Hüsameddin maddenin başlığında bu zatı "İbrâhim Reşîd Efendi" diye anar. Bugünkü araştırmalarda ise aynı kişi Hacı İbrâhim Efendi, Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi ya da halkın taktığı lakapla "Gizli Sıtma" İbrâhim Efendi olarak geçer. Kimliği konusunda tereddüt yoktur: Yunus İnce'nin Kabakçı Mustafa İsyanı üzerine çalışmasında bu İbrâhim Efendi'nin rikâb defterdarı İsmâil Efendi'nin oğlu olduğu, mektubî kaleminde çalışırken Reisülküttâb Mustafa Efendi ile yakınlık kurarak hızla yükseldiği, serhalifelik, mektupçuluk, rikâb-ı hümâyûn kethüdalığı, başmuhasebecilik, sadaret kethüdalığı, defterdarlık, tersane eminliği, îrâd-ı cedîd defterdarlığı ve hububat nazırlığı yaptığı belirtilir. Bu sıralama Hüsameddin'in anlattıklarıyla birebir örtüşür.
Okurun dikkat etmesi gereken bir karışıklık vardır. 1807 isyanında öldürülenler arasında bir de "İbrâhim Kethüda" diye bilinen Arabacızâde İbrâhim Nesîm Efendi bulunur. İsyancıların padişahtan istedikleri on bir kişilik listede ikisi ayrı ayrı yer alır: birinci sırada İbrâhim Nesîm Efendi, ikinci sırada "Bahriye Nazırı Hacı İbrâhim Efendi". Maddemizin kahramanı ikincisidir. Sabit Genç'in çalışmasında Tayyar Mahmud Paşa ile birlikte Nizâm-ı Cedîd muhalifleri arasında anılan İbrâhim Nesîm Efendi ise başka bir kişidir.
Hüsameddin'in Tarihleri ve Bugünkü Araştırmalar
Hakan Erdem, Nizâm-ı Cedîd devrinin lâyiha yazarlarını anlatan yazılarında İbrâhim Efendi'nin hayatını miladî tarihleriyle verir. Bu tarihler Hüsameddin'in hicrî kayıtlarıyla büyük ölçüde uyuşur: sadaret mektupçuluğu 13 Mayıs 1785, rikâb kethüdalığına çağrılış Şubat-Mart 1789, sadaret kethüdalığı 13 Eylül 1792, zahire nazırlığı 26 Mayıs 1795, ikinci başdefterdarlık 11 Mart 1796, îrâd-ı cedîd defterdarlığı 13 Nisan 1799. Erdem'e göre bu son görev Nisan 1805'e kadar, yani beş yıl kadar sürmüştür; Hüsameddin "altı yıldan fazla" der. Sicill-i Osmânî de Nisan 1806'da "umûr-ı bahriye nâzırı" unvanıyla tersane emini olduğunu ve 29 Mayıs 1807'de Kabakçı vakasında şehit edildiğini kaydeder.
Başka iki noktada daha ayrılık görülür. Erdem ilk başdefterdarlığı 20 Nisan 1793 tarihine koyar ve İbrâhim Efendi'nin bu makamda lâyiha yazarlarından Mehmed Şerif Efendi'nin yerine geçtiğini belirtir; Hüsameddin ise 1208 şabanı [Mart 1794] tarihini verir. Erdem ayrıca ilk tersane eminliğini bundan bir yıl kadar sonraya yerleştirir; Hüsameddin bu görevi 1212 [1797-98] yılında gösterir. İkinci fark Hicaz yolculuğuyla ilgilidir. Hüsameddin onun "surre imamlığını" istediğini yazar; Erdem, Cevdet Paşa'ya dayanarak "surre-i hümâyûn eminliğini" elde ettiğini söyler. Cevdet'in Cezayirli Gazi Hasan Paşa'yı İbrâhim Efendi'nin "hasm-ı canı", yani can düşmanı olarak nitelemesi ise Hüsameddin'in anlatısını doğrular. Hüsameddin'in iki dipnotu da önemlidir: biri Ayasofya mahzen evrakı arasında gördüğü 1191 [1777-78] tarihli bir meşâhere (aylık maaş) defterine, öteki Nizâm-ı Cedîd askerinin Amasya'dan toplanmasına dair fermanların suretlerine işaret eder; yazar bu suretleri hem Ayasofya mahzeninde hem Amasya sicillerinde gördüğünü belirtir.
Bir Islahat Lâyihası
İbrâhim Efendi, III. Selîm'in 1789-1792 savaşının sonunda devlet adamlarından istediği ıslahat lâyihalarının yazarlarından biridir. Erdem'e göre lâyihasını Kasım 1791'de başmuhasebecilikten azledilmeden önce kaleme almıştır. Metnin üçte biri askerî konulara ayrılmışsa da ağırlık taşra idaresi ve halkın durumu üzerindedir. İbrâhim Efendi her eyalete ehil bir vali atanmasını, valilerden yılda bir defa alınacak küçük bir hediye dışında para istenmemesini, bir valinin görev yerinde en az üç yıl kalmasını, vali nakillerinin yakın yerler arasında yapılmasını ister. Vilayet masraflarını gösteren tevzi defterlerinin yalnız yöneticilere ve ayana değil, mahkemeye çağrılan yöre ihtiyarlarına da gösterilmesini, defterin bir nüshasının başkente gönderilmesini, ayanın hesaplarının her yıl sonunda şer'î mahkemede görülmesini önerir. Has ve vakıf köylerinin halkı ile öteki reaya arasındaki ayrımın kaldırılmasını ve vergilerde bütün reayaya eşit davranılmasını istemesi, fahiş cizye toplanmasına karşı çıkması dikkat çekicidir.
Erdem bu önerilerin bir kısmının 1792'de çıkarılan Vüzera Kanunnamesi'ne neredeyse aynı sözlerle geçtiğini tespit eder ve vakanüvis Âsım Efendi ile Cevdet Paşa'nın İbrâhim Efendi'yi neden "Nizâm-ı Cedîd'in müdîr ü müdebbiri", yani tedbirli yöneticisi diye andığını bu bağlamda açıklar. Cevdet Paşa onu kâtiplikte usta, işlerin idaresinde eşsiz, zeki, vakur ve temkinli diye över; Hüsameddin'in maddenin sonundaki sıfatları da büyük ölçüde bu ifadeleri hatırlatır. Aynı kaynaklar onun halk arasında gaddarlığı ve merhametsizliğiyle kötülendiğini ve "Gizli Sıtma" lakabıyla anıldığını da saklamaz. Erdem, meslektaşı ve rakibi Çelebi Mustafa Reşid Efendi ile İbrâhim Efendi'nin kaderlerini karşılaştırır: ikisi sık sık aynı makamlarda birbirinin halefi ve selefi olmuştur; 1807'de yeniçeriler Mustafa Reşid'e "Maşallah Efendi Baba" diyerek dokunmamış, İbrâhim Efendi'yi ise hakaretlerle öldürmüşlerdir. Nitekim onun ölümünden sonra tersane eminliğine Mustafa Reşid Efendi getirilmiştir.
Amasya'da Nizâm-ı Cedîd ve İbrâhim Efendi'nin Payı
Hüsameddin'in "Amasya'dan celb edilen neferât ile Nizâm-ı Cedîd Ocağını açdırdı" cümlesi, Sabit Genç'in arşiv belgelerine ve Hüsameddin'in kitabının başka ciltlerine dayanan çalışmasında ayrıntılı biçimde karşılık bulur. Eylül 1793'te Nizâm-ı Cedîd'in kurulduğunu bildiren fermanla Amasya'ya önce Kayalı Paşazâde Kâşif Ömer Ağa, ardından muhasebe halifelerinden Uzun Hâfız Mehmed Efendi ile sadaret mektubî kalemi halifelerinden Mahmud Efendi gönderilmiştir. Genç, Hâfız Mehmed Efendi'nin ailesinin, İbrâhim Efendi'nin amcası olan meşhur hattat Râsih Mehmed Efendi bin İbrâhim Ağa'nın akrabası olduğunu kaydeder. Ferman ulema, ayan ve halk önünde okunmuş; Amasya kadısı Hacı Rıfkı Efendi de bu çalışmaya destek vermiştir. Sadaret kethüdası Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'nin baş ayan Hacı Süleyman Bey'e yazdığı mektup ve gelen memurların açıklamaları üzerine Amasya gençlerinden ve yeniçerilerden pek çok kişi yeni ocağa yazılmıştır.
İşler kolay yürümemiştir. Şubat 1794'te yeniçerilerin kışkırttığı bir kalabalık mahkemeyi basıp Nizâm-ı Cedîd'e yazılanların künyelerinin bulunduğu defteri yırtmış, soruşturmada müftü Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi görevden alınmış, alaybeyi ve yeniçeri serdarı sürgüne gönderilmiştir. Defter yeniden düzenlenerek askerler İstanbul'a sevk edilmiş, Şubat 1797'de Hızır Paşa Mahallesi'nde muhassıl Bozoklu Süleyman Bey'in bağışladığı geniş bir bağ arsası üzerinde Nizâm-ı Cedîd kışlası açılmıştır. Genç, kışlanın bugün İstasyon arazisi olarak bilinen yerde bulunduğunu, 1944'teki bir devir yazışmasında "Nizâm-ı Cedîd Kışlası arazisi" ifadesinin geçtiğini belirtir. 1805'te Amasya'da on iki bölüklük bir orta kurulması kararlaştırılmış, Ağustos 1806'da bu ortada 53 subay ve 411 er eğitim görüyordu. İbrâhim Efendi'nin ölümünden birkaç gün sonra, 4 Haziran 1807 tarihli bir fermanla Amasya'da da Nizâm-ı Cedîd kaldırılmış, kışlaların yıkılması istenmiş, kışladaki eşyalar sayılarak Amasya Bedesteni'ne getirilmiştir.
Ölümü
Kabakçı Mustafa İsyanı 25 Mayıs 1807'de Boğaz yamakları tarafından başlatılmış ve dört gün içinde III. Selîm'in tahttan indirilmesiyle sonuçlanmıştır. Yunus İnce'nin, olaylara tanık olan birinin mektubunu ve dönemin kroniklerini karşılaştırarak verdiği bilgilere göre Hacı İbrâhim Efendi, yamakların İstanbul'a geçmesi üzerine Babıâli'den tersaneye gitmiş, oradan Eyüp'te Vâhid Efendi'nin sahil köşküne sığınmıştır. Burada da güvende hissetmeyince başına bir şal örtüp yaşlı bir kayıkçının kayığıyla Beylerbeyi iskelesi yakınındaki evine geçmiş, mahzene saklanmıştır. Kayıkçıya gereğinden çok fazla para vermesi bir kahvehanede konuşulunca isyancılar evine dönmüş, bahçıvana işkence ederek yerini öğrenmiş ve onu mahzenden çıkarmışlardır.
Yeni padişahın ilk günlerinde kan dökülmesini istemeyen Kaymakam Musa Paşa, İbrâhim Efendi'nin canına dokunulmayacağını söyleyerek onu çavuşbaşı dairesine yerleştirmiştir. İnce'nin aktardığına göre ise Musa Paşa aslında onun ölümünü istiyordu ve Kabakçı Mustafa'ya "Gizli Sıtma"nın yakalandığını haber göndermişti. Birkaç isyancı çavuşbaşı odasını basarak İbrâhim Efendi'yi götürmüş, yolda "Buna gizli sıtma derler, kimi tutarsa kurtuluş yoktur; ama sakalının kılı kendi zararını giderir" diyerek sakalını yolup gelip geçene dağıtmışlardır. Beyazıt tarafındaki yemenicilere kadar geldiklerinde takati kalmayan İbrâhim Efendi'yi kılıçla öldürmüş, kesik başını Et Meydanı'na götürmüşlerdir. Kaynakların çoğu olayın yerini böyle verir; kimilerinde Çömlekçilerbaşı, kimilerinde Dülbentçiler önü olarak geçer. Hüsameddin'in verdiği Eyüp'teki Kâşgarî Dergâhı yolu üzerindeki mezar bilgisine okunan kaynaklarda rastlanmadı.
Hüsameddin'in andığı oğlu İsmâil Zühdü Bey ve kardeşi Mehmed Efendi hakkında başka kaynaklarda bilgi bulunamadı. Yetiştirdiği söylenen İbrâhim Afîf Efendi için bu cildin 229. maddesine ve Hüsameddin'in "ayın" harfindeki biyografisine bakılmalıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 68–69. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Yunus İnce, "Bir Görgü Tanığının Gözünden Kabakçı Mustafa İsyanı", Türkiyat Araştırmaları (dergipark.org.tr/tr/download/article-file/641010).
- Sabit Genç, "Nizam-ı Cedid'in Amasya Sancağındaki Yansımaları", Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 8/2 (2025), s. 335-362.
- Kemal Beydilli, "Selim III", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/selim-iii).
Kitaplar
- Hakan Erdem, "Hiç Değilse Vergide Eşitlik", Karar, 12 Ekim 2019.
- Hakan Erdem, "Bu da Nizam-ı Cedid'in Mustafa Reşid'i", Karar, 5 Ekim 2019.